11 Şubat 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

KEKOVA

 

Bölgeye adını veren Kekova Adası, Simena’nın tam önünde Kaş, Demre arasında yer alıyor.



Doğa ile tarihin bütünleştiği ve turkuaz denizin binlerce koyla çevrildiği bir yeryüzü cenneti Kekova. Kaş'tan sonra Uluburun geçilerek Kekova'ya doğru yol alındığında önce Sıçak Yarımadası ile karşılaşılıyor. Sıçak İskelesi’nde Aperlai antik kenti, yarımadanın ucunda ise Toprakada ve Karaada yer alıyor. Bundan sonra Kekova Adası uzanıyor. Bu adadan dolayı tüm bölge Kekova adıyla anılıyor.

Kekova bölgesinin bu koyları, her mevsimde doğal liman görevi üstlendiği için yatçıların en favori kıyılarından aynı zamanda. Kekova Adası’nın kuzey sahili boyunca, antik Apollonia kentinin M.Ö. 4. yüzyıla ait yazlık yalıları, yer yer su içinde görülebiliyor. Tarih içinde yörede oluşan tektonik olaylar bazı yalıların deniz seviyesinin altında kalmasına yol açmış. Simena (Kaleköy) Kalesi bu berrak sularda gezinen yatların, sayısız koyların ve adaların kuşbakışı seyredilebileceği en iyi yer. 


Kekova Adası’na tekneyle geçerken batık kentin izleri görülmeye değer güzellikte. Bölge koruma altında ve dalış yasak.


KEKOVA ADASI
Bölgeye adını veren Kekova Adası, Simena’nın tam önünde Kaş-Demre arasında yer alıyor.
Kekova Adası depremlerle kısmen suya batmış olduğu için batık şehir olarak anılıyor. Kekova Adası'nın karşısında Kaleköy ve biraz ileride de yatlar için sakin bir koy olan Üçağız Köyü bulunuyor. Simena’dan tekneyle 10 dakikalık uzaklıkta yer alan ada üzerinde bulunan Tersane Koyu’na tekneyle ulaşılabiliyor. Batık Şehir üzerinden teknelerle geçerken su altında kalan şehrin izlerini ve merdivenleri görebilirsiniz.

KEKOVA TURU
Turun ilk durağı Yağlıca. Kısa bir yüzme molasının ardından İnönü Koyu’nda mola veriliyor. Üçüncü durak Akvaryum Koyu. Bin bir rengin oynaştığı büyüleyici denizde yüzme ve yemek molası verdikten hemen sonra, Batık Şehir kıyılarından geçerek Simena'ya ulaşabilirsiniz. Kaleye tırmanın, göreceğiniz manzara karşısında büyülenecek, burçlardan görülen manzarayı tadıp Kekova'ya bir kez daha hayran kalacaksınız. Üçağız Köyü’nden sonra son mola yeri ise Tersane Koyu.



THEIMUSSA (ÜÇAĞIZ)
Kaş’a 36 km uzaklıktaki Theimussa, (Üçağız) üç tarafı denizlerle çevrilmiş koyları ile doğal bir barınak gibi.
Yat turizmi açısından önem taşıyan Theimussa (Üçağız), deniz yoluyla Simena (Kaleköy) ve Kekova Adası’na ulaşım sağlıyor. Kentin tarihinin, bir kitabeden M.Ö. 4. yüzyıla kadar indiği anlaşılıyor. Theimussa’da daha çok mezar kalıntıları yer alıyor. Görülmesi gereken kalıntılar, kayalık alçak bir tepe üzerinde yer alan kale, bugün denizin içinde kalmış olan sur parçası ve kentin doğu ucundaki kayalar içine oyulmuş iskele...



