|
Doğu ve
Güneydoğu Anadolu Bölgesi

Erzurum

Doğu Anadolu Bölgesi'nin en büyük kenti olan Erzurum oldukça eski bir yerleşim
birimi. Anadolu'nun en eski devletlerinden biri olan Hititlerin sınır
bölgesinde bulunan Erzurum, tarihi göç ve istila yolları üzerinde bulunduğundan
pek çok kültüre ev sahipliği yapmış.
Kenti
gezerken, mücevheratçılıkta kullanılan Erzurum Oltu Taşı (siyah taşı) yok
saymak mümkün değil. Taşhan'ın (Rüstem Paşa Kervansarayı ) üst katındaki
dükkanlarda bu taşları ve bu taşlardan hazırlanmış çeşitli takıların her türünü
görebilirsiniz.
Çifte Minareli Medrese
Çifte Minareli Medrese, oyma taşlı kapısı ve görkemli çift minaresi ile
büyüleyici etkiye sahip. Anadolu Selçuklu Mimari geleneğinde açık avlulu, iki
katlı ve iki minareli eğitim kurumu olan Çifte Minareli Medrese, Anadolu'nun en
büyük medresesi.
Yakutiye Medresesi

Hoca Celaleddin Yakut tarafından M.S. 1310 yılında inşa edilmiş. İlhanlı
döneminden günümüze kalan nadir eserlerden birisi. İslam Eserleri Müzesi olarak
kullanılıyor.
Ulu Camii
1179 yılında Saltukoğulları tarafından yaptırıldığı sanılan cami, tarih boyunca
pek çok onarım geçirmiş, zaman zaman gerçek işlevi dışında kullanılmış.
Üç Kümbetler

Üç Kümbetler’den sekiz köşeli plan üzerine oturtulmuş olan kümbetin Saltuklu
Devleti'nin kurucusu Emir Saltuk'a ait olduğu sanılıyor. Tamimiyle kesme taştan
yapılmış olan kümbetlerin diğer ikisini kimlerin yaptığı bilinmiyor.
Kümbetlerin genel olarak 13. yüzyıl sonu ve 14. yüzyıl başına ait oldukları
kabul ediliyor.
GÖRMEDEN DÖNMEYİN

Palandöken
Dağları
Uluslararası standartlara uygun bir kış tatil merkezi olan Palandöken’e Erzurum
havaalanından 15 dakikada ulaşılıyor. Ülkemizdeki en uzun kayak pistine sahip
Palandöken’de Ejder Pisti’nin başlangıç noktası 3100 metre, bitiş noktası 2200 metre, uzunluğu da 7200 metredir.
Tortum
Çağlayanı

Tortum Gölü’nün son kısmında, Tortum Çayı’nın 48 m. yüksekten düşmesiyle oluşan çağlayan, dünyanın en büyük çağlayanlarından biri olarak kabul
ediliyor.
Kars

Kars’da görülecek en önemli tarihi eser Kars Kalesi. Bir çok kez yıkılıp
yeniden yapılan bir kale. Dik yamaçlı tepenin üzerindeki kale 1152’de
Saltuklular tarafından yapılmış. İç ve dış kale olarak iki kısımlı, beş sıra halinde
surla çevrili.
Menuçehr Camii

1072 yılında Ani emiri Menuçehr tarafından yaptırılan cami, Selçuklular’ın
Anadolu’da inşa ettikleri ilk cami. Tavanlarında mozaik görünümü renkli taşlar
ile zengin motifli geometrik süslemeler bezeli caminin minaresi
yıkılmış. Şerefesinin altında Allah yazıtı yer alıyor.
Ebul Muammeral Camii (Boz Minare)
Ani Kentinin orta kısmında yer alan cami, son Seddatlı Sultanı Şahan Şah tarafından
yaptırılmış. Tahrip edilmiş olan caminin minaresi yana devrilmiş olarak
duruyor.
Keçeli Kilise (Aziz Pirkitch Kilisesi)

