Akdeniz Bölgesi

Yivli Minare (Alaaddin Camii)
Antiocheia Antik Kenti
Pisidia
bölgesinin başkenti Antiocheia, Seleukos soyundan Antiocheia tarafından (M.Ö.
281-261) yıllarında kurulmuş. Kente kurucunun adına izafeten
"Antiocheia" adı verilmiş. Şehir M.Ö. 25 yılında Pisidia bölgesinde İmparator
Augustus tarafından Roma askeri kolonisi olarak yeniden kurulmuş. Augustus
Antiocheia'ya Roma' dan 3 bin Romalıyı getirterek yerleştirmiş ve kente Yedi
Mahalle adını vermiş. Bizans döneminde özellikle M.S. 1 yüzyıl başlarında St.
Paul ve St. Barnabas'ın Hristiyanlığı yaymak için Anadolu’ya yapmış oldukları
üç önemli misyoner seferinin ilkinde Antiocheia'yi merkez seçmeleri, şehrin
öneminin göstergesi olarak kabul ediliyor.

Yalvaç’ın 1 km kuzeyinde. (Isparta)
Antalya Müzesi

Antalya
Müzesi, Türkiye’nin en önemli müzelerinden biri. Avrupa Konseyi tarafından 1988
yılında “Yılın Müzesi Jüri Özel Ödülü” ile de onurlandırılan müzede Side,
Perge, Karataş-Semahöyük ile Elmalı-Bayındır tümülüslerinin kalıntıları sergileniyor.
Müze; doğa tarihi ve prehistorya, Frig çağı eserleri, tanrılar, küçük eserler
ve sualtı buluntuları ile imparator heykelleri, lahitler, mozaik, sikkeler,
ikonalar ve Etnografya salonları ile tarih meraklılarına gerçek bir hazine
sunuyor.
09.00-18.00 arasında her gün açık, Merkez. (Antalya)
Yivli Minare (Alaaddin Camii)

Selçuklu
Sultanı Alaaddin Keykubad’ın 1230 yılında kiliseden camiye dönüştürdüğü
Alaaddin Camii’nin minaresi olan Yivli Minare, Antalya şehir merkezinde yer alıyor.
İlk bakışta
göze çarpan bir anıt gibi yükselen Yivli Minare, kentin simgesi olarak kabul
ediliyor. Gövdesi tuğladan dilimli ve 8 adet yarım silindirik biçiminde yapılmış.
Kalın gövdesi, bu yivler sayesinde estetik bir yapıya bürünmüş. Tabanın her
yönünde firuze ve lacivert renkli Allah ve Muhammed yazıları yer alıyor.
Merkez. (Antalya)
Perge Antik Kenti

Perge’nin
kuruluşu diğer Pamfilya şehirleriyle aynı zamana rastlıyor. (M.Ö. 7. yüzyıl)
Ana tanrıçası Perge Artemisi olan Perge, Hristiyanlar için önemli bir kent.
Aziz Paulos ve Barnabas, Perge’ye gelen ünlü isimler arasında yer alıyor.
Strabon’a göre, kent dışında ünlü Artemis Tapınağı bulunuyordu. Perge yazıtlarında
adı geçen; Perge sikkeleri üzerinde resmi bulunan bu tapınağın yerini tespit
etmek henüz mümkün olmamış. Perge’de ayrıca nekropol, surlar, gymnasium, hamam
ve anıtsal çeşme gibi tarihi yapılar da yer alıyor. Perge’ye girişte ilk göze
çarpan yapı, arkasındaki tepenin yüksekliğinden faydalanılarak yapılan 12 bin
kişilik tiyatro. Greko-Roman sınıfına giren tiyatroda orkestra kısmının
korkuluklarla çevrilmiş olması, burada gladyatör oyunlarının da yapıldığını
gösteriyor.
Aksu/ Antalya’ya 18 km uzaklıkta.
Sillion
Antik Kenti

M.Ö. 4.
yüzyılda kurulan ve Bizans döneminde piskoposluk merkezi olan kent, Selçuklu
devrinde de varlığını sürdürmüş. Tepenin hafif eğimli batı yönü Helenistik çağlardan
kalma surlarla çevrili. Bu surları kuleler, kapılar ve kente çıkılan yollar
tamamlıyor. Kentin kapısı tepenin batı yanındaki surlar üzerinde. Tepeye çıkıldığında
kuzeybatı yönündeki evler, sokaklar ve batıda Bizans kilisesi ile sarnıç
görülüyor.
Yanköy-Aksu. (Antalya)
Aspendos Antik Kenti

Aspendos,
biri büyük, diğeri küçük iki tepe üzerine kurulmuş zengin Pamfilya şehirlerinden
biri. Evrimedon Çayı ağzındaki konumu ile önemli bir liman ve ticaret kenti
olarak ünlenen Aspendos’ta, mısır, gül ağacından yapılmış süs eşyaları, şarap,
tuz ve at ticareti yapılırmış. Kent ayrıca antik dünyanın en iyi atlarını yetiştirmesi
ile de ünlü. Aspendos’taki eserler, “aşağı kent yapıları” ve “yukarı kent yapıları”
olarak ikiye ayrılıyor. Yukarı kent yapıları arasında agora, bazilika toplantı
yapısı, nymphaeum ve eksedra yer alıyor. Aşağı kent yapıları ise tiyatro,
stadyum, hamamlar, su kemeri, tapınak ve nekropollerden oluşuyor.
Aspendos Tiyatrosu

