AĞRI
1650
metre
yüksekliğindeki bir yaylada yer alan Ağrı, adını yanında heybetle yükselen dağdan
almış. Türkiye'ye en yüksekten bakabileceğiniz, doğuya açılan kapı Ağrı, tarih
boyunca çok sayıda kavim ve medeniyete ev sahipliği yapmış.

Ağrı, yazın dağcılık ve doğa
yürüyüşüne, kış mevsiminde kayak sporuna elverişli parkurlara sahip efsanevi dağı
ile doğunun turizm merkezleri arasında yer alıyor.
Kuzeydoğuda
sevimli Balık Gölü etrafına sıralanmış balık restoranları ve yerel yemeklerin
sunulduğu lokantalar yer alıyor. Termal kaynakları her yere serpilmiş durumda.
Doğubeyazıt'tan sadece 6 km. uzaklıktaki görkemli İshak Paşa Sarayı’nı mutlaka
görmelisiniz. İlin Osmanlı valisi İshak Paşa, sarayı 17. yüzyılın karışık bir
mimari tarzı ile yaptırmış. Civarda, bir Urartiyan kral rölyefi ve M.Ö. 9. yüzyıldan
kalma kaya mezarı görülmeye değer diğer yerler...
Doğubeyazıt
yakınında, Türkiye'nin en görkemli doğa anıtı, Ağrı Dağı (5165 m.) yükseliyor. Nuh’un gemisinin battığı sanılan yeri görmek için dağ çıkışını Doğubeyazıt'ın 25 km. doğusundaki Üzengili köyünden başlatmak gerekiyor.
Ayrıca
Nuh'un karısının gemide kalan son yemek kalıntılarıyla yaptığı varsayılan aşureyi,
Ağrı’nın yerel tatlısı olarak tatmayı sakın unutmayın.

Nuh Tufanı söylencesine konu olan Ağrı Dağı dini açıdan çok özel bir konuma
sahip.

Ağrı’ya otobüs seferleriyle ulaşmak mümkün. İstanbul-Ağrı 1408 km, Ankara-Ağrı 1060 km. Ağrı’ya demiryolu ile ulaşabilirsiniz. Ağrı’ya uçak seferleri de
düzenleniyor. Havalimanının kent merkezine uzaklığı 7 km.
NUH’UN
GEMİSİ
İncil ve
Tevrat'ta da adı geçen dağa, turizm açısından önemli bir konum kazandıran yaygın
inanca göre; Nuh Peygamber zamanında yeryüzünü kötülükler kaplamış. Tanrı,
insanlara bir ders vermek amacı ile Nuh'a bir gemi yapmasını emretmiş.
300 arşın
boyunda, 50 arşın genişliğinde ve 30 arşın yüksekliğinde yapılacak gemiye, Nuh
Peygamber, eşi, oğulları, oğullarının eşleri ile birlikte yeryüzünde bulunan
bütün canlı türlerinden 7 erkek, 7 dişi, sürüngenlerden 2 erkek, 2 dişi,
yeterli yiyecek de alarak binecekmiş. Nuh Peygamber, Tanrının emri doğrultusunda
gemiyi yapmış ve canlılarla beraber gemiye binmiş.
7 gün sonra
40 gün 40 gece süren tufan sonucunda gemidekilerin dışında kalan tüm canlılar
yok olmuş. Suların çekilmesi ile gemi, Ağrı Dağı'na oturmuş ve içindeki canlılar
sevinçle gemiden ayrılarak yeryüzüne dağılmışlar. Bu yönüyle dini açıdan çok
özel olan dağ, düz bir arazide aniden yeryüzünden göğe doğru yükselen heybetli
görünümü, yazın bile karlı dorukları, bitki örtüsü ve barındırdığı hayvan
türleri ile son derece etkileyici.

