MARMARA BÖLGESİ
BOĞAZİÇİ

Avrupa ve
Asya’yı ayıran Boğaz’da, Karadeniz’e doğru geleneksel ve unutulmaz bir deniz
gezisi yapmadan İstanbul’un tadına varılamaz.
İki modern
asma köprü ile birbirine bağlanan Avrupa ve Asya kıyıları büyük bir ihtişam ve
doğal bir güzellik ile geçmiş ve günümüzün simgesi. Yalıların yanında modern
oteller, taştan hisarların yanı başında rustik saraylar ve küçük balıkçı
köylerinin nostaljisini taşıyan semtlerde şık yapılar...
Boğaz’ı
görmenin en iyi yolu kıyılarında zig zag çizen yolcu vapurlarından birine
binmek. Eminönü’nden başlayan gezi sanki bir bayramda akraba ziyaret ediyormuş
gibi sırayla Boğaz’ın Asya ve Avrupa kıyılarına uğrayarak devam ediyor. Gezi,
aşağı yukarı 6 saat sürüyor.
Boğaz’ın en
güzel yerinde yer alan, zamanında padişahların sayfiye yeri olan Ortaköy
Osmanlı Dönemi’nden beri ilgi çeken bir yerleşim merkezi. Bugün cami, kilise ve
sinagog üçgeninde yer alan Ortaköy, çarşısı ve içindeki seyyar “entel pazarı”,
hediyelik eşya dükkanları, kafeleri, barları ve restoranlarıyla İstanbul’un
önemli eğlence ve alışveriş merkezlerinden birisi. Ortaköy’den Avrupa yakasına
devam ederseniz sırasıyla karşınıza Kuruçeşme, Bebek ve Rumeli Hisarı çıkacak.
Hisar’da Fatih Sultan Mehmet’in 1452 yılında, şehri fethetme hazırlıkları
çerçevesinde, Avrupa yakasına 1000 usta ve 2000 işçinin çalışmasıyla 4 ayda
yaptırdığı görkemli bir kale olan Rumeli Hisar’ı yükseliyor. Amacı Bizans’a
kuzeyden gelebilecek yardımların önünü kesmekmiş. Rumeli Hisarı herhalde klasik
Osmanlı hisar mimarisinin en güzel örneği. Boğazın Asya tarafında ise asma
köprüyü geçince, Beylerbeyi Sarayı ve sarayın arkasından İstanbul’un en yüksek
noktası olan Çamlıca Tepesi yer alıyor. Anadolu Hisarı’nın yanındaki Küçüksu
Kasrı Asya kıyısını süslemekte. Hisarlar geçildiğinde, her iki kıtayı bağlayan
ikinci köprü olan Fatih Sultan Mehmet Köprüsü su geçidinin iki tarafını
birleştiriyor. Kanlıca, yoğurduyla ünlü bir balıkçı kasabası Asya tarafında.
Kanlıca ve Çubuklu’dan sonra popüler bir dinlenme yeri Beykoz Korusu (İbrahim
Paşa Korusu) geliyor.
Avrupa
yakasındaki Tarabya’dan sonraki virajdan Boğaziçi’nin Karadeniz’e kavuşması ilk
defa görünüyor. Buradan İstinye, Yeniköy, Sarıyer semti içlerine kadar
elçiliklere ve şahıslara ait eski yazlıklar ve balık lokantaları sıralı.
Sarıyer ve sonraki Rumeli Kavağı vapur seferleri ile Boğazı gezenlerin Avrupa
yakasındaki son iskeleleri. Balık lokantaları ile şöhretli her iki komşu semt
ve karşı kıyıda bulunan Anadolu Kavağı, tatil günleri en kalabalık yerlerden.
Boğaziçi bu yerleşimleri geçtikten sonra sadece yeşil koruluklarla örtülü
yamaçlara sahip. Her iki kıyıda son yerleşimler Karadeniz’e komşu Anadolu ve
Rumeli Fenerleri ile balıkçı köyleri.


PRENS ADALARI

Plajları,
yeşil dokusu, yürüyüş yolları, çam ormanlarıyla örtülü vadileri, tepeleri ve
kıyılarıyla Adalar, eskiden beri bilinen en önemli dinlence alanları.
Yaz
aylarını buralarda geçirme şansına sahip olanların yanı sıra, günübirlik
eğlenmeye, çamlar altında piknik yapmaya, denize girmeye veya balık avlamaya
gelenlerin rağbet ettiği Adalar, konuklarını rahatlatan ferah ve sakin bir
atmosfere sahip. Büyükada, Heybeli, Burgaz ve Kınalı adalarına otomobil
getirmek yasak. Gezintiler, üstü açık tenteli faytonlarla yapılıyor.
BÜYÜKADA