Ani Harabelerinde, 1034-1036 yıllarında Gregor'un torunu Abugremrizents
Daklavini'nin oğlu tarafından yaptırılmış. 1173 yılında Papaz Tridot tarafından
onarılmış, 1291 yılında ana yapıya bir çan kulesi eklenmiş, 1342 yılında kubbe
onarılmış. Halen yıldırım çarpması nedeniyle bina yarı yarıya yıkık durumda.
Güvercinli Kilise (Genç Kızlar Kilisesi)
Ani Harabelerinde, 12. veya 13. yüzyılda yapıldığı sanılan bu yapı, büyük
surların dışında Arpaçay kenarında sarp bir kayalık üzerinde inşa edilmiş.
Meryem Ana Katedrali (Meryem Ana Müzesi)

Ani merkezinde yer alan katedralin inşaatına 939 yılında II. Simbat döneminde
başlanmış ve 1001 yılında I. Gagik’in eşi Katramida tarafından yaptırılmış.
Katedralin mimarı İstanbul’daki Ayasofya’yı deprem sonrasında restore eden
mimar Tiridates. Bazilika tipli, 3 nefli ve silindirik gövdesi ile Ani’nin en
büyük katedrali. 1064 yılında Alpaslan’ın Ani’yi almasıyla, camiye çevrilerek
Fethiye Cami adını almış.
Havariler Kilisesi

Kars Kalesinin güney eteğinde Kaleiçi Mahallesinde yer alan kilise, günümüze
kadar iyi korunmuş. M.S. 932-937 yılları arasında Kars'ı başkent yapan Bagratlı
Kralı Abbas tarafından yaptırılmış. Uzun süre kilise olarak kullanıldıktan
sonra 1064 yılında Selçuklular tarafından camiye çevrilmiş, sonraki dönemlerde
yine kilise olarak kullanılmış. 1878 yılında Ruslar tarafından onarılmış. 1890
yılında kilisenin yanına inşa edilen çan kulesi 1918 yılında yıkılmış.
GÖRMEDEN DÖNMEYİN

Kars Kalesi
Merkez Kale veya İç Kale olarak da anılır. 12. yüzyılda Saltuklular tarafından
yapılan Kale’de yapımına ilişkin bir de kitabe mevcut. Kitabede, kalenin 1152 yılında
Sultan İzzettin’in emri ile veziri tarafından yaptırıldığı yazılı.
Sarıkamış Kış Sporları Merkezi

Kış sporları ve kış turizmi bakımından Türkiye'nin önemli merkezlerinden biri
olan Sarıkamış, 2200-2900 m. yüksekliğinde bir plato üzerinde yer alıyor. Doğal
güzelliği ve modern kayak tesislerinin yanı başında açılmaya başlayan oteller
Sarıkamış'ın önemli bir turizm merkezi olmasını sağlamış.
Bitlis

Bitlis, adını Makedonya Kralı Büyük İskender'in (Alexander), şehirdeki kaleyi
yaptıran komutanlarından "Bedlis'ten" almış. Geçmişi M.Ö. 2000 yılına
kadar uzanan Bitlis'te; Urartu, Asur, Med, Pers, Makedonya Krallığı, Roma ve
Bizans Dönemleri'ne ait izlere rastlanılıyor.
Bitlis Büryan Kebabı yörenin ünlü yemeği. Oğlak etinden yapılan bu yemek yaz
aylarında yenilebiliyor. Bitlis, hediyelik eşyalar bakımından da
ziyaretçilerine oldukça zengin seçenekler sunan bir kent. Halen yapılmakta olan
kök boyalı rengarenk kilimlerden, halılardan, toprak çanak-çömleklerden,
Ahlat’ta yapılan her biri sanat eseri olan bastonlardan satın alabilirsiniz.
Ulu Camii

1150 yılında Ebu'l Muzaffer Muhammed tarafından yaptırılan cami, Anadolu Türk
mimarisinin en eski örneklerinden.
İlk kez bu camide görülen simetri dengeli bir plan içinde mihrap önü kubbesi ve
sağlam taş mimarisi, önemli bir gelişmenin başlangıcını vurgulamakta.
Bu plan, daha sonraki Artuklu camilerinde gelişimini sürdürmüş.
Ahlat
Kümbetleri