SIMENA (KALEKÖY)
Eski Simena antik kenti üzerine kurulmuş olan Kaleköy, bir yarımada. Ulaşım teknelerle sağlanıyor.
Güzelliğini, tarihi, denizi ve güneşinden alan Simena'ya Üçağız'dan deniz yoluyla da ulaşılabiliyor. Karşısındaki Kekova adasında bulunan ve Akdeniz'in büyüleyici mavisinin altında yer alan batık şehir ve antik kalıntılar görülmeye değer. Tarihi Likya uygarlığına kadar uzanan Simena'da pek çok uygarlık kalıntılarına rastlamak mümkün. Kayalara oyulmuş tiyatro ve surlar bunlardan yalnızca birkaçı.
Kaleköy'e karadan doğrudan ulaşım bulunmuyor. Kıyıdaki iskelelerden birisine yaklaştıktan sonra evlerin içinden ve bahçelerinden geçerek yukarıdaki kaleye ulaşılıyor. Ortaçağ 'da kullanılan bu kalenin içinde kayalara oyulmuş, 7 oturma sırası ile 300 kişilik bir tiyatro bulunuyor. Bulunan yazıtlar ise köyün tarihinin M.Ö. 4. yüzyıla dayandığını gösteriyor.
Tarihi şehir üzerine kurulan köyün sakinleri balıkçılık yaparak geçimlerini sağlıyor. Turizmin gelişmesi ile kıyıda yatlara hizmet veren restoran işletmeciliği de önemli bir gelir kaynağı sayılabilir. Genç kızlar ve hanımlar el işi çalışmalarını ve diğer turistik eşyaları satarak aile bütçelerine katkıda bulunuyor.
Simena’da tarih ve gündelik yaşam içiçe geçmiş. Özellikle tepedeki kaleden Kekova Adası’nın ve koyların nefis görünüşü büyüleyici güzellikte.


Simena (Kaleköy) bölgenin en güzel yerleşimi. Karayolu ulaşımı yok. Ancak tekneyle gidiliyor. Simena, iskelesindeki restoran ve pansiyonlarıyla sadece bir mola yeri değil, aynı zamanda doğa ve tarihle içiçe uzunca süre konaklanabilecek bir tatil beldesi.


Antik adı Simena olan Kaleköy’ün surlar içindeki yığma taştan yapılmış evleri çevreyle uyumlu. Aykırı bir yapılaşma yok.

MYRA (DEMRE)
Demre'ye birkaç kilometre uzaklıkta olan Myra, denize bakan kayalar içine oturtulmuş bir kent. Belki de türünün Anadaloda’ki en güzel örneklerinden...Geniş bir alana yayılmış kalıntılar, mezarlar ve Likce yazıtlardan M.Ö. 5. yüzyıla kadar uzanan eski bir kent olduğu anlaşılıyor.
M.S. 17'de İmparator Germanicus'un karısı Agrippina  ile Myra'yı ziyaret ettiği biliniyor.
St. Paul  M.S. 60 yılında Myra'ya uğramış. M.S. 2. yüzyıl  ise Myra'nın Metropolis ünvanıyla onurlandırıldığı ve büyük bir gelişmeye sahne olduğu dönem. Bizans egemenliğinde kent, özellikle 4. ve 5. yüzyıllarda yine bir dini ve idari merkez durumuna gelmiş.
Antalya’nın Kale (Demre) ilçesinde bulunan Kaş-Finike arasındaki çarpıcı kaya mezarlarıyla ünlü Myra’ya düzgün bir yolla kolayca ulaşılıyor. Adı“Yüce Ana Tanrıçanın yeri” anlamına geliyor. Myra, Demre ovasını kuzeybatıdan çeviren dağların denize bakan yamacına kurulmuş. Önce bugünkü kaya mezarlarının üzerindeki tepede kurulan şehir daha sonraları aşağıya inerek genişlemiş ve Likya’nın çok önemli altı büyük kentinden birisi olmuş.



MYRA KAYA MEZARLARI
Noel Baba Kilisesi’nin kuzeyinde kayalara oyulmuş mezarlar bulunuyor. M.Ö.5. yüzyıla tarihlenen Myra antik kentinin içinde yer alan mezarların çoğunda kabartmalar ve kitabeler mevcut. Buradaki en ilginç mezar ise her iki yanında İyon tipi sütun bulunan ve kapısının üzerinde kabartmalar bulunan kaya mezarı.


Roma dönemine ait 108 m çapındaki tiyatronun oturma sıraları yarım daire şeklindeki tonozlar tarafından taşınmakta.