Adalar’ın
İstanbul’a hem en uzak, hem de en büyüğü olan Büyükada, tarihi iskelesi, büyük
çarşı meydanı ve ünlü balık lokantalarıyla ziyaretçilerini son derece keyifli
bir atmosfer içinde karşılıyor. Anadolu Kulübü tesislerine uzanan sağ kanattaki
yolda çay bahçeleri ve balıkçı barınağı yer alıyor. Birahanelerin, midye
tavacıların ve kafelerin dizildiği yol çarşıya çıkıyor.
Dik bir
yokuştan yürüyerek 20 dakikada çıkılan ve adanın en yüksek noktası olan 202 metre yüksekliğindeki Yücetepe, yaygın olarak “Aya Yorgi Tepesi” olarak anılıyor. Buradaki Aya
Yorgi Manastırı ve Kilisesi her yıl 23 Nisan ve 24 Eylül tarihlerinde çok
sayıda yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret ediliyor. Hristiyan inanışına
göre, Aya Yorgi’ye yürüyerek çıkan insanlar “yarı hacı” sayılıyor. Muhteşem bir
manzaraya sahip olan Aya Yorgi Tepesi’nden Sedef Adası ve İstanbul sahillerini
kuş bakışı seyredebilirsiniz.

BURGAZADA

Büyükada’ya
oranla daha sakin ve dingin olan Burgazada, İstanbul Limanı’ndan 10 deniz mili
uzaklıkta konumlanıyor. Kayalık ve bitki örtüsü açısından fakir olan
Burgazada’nın kıyılarından denize girilebiliyor. Yeterli tesislerin mevcut
olduğu Ada, İstanbullular tarafından sayfiye olarak kullanılıyor. İskeleye
yanaştığınızda meydanın hemen gerisindeki cami ve az ötesindeki kilisenin, Ada
mozaiği hakkında kabaca da olsa bir fikir verdiği Burgazada, Kalpazankayası ve
Sait Faik’i ile ünlü bir adamız. Sait Faik’in müze haline getirilen Burgaz
Çayırı Sokak 15 numaradaki evi ziyarete açık.
HEYBELİADA

Heybeliada,
nüfus ve yüzölçümü açısından ikinci büyük ada. Ümittepe (85 metre), Değirmentepe (136 metre) ve Köytepe (128 metre) gibi üç yüksek noktası bulunan adada
askeri liman dışında üç liman daha yer alıyor. Değirmenburnu ve Çamlimanı’ndan
denize girilebiliyor. Daha çok mütevazı bir kasabayı andıran Heybeliada’da,
Büyükada ve Burgazada’da olduğu gibi faytonla gezebilirsiniz.
Yerleşim
alanlarının, mahallelerin içinden geçerek ulaşılan Ruhban Okulu ve Aya Triada
Manastırı’nın yanı sıra, şimdiki adıyla Heybeliada Rum Erkek Lisesi de adadaki
tarihi hayli eskiye dayanan yapılardan.
KINALIADA

Adaların en
küçüğü olan Kınalıada, İstanbul’a en yakın ada. Marmara, temiz bir deniz olduğu
zaman vapurla Ada’ya gelenler, serin sularla bir an önce kucaklaşmak için
sabırsızlanırmış. Şimdi Adalılar deniz yerine, kulüplerinin veya evlerinin
havuzlarında serinlemeyi tercih ediyor.
POLONEZKÖY

Polonezköy;
İstanbul’un Anadolu yakasında Beykoz sırtlarına kurulu şirin bir yer, eski bir
Polonya köyü.
Padişah
Abdülmecit’in izniyle 1800’lü yılların ortalarında köye yerleşen göçmenlerin
torunları, hala köyde yaşıyor. Bahar ayları Polonezköy’ün canlanışına sahne
oluyor. Oksijen içinde yapılan keyifli gezilerin yanı sıra, özel koşu ve
bisiklet parkurlarından da faydalanılan Polonezköy, paintball, binicilik, tenis
ve golf gibi sporları yapmak için de ideal bir yer. Köyde denize giremeseniz de
bahçeleri, kır lokantaları, piknik alanları, şirin otelleri, doğa sporları,
dinlenme ve at binme olanaklarıyla huzurlu bir tatil yapabilirsiniz.

Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nün Anadolu-Kavacık çıkışından sadece 12 kilometre uzaklıkta olan köye ulaşmak için tabelaları izlemek yeterli. Yalnız özel aracınız yoksa
boş yere yola çıkmayın; çünkü Polonezköy’e otobüs veya başka araç yok.
ŞİLE

Şile,
İstanbul’a 70 km. uzaklıkta yer alıyor.
İstanbul’un
hemen yanı başında yer alan Şile’nin yeşili huzur verirken, hırçın Karadeniz’i
ise insanın kanını kaynatıyor.
Burada
denize girmek için iyi yüzme bilmek şart. İlçenin en önemli simgelerinden Şile
Feneri, 1858-59 yıllarında Sultan Aziz tarafından inşa ettirilmiş. Ünlü Şile
Kalesi ise Bizanslılar tarafından inşa edilip, Osmanlılar tarafından kullanılan
bir yapı. Şile’deki diğer ilginç bir yapı da, fenerin 600 metre gerisinde bulunan ve arasından çıkan su kaynağının gözyaşına benzemesi nedeniyle “Ağlayan
Kaya” olarak anılan doğal yapı. Şile, yaz aylarında denize girmek ve piknik
yapmak isteyenlerin gözde tatil yöresi olmakla kalmıyor; bahar ve kış aylarında
da çevre gezileri ve mangal partileri için ayrı bir olanak sağlıyor.

KABAKOZ

Akçakese-Şile arasındaki Kabakoz Köyü, Safranbolu’nun simgesi ahşap evlere
benzeyen yapılarla dolu.
Evler,
köyün çevresindeki yeşillikler ve denizin rengi, fotoğraf tadında görüntüler
yaratıyor.
AKÇAKESE

Akçekese,
tipik Karadeniz evleri ile dikkat çeken bir köy. Köyün eşsiz kumsalında bir
dönem altın tozuna rastlandığı biliniyor.
Etrafı
küçük, güzel koylar ve küçük adalarla çevrili.
Akçakese
sahilinde yer alan ve Olimpos’taki ağaç evlerin aynısı olan Akkaya Tatil ve
Kamp Merkezi ağaç evleri ile yörenin en sıra dışı tesisi. Ağaç evler ve kumsalın
muhteşem görüntüsü ve dinginliği, kent yorgunları için yılın her mevsimi kaçış
alternatifi yaratıyor.
AĞVA

A ğva,
görülmeye değer şirin bir tatil beldesi. Eğer köye sıcak bir mevsimde uğradıysanız,
dereden çıkıp denize açılmak için bir motor kiralamayı ihmal etmeyin. Nefis bir
deneyime başlamak üzeresiniz... Kilimli Koyu’nda yapacağınız turda rotanızı Ağva
Feneri’nden Kerpe tarafına çevirdiğinizde karşılaşacağınız kıyı oluşumlarına
hayran kalacaksınız. Rüzgarla birlik olan dalgalar, kıyılardaki kayaları oya
gibi işleyerek mağaralar, adalar ve anıtlar yaratmış. Şimdiye kadar dalgalara
direnmeyi başarmış tek bir anıt kaya var: Gelin Kayası. Denizden de karadan da
muhteşem görünen bu kaya, koyun bekçisi gibi duruyor. Beyaz renkli olduğu için
“Gelin Kayası” adı verilen taş, gerçekten de beyaz duvaklı bir gelini anımsatıyor.
Nostaljik
bir balıkçı köyü olan Ağva’da, kendinize yemek yiyecek bir bahçe, denize yakın
veya çayların üzerine kurulu lokantalardan birini seçme özgürlüğünüz var. Ağva
balıkhalinde satılan ve denizden tutularak taze şekilde tezgaha konan balıklardan
da satın alabilirsiniz.
KERPE

Masmavi
deniziyle sırtını çam ormanlarına dayamış şirin bir Karadeniz köyü Kerpe.
Kerpe
Burnu’ndaki eşsiz güzellikteki kayalıklar ise turistleri bölgeye çeken başlıca
unsur.
Tarihte
Kalpe olarak anılan Kerpe, İstanbul’dan üç kürek günü mesafede gösterilir,
“öküz boynuzu” biçiminde tarif edilirmiş.
Kerpe’de
orman içinde ya da Kayalıklar’da yürüyüşe çıkabilir, tekne kiralayıp dolaşabilir,
Kerpe Burnu arkasındaki Miço Limanı’nın anıtsal kayalarını, gizli koylarını ve
dehlizlerini bir de denizden görebilirsiniz. Kayaların altındaki boşluklar, dalış
sporu meraklıları için ideal. Su altına meraklıysanız, Kerpe Burnu kayalıklarında
denize girip zıpkınla kefal, levrek, kofana, karagöz avlayabilir, 10-12 metre derinlikte yatan amforaları görebilirsiniz.
Kerpe;
Kandıra’ya 10 kilometre, İzmit’e ise 50 kilometre uzaklıkta bulunuyor.
KEFKEN

