|
KAPADOKYA’DA TARİH
ÖNCESİ DÖNEM
Kapadokya’da
paleotik döneme ilişkin kimi izlere rastlanmasına rağmen, asıl belirleyici
izler son paleotik döneme ilişkin... Volkan patlamalarının neolitik döneme
kadar insan yerleşmelerine izin vermediği düşünülüyor. Bölgede yapılan çalışmalarda
neolitik döneme ilişkin birçok yerleşme tespit edilmiş.

KÜLTEPE VE ÇATALHÖYÜK
Kayseri’nın
birkaç kilometre doğusundaki Kültepe’de yapılan kazı çalışmaları sırasında gün ışığına
çıkarılan ve Asur kolonilerine ait olduğu varsayılan yazılı tabletler,
Anadolu’nun tarih-öncesine son veren ve yazılı tarihinin başlangıç noktası sayılan
buluntuları oluşturuyor. Böylece Anadolu’nun tarihi de M.Ö 2000’den başlar.
Akdeniz’le Karadeniz ve Mezopotamya ile Ege arasındaki önemli bir geçiş noktası
olduğu anlaşılan bu bölge, tarihin bilinen en eski kentsel yerleşimlerinden
biri olarak kabul edilen Çatalhöyük’e yaklaşık olarak 100 km uzaklıkta.
Çatalhöyük’ün
öyküsü ise yaklaşık 9000 yıl öncesine kadar gidiyor. Duvar resimlerinden bu
bölgede Neolitik çağ boyunca aralıksız 800 yıl süren bir yerleşimin var olduğu
tahmin ediliyor. 1960’larda James Mellart tarafından keşfedilen ve kazılan
Çatalhöyük, yaklaşık 30 yıllık bir aradan sonra 1993 yılından itibaren çok
farklı teknikler kullanılarak, Prof. Ian Hodder’ın başkanlığındaki uluslararası
bir ekip tarafından tekrar kazılıyor. Yerli ve yabancı çeşitli üniversitelerden
gelen 70 dolayındaki akademisyen ve öğrenci tarafından 11 yıldır sürdürülen kazı
çalışmaları M.Ö. 7000 yılına ait olan bölge haricinde M.Ö. 5 binli yıllara ait
olduğu sanılan ve Batı Çatalhöyük olarak adlandırılan bir başka yerleşimi de
ortaya çıkardı.
İlk yerleşmelerden
birisi olması nedeniyle, insanlık tarihi açısından büyük önem taşıyan
Çatalhöyük’te gün ışığına çıkarılanlar bununla sınırlı değil. Yıllar süren kazılar
sonunda insanlığın ilk barınma biçimleri, ev mimarisi ve toplumsal ritüellerine
dair bir hazine çıkıyor ortaya adeta. Ortaya çıkarılan ve genellikle 2 oda,
depo, mutfak ve kilerden oluşan Çatalhöyük evleri bugün hala kullanılan evlere
benzemekle kalmıyor, kullanılan malzeme de aradan geçen binlerce yıla karşın
neredeyse hala aynı: Kerpiç. Üstelik günlük ‘maişet derdi’de pek değişmemiş.
Çatalhöyük’ün on bin yıl önceki sakinleri de buğday ve mercimek yetiştirip
birbiriyle akraba 2’si ya da 4’ü yetişkin yaklaşık 10 nüfuslu evlerde yaşarlarmış!