MYRA TİYATROSU
Myra'nın görkemli tiyatrosu oldukça sağlam biçimde günümüze kadar gelebilmeyi başarmış bir yapı. Yunan-Roma tiyatrosunda 35 oturma sırası mevcut. Sahne binası ikinci kata kadar kısmen ayakta. Halen orkestranın içinde bulunan mermer blok, binanın gösterişli cephe mimarisine ait. 141 yılındaki depremde zarar gören tiyatro, dönemin ileri gelenlerinden  Rhadiopolisli Opramoas adlı zengin bir tüccarın yardımıyla onarılmış. Tiyatronun gladyatör dövüşleri için arena olarak da kullanıldığı biliniyor. Kral için bir loca eklenmiş. Tiyatronun cephesi heykeller, sütunlar ve kabartmalarla süslenmiş. Bu sütun ve kabartmaların çevreye dağılmış örneklerini görmek mümkün.


St. Nicholas öldüğünde yapılan kilise veya şapel 529 yılındaki depremde yıkılınca, yerine daha büyük bir kilise inşa edilmiş. Bu kilise de 7. yüzyılda tahrip olunca 1042’de Bizans İmparatoru 9. Konstantin Manamakhas ve İmparatoriçe Zoe tarafından tamir ettirilmiş. Bununla ilgili kilisede bir de kitabe bulunuyor.

ST. NICHOLAS KİLİSESİ
Yaygın olarak Noel Baba olarak bilinen St. Nicholas M.S. 245'te Patara'da doğmuş ve M.S. 363'de ölmüş. Zengin bir ailenin iyi eğitilmiş oğlu olan St.Nicholas hayatını insanlara özellikle de çocuklara ve denizcilere yardıma adamış. Bu yardımlarının sağladığı ünü, bugüne dek Noel Baba efsanesi olarak gelmiş.
Demre rahibi olarak insanlara dini ve sosyal yardımlarda bulunan
St. Nicholas ölünce Demre'ye gömülmüş ve mezarının yanına adına bir kilise inşa edilmiş. 1080'de İtalyan korsanlar mezarından bazı kemikleri Bari'ye kaçırmışlar. Kalan bazı kemik parçaları ise bugün Antalya Müzesi’nde yer alıyor.
İlki 5-7 Aralık 1983 yılında yapılan Noel Baba Sempozyumu, o günden beri değişik din ve eğilimlerden gelen insanların katılımıyla her yıl tekrarlanıyor. Bu sempozyumda St. Nicholas'ın çizgisinden gidilerek değişik din ve inançlardan insanlara barış, dostluk ve kardeşlik çağrısı yapılıyor.

NOEL BABA
Bütün dünyada Noel Baba olarak  tanınan St. Nicholas, Türkiye'nin Akdeniz kıyılarında önemli bir Likya kenti olan Patara'da doğmuş.
M.S. 300'e doğru Patara refah içindeyken kentte yaşayan zengin buğday tüccarının bir oğlu olur ve çocuğa Nicholas adı verilir. Doğduğunda göğün bir hediyesi, ana-babasının dualarının ve sundukları adakların bir meyvesi, fakirlerin bir kurtarıcısı olarak dünyaya geldiğine işaret edilen
St. Nicholas’ın daha gençliğinde bile mucizeler yarattığına inanılır.



GÖMBE YAYLASI
Gömbe, soğuk suları ve elma bahçeleriyle ünlü bir yayla. Kaş'a 60 km. uzaklıkta Elmalı yolu üzerinde bulunuyor.
Yazın sıcak günlerinde çok bunaldıysanız ve bir değişiklik arıyorsanız, Gömbe Yaylası tam size göre. Kaş’tan Elmalı’ya doğru, büyük bölümü çam ağaçlarının yeşilliğinde geçen 70 km’lik yolculukla Gömbe’ye çıkabilirsiniz. Asfalt yolda, 1320 m yükseklikteki Sinekçibeli’nde mutlaka durup çevreyi seyretmeniz, şiddetle tavsiye edilenler arasında.
Gömbe, Hıristiyanlık zamanında piskoposluk merkezi olarak önem kazanmış. Çevredeki kilise ve lahitler günümüze gelebilen kalıntılar arasında. Yol boyunca çam ve sedir ağaçlarıyla kaplı ormanlar adeta köyleri gizlemeye çalışıyor. Osmanlı devrinde hayvan panayırı olarak kullanılan yaylada çok sayıda yörük bugün de yaşamlarını sürdürüyor. Türkiye'nin en eski yağlı güreşlerinin yapıldığı yer olarak da bilinen Gömbe, zamanında Yunanlılara ait olan Meis ve Rodos gibi adaların tahıl ihtiyacını da karşılamış. Sulu elması kadar armut ve cevizi de ünlü olan Gömbe'de, Akdağ'ın doğu yamacından doğan üç büyük kaynak suyu var. Bunlardan biri Şelale şeklini alarak 60 metre yükseklikten dökülen Uçarsu. Mayıs ayının ilk haftasında karların erimesiyle uçarcasına akmaya başlayan şelale ağustos ve eylül aylarına kadar bu akışını sürdürüyor. 5-7 Haziran arasında düzenlenen şenliklerde yöreye gelen ziyaretçiler, Uçarsu'da dilek dileyip kurban kesiyor, sema törenleri ve folklor gösterileri yapıyor, sonra da Tekke Köyü Abdal Musa Türbesi'ni ziyaret ediyorlar. Yeşilgöl ve Uçarsu, yaz sıcağından kaçmak, doğa yürüyüşü yapmak isteyenler için serin ve temiz havası ile ideal yerler. Yöre, dağlardan toplanan kar ile yapılan dondurması ve kar şerbetiyle ünlü.