Kandıra’ya
bağlı kıyı yerleşimlerinin en gelişmişi olan Kefken, denizi, kumsalları ve çam
ormanlarıyla vazgeçilmez bir tatil beldesi...
Kefken’e 1 kilometre mesafede Kovanağzı ve plajı yer alıyor. Yazlık villaların çokça görüldüğü koyda
ilerledikten sonra rampayı çıkıp toprak yoldan, denize yönelinirse Pembe
Kayalar mevkiine ulaşılıyor. “Pembe Kayalar”, deniz seviyesinde, baklava
biçimli kesilmiş kayalardan oluşan ve ilginç jeolojik yapısıyla görenlerde
hayranlık uyandıran bir yer. Suyun içindeyken yumuşak olan kayalar, çıkarıldıktan
sonra sertleşmekte. Bu özellikleri nedeniyle, Osmanlı döneminde insan gücüyle
dikdörtgenler şeklinde kesilerek İstanbul’a getirilmiş, Sultanahmet Camii dahil
birçok caminin yapımında ve Anadolu Hisarı’nda kullanılmış. Kefken Adası ise
tekne gezisi yapıp tarihi kalıntıları görebileceğiniz, yüzebileceğiniz, 45
dakikalık mesafede, Pembe Kayalar’ın karşısında bulunan bir ada.
Kandıra merkezine 20 kilometre uzaklıkta yer alıyor.
BallIkayalar

Ballıkayalar
Kanyonu, İstanbul’a yaklaşık bir saat uzaklıkta...
İzmit sınırları
içinde bulunan, göletleri, deresi ve şelalesiyle göz dolduran bu yemyeşil vadi,
1994 yılında tabiat parkı ilan edilmiş. Ballıkaya bölgesi, trekking ve dağcılık
sporlarıyla ilgilenenlerin yakından tanıdığı bir bölge... İstanbul’a yakınlığının
yanı sıra bu tür sporlara uyumlu doğası nedeniyle Ballıkayalar’a pek çok
günübirlik tur düzenleniyor. Tabiat parkı içinde konaklama tesisi bulunmuyor.
Fakat kamp yapma şansınız var. Kanyonun en yüksek noktası ise, bu iş için
ideal. Ballıkayalar’a gelirken, hele de mevsim sonbahar ise, fotoğraf
makinenizi yanınıza almayı sakın unutmayın... Bölge içinde bulunan Ballıkaya
deresi, göçmen kuşların uğrak yeri olduğundan ilginç enstantaneler yakalamanız
işten bile değil!..
Ballıkayalar’a ulaşmak için E-5 karayolu üzerinden Gebze’ye, oradan da
Tavşanlı köyüne doğru ilerleyin. Tavşanlı’yı geçip stabilize yolu takip
etmelisiniz.
MAŞUKİYE

Dört mevsim
boyunca doğanın bin bir çeşit güzelliğini keşfetmenin mümkün olduğu bir yerleşim
Maşukiye; yöre halkının “Buraya gelen aşık olur” dediği ve “maşuk” tan (aşık)
gelen ismi ile Kocaeli’ne bağlı bir belde...
Maşukiye
farklı ve doğayla başbaşa bir gün geçirmek isteyenlerin her mevsim gidebileceği
bir yer. Yemyeşil sık bitki dokusunun içine girdiğinizde kendinizi kaybedebilirsiniz.
Yapacağınız en iyi şey Alabalık Vadisi’nin yukarılarına doğru tırmanmak...
Lokantaların bittiği yerde toprak yol sizi gitmek istediğiniz yere kadar
götürüyor. Birbirinden ilginç yeşil dokunun içinde ulu kestane ve meşe ağaçları
görebilirsiniz. Yolun başında hoş bir sürprizle karşılaşacaksınız. Dağlardan
gelen sulardan oluşan bir şelale yazın etrafı serinletiyor. Yol kenarında mağaralar
da var ama henüz içleri gezi alanı olarak düzenlenmemiş. Yürüyüşünüz sırasında,
eğer mevsimindeyseniz ıhlamur toplayan kadınlara rastlarsınız, şaşırmayın. Daha
da tırmanmak isterseniz suyun toplandığı yere çıkabilirsiniz. Burası lokantaların
bulunduğu yerden yarım saatlik uzaklıkta.Vadide sıralanan kır lokantaları ve
piknik masaları, yazın olduğu kadar kışın da ilgi görüyor.
Yemekten
sonra, gezmeye devam diyorsanız izleyebileceğiniz bir diğer rota, Kartepe
yolu...
Sapanca’ye
8 km. uzaklıkta yer alıyor.
SAPANCA GÖLÜ