Aspendos Tiyatrosu, antik dünyanın günümüze gelebilmiş en sağlam örnekler arasında.
Küçük bir tepenin yamacına kurulmuş olan 15 bin kişilik tiyatronun mimarı,
Aspendoslu Thedoros’un oğlu Zenon. En önemli özelliği muhteşem bir akustiğe
sahip olması. Tiyatronun sahne bölümü yarım daire planlı olup, geniş bir
diazoma ile ikiye ayrılıyor. Orkestradan itibaren yükselen oturma sıralarının
ilki senatör, yargıç ve yabancı elçilere; ikincisi kentin ileri gelenlerine
ait. Kadınlar genellikle üst sıralarda, galerinin altındaki bölümde otururlarmış.
Geri kalan bölümler kentin tüm vatandaşlarına açık. Sahne, tiyatronun en çarpıcı
bölümü. Orkestra düzeyindeki küçük kapılar vahşi hayvanların kapatıldığı
dehlizlere ait.
Serik/Antalya’ya 48 km. uzaklıkta.
Selge Antik Kenti

Selge’nin
önce Kalchas tarafından kurulduğu ve daha sonraları Ispartalılar tarafından
iskan edildiği ileri sürülüyor. Kalıntıları Zerk köyünün çevresinde geniş bir
alana yayılmış. Kentin bugünkü kalıntıları arasında en iyi korunmuş olan yapının
tiyatro olduğu görülüyor. Kent surları, tapınaklar, su yolu ve mezarlar
görülecek eserler arasında. Zemini taş bloklarla döşeli olan kuzey ve doğu
tarafın binalarla çevrili büyükçe bir meydanının, kentin Agorası olduğu düşünülüyor.
Sarnıç, süslü mezar anıtları yanında, batıdaki Zeus ve Artemis mabedi kalıntıları,
araştırılmayı bekliyor. Selge kalıntılarının ilginç bir diğer özelliği de antik
kentin içinde hala duran su kaynakları. Özellikle Aladana tepesinin
eteklerindeki pınarlar bugün bile kullanılıyor.
Zerk Köyü-Altınkaya. (Antalya)
Termessos Antik Kenti

Termesos
Güllük Dağı içerisinde, 1050 metre yükseklikte bir plato üzerinde yer alıyor.
Termesos
Anadolu’nun içlerinden gelen Solymler tarafından kurulmuş. Önemli kalıntılardan
olan 4 bin 200 kişi kapasiteli tiyatro, İmparator Augustus tarafından M.S. 1.
yüzyılın hemen başlarında yaptırılmış. Üstü örtülü meclis toplantı binası olan
Odeon’un 600 kişilik oturma yeri bulunuyor. Birbirine bağlı beş sarnıçtan oluşan
yer altı sarnıcı, su depolamak ve zeytinyağı saklamak için kullanılmış. Agora,
kahramanlık anıtı Hereon, Korint düzenli tapınak, Zeus Solymeus Tapınağı, Küçük
ve Büyük Artemis Tapınakları, Gymnasium, gözetleme kuleleri diğer önemli kalıntılar.
Güllük Dağı’nda. Antalya 34 km. uzaklıkta.
Phaselis

Phaselis,
M.Ö. 6. yüzyıla ait Helenistik çağın önemli ticaret limanlarından biri. Romalılar
döneminde piskoposluk merkezi olmuş. Üç limandan oluşan Phaselis'in doğusundaki
limanın kalın duvarları halen çok iyi durumda. Phaselis'de bugün toprak üstünde
bulunan kalıntıların büyük bir bölümü Roma devrinden kalma. Bu kalıntılar;
liman, kale duvarları, Zeus Mabedi, Kral Antonius Caravella yolu, ayrıca yirmi
sıralı tiyatro kalıntıları. Yarımadanın boyun kısmını kapsayan cadde muhteşem.
Güney limandan başlayıp şehir kapısına kadar uzanıyor. Bu caddenin genişliği ve
kısalığı yüzünden, zaman zaman stadyum olarak da kullanıldığı sanılıyor. Çünkü
tarih Phaselis'de iki önemli atletizm karşılaşmasının yapıldığı yazar. Agoranın
yanında iki tapınak bulunuyor. Bir tanesi Phaselis için çok önemli bir tanrı
olan "Athena Polias" adına yapılmış. Diğeri ise "Heista" ve
"Hermes"e adanmış.
Kemer’e 15 km. uzaklıkta. (Antalya)
Olympos

Antik
Olympos kenti Tahtalı Dağı’nın güneyinde yer alıyor. Kara ve deniz yoluyla ulaşılabilen
şehirde, Geç Roma ve Erken Bizans devrine ait eserler bulunuyor. Antik
devirlerden günümüze kadar gelmeyi başaran mabet kapısı, tiyatro, hamam ve
agora görülmeye değer güzellikler. Kent surları ve kuleler ortaçağdan kalma. En
ilginç yapı ise Akçay Deresi’nin 150 metre kadar batısında yer alan tapınağa ait kapı. Olympos, Sit alanı kapsamında olduğu için antik alan ve çevresinde
yapılaşma yasak.
Çıralı-Olympos/ Antalya’ya 70 km. uzaklıkta.
Myra (Demre)

Myra, denize
bakan kayalar içine oturtulmuş bir kent. Belki de türünün Anadolu'daki en güzel
örneklerinden. Geniş bir alana yayılmış kalıntılar, mezarlar ve Likce yazıtlardan
M.Ö. 5. yüzyıla kadar uzanan eski bir kent olduğu anlaşılıyor.
M.S. 17'de İmparator
Germanicus'un karısı Agrippina ile Myra'yı ziyaret ettiği biliniyor. St. Paul
M.S. 60 yılında Myra'ya uğramış. M.S. 2. yüzyıl ise Myra'nın Metropolis ünvanıyla
onurlandırıldığı ve büyük bir gelişmeye sahne olduğu dönem. Bizans egemenliğinde
kent, özellikle 4. ve 5. yüzyıllarda yine bir dini ve idari merkez durumuna
gelmiş.
Demre'ye birkaç kilometre uzaklıkta.
St. Nicholas Kilisesi