Gömbe Köyü’nde pansiyonculuk çok gelişmiş. Pansiyonlardaki toplam yatak sayısı 200’ü buluyor. Kaş gecelerinin sıcağından rahatsız olanlar için Gömbe iyi bir alternatif olabilir. Gömbe yaylasına Kaş’tan Elmalı ve Gömbe dolmuşlarıyla çıkılabiliyor. Ayrıca seyahat acentaları tarafından günübirlik turlar da organize ediliyor. 

YEŞİL GÖL
Anıt çınar ağaçlarının bulunduğu Çukurbağ Köyü çay arası mevkiinde ve deniz seviyesinden yaklaşık 900 metre yükseklikte Yeşil Göl adını taşıyan bir krater yer alıyor. 3025 metre yükseklikteki Akdağ'ın eteklerinde bulunan bir başkası ise Avlan Gölü. Çevrede dünyada sadece Lübnan'da bulunan ve Lübnan sediri olarak anılan, eskiden gemi yapımında kullanılan sedir ağaçları bulunuyor.
Turistlerin uygun hava koşullarında yamaç paraşütü yaptıkları ve ilginç bir doğa olayına sahne olan Dumanlı Vadi, Dokuz Göller Mevkii ve Kaş'a 20 km uzaklıktaki piknik ve yürüyüş parkurları, çevrede en fazla ilgi gören yerler arasında gösteriliyor. Nem oranı sıfır olan Gömbe'de 3025 metre yüksekliğindeki Akdağ ve 200 metre seviyeli Yumru, dağcılık sporuna gönül verenleri kucaklarken, Mayıs ayında bile karlarla kaplı kayak pisti turizmcilerin dikkatini çekmeyi bekliyor.  

ELMALI
Gömbe'ye komşu başka bir ilçe olan, Teke yöresinin tam ortasında konumlanan Elmalı'nın tarihi ilk çağlara kadar uzanıyor.
1050 metre yükseklikte bir yayla kenti görünümündeki Elmalı, yazın sıcak günlerinde bile bunaltmayan havasıyla oldukça cazip bir belde.
Bölgede "Kızlar Sivrisi" bir doğa harikası olarak yükseliyor ve yürüyüş ve kamp turlarını foto-safaricileri, dağcıları ağırlıyor. Günümüze kadar doğal güzelliklerini koruyan Elmalı'nın üst mahallelerinde bulunan tarihi sokaklar, çift cumbalı ahşap evler, iç ve dış görünümleriyle Osmanlı mimarisinin en güzel örneklerini sergiliyor. "Aylar" sokağında yaşları 400’ü geçkin ev ise Safranbolu evlerini kıskandıracak güzellikte.


Bölgenin en eski yerleşim alanlarından biri olan Elmalı, uzun tarihi boyunca birçok medeniyete ev sahipliği yapmış.

FİNİKE Portakal diyarı Finike...
Yöre sırasıyla Likya, Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı egemenlikleri altında kalmış. Limanının marinaya dönüştürülmesi ile birlikte yatçılık, Finike’nin önemli gelir kaynakları arasına girmiş. Bugün antik devirden kalma, Finike kentinin bulunduğu tepenin eteğinde çok az sur kalıntıları görülüyor. Tepenin ortasında iki yapı kalıntısı ile Roma devrine ait iki Lahit sandukası ve bunların 10 km kadar kuzeyinde bir kayaya oyulmuş Likya mezarı mevcut. 