Sapanca
ilçesi aynı adlı gölün kıyısına kurulmuş sevimli bir ilçe.
Sapanca
Gölü, İstanbulluların yakınlığı nedeniyle gözdeleri arasında. Sapanca gölünün
yüksekliklerindeki Arifiye Ormanı’nda güzel kamping ve piknik alanları
bulunuyor.
17 Ağustos
depreminin yıkıcı etkisinden nasibini alan Sapanca ve çevresi, her şeye rağmen
doğal güzelliklerinden hiçbir şey kaybetmemiş. Göl kıyısında dolaşmak mümkün.
Çay bahçeleri ve restoranlar da burada sıralanmış. Gölün balıkları ve özellikle
yayın ve çevredeki çiftliklerde üretilen alabalıklar son derece lezzetli. Göl
çevresine, kış mevsiminin bütün muhteşem görüntüsünün tadını çıkarabileceğiniz
bir panorama hakim. Sapanca Gölü’nde Dedeman Gölevi de çok rağbet görüyor. On
dönümlük bir arazi üzerinde bulunan Gölevi, eşsiz manzarasıyla söğütlerin altında
özel bir gün geçirmenizi sağlıyor. İddialı mönüsüyle nefis barbekü lezzetlerini
de tadabileceğiniz Dedeman Gölevi’nde, ister trekking yapın, isterseniz oltayla
balık avlayın, seçim sizin...

İstanbul’a
120 kilometre uzaklıkta yer alıyor.
ÇINARCIK ERİKLİ YAYLASI

Erikli
Yaylası, Yalova-Çınarcık’ta, Teşvikiye Köyü’nün 6 kilometre kadar yukarısında yer alıyor.
Eskiden
yaylacıların yaz aylarında da kaldığı Erikli, uzun süredir boş. Denizden 600 metre yükseklikteki yayla kestane, karaağaç, ıhlamur, köknar ve elma ağaçlarıyla kaplı. Doğal
yürüyüş parkuru, başta İstanbul olmak üzere yakın çevreden gelen yürüyüş severlere
ev sahipliği yapıyor. Erikli Deresi boyunca uzanan yürüyüş parkurunun en önemli
özelliği üzerinde çok sayıda şelalenin yer alması.
Erikli Yaylası’na gitmek için Yalova merkezindeki tabelaları takip ederek,
Çınarcık sapağına dönün.
Çınarcık merkezinde Erikli Yaylası’nı gösteren tabelalar var.
İZNİK GÖLÜ

İznik Gölü
Marmara Bölgesi’nin en büyük, Türkiye’nin ise beşinci büyük tatlısu gölü.
Gölü
besleyen derelerin gölle buluştuğu noktalarda küçük sazlıklar ve deltalar var.
Gölün çevresi piknik sahaları, turistik tesisler, gezi alanları ve florası çok
zengin bitki örtüsüyle kaplı. İznik gölünün batısında bulunan antik
Basilinopolis kentinin iskelesi su seviyesi düştüğünde görülebiliyor.
İznik’te
yiyeceğiniz yemeklerin tadına doyamayacaksınız. Gölün su ürünleri arasında, yayın,
sazan, alabalık ve istakoz bulunuyor. Restoranların hemen hepsinde istakoz,
güveç ve göl balıkları revaçta.
İznik’e özel aracınızla gitmek için Çamlıca otoyol gişelerinden girip Bayramoğlu,
Darıca sapağından ayrılarak Eskihisar feribot iskelesine ulaşabilirsiniz.
Topçular geçişi 40 dakika sürüyor. Yalova’dan sonra karşınıza Orhangazi çıkıyor.
Şehir merkezindeki trafik ışıklarından İznik tabelası yönüne dönünce, 41 kilometre sonra İznik’e ulaşabiliyorsunuz. Aynı yolda Orhangazi-İznik arasında çalışan minibüsler
de sefer yapıyor. İznik’in her yerini aracınızla gezebilirsiniz.
MUDANYA

Bursa’nın
iskelesi durumundaki Mudanya, Marmara denizinin bir girintisi olan Gemlik körfezinde
yer alıyor.
Mudanya,
kagir evleri ve tarihi dokusu ile ilgi çekici bir yöre. İskele ile müze haline
getirilen Mudanya Mütarekesi Binası arasındaki sahil doldurularak gezinti yolu
yapılmış. Eskiden deniz kıyısında olan balıkçı lokantaları, meyhaneler bu yolun
kenarına masalarını çıkarıyor.
Mudanya bir
sahil kasabası olmasına karşın denize girmek istendiğinde biraz yol katedilmesi
gerekiyor. Kıyıdan batıya doğru uzanan yol 7 km. sonra eski Rum yerleşimleri olan Siye’ye (Kumyaka) ve 11 km. sonra Trilye’ye (Zeytinbağ) çıkıyor.
Siye’nin
çarşaf böreği ve cevizli lokumu meşhur. Trilye’de ise eskiden ipekböcekçiliği
yapılıyormuş. Ancak zeytinlerin ilaçlanması sebebiyle ipekböcekleri bu bölgede
yaşayamamaya başlamışlar, dutlar sökülüp kerestesinden kayıklar yapılmış, şimdi
halk balıkçılık ve zeytincilikle uğraşıyor. Trilye zeytini sofralık zeytinlerin
en iyilerinden biri olarak biliniyor. Rumlar zamanında elli kadar yağhane varmış,
günümüzde sadece birkaçı çalışır durumda. Bölgede balık oldukça fazla. Rivayet
ediliyor ki tarihin eski zamanlarında belde bir balık yatağıymış ve burada
tutulan barbunlar Doğu Roma İmparatorunun sofrasına kadar gidermiş. Şimdi öyle
bol değilse de iskeledeki balıkçı lokantalarında taze ve nisbeten ucuz balık
yemek gene de mümkün.