Ulu Kümbet
Ahlat kümbetlerinin en büyüğü olan Ulu Kümbet Meydanlık Mezarlığı’nın
güneyinde, Van Gölü'ne yakın bir yerde. 12. yüzyılda yapıldığı tahmin ediliyor.
Kümbetin kaidesindeki mazgal delikleri üstlerine, rozet ve "Çarkı
Felek" motifleri işlenmiş.
Bugatay Aka Kümbeti
1281 de ölen Bugatay Aka ile, Şirin Hatun için yaptırılan kümbet, Hüseyin Timur
Kümbetinin doğusunda yer alıyor. Dıştan konik bir külahın örttüğü kümbet, içten
kubbeyle kapatılmış.
Emir Bayındır Kümbeti
İki Kubbe Mahallesinin batısında, Meydanlık Mezarlığının ucunda olan Kümbet,
sanat tarihi açısından Ahlat kümbetlerinin en ilginçlerinden.
Kümbeti üsten çepeçevre çeviren yazıtta, 1481'de ölen Melik Bayındır Bey’in yaşamı
anlatılmakta, nitelikleri belirtilmekte.
Ahlat Mezarlığı

Türkiye’deki en etkileyici İslam mezarlığı olan Ahlat Mezarlığı, 200 dönümlük
alan üzerinde, çoğu 2 metreden yüksek binlerce dikilitaşla çarpıcı bir görüntü
oluşturuyor. Taşların en güzel ve eski olanları 17.-18. yüzyıla ait. Bir kısmı
13. yüzyılda Moğol hakimiyeti altında hüküm sürmüş yerel beylerin mezarları. Diğerleri
ise Karakoyunlu ve Akkoyunlu dönemlerinden. Mezarlıkta her biri anıtsal yapı
özelliğine sahip sanduka mezarların dışında, Orta Asya Türk Mezar tipleri olan
oda tarzı yeraltı mezarları da mevcut.
VAN

Van ve çevresi, coğrafya bakımından önemli bir konuma sahip olduğu için çok
eski dönemlerden beri yerleşim alanı olmuş, birçok uygarlığın izlerini üzerinde
barındırmış. Urartu Medeniyeti’ne başkentlik yapan Van, bugüne değin, Hurriler,
Hititler, Persler, Medler, Selçuklular, Osmanlılar gibi birçok kültüre ev
sahipliği yapmış.
Van peyniri (otlu peynir), içerisine yerel otlar katılarak yapılan güzel kokulu
ve son derece lezzetli bir peynir. Ayrıca, Van gölünden çıkarılan Van balığının
(inci kefali) tadına mutlaka bakmalısınız. Hala geleneksel yaşamın önemli bir
parçası olarak, Van'da kadınlar, mavi, kırmızı ve beyaz örneklerle harikulade
kilimler dokuyor. Kentte satılan galerilerden bu halı ve kilimlerden satın
alabilirsiniz.

Bir gözü mavi, bir gözü yeşil olan Van kedisi sık beyaz tüyleri ile dünya
çapında üne sahip.
Hüsrev Paşa Camii

Eski Van şehrinde bulunan cami, Kanuni Sultan Süleyman'ın vezirlerinden Van
Beylerbeyi Hüsrev Paşa tarafından yaptırılmış. Caminin 1567'de yaptırıldığı kapısındaki
kitabeden anlaşılıyor.
Çarpanak Kilisesi

Van Gölünün kuzeydoğusunda, Çitoren Koyu civarında bulunan adaya, Van merkez
iskelesinden 1 saat 40 dakikalık motor yolculuğuyla ulaşılıyor. 12. yüzyılda başlarında
yapılan Çarpanak Kilisesi’nin, taç kapısı geometrik pano ve haç dizileri ile
süslenmiş, görülmeye değer yerlerden biri olarak tüm ihtişamı ile güzelliğini
koruyor.
Akdamar Kilisesi

Van'dan 55 km. uzaklıkta, Van-Tatvan karayolundaki iskeleden 20 dakikalık bir
motor yolculuğundan sonra kiliseye ulaşılır. 915-921 tarihleri arasında
Vasparakan Hanedanı I. Gagig tarafından yaptırılmış. Dört yapraklı yonca planı
biçiminde inşa edilmiş olan kilisenin sarımtırak kesme taşlardan oluşan örgüsü
muntazam bir işçilik sunmakta. İç duvarlarında fresk, dış duvarlarında ise
kabartmalar yer alıyor. Bu kabartmalarda, Adem ile Havva, Yunus Peygamber ve oğlu
İsmail, Davut ile Golyat gibi hikayeler kompoze edilmiş.
GÖRMEDEN DÖNMEYİN