GELİDONYA BURNU
Antalya'dan Kaş'a doğru giderken yer alan en uç çıkıntıda, yani güneye uzanan son noktada, "Gelidonya Burnu" yer alıyor. Burnun iki özelliği var. Birincisi Taşlık burnunun güneyine doğru sıralanmış Beş Adalar’dan en büyüğünün güneydoğusunda 3300 yıl önce batan Gelidonya, bugünkü adıyla ise Fenike batığı. Diğeri ise bu turun tam aksi yönünü kapsayan Suluada, Sazak, Porto Ceneviz koyları turu. Eğer bir tura katılıp, koy ve adaları gezmek istersiniz ilk durak Suluada. Suluada, yaz–kış çıkan şifalı soğuk bir suya sahip. Birçok hastalığa iyi geldiği söyleniyor. Ayrıca, Suluada Akdeniz foklarının barınaklarından biri. Diğer bir koy ise Kelleci koyu. Bölgede yer alan fosforlu mağarayı ziyaret ettikten sonra önce Sazak koyuna sonra da Porto Ceneviz koyuna ulaşılıyor.

Finike, M.Ö 5. yüzyılda Phoinikos adıyla kurulmuş önemli bir liman kenti.

YÖRESEL TATLAR

AKDENİZ MUTFAĞINDAN ÖZEL LEZZETLER
Kaş’ta Uzunçarşı sokağında sıralanmış restoranlarda yok  yok. Canlı deniz ürünleri özel hazırlanmış havuzlarda görücüye çıkarken, süt ve şarap soslu lahos, iskorpit buğulamayı, karavida, karidesin tadına mutlaka bakmanızı öneririz. Kaş'ta sayıları 30'u geçen bar ve cafeler arasında Doors, Led Zeppelin, Deep Purple, Pearl Jam gibi hard rock grupların sevilen hitleriyle bira içmeyi sevenler için çeşitli barlar mevcut.
Bölgede Akdeniz'in tipik mutfak yemekleri ünlü. Her türlü et yemekleri, deniz ürünleri ve balık çorbası en gözde yemekler. Yörede arıcılık ve bağcılık da gelişmiş. Karakovan balı ve çam balı, pekmez alınabilecek ürünler. Bol yetişen keçiboynuzundan yapılan keçi boynuzu pekmezi yöreye özgü lezzetlerden.  Hemen her yerde Finike'den getirilen portakalları yiyebilir ve portakal suyundan içebilirsiniz. Yaylalara doğru uzandığınızda kekikle beslenen oğlak ve kuzular, taş fırında odun ateşinde pişiriliyor. Kiremitte oğlak eti köfte, kiremitte alabalık fırında kimyon ve baharat serpilerek pişirilen soğan ve patatesle daha da lezzetleniyor.

BALIKÇILIK
Kaş, Akdeniz'in en temiz ve berrak sularının bulunduğu ilçelerinden. Mercan, ıstakoz, kefal, orfoz, barbunya balıkları ise en çok avlanan balık türleri. Ayrıca ıstakoz, ahtapot avcılığı da yapılıyor ve günlük olarak lokantalarda satılıyor.

ALIŞVERİŞ



RENK CÜMBÜŞÜ
Kaş ve çevresinde el yapımı kilim ve dokumalar üretiliyor. Yöreye özgü "Barak kilimi" ve keçi tüyünden üretilerek dokunan “kılçar” en ünlüleri. Dastar, tülbent, yemeni  köylüler tarafından üretilerek hediyelik eşya olarak satılıyor. Ayrıca ceviz ağacından süslemeli çeyiz sandıkları, ağaçtan sehpalar, tahta kaşıklar ve oklavalar yörenin özellikleri. Kaş'ın Cuma Pazarı da yöresel eşyaların ve yiyeceklerin bulunacağı otantik bir renk cümbüşü. Çeşitli otlardan, elişi dantel, yazma ve el dokumalarına kadar orijinal birçok eşyayı bu pazarda bulabilirsiniz.


Kaş’ta kurulan yöresel pazarlar bölgenin kültürel renkliliğini gözler önüne seriyor.



<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


68364 - unknown - 38.107.179.238