Mudanya Belediyesi özel halk otobüslerinin Bursa-Mudanya hattında her saat
başı sefer yapılıyor. İstanbul’dan ise deniz otobüsleri ile ulaşabilirsiniz.
ULUDAĞ

Günümüzdeki
adına 1925 yılında kavuşan ve olağanüstü doğası, flora ve faunasının zenginliği
ile 1961 yılında milli park ilan edilen Uludağ’ın 11 bin 338 hektarlık alanı
koruma altında.
Uludağ,
zengin pist seçenekleri ve renkli gece hayatıyla ülkemizin en popüler kayak
merkezi olarak haklı bir üne sahip. Uludağ’da toplam 13 lift ve snow track ile
ezilebilen 15 pist bulunuyor. Uludağ Milli Parkı’nda ikisi sadece günübirlik
olmak üzere toplam 4 adet kamp ve kullanım alanı yer alıyor: Bunlar Sarıalan,
Çobankaya, Kirazlıyayla ve Karabelen. Alt kademelerden zirveye doğru değişen
iklimsel özellikler ise dağın biyolojik çeşitlilik açısından zenginleşmesine
yol açmış. Uludağ çok ender rastlanan bir tür olan Apollon kelebeklerinin barındığı
nadir yerlerden biri aynı zamanda.Yaklaşık otuzu yalnızca burada yayılma
gösteren, yüzün üzerindeki bitki örtüsü, Uludağ’ın kış sporlarının yanı sıra doğa
gözlemcileri ve botanik meraklıları için de önemli bir merkez haline gelmesine
sebep olmuş. Her yılın Kasım ayından Mart ayına kadar süren kar yağışı ve kayak
mevsimi Nisan ve Ağustos aylarında bir çiçek şenliğine dönüşüyor. Kirazlıyayla
ve Sarıalan mevkileri yaz aylarında trekking, doğa sporları ve kamp yapmak için
cazip yerleşim sunan yerler.

OYLAT

Şifa
arayanların uğrak noktası olan Bursa’nın İnegöl ilçesine bağlı Oylat Kaplıcaları’na
gitmek için ille de hasta olmak gerekmiyor.
Tertemiz
havasını soluyarak yürüyüşler yapıp, çağlayanların köpüklerini seyrederek
büyülü bir dünyanın huzurunu yakalayabilmek için de Oylat’a gelebilirsiniz.
Oylat
deresinin çağlayanlar oluşturarak geçtiği vadi, çam, gürgen, meşe, kestane, ıhlamur,
kavak, çınar ağaçları ile kuşburnu ve böğürtlen gibi sayısız bitkiden oluşan
ormanla bütünleşiyor. İki tarafı vadilerle çevrili yamaçta kurulu Kaplıcalar
mevkii, sırtını Uludağ’ın devamına yaslamış. Kaplıca suyu, uzun sürede getirdiği
kalsiyum karbonatlı ve kalsiyum sülfatlı sularla “çökelek” meydana getirip,
kaplıcanın bulunduğu terasları oluşturmuş. Başı dumanlı “Sivri Kaya Tepesi” ile
kaplıcalar arasında bulunan kanyon görünümlü vadi sürekli taze hava koridoru
yaratıp oksijen pompalıyor. Oylat Kaplıcaları’nın suları radyoaktivite ve diğer
şifalı unsurları ile radyum emanosyonu (rodon) halinde ormanın temiz havasına
yayılıyor. Böylece kaplıca yalnız banyo olarak değil teneffüs yoluyla da vücuda
giriyor. Kandaki seviyesi, yarım saatte, teneffüs edilen havadaki miktarla eşitleniyor.

Kaplıcalar İnegöl’e yaklaşık 27 kilometre uzaklıkta.
ULUABAT GÖLÜ

Bursa yakınlarında
tarihle doğanın birlikte yaşandığı ve bir çeşit kuş cenneti olan Uluabat
Gölü’nde yayın, turna, sazan gibi balıklar ve su kerevitleri yaşıyor.
Su ürünleri
bu kadar çeşitli ve bol olunca, balıkçıl birçok kuş türü de yemlenmek,
yavrulamak ve konaklamak amacıyla Uluabat Gölü’nü seçiyor. Göçmen kuşların
bölgeyi terk ettiği mevsimlerde bile, kuş cennetinde sürekli olarak yaşayan diğer
türler görmeye değer güzellikteler.