Van Gölü
Van iline adını veren Van Gölü Türkiye'nin ve dünyanın en büyük soda gölü (3738
km2). Dört tarafı yüksek dağlarla çevrili Van Gölü’nün içinde Akdamar, Adır,
Çarpanak, ve Kuş adaları olmak üzere 4 ada bulunuyor. Sabunsuz köpük veren Van
Gölü’nde yöre kadınları hiçbir temizlik maddesi kullanmadan çamaşır yıkarlar.
Sahil boyunca yapılaşma ile bozulmamış koylar, yeşil bitki örtüsüyle sarılmış kıyılar
görülmeye değer.
Adır Kilisesi
Kilise, Van Gölü üzerindeki Adır Adası’nda yer alıyor. Kilise 1305 yılına
tarihleniyor. Daha sonra 1621 yılında, yapıya Aziz Georges Kilisesi eklenmiş.
Van İskelesi'nden kiralanacak teknelerle adaya ve kiliseye ulaşabilirsiniz.
Saint Thomas Manastır Kilisesi
Manastır, Altınsaç Köyü’nün 5 km. kuzeybatısında Van Gölü’ne bakan bir vadinin
yamacına kurulmuş. Havarilerden Aziz Thomas’a ait kutsal eşyaların saklanması
amacıyla yapılan manastır, 18. yüzyıl sonlarında
yağmalanmış.
Halime Hatun Kümbeti

Selçuklu mimarisinin izlerini taşıyan Halime Hatun Kümbeti, 1358 yılında
Karakoyunlular tarafından yapılmış. Çevresinde tarihi bir mezarlık mevcut. 14.
yüzyıl ile 17. yüzyıllar arasında kullanıldığı sanılan mezarlıktaki mezar taşları
sıra dışı.
Şanlıurfa

Çeşitli kültür ve medeniyetleri barındıran Şanlıurfa, zengin bir kültür
birikimine sahip. Kentin "peygamberler şehri" olarak tanınması, inanç
turizmi açısından büyük önem taşıyor. Hz. İbrahim'in Urfa'da doğup yaşadığına inanılması,
şehrin Musevi, Hıristiyan ve Müslüman din topluluklarının kutsal ziyaret yeri
olarak tanınmasına neden olmuş. M.Ö 132 – M.S 250 yılları arasında hüküm süren
Osroene Krallığı, Hıristiyanların deyimiyle "kutsanmış şehir" (the
blessed city) Şanlıurfa'da kurulduğundan, Hıristiyanlık tarihi açısından büyük
önem taşıyor.
Ulu Camii

Urfa merkezindeki camilerin en eskilerinden. Eski bir sinagog iken M.S.
435-436'da ölen Piskopos Rabula tarafından St. Stephon Kilisesi'ne dönüştürülmüş.
Kırmızı renkteki mermer sütunların çok olması nedeni ile "Kızıl
Kilise" olarak da adlandırılan yapının yerine, 1170-1175 yıllarında
Nurettin Zengi tarafından inşa edilmiş.
Hz İbrahim’in Doğduğu Mağara ve Mevlid-i Halil Camii

Hz. İbrahim, Mevlid-i Halil Cami avlusunun güneyinde bulunan mağarada doğmuş.
Rivayete göre devrin hükümdarı Nemrut bir rüya görür. Sabah rüyasında
gördüklerini müneccimlerine anlatır. Müneccimlerin "Bu yıl doğacak bir
çocuk senin saltanatına son verecektir" demesi üzerine Nemrut, halkına
emir salarak o yıl doğacak bütün erkek çocukların öldürülmesini ister. Sarayın
putçusu Azer'in hanımı bu mağarada gizlice Hz. İbrahim'i dünyaya getirir. Hz. İbrahim
7 yaşına kadar bu mağarada yaşamış. Hz. İbrahim'in doğduğu mağaranın içerisinde
bulunan suyun, şifalı olduğuna ve birçok hastalığı iyileştirdiğine inanılıyor.
Balıklı Göl (Halil-ür Rahman ve Ayn-ı Zeliha Gölü)