SOKAKSIZ ŞEHRİN KAPISIZ EVLERİ!
Höyük, farklı yükseklikte iki tepe düzü olan bir tepe şeklinde olması nedeniyle
çatal sıfatını almış. Yerleşimin, yani şehirciliğin en iyi bilinen dönemi 7. ve
11. katlarda ortaya çıkarılmış. Dörtgen duvarlı evlerin duvarları birbirine
bitişik, ama ortak duvar yok, yani her evin kendi duvarı var. Evler ayrı ayrı
planlanmış ve ihtiyaç duyulunca yanına başka bir ev yapılmış izlenimi veriyor.
Bu bitişik duvarlar nedeniyle şehirde sokak yok. Ulaşım düz damlar üzerinden sağlanıyor.
Şehri sınırlayan ve koruyan sur duvarları niteliğinde herhangi bir buluntuya da
rastlanmamış. Bina yapımında kullanılan malzeme kerpiç, ağaç ve kamış. Evlerin
temel derinlikleri yüksek değil. Duvarlar arasında ağaç dikmeler bulunuyor. Bu
dikmeler üzerine gelen kirişler ise düz tavanı taşıyor. Tavan üst örtüsü kamış
üzerine sıkıştırılmış kil toprak. Evler tek katlı ve kapısız, eve giriş-çıkışın
damda açılan bir delikten merdivenle olduğu tahmin ediliyor. Her ev, bir oda ve
bir depodan oluşuyor. Odaların içinde dörtgen ocaklar, duvarların ön kısımlarında
taban döşemesinden yüksekliği 10-30 cm. arasında değişen sekiler ve duvar
içinde dörtgen nişler var. Duvarlar sıvalı, sıva üzeri beyaza boyandıktan sonra
sarı, kırmızı ve siyah tonlarda resimler yapılmış. Kutsal odalar diğer odalara
nazaran daha büyük. Bu evlerin içindeki duvar resimlerinin yanında orijinal boğa
başı, koç başı ve geyik başlarının sıkıştırılmış kil ile konserve edilmiş trofeleri
duvarlara aplike edilmiş. Bunların yanında rölyef halinde insan figürleri ile
hayvan figürleri de görünüyor. Duvarlara resmedilmiş olan akbabalar tarafından
parçalanan başsız insan figürlerinin ise ölü gömme adetleri ile ilgili olduğu
sanılıyor. Akbabalar tarafından et kısmı yenerek temizlenen kemikler
toparlanarak hasırlardan yapılmış bir örtüye sarılır ve ev içindeki şekillerin
altına gömülürmüş. Şekiller altında yapılan araştırmalarda çok sayıda iskelet
ortaya çıkarılmış. Ölü hediyesi olarak kemikten yapılmış aletler, renkli taşlar,
kesici aletlerden taştan baltalar, deniz kabuğundan yapılmış boncuklar konmuş.
ANA TANRIÇA KÜLTÜ

Çatalhöyük kazısında ele geçen heykelcikler bize ana tanrıça kültürünün (tapınma)
başlangıcı ve zamanın inançları hakkında özgün bilgiler veriyor. Pişmiş toprak
ve taştan yapılmış bu heykelcikler 5 ila 15 cm. arasında değişen büyüklükte. Şişman, iri göğüslü, büyük kalçalı ve zaman zaman doğum yapar vaziyette tasvir
edilmişler. Bu özelliklerinin bolluk ve bereketi temsil ettiği düşünülüyor.
Çatalhöyük’te ele geçen alet ve malzemelerin hemen hepsi taş, pişmiş toprak,
baltalar, sığ tabaklar, yüksek kabartma bereket tanrıçası motifleri ile süs eşyası
olarak kullanılan bilezik ve kolyeler. Pişmiş topraktan iri taneli hamura sahip,
çarksız siyah ve kiremit renkli kaplar ve çanaklar bulunmuş. Ayrıca ana tanrıça
ve mukaddes hayvan figürü de pişmiş topraktan yapılmış. Kemikten yapılmış
kesici ve delici aletler ile obsidyenden yapılmış mızrak ve ok uçları
Çatalhöyük’te kullanılan en önemli malzemeler.
BOĞAZKÖY – HATTUŞA
Çorum, Boğazkale ilçesinde yer alan Boğazköy’ün (Hattuşa) Ankara’ya uzaklığı 208 km. Çorum’a ise 82 km. Anadolu’da ilk organize devleti kuran Hititlerin başkenti olan Hattuşa’ın
Anadolu arkeolojisinde de önemli bir yeri var. Bugün Tarihi Milli Park olarak
ilan edilen Boğazköy’de görülecek başlıca yerler Büyük Hitit İmparatorluğu’nun
geç dönemlerine ait, yol güzergahına göre gezerseniz; Aşağı Sevir’deki Büyük
Mabedi, (1 nolu mabed), şehir surları ve üzerindeki anıtsal kapıları (Arslanlı
Kapı, Poterni ile Yer Kapı, Kral kapısı), Yukarı Sevir’de sayıları 31 ‘e ulaşan
tapınakları, Nisan tepeyi, Krallık sarayı ve diğer yapılar ile Büyük Kale’yi
göreceksiniz. Frig Çağı’na ait en önemli yapılar ise Bastionu ile Güney Kale.
Ayrıca, Boğazköy’deki yerel müzede ören yerinin önemli buluntuları
sergileniyor.