Yalova
yolunda Bursa’ya ve kente girmeden, sağdan ayrılan çevre yoluyla Uluabat
Gölü’ne ulaşabilirsiniz.
MANYAS KUŞ CENNETİ

Marmara
Bölgesi’nin ılıman iklimi içerisinde ve kıtalararası göç yolları üzerinde kuşların
vazgeçilmez uğrak yerini oluşturan Kuşcenneti Milli Parkı’na kuşlar misafir
oluyor, dinleniyor ve karınlarını doyurarak yollarına devam ediyor.
Kuş Cenneti
Milli Parkı’nda yetişen başlıca ağaçlar olan söğüt ve ılgın, gölün güney ve doğu
kıyılarında yer alıyor. Gölün bütün kıyılarında bulunan saz, kamış, kafa otu ve
kandıranın yanı sıra, sulak çayırlarda yüzlerce çeşit çiçekli otlar mevcut.
Tatlı su ıstakozu, yeşil kurbağa, sıçrayıcı kurbağa ve ağaç kurbağasının
sürekli mevcut olduğu gölde başlıca sazan, yayın, turna, kefal olmak üzere 20
türden fazla balık yaşıyor. Kuş cennetini 246 kuş türünün ziyaret ettiği tahmin
ediliyor.
Manyas-Balıkesir
karayolunun 15’inci kilometresinden güneye sapan 3 kilometrelik bir yolla
Kuşcenneti’ne ulaşılıyor.
KAPIDAĞ YARIMADASI

Küçük
köyleri, zengin bitki örtüsü ve ıssız koylarıyla Kapıdağ Yarımadası gezginlere
inanılmaz güzellikler sunuyor.
Yarımadanın
doğu sahilleri, Tatlısu, Yukarı Yapıcı, Çakıl gibi birbiri ardına sıralanmış
küçük tatil beldeleriyle tatilcilere birbirinden farklı konaklama seçenekler
sunuyor. Kapıdağ Yarımadası’nın görülecek yerleri arasında yer alan Çayağzı’nda
yıllar önce Rumlar ve yerli halk birlikte yaşarlarmış. Şimdi yalnız Selanik’ten
gelen göçmenler yaşıyor. Çevrenin koyları hâlâ Rumca adları ile anılıyorlar.
Özellikle Draça, Büyük ve Küçük Kakıskala, Burkiki, güney sahillerimizi
aratmayacak güzellikte koylardan.
Her gün
Bostancı ve Yenikapı’dan deniz otobüsü seferleri düzenleniyor. Bandırma’dan
ise, Erdek Belediyesi’ne ait otobüsler ve özel dolmuşlarla Erdek’e ulaşmak
mümkün.
ERDEK

Bir yarımada
şeklinde Marmara’ya uzanan Erdek, uzun sahil şeridi ve ılıman ikliminin yanı sıra,
Kapıdağ ormanında yer alan yürüyüş ve bisiklet parkurları ile hareketli tatil
olanakları sunan bir tatil yöresi.
Erdek,Kapıdağ
Yarımadası’nın güney-batı kıyısında,kuzey rüzgarlarına kapalı korunaklı bir
limanı olan küçük ve şirin bir ilçe. Beş kilometreyi bulan uzun açık plaj
boyunca sıralanan oteller, özellikle Çuğra ve Kumluyalı yörelerinde yoğunlaşmış
durumda.

Her gün Bostancı ve Yenikapı'dan deniz otobüsü seferleri düzenleniyor.
Bandırma'dan ise, Erdek Belediyesi’ne ait otobüsler ve özel dolmuşlarla Erdek’e
ulaşmak mümkün.
AVŞA

Doğal
güzelliklerinin yanı sıra, şarabı, balığı, diğer deniz ürünleri ve nefis
yemekleri ile Avşa Adası’nın tadına doyamayacaksınız.
Avşa adası
çevresi neredeyse tümüyle plajlardan oluşuyor ve konaklama için uygun çok sayıda
otel, motel, pansiyon, lokanta ve bar bulunuyor. Lokantalarda balık ve adanın
yerli yapım şaraplarını tadabilirsiniz. Özellikle vücuttan hemen temizlenebilen
iri taneli kumuyla ünlü olan adada iki yerleşim yeri var: Türkler Beldesi ve Yiğitler
Köyü. Adanın her yerinden denize girilebiliyor ve cazip kumsallar bulunuyor.
Bunlardan en ünlüleri ise Mavi Koy, Çiftlik Koyu, Beyazsaray Mevkii. Yiğitler
köyündeki Altınkum plajı da çok ünlü.
Erdek’ten
18 mil uzaklıkta bulunan adaya İstanbul’dan gemi ve deniz otobüsü ile Erdek ve
Tekirdağ’dan ise motorla ulaşım sağlanıyor.
MARMARA ADASI