Şanlıurfa
merkezindeki Balıklı Göl, içindeki balıklar, etrafındaki asırlık çınar ve söğüt
ağaçları ile doğal bir akvaryum görünümünde. Göller, Ayn-ı Zeliha ve Halil-ür
Rahman olmak üzere iki tane. Kutsal olduğuna inanılıyor. Efsaneye göre Hz. İbrahim
Peygamber, devrin hükümdarı Nemrut ve halkının taptığı putlarla mücadele etmeye
ve onları kırıp parçalayarak tek tanrı fikrini savunmaya başlaması üzerine
Nemrut tarafından, bugünkü Şanlıurfa Kalesi'nden ateşe atılır. Bu esnada Allah
tarafından "Ey ateş İbrahim'e karşı serin ve selamet ol" emri üzerine
ateş suya, odunlar da balığa dönüşür. Hz. İbrahim'in düştüğü yere
"Halil-ür Rahman Gölü" denilir. Nemrut'un evlatlığı Zeliha da, Hz. İbrahim
Peygamber'e aşık olur. Hz. İbrahim'in ateşe düştüğünü görünce Zeliha da kendini
ateşe atar. Zeliha'nın düştüğü yere de Ayn-ı Zeliha Gölü denir.
Hz. Eyyüp Peygamber ve Makamı

Hz. Eyyüp peygamberin, M.Ö. 2100 yılında Suriye'de Şam ile Ramla arasında üst
diyarı denilen ülkenin Desniye köyünde dünyaya geldiği rivayet edilmektedir.
Cüzzam hastalığına tutulan Eyyüp Peygamber, Rahime adlı karısı ile mağarada
çile çekmeye devam ederek Allah'a ibadetten vazgeçmez. Bütün ıstıraplarına rağmen
Allah'a asi olmaz. Sonunda, Eyyüp Peygamber imtihanı kazanır, Allah tarafından
belirtilen şifalı su ile yıkanarak iyileşir, hanımı ile kendisine mal ve evlat
ihsan edilerek daha sonra uzun müddet yaşar. Şanlıurfa merkezinde bulunan Hz.
Eyyüp peygamberin çile çektiği mağara, Eyyüp Peygamber Makamı olarak ziyaret edilmektedir.
Halil-ür Rahman Camii (Döşeme Cami-Makam Cami)

Halil-ür Rahman Gölü’nün güneybatı köşesinde yer alan cami, medrese, mezarlık
ve Hz. İbrahim'in ateşe atıldığında düştüğü makamdan meydana gelen bir külliye
halinde. Cami, M.S. 504 tarihinde (Bizans dönemi) Urbisyus'un maddi yardımlarıyla
monofistler adına yaptırılan Meryem Ana Kilisesi üzerine XIII. yüzyılda
Eyyübiler devrinde inşa edilmiş. Caminin güneydoğu köşesine bitişik kare
gövdeli kesme taş minarenin batı cephesindeki kitabede, Eyyübilerden Melik Eşref
Muzafferiddin Musa'nın emriyle 1211 yılında yaptırıldığı yazılı.
Harran

Harran sudan ve yeşilden mahrum bir ovanın ortasında 5000 yıllık tarihi ile
ayakta duruyor. Tipik evleri, höyüğü, kalesi, şehir surları ve çeşitli mimari
kalıntıları, geceleri gök yüzünde pırıl pırıl yıldızları ile turistlerin büyük
ilgi odağı.
Her yıl binlerce yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret edilen tarihi
Harran Kenti, kendi adıyla anılan Harran Ovası merkezinde yer alıyor. Tevrat'ta
Hârân olarak geçen yerin burası olduğu söyleniyor. İslam tarihçileri kentin
kuruluşunu Nuh Peygamber’in torunlarından Kaynana veya İbrahim Peygamberin
kardeşi Aran'a (Haran) bağlarlar. 13.yüzyıl tarihçilerinden İbn Şeddad, Hz. İbrahim'in
Filistin'e gitmeden önce bu şehirde oturduğunu yazar. Bu nedenle Harran'a Hz. İbrahim'in
kenti de denildiğini, Harran'da İbrahim Peygamber’in evinin, adını taşıyan bir
mescidin, onun otururken yaslandığı bir taşın varolduğunu söyler.
GÖRMEDEN DÖNMEYİN