Yaygın
olarak Noel Baba olarak bilinen St. Nicholas M.S. 245'te Patara'da doğmuş ve
M.S. 363'de ölmüş. Zengin bir ailenin iyi eğitilmiş oğlu olan St.Nicholas hayatını
insanlara özellikle de çocuklara ve denizcilere yardıma adamış. Bu yardımlarının
sağladığı ünü, bugüne dek Noel Baba efsanesi olarak süregelmiş. Demre rahibi
olarak insanlara dini ve sosyal yardımlarda bulunan St. Nicholas ölünce
Demre'ye gömülmüş ve mezarının yanına adına bir kilise inşa edilmiş.
1080'de İtalyan korsanlar mezarından bazı kemikleri Bari'ye kaçırmışlar. Kalan
bazı kemik parçaları ise bugün Antalya Müzesi’nde yer alıyor.
Demre.
Simena (Kaleköy)

Eski Simena
antik kenti üzerine kurulmuş olan Kaleköy, bir yarımada. Tarihi Likya uygarlığına
kadar uzanan Simena'da pek çok uygarlık kalıntılarına rastlamak mümkün.
Kayalara oyulmuş tiyatro ve surlar bunlardan yalnızca birkaçı. Kaleköy'e
karadan doğrudan ulaşım bulunmuyor. Kıyıdaki iskelelerden birisine yaklaştıktan
sonra evlerin içinden ve bahçelerinden geçerek yukarıdaki kaleye ulaşılıyor.
Ortaçağ'da kullanılan bu kalenin içinde kayalara oyulmuş, 7 oturma sırası ile
300 kişilik bir tiyatro bulunuyor. Bulunan yazıtlar ise köyün tarihinin M.Ö. 4.
yüzyıla dayandığını gösteriyor.
Kaş’tan deniz yoluyla ulaşabilirsiniz.
Kekova Adası

Bölgeye adını
veren Kekova Adası, Simena’nın tam önünde, Kaş-Demre arasında yer alıyor.
Kekova Adası
depremlerle kısmen suya batmış olduğu için batık şehir olarak anılıyor.
Simena’dan
tekneyle 10 dakikalık uzaklıkta yer alan ada üzerinde bulunan Tersane Koyu’na
tekneyle ulaşabilirsiniz. Batık Şehir üzerinden teknelerle geçerken su altında
kalan şehrin izlerini ve merdivenleri görmek mümkün. Bölge koruma altında alınmış
ve buradan dalmak yasak.
Kaş’tan deniz yoluyla ulaşabilirsiniz.
Patara

St.
Nicholas'ın doğum yeri olmasının yanı sıra, Büyük İskender zamanının önemli bir
liman şehriydi. Şehrin merkezinde bulunan renkli seramikler, şehrin tarihinin
M.Ö. 5. yüzyıla dek uzandığını gösteriyor. Biri Patara'ya giden üç kapılı
surlar M.S. 110'da Vali Modestus tarafından yaptırılmış. En önemli kalıntılarından
biri antik Patara Tiyatrosu.
Kalkan’a 10 km uzaklıkta.
Letoon

Letoon'un
Likya şehir devletlerinin kültür merkezi olduğu sanılıyor. Zira o dönemlerde
festivaller burada yapılırmış. Letoon adı ise, efsanelerden geliyor. Tanrılar
kralı Zeus, Leto'ya aşık olur ve birlikteliklerinden, Leto ikiz çocuklarına
hamile kalır. Zeus'un kıskanç karısından korkan Leto ise kaçarak Delos'a gelir.
Burada çocukları Apollon ve Artemis'i doğuran Leto, Hera'dan daha çok uzaklaşabilmek
için Likya'ya, Anadolu kıyılarına kaçar. Yolda karşılaştığı kurtlar ona Xanthos
Nehri'ne kadar kılavuzluk eder. Leto minnettarlık içinde nehri Apollon'a
adayarak, o zamana kadar "Termilles" adıyla bilinen yere Yunanca kurt
anlamına gelen, "Lykos" sözcüğünden türetilmiş olan "Lykia"
adını verir.
Letoon'un
kuzeyinde Grek planlı, Helenistik döneme ait olan tiyatro bulunuyor. Sahne kısmı
ayakta olmayan tiyatronun doğu ve batısındaki kapılar Dorik frizlerle süslenmiş.
Kaş-Fethiye karayolunda. Xanthos’a 4 km. uzaklıkta.
Xanthos

Eşen Çayı'nın
doğu kıyısında kurulmuş Xanthos, Likya Birliği'nin başkentiymiş. Eski Yunanca’da
“sarı” anlamına geliyor. Kentin akropolisinden elde edilen yüzey buluntuları
yerleşme tarihinin M.Ö. 8. yüzyıla kadar uzandığını ortaya koyuyor. Kelimenin
tam anlamıyla bir felaketler kenti olan Xanthos, M.Ö. 429'daki Pers istilalarına
kadar bağımsız yaşamış. Pers istilasında kentlerini kahramanca savunan
Xanthoslular, istilayı önleyemeyeceklerini anlayınca önce tüm kadın ve çocuklarını
öldürmüşler, sonra da kenti ateşe vererek topluca intihar etmişler. Bu kıyımdan
kurtulan 80 aile ve başka yerlerden gelen göçmenler tarafından kent yeniden
kurulmuş. Antik kentte en çok dikkati çeken tarihi yapı, bir savaş anıtı... 8.87 metre yükseklikteki bu mezar anıt, kayalardan oyulmuş masif bir paye ile dört yüzü frizle
çevrili küçük bir mezar odasından oluşuyor. Üstü bir kapak taşıyla örtülü bu
odadaki anıt mezarların kabartmaları, Nereidler Anıtı, Harpyler Anıtı, Payave
Lahdi ve Aslanlı Mezar, 1842 yılında İngiliz Fellows tarafından Londra'ya
götürülmüş. Yerlerine de orijinallerinden alınma alçı kopyalar konulmuş.

