TARİH VE KÜLTÜR
Kaş
köyleri edinilen belge ve buluntulara göre, Likya medeniyetinin en önemli
bölgesini oluşturuyor. Teke Yarımadası sahillerinin M.Ö. 6000 öncesinden beri
iskan edildiği biliniyor.
Kaş, arazi
kesiminin batısında ve denize bakan bir tepede kurulmuş. Şehir daha sonra genişlemiş
ve kuzeybatıya doğru büyümüş. Eski ismi Antiphellos olan Kaş'ın doğu ve
kuzeyinde yer alan dağlarda ise birçok kaya mezarı bulunuyor. Likya yazılarını
taşıyan kaya mezarları “İyonik” tarzda şekillendirilmiş.

SUR DUVARLARI
Kentin Meis Adası'nı gören kıyılarındaki şehir duvarı kalıntıları Helenistik
döneme ait. Yaklaşık olarak 500 m. boyunca aralıklı olarak uzanan duvarların
bir bölümü Kaş'tan antik tiyatroya giden asfalt yolun solunda, Kaş
Hastanesi'nden hemen önce ve deniz kenarında görülebiliyor.
ANTİK TİYATRO
Kent merkezinden yürüyerek 10 dakikada ulaşılan Kaş Antik Tiyatrosu, deniz
kenarında, Meis Adası'nı gören bir noktada yer alıyor. 4000 kişilik seyirci
kapasitesine sahip olan yapı M.S. 2. yüzyılda onarım görmüş. 26 basamaktan oluşan
tiyatronun sahnesi yok. Yapının en önemli özelliği ise Anadolu'daki denize
cepheli tek tiyatro oluşu.
TAPINAK VE NEKROPOL
Tiyatronun bulunduğu tepe üzerinde, sunaklı bir tapınağın kalıntıları
bulunuyor. Aynı tepenin, bugünkü Kaş'a bakan yüzünde, kübik ve dorik tarzda bir
mezar odası (M.Ö. 4. yüzyıl) mevcut. Büyük bir kaya bloğu içinde yer alan tek
katlı ve tek odalı olarak oyulan mezar odasına giriş, dorik tarzda sütun
görüntüleriyle süslenmiş olan bir kapıyla sağlanıyor. Girişin tam karşısındaki
duvarın iç yüzünde, dans eden 21 kadının kabartmalı figürleri yer alıyor.

Kaş’ı çevreleyen tepelere oyulmuş Likya mezarları M.Ö. 4. yüzyıla
tarihlendiriliyor.
ANTİK ÇAĞDA TOPLU İNTİHAR
Xanthosla ilgili sıra dışı bir öykü Herodot kaynaklı belgelerde dile
getiriliyor. Herodot tarihi, M.Ö. 545 yılındaki Pers istilasına kadar bağımsız
yaşayan Xanthos halkının Harpagos komutasındaki Pers ordusuna karşı dövüştüğünü,
ancak yenildiğini anlatır. Xanthoslular’ın Harpagos’un kuvvetleri şehri kuşatınca
kadınları, çocukları, hazineleri ve kölelerini akropolise kapatıp ateşe
verdiklerini yani topluca intihar etmeyi seçtiklerini bildirir Herodot. Bütün
kent halkı ölür, sadece o sırada kent dışında yaylada bulunan seksen aile sağ
kalır. Herodot’a göre Xanthos soyunu sürdüren de bu seksen ailedir. Bugün de
Xanthos vadisinde yaşayan Kınık halkı, yaz aylarında Seki yaylalarına çıkarak
belki de hala bu geleneği sürdürüyordur kimbilir…