Urfa Kalesi
Kentin güneybatı kesiminde, Halil-ür Rahman ve Ayn-ı Zeliha göllerinin
güneyindeki Damlacık Dağı üzerinde yer alıyor. Doğu, batı ve güney tarafı
kayadan oyma, derin savunma hendeği ile çevrili. Kuzey tarafı ise sarp kayalık
olan kalenin 814 yılında (Abbasiler Dönemi) şehir sularının yeniden inşa
edilmesi sırasında, Seleukoslar dönemine ait kalıntılar üzerine inşa edildiği
sanılıyor.
Birecik

Birecik, coğrafyasının elverişliliği ve Fırat Irmağı kenarında önemli bir köprübaşı olması nedeniyle,eski çağlardan beri çeşitli yerleşimlere sahne olmuş.
2.bin yıllarda Hititlerin elinde bulunan yörenin o sıralardaki adı Birthe.
M.Ö. 9. yüzyılda Asurlular’ın eline geçen Birecik, daha sonra sırasıyla Pers,
Makedonya, Roma ve Bizans egemenliklerini yaşamış.
Kaledeki Ulu Camii

Eyyubilerin Hasankeyf'teki ilk eseridir. 1325 yılında bir kilise kalıntısı
üzerine inşaa edilmiş. Yapı gibi minaresi de genellikle moloz taşlardan yapılmış.
Minarenin kuzeyinde bulunan alçı süsleme ve kitabe dikkate değer.
El-Rızk Camii

Dicle
Nehri’nin doğusunda köprü ayağına yakın bir mevkide yer alıyor. Portal girişindeki
kitabeden eserin, 1409 yılında Eyyubi Sultan Süleyman tarafından yaptırıldığı
anlaşılıyor. Bu gün camiden sadece minare sağlam kalmış. Kısmen yıkılmış portal
giriş kapısında yer alan kitabenin altında, bitkisel süsler arasında Allah'ın
99 ismi yazılmış.
Zeynel Bey Türbesi

Kısa bir süre Hasankeyf'e hakim olan Akkoyunlular'a ait tek eserdir. Akkoyunlu
hükümdarı Uzun Hasan'ın oğlu Zeynel Bey'e ait olduğu üzerindeki kitabeden anlaşılmakta.
Türbenin silindirik gövdesi üzerinde turkuvaz ve lacivert sırlı tuğla ve kuşaklar
oluşturulmuş. Bu kuşaklarda sıra ile "Allah, Muhammed ve Ali"
isimleri hayranlık verici bir şekilde yazılmış.
GÖRMEDEN DÖNMEYİN

Hasankeyf
Güneydoğu’ya giden bir gezginin uğramadan, görüp de etkilenmeden edemeyeceği
bir kent Hasankeyf. Yolun iki yanına, tepelerin eteklerine serpilmiş neredeyse
tek tip evlerin yanıltmasına fırsat kalmadan kayaların üzerindeki görkemli
kale, minareler ve muhteşem köprü Hasankeyf’in gerçek kimliğini haykırıveriyor.
Hasankeyf’in ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu tam olarak bilinmiyor.
Ancak şehir ve etrafındaki binlerce mağara insanların buraya çağlar öncesinden
yerleştiğini gösteriyor.
İnsanlığın en eski yerleşim merkezlerinden biri olan Mezapotamya Bölgesinde yer
alan Hasankeyf, içinden Dicle nehrinin akıp gitmesi, korunaklı coğrafi yapısı,
mesken olarak kullanılan binlerce mağarası ile hep dikkatleri çekmiş ve çağlar
boyunca stratejik önemini korumuş bir antik yerleşim.
Mardin

M. Ö. 3000 yıldan başlayarak yerleşim yeri olarak kullanılan Mardin; Artuklu,
Akkoyunlu, Osmanlı dönemine ilişkin bir çok yapının yanında, Süryani Manastır
ve Kiliseleri de bünyesinde barındıran önemli bir açık hava müzesi. Mardin,
mimari, etnografik, arkeolojik, tarihi ve görsel değerleri ile zamanın durduğu
izlenimini veren Güneydoğunun şiirsel kentlerinden biri aynı zamanda.
Mardin'de, farklı dini inanışlar paralelinde, sanatsal açıdan da tarihi değeri
olan camiler, türbeler, kiliseler, manastır ve benzeri dini eserler mevcut.
Zinciriye Medresesi