Kaş’a 45 km. uzaklıkta.
Side Antik Kenti

Tarihçiler
tarafından M.Ö. 1405'te kurulduğu ifade edilen Side, M.Ö. 6. yüzyılın yarısından
itibaren, sırası ile Lidyalıların, Perslerin, İskender'in, Antiogonos'un,
Ptolemaioslar’ın egemenliğini tanımış. M.S. 5. yüzyıl ve 6. yüzyıllarda
piskoposluk merkezi olan Side en parlak devrini yaşamış. Eşsiz bir işçiliği
olan kentin ana kapısı iki kule arasında yer alıyor. Side kentinde iki ana
cadde var. Surun dışında, kent kapısını karşısında Anadolu'nu en büyük tarihi
çeşmesi "Nymphaeum" bulunuyor.Tiyatrodan sonra geniş bir caddeden
geçip anıtsal bir yapıya varılıyor. Kentin Pazar yeri olan agora portiklerle
çevrili ve üç yanında dükkanlar yer alıyor. Agoranın güneyindeki cadde
üzerinde, üç salondan oluşan ve dört tarafı portiklerle çevrili Gymnasium
mevcut. Büyük bir Roma Hamamı bugün müze haline getirilmiş ve bölgenin en güzel
arkeolojik eserler koleksiyonunu barındırıyor.
Manavgat'a 7 km uzaklıkta.
Side Tiyatrosu

20.000
seyirci alabilecek kapasitedeki Side Tiyatrosu’nun mimarlık tarihi açısından
önemi; diğer Roma tiyatroları gibi dağ yamacına değil, strüktürel kurgusunu
kemerlerin oluşturduğu mekanlar üzerine oturtulmuş olması. Cavea, orkestra ve
skene olmak üzere üç bölümden oluşan tiyatro, Pamfilya tiyatroları içinde en
büyük ve anıtsal olanı. Geç Roma döneminde arena olarak işlevlendirilen ve
gladyatör gösterileri ile hayvan mücadelelerine ev sahipliği yapan tiyatro,
Bizans döneminde ise açık hava kilisesi olarak kullanılmış.
Kızıl Kule

Adını alt
ve üst kısımlarındaki kesme taşlardan alan Kızıl Kule, 1226 yılında yapılmış.
Bugün bile sapasağlam ayakta duran kulenin doğu cephesi ile batı cephesi arasında,
tabanın konumu nedeniyle 2 metrelik yükseklik farkı var. Sekizgen şeklindeki
kule beş katlı. Zemin katın ortasından yukarı doğru beşinci kata kadar yükselen
bir bölüm bulunuyor. Su sarnıcı görevini üstlenen bu bölüm, kulenin omurgası
durumunda. Zemin kat etnografya müzesi olarak hizmet veriyor.
Liman. Alanya
Alanya Kalesi

Alanya
Kalesi, 1225 yılında Roma kale kalıntılarının yerine, Selçuklu Sultanı Alaaddin
Keykubat tarafından yaptırılmış.
83 kule ve
140 burcu olan, üç sıra surlarla çevrili yapı, iç ve dış kale bölümlerinden oluşuyor.
Aya Yorgi Kilisesi, Kanuni Sultan Süleyman Camisi, Akşabe Sultan Türbesi,
Selçuklu Hamamı, Arasta, Bedesten, Sitti Zeynep Türbesi, Sultan Alaaddin Sarayı,
irili ufaklı sarnıçlar, deniz feneri ve zindandan oluşan kale gerçek bir tarih
hazinesi.
Liman. Alanya
Anamurium Antik Kenti

Anamur
burnunun kuzeydoğu yakasında, ortalama 250 m. genişliğinde, güneyden kuzeye doğru uzanan 1700 m. uzunluğundaki eğimli bir arazi şeridi üzerinde, nekropolü
olmayan Roma -Bizans kenti bulunuyor. Kentin ayakta kalan yapıların çoğunluğu
M.S. 1. yüzyıl sonrasına tarihlendiriliyor. Özellikle geç dönemlere ait kilise,
su kemerleri, tiyatro, odeon, palaestra, hamamlar, kiliseler ve kentin dağa doğru
yamacını kaplayan alanda ise sayıları 350’ye varan beşik tonozlu, iki katlı
benzeri örnekleri Anadolu’da bulunmayan yöreye özgü mezarlar yer alıyor. Roma
dönemine ait küçük kent merkezi, güneydeki burun ucundan başlayarak 8 m. yüksekliğinde iç kuleleri de içini alan eğimli bir duvarla son buluyor.
Anamur-Gazipaşa karayolunun 4 km.sinden deniz yönüne 2 km.lik bir yolla ulaşılıyor.
Mamure Kalesi