Başta Tevrat olmak üzere pek çok din ve kültürde sözü edilen Tufan olayında
Nuh'un kullandığı geminin burada olduğu düşünülmesine rağmen kalıntılarını
bulma çalışmaları başarıya ulaşamamış.
Kimi kazılarda bulunduğu iddia edilen gemi kalıntıları ise akademik çevrelerce
kabul edilmiyor. Adem ile Havva'nın yaşadığı Erem Bahçelerinin, dağın kuzeyinde
bulunan Aras Vadisinde bulunduğu da yörede anlatılan efsaneler arasında yer alıyor.
AĞRI
DAĞI

Türkiye'nin en yüksek dağı olan Ağrı Dağı (5165 m.) jeolojik konumu ve Büyük Tufandan sonra Nuh'un gemisine ev sahipliği yapması dolayısıyla
efsanevi özelliği olan bir dağ. Kutsal kitaplarda da adı geçen Ağrı Dağı’nın
farklı dillerde birçok ismi mevcut. Başlıcaları, Ararat, Kuh-i Nuh, Cebel ül
Haris...
Marco
Polo’nun hiç bir zaman çıkılamayacak dediği Dağ’a ilk tırmanışı, kayıtlara göre
9 Ekim 1829 yılında Prof. Frederik Von Parat gerçekleştirmiş.
BUZ
MAĞARASI

Marco Polo’nun hiç bir zaman çıkılamayacak dediği Ağrı Dağı’na ilk tırmanış,
1829 yılında gerçekleştirildi.
Ağrı Dağı'nın
eteklerinde yer alan Telçeker kasabasına yakın Buz mağarası dikit ve sarkıtları
ile ilgi çekici bir mağara. Mağaraya günlük turlar düzenleniyor.
VALİ
AZLETTİREN SARAY:
İSHAK PAŞA SARAYI

1789'da
vezir olan Hasan Paşa’nın oğlu İshak Paşa’nın Doğu Bayazıt'da bir tepe üzerinde
yaptırdığı saray, 360'ı bulan oda ve salonları ile Osmanlı saray teşkilatının
tipik bir örneği.
760 m2'lik bir alanı kaplayan sarayın
yapımının 99 yıl sürdüğü söyleniyor. "U" şeklinde, iç içe iki avlu
çevresinde toplanmış binaların mimarisinde (cami-harem daireleri-aşevi-hamam,
selamlık-merasim ve eğlence salonu-türbe vs.) mükemmel taş işçiliği, oymacılığında
ve duvar süslemelerinde ise Fars, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerinin ortak
etkisi hakim.
Girişteki
taç kapıda Selçuklu etkisi görülüyor. Söylentiye göre kapı kanatları altındanmış
fakat Ruslar alıp götürmüşler. Kapıdan birinci iç avluya girildiğinde eskiden
var olan hizmet binaları bugün yıkık durumda. İkinci avluya gene bir taç kapıdan
giriliyor. Avlunun sol tarafında görülecek herhangi bir yapı kalmamış. Her şey
yıkılmış. Sağ tarafta selamlık daireleri bulunuyor. Ovaya bakan odalarda şömineler
var. Selamlığın cumbalı köşkünün işlemeli ahşap konsolları görülmeye değer
güzellikte.
Avlunun batısındaki
çok süslü yüksek kapıdan harem kısmına giriliyor. Mutfak, hamam, kiler gibi yapılar
burada bulunuyor. Harem dairesinin odaları dikdörtgen planlı ve şömineli ısıtma
sistemine sahip.
İshak Paşa
Camii, sarayın ikinci avlusunda, harem ile selamlık daireleri arasında yer alıyor.
Cami, kubbesi ve minaresi ile bütün saraya hakim bir konumda yer alıyor.
Caminin kıble tarafında dış duvarlarının hemen kenarına inşa edilmiş olan
sekizgen türbe, Selçuklu türbe mimarisi geleneğine uygun olarak iki katlı. Dıştan
tamamen (kubbe dahil) kesme taştan yapılmış cami ve türbelerin pencere kenarları
ve bazı yüzeyleri ağaç ve çiçek tasvir eden Rokoko tarzı işlemelerle süslenmiş.
İshak Paşa’nın
bir vali için fazla ihtişamlı olan sarayı yüzünden başının derde girdiği
söylenir. Vezirlik rütbesi ile Çıldır ve Ahıska valisiyken azledilip
Hasankale’ye sürülmüş. Söylentiye göre Paşa’nın burada misafir ettiği İran
elçisinin yolu Topkapı Sarayı’na düşünce, Padişaha İshak Paşa’nın sarayının
daha görkemli olduğunu söylemesi üzerine azledilmiş.

İshak Paşa Sarayı, barok ve rokoko tarzının iç içe geçtiği, yer yer Selçuklu
etkileri ve yerel motifler de taşıyan tipik bir Osmanlı saray örneği.