Medrese mahallesinde yer alıyor. 1385 tarihli yapı, dikdörtgen geniş bir alanı
kaplayan cami, türbe ve çeşitli ek bölümlerden oluşmuş. Süslemeleri oldukça
zengin.
Kasımiye Medresesi
Artuklu egemenliği döneminde yapımına başlanan medresenin Akkoyunlu Sultan Kasım
döneminde 1487-1502 arasında bitirildiği sanılmakta. 15. yüzyıla tarihlenen yapı,
mimari ve bezeme açısından daha önceki Artuklu Dönemi özelliklerini gösteriyor.
Deyr-ul Zaferan Manastırı

Mardin'in 5 km. doğusunda, 4. yüzyılda yapılan bir manastır. Deyr ul Zaferan,
Yukarı Mezopotamya'nın tarihi yapıtlarından en tanınmış olanlarından biri ve
Süryani Kadim Cemaatinin dini merkezi. Bugünkü Süryanilerin ataları olan ve
güneşe tapan Aramiler, MÖ 2000’den başlayarak 4 bin yıl boyunca burada her güneş
doğuşunda bir ayin düzenleyerek güneşe kurbanlar sunuyorlarmış. İsa Mesih'ten
sonra Hıristiyanlığı benimseyip kiliseler kurmuşlar. Manastırın kurulduğu
dönemden kalma mozaikler bugün de duruyor. Canlı bir tarih görünümünde olan
manastırın en büyük özelliklerinden biri de; içinde 52 Süryani patriğinin mezarlarının
bulunması. Manastırın 1 km. kuzeyinde kayalara oyulmuş Meryem Ana Kilisesi
(Theodoros Tapınağı) ve Mar Yakup Manastırı ile Deyr ul Zaferan bir üçlü oluşturmakta.
Manastırın içinde tarihi bir İncil ve kutsal taş mevcut ve ilk tıp fakültesinin
burada kurulduğu söyleniyor.
Mar İzozil Manastırı

Yörenin en eski manastırı. Mar Yakup ve Deyr ül Seyde Manastırları arasında yer
alıyor. IV. yüzyılın başlarında yaşayan Şamişatlı Mar İzozil’in ismi ile anılıyor.
Resmi kayıtlarda XVIII. yüzyıl sonlarına kadar işlevini sürdürdüğü
belirtiliyor.
Meryem Ana Kilisesi ve Patrikhane

1860 yılında Patrik Antuan Semheri tarafından yaptırılan kilisede; kemer,
yuvarlak taş sütunlar ve avluda korkuluklar yer alıyor. Patriğin oturma yeri
ile İncil vaiz yeri, üzüm salkımlı motiflerinin ahşap el işçiliğiyle bambaşka
bir görünüm sergilemekte.
Mar
Gabriel Manastırı

Midyat'ın 18 km. doğusunda yer alıyor. Yerel adı Deyrülumur. Kuş uçmaz kervan
geçmez bir dağ başında yalnız, müstahkem bir manastır. Süryani Cemaatinin ünlü
ve büyük yapıtlarından olan manastır, yüksekçe bir tepeye yapılmış. Manastırın
temelleri M.S. 397 yılında atılmış ve kısa sürede tamamlanmış. Değişik
tarihlerde manastırın içinde ve dışında ekler yapılmış. Bir kısmı Bizans
mozaikleriyle bezeli.
GÖRMEDEN DÖNMEYİN

Mardin Kalesi
Diğer adı “Kartal Yuvası” olan Mardin Kalesi; Subari, Sümer, Babil,
Mitaniler, Asur, Pers, Roma, Bizans, Emevi, Abbasi, Hamdaniler, Selçuklular,
Artuklu, Karakoyunlu, Akkoyunlu, Safaviler, Osmanlılar dönemlerini, kimi zaman
zaferleri, kimi hayal kırıklıklarını yaşamış çok önemli bir kale.
Midyat

Mardin'e benzer evlerin, taş konakların, kemerli geçitlerin, minare gibi
yükselen çan kuleleriyle Süryani kiliselerinin bulunduğu Midyat, bir ortaçağ
kentini andırıyor. Bölgeyi Süryanilerin yavaş yavaş terk etmesi ve göç almasıyla
şehir merkezi 2 km. ötedeki Estel'e kaymış. Telkari diye bilinen taş işçiliğinin
en güzel örnekleri Midyat'taydı. Birkaç telkari ustası Midyat çarşısında
mesleklerini sürdürmekte direniyorlar. Mutlaka izlemelisiniz.
|
|