Kale ilk
olarak M.S. 3. veya 4. yüzyılda yapılmış, sonraları Bizanslılar ve Haçlılar
tarafından genişletilmiş. Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat tarafından 1221 yılında
ele geçirilerek yıkılmış ve yerine bugünkü kale yapılmış. 3 avlulu kale bir hendekle
çevrili ve 36 kuleden oluşuyor. Batı avlusunda halen ibadete açık, onarım görmüş
tek minareli tarihi bir cami bulunuyor. Kalenin karşısında karayolu üzerinde yıkık
bir de hamam yer alıyor.
İki
bölümden oluşan kalede iç içe iki sur ve surlar üzerinde kaleyi bütünüyle dolaşan
ve bir taraftan bir tarafa geçişi sağlayan burçlar arasında bir yol bulunuyor.
Günümüze kadar sayısız onarım görmüş ve bu sayede günümüze dek ayakta kalmayı
başarmış. Kale, Kıbrıs’tan gelen Ermeniler’in de yerleşim merkezi olmuş, hatta
burada Ermeni İmparatorluğu adı altında bir prenslik bile kurmuşlar. Ancak bu
prensliğin varlığı uzun sürmemiş.
Anamur’a 7 km. uzaklıkta, Anamur-Bozyazı karayolunda yer alıyor.
Alahan Manastırı

M.S 440-442
yıllarında yapılmış olduğu tahmin edilen manastır nefis bir manzaraya hakim.
Batıdaki asıl kilise klasik bir bazilika, hayli harap durumda. Doğudaki sağlam,
tarihteki ilk kubbeli kiliselerden. İkisinin ortasındaki yapı ise vaftizhane.
Kilise binaları Ayasofya ile ortak mimari özellikler taşıyor. Kiliselerin
süslenmesinde usta taş oymacılığı kendini belli ediyor. St. Paul, St. Pierre
figürlerinin yanı sıra, bir çelengi taşıyan altışar kanatlı Cebrail ve
Mikail'in simgesi, yaratıkları ezişi, kükreyen aslan, kartal ve öküz sembolleri
İncil yazarlarının tasvirleri, üzüm salkımları asma yaprakları ve balık
motifleri zengin bir şekilde tasvir edilmiş.
Mut-Karaman karayolu üzerinde, Mut'un 20 km kuzeyinde yer alıyor.
Narlıkuyu Mozaik Müzesi

Köy meydanındaki
müzede Roma devri ile ilgili çok renkli mozaik levhalar, tablolar ve figürler
bulunuyor. Ayrıca birçok sanat eserine konu olan “Üç Güzeller” mozaği de bu
müzede. Romalı komutan Poimeinos burada yüzeye çıkan şifalı kaynak suyunun başına
termal hamam yaptırmış ve hamam zeminini üç güzeller olarak tanımlanan gözalıcı
mozaikle süsletmiş. Aglaia, Thalia ve Euphrosyne adlı üç yarı tanrıçayı çıplak
ve dans ederken betimleyen mozaik figürü korumaya alınmış ve yapı küçük bir
müzeye dönüştürülmüş.

Narlıkuyu.
Aya Tekla Manastırı (Meryemlik)

Hristiyanlık
dönemine ait kutsal bir sit alanı. Aya Tekla, Hristiyanlığı yayan ilk kadın
azize olarak biliniyor. Yaşamının son yıllarını buradaki mağaralarda geçirerek
yöre halkına Hristiyanlığı yayıp, mucize yarattığına inanılıyor. Tarsus’da yaşayan
St. Paul'un en iyi öğrencilerinden. Konya’da yaşarken yasak olan Hristiyanlığı
yaymak için Silifke'ye göç etmiş. Burada sığındığı mağarasında dini görevini
yaparken ölmüş. M.S. 313 yılında imparator Konstantin Hristiyanlığı kabul
edince, Aya Tekla adına yaşadığı mağara üzerine şimdiki kiliseyi yaptırmış.
Hristiyanlarca "Şehitlik" olarak kabul edilmiş ve hac merkezi ilan
edilmiş.
Silifke'nin 1.5 km kadar güneyinde bir tepe üzerinde yer alıyor.
Silifke Kalesi

Silifke'ye
hakim, 185 m. yüksekliğinde bir tepe üzerinde yapılmış olan, etrafı kuru
hendekle çevrili oval biçimdeki kalenin içinde kemerli galeriler, su sarnıçları,
depolar ve diğer yapı kalıntıları bulunuyor. Helenistik veya erken Roma
dönemine ait olduğu anlaşılan kale, geçirdiği onarım ve değişiklikler sonucu
bugün bir Ortaçağ kalesi görünümünde.
Ünlü gezgin
Evliya Çelebi Seyahatname'sinde, 17. yüzyılda Silifke Kalesi'nin 23 burcu olduğunu,
içinde bir cami ve 60 ev bulunduğunu yazar. Ancak, burçların bir kısmı ve kale
içi yıkık durumda. Halen görülebilen 10 adet burç mevcut.
Adamkayalar;

Şeytan
Deresi Vadisi’ne dik yamacında, kayaların yüzünde 9 niş içerisinde M.S. I2.
yüzyıldan kalma 11 erkek, 4 kadın, iki çocuk ve bir dağ keçisi kabartması
mevcut. Bazı nişlerin alınlığında Roma kartalı kabartması görülüyor.
Silifke-Hüseyinler Köyü karayolunun 5. km.sinden batıya ayrılan yolun sonundaki Şeytan Deresi Vadisi’nde.
Cennet
Obruğu