Likya Medeniyeti’nin başkenti olan Xanthos, güçlü ve zengin bir kent olmasının
yanı sıra antik çağın toplu intihar eden ilk kavmi olma özelliğini de taşıyor.
XANTHOS
Kaş’a 45 km uzaklıkta. Eşen Çayı'nın doğu kıyısında kurulmuş Xanthos, Likya
Birliği'nin başkentiymiş. Eski Yunanca’da “sarı” anlamına geliyor.
Kentin
akropolisinden elde edilen yüzey buluntuları yerleşme tarihinin M.Ö. 8. yüzyıla
kadar uzandığını ortaya koyuyor. Kelimenin tam anlamıyla bir felaketler kenti
olan Xanthos, M.Ö. 429'daki Pers istilalarına kadar bağımsız yaşamış. Pers
istilasında kentlerini kahramanca savunan Xanthoslular, istilayı
önleyemeyeceklerini anlayınca yenilgiyi seçmişler. Kentlerini yeniden kuran
Xanthos halkı, 100 yıl kadar sonra çıkan bir yangından şehirlerini koruyamamış.
Buna rağmen
yeni baştan kurulan kent batı dünyası ile kurduğu iyi ilişkiler sonucu uzun
süre önemli bir merkez olarak varlığını sürdürmüş. Ancak bu durum da uzun
sürmemiş. M.Ö. 429 yılında Romalı Brutus'un vergilerine direnince Xanthoslular
kentlerinin tamamen harap olmasına neden olacak bir savaşın içine daha sürüklenmişler.
Antik
kentte en çok dikkati çeken tarihi yapı, bir savaş anıtı... 8.87 metre yükseklikteki bu mezar anıt, kayalardan oyulmuş masif bir paye ile dört yüzü frizle
çevrili küçük bir mezar odasından oluşuyor. Üstü bir kapak taşıyla örtülü bu
odadaki anıt mezarların kabartmaları, (Nereidler Anıtı, Harpyler Anıtı, Payave
Lahdi ve Aslanlı Mezar), 1842 yılında İngiliz Fellows tarafından Londra'ya
götürülmüş. Yerlerine de orijinallerinden alınma alçı kopyalar konulmuş.
Kabartmalarda mezar sahibi ve eşine, diğer aile bireylerinin sundukları
hediyeler konu ediliyor. Kuzey ve güneydeki yarı kuş-yarı kadın şeklindeki
Siren adı verilen yaratıklar, bebekleri sembolize ediyor ve ölünün ruhunu
gökyüzüne taşıyor. Bu mezarın M.Ö. 470-480 yıllarına ait olduğu tahmin ediliyor.
Kent surları
Roma ve Bizans dönemlerinde onarılarak çeşitli ilavelerle güçlendirilmiş.Güneyde,
M.Ö. 2. yüzyıla ait bir kapı yer alıyor. Bu kapının arkasında İmparator
Vespasianus'a ait dor düzenli Zafer Kemeri mevcut. Güneybatıda kentin ilk
kurulduğu yer olan Likya Akropolisi bulunuyor. Artemis'e ait olduğu düşünülen
bir tapınağın kalıntıları ile bir Bizans Kilisesi de akropoliste yer alıyor.
Kuzeydeki Roma Akropolisi’nde ise görkemli bir manastır dikkati çekiyor. 2.
yüzyıla tarihlendirilen tiyatro, Roma Dönemi'ne ait.

Payave Lahdi ve kule anıtı.

Bizans Kilisesi’nden mozaik detayı.
Xanthos’da tiyatronun batısında, orijinali İngiltere’deki British Museum’a
kaçırılan Harpy Anıtı’nın kaidesi yer alıyor. Kaidenin üzerindeki orijinal
parçanın yerine alçı kabartmaları konmuş. Tek parça bir kaya üzerine oturtulan,
bir aile mezarı olan Harpy Anıtı’nın yanında M.Ö VI. ve I. yüzyıllardan kalma
iki ilginç Likya mezarı bulunuyor.