Kral Kapısı, Boğazköy
YAZILIKAYA
Hitit İmparatorluk Dönemi’nin benzersiz bir kalıntısı olan Yazılıkaya Açıkhava
Mabedi Boğazköy’ün 2 km kuzeydoğusunda yer alıyor. Yerli kayaların doğal
durumlarına uygun olarak düzenlenmiş olan büyük ve küçük galeri iki mekandan
oluşmakta. Büyük galerinin sağ duvarında tanrıçalar, sol duvarında ise tanrı
kabartmaları yer alıyor ve her iki grup, ana sahnedeki Hava Tanrısı Teşup ile
karısı Tanrıça Hepatu’nun karşılaşma sahnesine doğru hareket halinde
betimlenmiş. Galerinin en büyük kabartması olan Kral IV. Tuthaliya’nın
kabartması doğu duvarında yer alıyor. Bu odada bahar bayramlarının kutlanışı
tasvir ediliyor. Küçük galeriye giriş dar bir koridorla sağlanmakta. Girişin
her iki yanında koruyucu kanatlı aslan tasvirleri yer alıyor. Burada sağa doğru
ilerleyen On iki Tanrı, Meç Tanrısı ve tanrı Sarumma’nın himayesinde IV.
Tuthaliya kabartmaları bulunuyor. Bu kült alanı önüne daha sonraki çağlarda mabet
yapılar inşa edilmiş.

Hattuşa’ın 2 km kuzeydoğusunda yer alan Yazılıkaya Tapınağı, Hitit mimari
özelliklerinin yansıtıldığı iki kaya odadan oluşuyor.
AŞIKLI HÖYÜK
Aksaray’da Ihlara Vadi yerleşiminin bir uzantısı olan Aşıklı Höyük’te yapılan
arkeolojik çalışmalar Kapadokya Bölgesi’nin kerpiçten yapılmış ilk
mahallelerini ortaya çıkarmış. Yerleşik yaşamın en güzel ve en karmaşık mimari
örnekleri olan bu evlerin duvar ve tabanlarında sarı, pembe kil duvar sıvaları
kullanılmış. Ölülerini evlerinin tabanlarına hocker tarzında, yani dizleri
karınlarına çekik olarak gömmüşler. Höyük’te ele geçen yüz bine yakın
obsidiyenden yapılmış çeşitli aletlerin Anadolu’da benzerleri yok.
ALACAHÖYÜK
Çorum’a 45 km. uzaklıkta, Alaca İlçesi Höyük Köyü yerleşim alanı içerisinde yer
alan Alacahöyük; görkemli sfenksli kapısı, ilginç mimarlık eserleri ve mahalli
müzesiyle, Boğazköy ve Yazılıkaya’yı ziyaret edenler için aynı gün
gezilebilecek önemli bir arkeolojik ören yeri. Günümüze ulaşan kalıntılar Hitit
imparatorluk Çağı’na tarihlendiriliyor. Görkemli sfenksli kapısı, mabet-saray
kompleksi gibi dini ve resmi yapıları ve diğer mimari kalıntıları ile
Alacahöyük bir açık hava müzesi niteliğini taşıyor.

Tanrılar Geçidi, Yazılkaya
Yazılıkaya Tapınağı’nın kayalığa yapılmış olan odaları “Büyük Galeri” (A
odası) ve “Küçük Galeri” (B Odası) adıyla anılmakta. Büyük Galeri’nin (A odası)
batı duvarı tanrı kabartmalarıyla, doğu duvarı ise tanrıça kabartmalarıyla
süslü. Her iki duvardaki figürler, doğu ve batı duvarlarının kuzey duvarı ile
birleştiği ana sahnenin yer aldığı kısma doğru yöneliyor. Tanrıların genel
olarak sivri bir külâhı, belden kuşaklı kısa bir elbisesi, kalkık burunlu
papuçları ile küpeleri var. Çoğu zaman kıvrık bir kılıç ya da topuz taşırlar.
Tanrıçaların hepsi uzun bir etek giyer, başlarında silindir biçimli bir başlık
bulunuyor. Doğu ve batı duvarının birleştiği kuzey duvarında, ana sahneyi
oluşturan baş tanrılar yer almakta. Burada dağ tanrıları üzerinde duran Hava
tanrısı Teşup ve karısı tanrıça Hepatu ile arkasında oğulları Şarruma ve çift
başlı kartal yer alıyor. Doğu duvarında yer alan Kral IV. Tuthalia’nın
kabartması ise galerinin en büyük kabartması. Ayrı bir girişi bulunan Küçük
Galeri’yi (B odası) girişin iki yanında bulunan aslan başlı, insan gövdeli kanatlı
cinler koruyor. B odasının batı duvarında sağa doğru sıralanan on iki tanrı,
doğu duvarında ise Kılıç Tanrısı ile Tanrı Şarruma ve himayesindeki kral IV.
Tuthalia yer alıyor. Bu kısımda iyi korunmuş kabartmalar dışında kayaya oyulmuş
üç adet niş yer alıyor, bu nişlere bir takım hediyelerin veya Hitit kral
ailesinin ölü küllerinin saklandığı kapların konulduğu sanılıyor.