Cennet Obruğu,
90 m. derinliğinde bir çukur. Üçüncü jeolojik zamanın Miosen çağında bir
yeraltı deresinin kalker tabakası içerisinde yaptığı erozyon sonucunda, tavanın
göçmesi nedeniyle meydana gelmiş. Denizden yüksekliği 135 m. olan bu çöküntü içine, Romalılar devrinden kalma antik bir merdivenle iniliyor. İçinin yemyeşil
oluşu ve dibinde akarsuyun bulunuşu nedeniyle cennet deniliyor. Cennet göçüğünün
içine çok tanrılı dönem tapınma mağarasının tam ağzında, başarı simgesi olarak
bir kilise yapılmış. Kilisenin giriş kapısı üzerindeki dört satırlık yazıttan
bu kilisenin Paulus adında iyiliksever bir dindar tarafından Meryem Ana'ya adak
olarak yaptırılmış olduğu anlaşılıyor.
Narlıkuyu'nun 3 km. kuzeyinde.
Cehennem
Obruğu
Tıpkı
Cennet Obruğu gibi Miosen devrine ait kalkerler içinde alttan bir yeraltı
deresinin yaptığı erozyonla tavanın göçmesi sonucu oluşmuş. 50x75 m. boyutlarında
ve elips biçiminde. Cennet Obruğu’na nazaran daha dar ve dik. Tavanın göçmesi
sonucu obruğun dibine yığılan molozlar, batıdan doğuya doğru yaklaşık 30
derecelik bir eğimle alçalıyor.
Cennet Obruğu’nun 75 m. kadar doğusunda yer alıyor.
Uzuncaburç Kalıntıları

Halen 3000
kişinin yaşadığı Uzuncaburç denizden 1200 metre yükseklikte. Doğu Akdeniz’in en etkileyici ören yeri sayılan Uzuncaburç, bir Hitit yerleşimi olan Olba kentinin
kutsal yeri olarak kurulmuş. Roma imparatoru Domitian döneminde hızla gelişip
ayrı bir şehir olmuş ve Diocaesarea adını almış. Uzuncaburç köyüyle iç içe olan
ören yerine sütunlu caddeyle giriliyor. Caddenin solunda tiyatro yer alıyor.
Bir kısmı toprak altında bulunan tiyatronun M.S. 170 yıllarında Roma imparatoru
Marcus Aurelius ve Lusius Verus dönemlerinde yapıldığı sanılıyor.
İlçenin 30 km. kuzeyinde yer alıyor.
Olba

Bir tepenin
üzerinde kurulmuş bulunan antik kentten günümüze kadar gelebilmiş kalıntılar
arasında çeşme binası, su kemeri, evler, tiyatro ve nekropol bulunuyor.
Buradaki en önemli yapıtlardan biri olan çeşme binası Septimus Severus (M.S.
193 - 211) zamanında yaptırılmış. Lamus Deresi'nden alınan su kanal, tünel ve
akuadüklerle bu çeşmeye akıtılıyormuş. Diğer bir önemli eser ise nekropolün
bulunduğu vadi üzerine kurulmuş,
150 m. uzunluğunda, 25 m. yüksekliğinde dört kemerli akuadükün korunması ve çevrenin gözetlenmesi için kuleler inşa
edilmiş olması yapının önemini göstermekte.
Uzuncaburç’un 4 km. doğusunda yer alıyor.
Kanytelis (Kanlıdivane)

Antik adı
Kanytelis ya da Neopolis olan kent büyük bir olasılıkla Helenistik dönemde
Olba’ya bağlı olarak kurulmuş. Ama kentte bugüne kalan kalıntılar Roma ve
Bizans dönemine ait. Ören yerinde derin bir çukur bulunuyor. Eskiden suçluların
buraya atıldığı ve vahşi hayvanlara yem yapıldığı söyleniyor. Belki Kanlıdivane
adı da buradan geliyor. İçinde kabartmaların bulunduğu çukurun kenarında kentin
en büyük yapısı olan bazilika yer alıyor. 5. yüzyıla ait Bizans yapısında
mozaikler görülmeye değer.
Silifke-Erdemli.
Kızkalesi

Günümüzde
iyi durumda olan Kızkalesi, denizden gelecek saldırılara karşı korumak için
kentin tam karşına, kıyıdan 200 metre açıktaki küçük bir adacığın üzerine inşa
edilmiş. Kale Doğu Akdeniz’in simgesi sayılıyor. Antik Korykos şehrini barındıran
Kızkalesi; kumsallara, motellere ve kamp alanlarına sahip. Korykos Kalesi ise Kızkalesi’nin
hemen karşı kıyısında yer alıyor. Açıktaki kalenin yanı sıra denize uzanan
burun üzerinde diğer kale yer alıyor. Her iki kale de 12. yüzyıl başlarında
Rubeniyan sülalesinden gelen Ermeni kralları tarafından Korykos kentini korumak
için yapılmış. İki kale aynı zamanda birbiri ile bağlantılı, bu bağlantının bir
kısmı bugün su yüzeyinde bulunuyor. Korykos kent kalıntıları karadaki kalenin
çevresinde geniş bir alana yayılmış.
Silifke´nin 50 kilometre batısında yer alıyor.
Viranşehir (Pompeipolis / Soli)

Deniz kenarında
yer alan Soloi antik kenti, MÖ 7. yüzyılda Rodoslu koloniciler tarafından
kurularak kente güneş anlamına gelen Soloi adı verilmiş. Kent 527 yılında
meydana gelen büyük yer sarsıntısı ile tamamen harap olmuş.Yeniden inşa
edilmeye çalışılsa da, bu yüzyıldan sonra yoğunlaşan Sasani ve Müslümün Arap akınları
nedeniyle yeniden eskisi gibi imar edilemeyerek terk edilmiş. Bu nedenle ören
yerine Viranşehir de deniliyor. Pompeipolis kentinde liman, sütünlu cadde,
tiyatro, Roma hamamı, kent duvarları, nekropol su kemeri gibi yapılar mevcutmuş.
Günümüzde dağ kapısından deniz kapısına kadar uzanan korint başlıklı 200
sütunlu yoldan, 41 adet sütun ayakta kalmış. Ayrıca liman, hamam kalıntıları,
su kemeri bugüne kadar ulaşabilmiş kalıntılar arasında. Mersin Müzesinde kente
ait eserler sergileniyor.
Mersin’in
14 km. batısında yer alıyor.
St. Paul Kilisesi

Çarşı başındaki
kilisenin M.S. 1102 tarihinde St. Paul Katedrali olarak yapıldığı söyleniyor.
Romen stilinde inşa edilmiş olup kalın ve yüksek duvarları, dar, derin
pencereleri, büyük ve kalın sütunları ile dikkat çekici. Bu kilise M.S. 1415 yılında
Ramazanoğlu Ahmet Bey tarafından onarılarak camiye dönüştürülmüş. Günümüzde ise
Müslümanlarca ibadet amacıyla kullanılırken bir yandan da Hıristiyanlarca
ziyaret ediliyor.