LETOON
Xanthos'u geçtikten 4 km sonra güneye ayrılan yoldan Letoon'a ulaşılıyor.
Letoon'un Likya (Lykia) şehir devletlerinin kültür merkezi olduğu sanılıyor.
Zira o dönemlerde festivaller burada yapılırmış.
Letoon adı
ise, efsanelerden geliyor. Tanrılar kralı Zeus, Leto'ya aşık oluyor ve Leto
ikiz çocuklarına hamile kalıyor. Zeus'un kıskanç karısı Hera’dan korkan Leto
ise kaçarak Delos'a geliyor. Burada çocukları Apollon ve Artemis'i doğuran
Leto, Hera'dan daha çok uzaklaşabilmek için Anadolu kıyılarına kaçıyor. Yolda
karşılaştığı kurtlar ona Xanthos Nehri'ne kadar kılavuzluk ediyor. Leto
minnettarlık içinde nehri Apollon'a adayarak, o zamana kadar “Termilles” adıyla
bilinen yere Yunanca kurt anlamına gelen, “Lykos” sözcüğünden türetilmiş olan
“Lykia” adını veriyor.
Letoon'un
kuzeyinde Grek planlı, Helenistik döneme ait olan tiyatro bulunuyor. Sahne kısmı
ayakta olmayan tiyatronun doğu ve batısındaki kapılar dorik frizlerle süslenmiş.
Tiyatro büyük ölçüde Patara tiyatrosunu hatırlatıyor.
Kazılar sırasında
tapınak kalıntılarının arasında Likya (Lykia) tarihine ışık tutabilecek
nitelikte yazıtlar bulunmuş. Bunlardan en önemlisi ise Büyük İskender'in
Letoon'a ziyaretini anlatan yazıt.
Şehirde
M.S. 8. yüzyıldan sonrasına ait kalıntı izleri görülmüyor. Arap akınlarının başlaması
ve Hristiyanlığın putperest yapılarına karşı acımasız olan tutumu yüzünden şehrin
terk edildiği tahmin ediliyor.

Letoon’daki kazılarda Apollon, Artemis ve Leto’ya adanmış üç tapınak bulunmuş.
Tapınaklardan ilki İyon düzeninde 6x11 sütun sayılı, 30 m x 15 m mimari boyutlarında ve süslemelerinden M.Ö 150-100 yıllarında Leto için inşa edildiği düşünülen
tapınak. Doğusunda Dor düzeninde 11x6 sütun sayılı, 27x15 m boyutlarında başka
bir tapınak daha yer alıyor. Kazılar sırasında Artemis’i temsil eden yay, ok kılıfı
ve Apollon’u temsil eden liri resmeden bir mozaik de bulunmuş. İyon ve Dor
tarzlı tapınakların arasında 18x18 m boyutlarında daha küçük bir tapınak daha
bulunmuş.


Letoon’un merkezinde yanyana dizilmiş üç tapınak yer alıyor.
Bu tapınaklar
Leto, Artemis ve Apollon’a adanmış. Çocukları Apollon ve Artemis’i Letoon
nehrinde yıkamak isteyen Leto’ya halk izin vermeyince Leto’nun hepsini kurbağaya
çevirdiğini anlatır efsane. Bugün de Letoon sular altında ve her yer kurbağaya
kesmiş durumda...

Letoon antik kentine adını veren Leto kültü Güney Anadolu’nun batı kıyılarında,
çok yaygın bir inanç. Halikarnas Balıkçısı’na göre Yunan tanrılarının çoğu
Anadolu kökenli. Leto’nun Kibele ile olan benzerliği, Halikarnas, Knidos,
Frigya, Karia ve Likya’da farklı Leto kültlerinin bulunması Leto’nun da Anadolu
kökenli bir tanrıça olabileceğini düşündürtüyor araştırmacılara.