Marmara Adası,
giderek kirlenen Marmara Denizi’nde, denize girilebilecek iki-üç yerden birisi.
Sahile yakın
yerlerde zeytinlikler, bağlar, yükseklerde kızılçamlar ve güneyde makiler,
Marmara Adası’nı yakınındaki diğer adalardan ayırıyor.
Yüzölçümünün
yaklaşık yarısı orman alanı olan Marmara Adası, Aba, Köle, Manastır ve
Mestanaga koyları ile birbirinden güzel plajları barındırıyor. Asırlık çınarlarıyla
ünlü Çınarlı Köyü, ince kumul sahil şeridine ve temiz bir denize sahip. Köye,
iskelenin hemen yanından kalkan minibüslerle ulaşabilirsiniz. Köyün biraz
ilerisindeki Kayaburnu Koyu ise, yüzmek için sessizlik arayanların gözde
yerlerinden biri.
Denizcilik
İşletmeleri'ne ait vapur Haziran ayından sonra pazar günleri hariç her sabah
8:30'da İstanbul Sarayburnu İskelesi'nden kalkıyor. Vapur önce Marmara, sonra
Avşa Adası'na uğruyor.
KİLYOS
İstanbul’un
denize açılan kuzey kapılarından birisi de Kilyos. İstanbulluların balık yemek,
piknik yapmak, uzun sahillerinde yürüyüşler yapmak ve kaçamak koylarda biraz
yalnız kalmak için seçtikleri bir mekan. Kısmen Belgrad ormanlarının içinden
geçen Kilyos yolu, buradaki kır lokantalarının sunduğu mangal keyfi ya da
kiremitte alabalık için sık sık mola vermeye değer güzellikte.
KIYIKÖY

Kıyıköy, Kırklareli’ ne bağlı Vize ilçesinin bir köyü... Papuç ve Kazan
derelerinin ortasında yeşille mavinin kucaklaştığı Karadeniz’i seyreden bir
tepe üzerine kurulu.
Bu güzel
köyde hem piknik yapmak, hem denize girmek, hem de muhteşem doğasını paylaşmak
için yürüyüş yapmak mümkün. Bölgedeki mağaralar birçok kentliye ve korsana ev
sahipliği yapmış. Kıyıköy’e yılın dört mevsimi gitmek mümkün. Her mevsim ayrı
bir güzel.
Kıyıköy balıklarıyla
ünlenmiş lokantalar ve restoranlarla dolu. Taze balık müdavimleri bölgeyi çok
seviyor. Fiyatları da pahalı değil... Eğer balığınızı kendiniz yapmayı tercih
ediyorsanız balıkçılardan taze ve ucuz balık alıp orman içindeki yemyeşil
piknik alanlarına gidip mangal keyfi yapabilirsiniz.
Kıyıköy İstanbul’dan 164 kilometre uzaklıkta.
İĞNEADA

İğneada
Karadeniz kıyısına 20 kilometre uzaklıkta.
Bölgede
Erikli, Mert, Hamam, Pedina, Saka, Sülüklü ve Ramana isimleriyle anılan yedi
göl bulunuyor. Sazan, kızılkanat, kefal, levrek, ilerya gibi balık çeşitlerinin
yaşadığı göller koruma altına alınmış. 20 kilometre uzunluğundaki kumsalda yürüyüş yapmak, sezonda denize girmek mümkün.
DUPNİSA MAĞARASI

Mağaranın
bulunduğu tepeye yaklaşanlar nehir yatağına paralel ilerlerken kaya köprü ile
karşılıyor.
Mağara ağzında
yer alan köprü sanıldığı gibi insan elinden çıkmış değil. İçinden nehir geçen, 3 kilometre uzunluğundaki mağara galerisinde el değmemiş sarkıt ve dikitler dikkat çekiyor. Mağara,
Boğaziçi Üniversitesi Mağara Araştırma Kulübü üyelerince tanıtılıyor. Mağara
turizme açık değil, sadece profesyoneller girip görebiliyor.
İğneada İstanbul’a 250 kilometre uzaklıkta.
SAROS

İstanbul’a
yakınlığı dolayısıyla dalış meraklılarının favori yerlerinden biri olan
Saros’ta tüpleri yükleyip bir saat içinde boğazın derinliklerine
dalabilirsiniz.
Boğaz’da 30 m.derinde her türlü kalıntıyla karşılaşabilirsiniz. Batıklar kadar siyah mercanlar ve bebek taşları
da deniz altının sunduğu nimetler. 15 metre derinlikte ise inanılmaz güzellikte bir sualtı faunası sizleri bekliyor.