Tarsus.
St. Paul Kuyusu

St.Paul'un
evinin yeri olarak kabul edilen bir avluda bulunan kuyu, St.Paul Kuyusu olarak
biliniyor. Halen çevre düzenleme çalışmaları yapılmakta olan kuyunun çapı 1.15 m. Ağız taşının silindir biçiminde olmasına karşın, asıl kuyu gövdesi kare biçiminde ve dörtgen
kesme taşlarla yapılmış. Derinliği 38 m. olan kuyunun suyu yaz- kış hiç
eksilmiyor. Kudüs'e hacı olmak için yöreden geçen Hristiyanlar kutsal sayılan
bu kuyu suyundan içerler. Bunun yanı sıra yapılan kazı çalışmalarında
St.Paul'un doğduğu ev olarak tahmin edilen evin taş duvarları St.Paul
Kuyusu'nun hemen yanında gün ışığına çıkarılmış.
Tarsus’da Kızılmurat Mahallesi’nde Cumhuriyet Alanı’nın yaklaşık 300 m. kadar kuzeyinde, eski Tarsus evlerinin yoğun olduğu bölgede yer alıyor.
Eshab-ı Kehf (Yediuyuyanlar) Mağarası

Tarsus’un 12 km. kuzeybatısında, Ulaş köyü yakınlarındaki Yediuyuyanlar (Eshab-ı Kehf) Mağarası, hem
Müslümanlarca hem de Hristiyanlarca kutsal kabul ediliyor. Kutsal bir ziyaret
yeri olarak düzenlenmiş mağaranın önünde bir de cami bulunuyor.
Tarsus’un 12 km. kuzeyinde yer alıyor.
Kleopatra Kapısı

Mısır'ın
ünlü kraliçesi Kleopatra’nın (M.Ö. 60- 30) sevgilisi Romalı general Antonius
(M.Ö. 83-30) ile Tarsus'ta buluşmak üzere geldiklerinde, o zamanın limanı olan
Gözlükule'de altından geçtikleri kapı. "Kancık Kapı" (Deniz Kapısı)
adı ile de tanınıyor. Tarsus'u kuşatan üç kapılı surların 1835 yılında Mısırlı İbrahim
Paşa tarafından yıktırılmasıyla geriye kalan tek kapı olarak biliniyor. Tek
kemeri ile iki yığma ayağı bulunmakta. Çeşitli büyüklükteki taşlarla yapılmış.
Gözlükule parkının güneyinde, Mersin yolu üzerinde ve Tarsus girişinde yer
alıyor.
Yılanlıkale

Görülmeye
değer bir başka yer de 11. yüzyılda yapıldığı tahmin edilen Yılanlıkale, bir
Haçlı Kalesi. Evliya Çelebi, “kalede boynuzlu ve ensesi tüylü yılanların
bulunduğunu” anlatır. Ceyhan Nehri kıyısında yer alan Sirkeli’de de Hitit İmparatoru
Muvattaliş’in Mısır yolunda burada konakladığını gösteren Hitit rölyefleri
bulunuyor.
Adana-İskenderun karayolu, Ceyhan nehri yakınlarında yer alıyor.
Karatepe - Aslantaş Açık Hava Müzesi

Bir Neo -
Hitit bölgesi olan Karatepe Milli Parkı'nda Kral Asitawada'nın yazlık sarayının
kalıntıları, Hitit ve Fenike yazıları içeren tabletler ve rölyeflerin
sergilendiği açık hava müzesi bulunuyor. Tepenin zirvesinde, saray olduğu
tahmin edilen iki tane yanmış bina harabesi ve zahire kuyuları mevcut. Kalenin
biri güneybatısında, diğeri kuzeydoğusunda olmak üzere iki kapısı var. Güneybatısındaki
giriş kapısında kırık parçalarla ekli iki aslan heykeli bulunuyor. Sağ ve sol
yan odacıklarda esmer ve açık sarı, sert taneli bazalt taş bloklar üzerinde
duvar kaplaması niteliğinde, o günün inanç ve yaşayışını sergileyen çeşitli
figür rölyefleri (taş kabartmalar) ve aynı metin olmak üzere, karşılıklı Finike
(çivi) ve Hitit hiyeroglif yazıları yer alıyor. Kapı içinde ise yaklaşık üç
metre boyunda fırtına tanrısının heykeli bulunuyor. Dünya üzerindeki Hitit yazıları
ilk defa burada okunmuş.
Kadirli’ye 22 km. uzaklıkta.
Misis Antik Kenti

Misis,
Roma, Bizans, Memluk, Ramazanoğulları, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinde gerek
ulaşım, gerekse zengin tarım alanlarından ötürü önemli bir kent olmuş. Misis’de
zemininde Nuh’un Gemisi ile hayvanları da resmeden bir dördüncü yüzyıl hamam
mozaiğinin de bulunduğu çeşitli Roma Devri kalıntıları yer alıyor. Kentten
günümüze Misis Köprüsü, Mozaik Müzesi, ve su yolu kemerleri kalmış. Antik
kentin yakınındaki Misis Mozaik Müzesi’nde de çeşitli hayvan tasvirleri yer alıyor.
Adana-İskenderun yolunda, Yakapınar yakınlarında bulunuyor.
Anavarza Antik Kenti