İSINDA
(BELENLİ)
Kaş'tan 13 km. uzaklıktaki Belenli Köyü’nün hemen yakınındaki tepe üzerinde
kurulmuş. İsinda küçük bir Likya şehri ve etrafı surlarla çevrili. Kentte yer
alan akropolün ortasında Likya yazıtlı iki ev tipi mezar ilgi çekici. Ayrıca
birçok kaya mezarı ile Roma Devri'ne ait Likya tipi lahitler günümüze kadar
varlığını sürdürmüş.
ANDRIAKE
Andriake, Myra'ya beş dakika uzaklıktaki Çayağzı'nda konumlanıyor. Kentin
kalıntılarında ilk görülen şey şehre su ulaştıran kanallar. Liman ağzında
görülen görkemli yapı kalıntısı, Roma Devri'nden kalma bir meydan çeşmesinin
günümüze kadar ulaşan kısmı. Harabenin en büyük yapısı ise Plakoma adı verilen
agora.
Aziz
Nikolas kilisesinin yaklaşık 3 km güneybatısında yer alan Andriake, Myra’nın
aynı zamanda dış mahallesiymiş. Kadrianus dönemine tarihlenen tahıl ambarı,
beldenin görülebilecek en önemli tarihi kalıntısı. Myra’nın antik limanı olan
Andriake (Dalyanağzı) güneşlenmek ve yüzmek için güzel bir kumsala sahip.
APERLAI
Aperlai antik kenti, Sıçak Yarımadası'nda konumlanıyor. Buraya Kaş'tan tekne ya
da Üçağız'dan kayıkla kolaylıkla ulaşmak mümkün. M.Ö. 5. yüzyılda kurulmuş olan
bir Likya (Lykia) kenti olan Aperlai, İsindi, Simena ve Apololnia antik
kentlerinin de içinde bulunduğu Lykia Birliği’nin en önemli kentiymiş. Kentin
doğusunda, hemen hepsi yuvarlak kavisli çok sayıda lahit bulunuyor. Aperlai'nin
bugün su altında kalmış olan rıhtımı ve buna bağlı yapıların deniz altındaki
görüntüleri yer yer izlenebiliyor.
SIDYMA
Fethiye - Kaş yolu üzerinde, Eşen'den ayrılan yoldan 17 km sonra Dodurga Köyü'nden yola devam edildiğinde, Sidyma ören yerine ulaşılıyor. Fethiye'ye 55 km mesafede olan Sidyma'nın Roma Devri'nde büyük gelişme gösterdiği biliniyor. Kentin gelişmesi
Bizans Çağı'nda devam etmiş.
Köyün
kuzeyinde bulunan akropolün güneydoğu eteği boyunca erken döneme ait 365 m uzunluğunda bir duvar uzanıyor. Duvarın doğu ucunda kapı ve gözetleme kulesi de bulunuyor.
Buranın biraz ilerisinde daha geç dönemde yapılmış olan bir de tiyatro var.
Asıl ören yeri ise, akropolün kuzey eteğindeki vadide bulunuyor.

TRYSA
Trysa harabeleri Kaş - Finike yolu üzerindeki Davazlar Köyü'ne 1 km mesafede konumlanan Gölbaşı mevkiinde bulunuyor. Antik kentin kuzey ve batısını çeviren su
duvarları ile yapı kalıntılarının yanı sıra Gölbaşı Anıtı, antik kentin
görülmeye değer bölümleri arasında bulunuyor.
PHELLOS (PINARBAŞI)
Felen Yaylası'nda bulunan Phellos'a ulaşmak için Kaş - Finike karayolunun 10.
kilometresindeki Ağullu'dan Çukurbağ'a doğru sapılarak, yeni açılan 3
kilometrelik yoldan ya da biraz ilerideki başka bir yoldan Pınarbaşı'na
ulaşılıyor. Buradan yangın gözetleme kulesinin yanına kadar gitmek gerekiyor.
Ayrıca kalıntılara, Kaş'tan yürüyerek de ulaşmak mümkün. Tepede bulunan
akropole, çalılıklar arasında bulunan dar bir patika yol ile ulaşılıyor.
Phellos
M.Ö. 4. yüzyılda oldukça önemli bir kentmiş. Hatta Kaş'ta bulunan Antiphellos,
Phellos'un limanıymış. Daha sonra Antiphellos, ormanlarında bulunan sedir ağacı
sayesinde zengin ve önemli bir kent olurken Phellos eski önemini yitirmiş.
Sarnıçlarla
su ihtiyacını karşılayan diğer Likya (Lykia) şehirlerinin aksine Phellos'un
suyu oldukça bol. Tepenin doğu yamacındaki zengin su kaynağı, aynı zamanda
Çukurbağ'daki çeşmeyi besliyor. Phellos kentinden çok fazla bir kalıntı
görülmese de çevresindeki inanılmaz güzellikler gerçekten görülmeye değer.
KYANEAI
Yavu Ovası’nı kuzeyden sınırlandıran, dik bir yamacın üst kısmındaki plato
üzerinde yer alıyor. Yerleşimin bulunduğu tepede iki tane taş balta ele
geçmesine karşın, burada sürekli bir iskanın başlaması M. Ö. 500 yıllarına
rastlıyor. Bu çağda Kyaneai sadece dağlık Yavu bölgesindeki pek çok hanedanlık
yerleşiminden biriymiş. Bunların arasında birkaç duvar kalıntısından başka,
Likya tipi lahitler üzerinde korunarak günümüze gelmiş olan bazı rölyefler
bulunuyor. Etrafı surlarla çevrili olan şehrin içindeki kalıntıların çoğu Roma
İmparatorluk Çağı’na, özellikle İmparator Antoninus Pius’un şehri imar
ettirdiği
M. S. 2. yüzyıla
ait.