TÜF KAYALARA OYULMUŞ MAĞARA EVLER
Nevşehir-Ürgüp-Avanos üçgeni arasında, ama asıl yoğunluğu buranın 20 km güneyinde olan ve sayıları iki düzineyi aşan yeraltı ve kaya içi yerleşmeleriyle dolu kasaba ve
köyler bulunuyor. Tüf içine oyularak yapılmış birçok yapı içinde en önemli ve
sayıca fazla olanlar oturmak üzere yapılmış evler. Yumuşak ve oyulmaya son
derece elverişle olması nedeniyle kolay görünse de, bu tür yapıların işlenişi
önemli bir ustalık isteyen zor bir iş olduğu kesin. Önce, “kayacı” adı verilen
ustalar yamaçlarda tüfün kırıksız, çatlaksız ve yoğun olduğu bir yüzey
bulurlar. Oyma işinin yapıldığı “külünk” adındaki iki ucu sivri bir kazmayla
önce bir kapı açılır, ardından koridorlar, iç kapılar, pencere, duvar dolapları
ve sekilere şekil verilir. Ustalar işlerini metre hesabına göre yapar ve buna
göre ücret alırlar.
Bu kayadan
oyma meskenlerin büyük bir kısmı yakın bir zamana kadar kullanılıyordu. Bugün
dahi ev, ahır ya da samanlık olarak kullanılanlar var. Ortaçağın en ünlü üzümü,
dolayısıyla da şarapları bu bölgenin ürünü idi. Günümüzde de köy evlerinin pek
çoğunda “Şırahane” denilen imalathanelerde pekmez ve şıra elde etmek için
üzümler işleniyor. Tüfe oyulmuş havuzlar olan şırahanelerde yaş üzümler ayakla
çiğnenir, kanallarla depolara yollanır, daha sonra kaynatılarak pekmez elde
edilirdi. Bölgenin üzümlerinin hemen tamamı bu şekilde veya daha titiz bir
biçimde şarap fabrikalarında kullanılır, bir kısmı da kurutulurdu. Oldukça
ilkel çalışan şarap fabrikalarında mahzen veya fıçı işini gören, tüf içine
oyulmuş büyük havuzlar vardı.
Son derece
kendine özgü bir volkanik dokudan oluşan toprak üzerinde tarım, yine kendine
özgü bir gübrelemenin bulunmasını zorunlu kılmış ve yüzyıllar süren bir
deneyimin ardından bu yöntem gelişerek, bu kıraç arazinin bakılması halinde çok
verimli olabileceğini göstermiş. Bölgede sık sık rastlanan ve orijinal bir
görünüm sunan güvercinlikler aslında sözü edilen tarım ve gübreleme sistemi ile
yakından ilişkili.
CİVELEK MAĞARASI
Nevşehir’in Gülşehir ilçesinin 4 km. doğusunda yer alan Civelek Köyü yakınlarında
yer alıyor. Kalkerli bir yapıya sahip olan mağaraya 14 m. uzunluğunda aşağıya doğru uzanan bir galeri vasıtasıyla inilebiliyor. Ana mekanı 22x11m. olan
mağaranın tavan kısımlarında kalsit kristalden oluşan 5-15cm. arasında değişen
uzunluktaki sarkıtlar yer alıyor. Nevşehir Müzesi ve İtalyan mağarabilimcileri
ile birlikte yapılan çalışmalarda mağara tabanında özellikle göçen kaya
parçaları arasında ve galerilerde Kalkolitik döneme (M.Ö.5000-3000) ait elde şekillendirilmiş
tek kulplu fincanlar, çeşitli boylarda çömlekler, dokumacılıkta kullanılan ağırşaklar,
taştan ve kemikten aletler ele geçmiş. Ayrıca Mağara’nın çevresinde yapılan
yüzey araştırmalarında da obsidiyenden ve silekstan yapılmış aletler bulunmuş.
Mağara koruma altına alındığından ziyarete kapalı.
|
|