Kuruluş
tarihi belli olmayan antik kent M.S. 408 yılında Klikya'nın başkenti olmuş.
8.yüzyıldan itibaren pek çok devlet arasında el değiştiren, Anavarza, bir süre
Ermeni Prensliği'nin merkeziymiş. Antik kentin kenarında yükselen bir tepe
üzerindeki Anavarza Kalesi ovadaki diğer kalelerin merkezini teşkil eder. Ören
yerinde ayakta kalan kalıntılardan surlar, zafer takı, kale, sütunlar, yol ve
bekçi evi önündeki mozaikli iki havuz ziyaretçilerin ilgisini çeken eserler.
Kozan-Kadirli yolunun yaklaşık 20. km.sinde Dilekkaya Köyü yakınındadır.
Şar Ören Yeri

Şar, Hititler’in
dini merkezi konumundaki antik bir kent. Romalılar döneminde Comana adı verilen
bu bölgeye, Türkler Şar adını vermişler. Hitit Ana Tanrıçası Magda-Mater adına
düzenlenen dini törenlerin Şar'da yapıldığı biliniyor. Romalılardan kalma açık
hava tiyatrosu, Bizans kilise kalıntısı, ana tanrıça tapınağının kapısı olan
Alakapı, antik şehrin ayakta kalan eserleri. Şar Adana'nın önemli tarihi
eserlerinden.
Tufanbeyli ilçesinin 20 km. kuzeydoğusunda yer alıyor.
Bodrumkale-Kastabala Şehri

Kastabala'nın
günümüze ulaşan antik yapı kalıntıları arasında en önemlisi, sütunlu caddesi ve
beş bin seyirci kapasiteli tiyatrosu. Bunun yanı sıra iki kilise, kale, Roma
hamamı, stadyumu, kentin dört bir yanını çevreleyen nekropolleri (Kaya oyma ve
anıt mezarları) kentin yaklaşık 5 km. kuzey - doğusunda Ceyhan nehri üzerindeki
su kemeri kalıntısıyla Kastabala, Osmaniye'nin ve yörenin en önemli ören
yerlerinden.
Osmaniye’ye 15 kilometre uzaklıktaki Kesmeburim köyü ve Bahçe köyü sınırları
içinde.
Antakya Müzesi

Antakya’da
yaşayan zenginlik ve ihtişam dönemini simgeleyen en güzel eserler, eşi bulunmaz
Antakya mozaikleri. Yörede 1932 yılında başlayan kazılarda bulunan mozaikler,
Antakya Mozaik Müzesi’nde sergileniyor. Mozaikler Roma ve Bizans dönemine ait.
Samandağı, Harbiye ve Antakya’da bulunan hamam, kilise ve evlerin tabanlarını
süslemiş mozaiklerin çoğunda mitolojik konular işlenmiş. Antakya Müzesi’nde ayrıca
heykeller de sergileniyor ki bunların en önemlisi Apollon heykeli.

Merkez. (Antakya)
St. Pierre Kilisesi

Doğal bir
mağara iken eklemelerle kiliseye dönüştürülen St. Pierre'nin, dünyanın ilk
kilisesi olduğuna inanılır. Ayrıca tarihte ilk defa bu kilisede Hz. İsa'nın
dinini tanıyanlar "Hristiyan" adını almış. Kilise, Hz. İsa'nın 12
havarisinden biri olan St. Pierre'nin Hz. İsa'nın ölümünden sonra Hristiyanlığı
yaymaya çalıştığı yer olarak da önemli bir dini merkez. 1963 yılında Papa VI.
Paul tarafından hac yeri olarak ilan edilmiş. Her sene 29 Haziran günü burada
tören düzenleniyor. Kilisenin zemininde mozaik kalıntılar, duvarlarda ise
freskler bulunuyor.
Antakya-Reyhanlı
yolu üzerinde, Habib-ün Neccar Dağı eteklerinde yer alıyor.
Titus Tüneli

M.Ö. 300 yıllarında
İmparator Vespasianus zamanında kenti tehdit eden sel sularını önlemek amacıyla
1000 kişilik esir ordusu tarafından 10 yıl boyunca delinerek açılmış. Tünel,
Titus zamanında tamamlanmış ve derenin önü bir duvarla kapatılarak sel suları ,
yüksekliği 7 m. genişliği 6 m. olan bu tünel vasıtası ile uzaklara akıtılmış.
130 metresi tünel, kalanı açık kanal halinde olan tünelin uzunluğu girişten
Çevlik’e kadar 1380 m. Tünelin deniz tarafındaki girişine göre sağ tarafta,
kaya mezarları bulunuyor. İçinde çok sayıda mezar bulunan ''Beşikli Mağara'' adını
alan bu mağarayı ziyaret edebilirsiniz.
(Çevlik) Samandağ’ın 5 km. kuzeyinde denize hakim yamaçlarda yer alıyor.
St. Simon Manastırı

M.S. 6.
yüzyılda Saint Simon adına yaptırılmış. Burada inzivaya çekilen Saint Simon'un 20 m. yüksekliğindeki taş sütun üzerinde 45 gün yaşadığı rivayet olunur. Bu durum Guinness Rekorlar
Kitabına bir rekor olarak kaydedilmiş. Bu sütunun kaidesini bugün de görmek
mümkün. Terki Dünya Tarikatı'nın merkezi olarak bilinen St. Simon Manastırı’nda
kilise, vaftizhane, sarnıç ve diğer mimari kalıntıları görebilirsiniz.

Samandağ.