Kyaneai'in en göze çarpan anıtları ise Likya tipi lahitler. Bunlar M. Ö. 4.
yüzyılda ortaya çıkmış. En erken döneme ait olanı ise, zengin rölyeflerle
bezenmiş olan Likyalı asil Khudalije'nin lahtı.
LIMYRA (TURUNÇOVA)
Turunçova - Kumluca arasındaki Torunlar'da bulunan ve 1216 m yükseklikteki bir tepenin eteğinde kurulmuş olan Limyra, yol üzerinde konumlanmış.
5. yüzyıldan beri varolduğuna inanılan kent, Kumluca-Finike Karayolu'nun 11.
kilometresinde. M.S. 141 yılında yaşanan depremde önemli bir hasar görmüş olan
kent ayakta kalmayı başarmış, fakat 7. ve 9. yüzyılda yaşanan Arap işgaline
dayanamamış. Kent üç parçadan oluşmuş. Akropolis, yerleşim birimleri ve
nekropolis.
Yolun kenarında
Limyra'nın tiyatrosu bulunuyor. Tiyatro M.S. 141 yılındaki büyük depremle yıkılmış,
bölgenin zenginlerinden olan Opramoas tarafından yeniden yaptırılmış.

PIRHA (BEZIRGAN)
Önemli bir yayla köyü olan Pirha kalıntılarına köyden 20 dakikalık bir yürüyüşle
ulaşılıyor. Antik kent denizden 850 metre yükseklikte kurulmuş. Çok sayıdaki kaya mezarının yönü denize doğru konumlanmış. Lahitler ise dağınık bir şekilde
sıralı. Pirha’daki kazılarda çıkarılan birçok heykel ve rölyef Antalya
Müzesi’nde sergileniyor.
SOURA
Demre’ye 5 km uzaklıktaki Soura, tarihi boyunca Myra’nın sömürgesi durumunda
bir kent özelliği taşımış. Antik çağda bir kehanet merkezi olarak tanınan
kentin en ünlü yapısı Apollon Tapınağı. Dor düzenindeki bu tapınağın yalnızca
ön yüzüne sütun yerleştirilmiş. Roma devri kent surları ve çok sayıdaki anıtsal
mezar, Soura’nın görülmeye değer diğer kalıntıları.
NISA (SÜTLEGEN)
Kaş'a 60 km. uzaklıkta yer alan önemli bir yayla köyü. Ören yeri, köyden 15
dakika mesafede. Şehrin Likçe olan ismi Neiseus, antik tiyatronun duvarında yazılı.
Nisa'da Likya ve Roma Devri'nden kalma tarihi kalıntılar bulunuyor. Bazı
lahitlerin ön cephelerinde, mızrak, kalkan, kadın ve erkek tasvirlerine
rastlanmış. Antik kentin agorası ve tiyatrosu bulunuyor. Likya Birliği
Devri'nde bastırılan sikkeler, Antalya Müzesi'nde sergileniyor.
ARYCANDA
Kumluca-Finike otoyolunun Turunçova mevkiine 26 kilometre uzaklıkta bulunuyor. Akarçay vadisini kontrol eden kentin tam olarak ne zaman kurulduğu
bilinmiyor. Buluntulara göre kentin tarihi M.Ö 5. yüzyıla kadar uzanıyor. M.S.
240 yılında yaşanan depremde önemli ölçüde zarar gören kent, 11. yüzyıla kadar
canlılığını sürdürmüş. Bizans döneminde “Aralanda” olarak bilinen kentin birçok
yapısı iyi korunmuş durumda.


Finike’ye 32 km. uzaklıkta bulunan Arycanda, agorası, tiyatrosu ve stadiumuyla
görülmeye değer bir Likya kenti.