KEKOVA FETHİYE

Fethiye-Kekova-Fethiye
rotası Ege ve Akdeniz’in dantel kıyılarında cennete bir yolculuk.

KEKOVA

Doğa ile tarihin bütünleştiği ve turkuaz denizin binlerce koyla çevrildiği
bir yeryüzü cenneti Kekova.
Kaya mezarları ve kale
önünden bir düzlüğe, Karagözler’den denize doğru iniyor. Ufkunu Şövalye Adası,
Günlükbarı ve karşılarındaki dağlar oluşturuyor.
Fethiye,
Persler, Likyalılar, Karyalılar ve Romalılara ait eserlerin izlerini taşıyor.
Kültürel zenginliği, doğal güzellikleri ve coğrafyası, Fethiye’yi en önemli
turizm merkezlerinden yapıyor.
Antik
çağlardaki adı Telmessos olan Fethiye,bölgedeki diğer kentler gibi Anadolu’nun
en eski yerleşim yerleri arasında bulunuyor. Telmessos’un tarihi M. Ö. 4.
yüzyıla kadar dayanıyor, bu yüzden bölgede çok sayıda antik kente rastlamak
mümkün.

Fethiye’nin Sarıyarlar adlı koyu, sarı renkli deniz atlarına ev sahipliği
yapıyor.
TERSANE ADASI

Tersane
Adası, Fethiye Körfezi’ndeki en büyük ada. Derin bir kanaldan geçerek ulaşılan
kış limanı, özellikle Osmanlı döneminde kullanılan eski bir tersanenin ve başka
yapıların kalıntılarıyla dolu. Adanın doğu tarafındaki demirlemeye elverişli ve
korunaklı diğer koy, yaz limanı adıyla biliniyor.
Tarihsel
kaynaklara göre ada geçmişte Telandria ismiyle iskan edilmiş. Burası, Bizans
döneminde de denizcilerin Fethiye Körfezi’ndeki en güvenli sığınaklarındanmış.
Tıpkı Kaya Köyü’nde olduğu gibi, Lozan Anlaşmasından sonra, 1922 mübadelesiyle
boşaltılarak, sakinleri Yunanistan’a göç etmek zorunda kalmış. Geceleme ve
yüzme molası için Tersane Adası, körfezin vazgeçilmez yerlerinden.
SARSALA KOYU

Dalaman’a 12 kilometre uzaklıkta, korunaklı ve sakin bir yer olan Sarsala Koyu, mavi yolculuğa çıkan tekne ve
yatların vazgeçilmez duraklarından. Çamlarla denizin kucaklaştığı, hiç bir
yapılaşmanın olmadığı tertemiz deniz ve kumsala sahip koyun tepelerindeki
manzara muhteşem.
AĞA LİMANI
Fethiye Körfezi’nin Kurtoğlu Burnu’na yakın ucu, demirlemekten zevk alacağınız
ikiz koylardan oluşuyor. Ağa Limanı; dinlenmek, yüzmek, balık avlamak ya da
karada yürüyüş yapmak için son derce elverişli özelliklere sahip. Koyun hemen
arkasındaki yumuşak patikayı izleyerek, yaklaşık bir saatlik yürüyüşle
Likya’nın antik Lydae kentine ulaşabiliyorsunuz. Aynı patikadan devam edip tepenin
diğer yamacından aşağıya indiğiniz vakit karşınıza, Kleopatra Hamamı diye
bilinen Manastır Koyu çıkıyor.
GÖCEK

Birbirinden güzel
sayısız koyun bulunduğu Fethiye Körfezi’nin Göcek bölümü, yatlar ve mavi
yolculuk teknelerinin en gözde yeri.
Kaş’tan sonra Uluburun
geçilerek Kekova’ya doğru yol alındığında, önce Sıçak Yarımadası ile
karşılaşılıyor. Sıçak İskelesi’nde Aperlai antik kenti, yarımadanın ucunda ise
Toprakada ve Karaada yer alıyor. Bundan sonra Kekova Adası uzanıyor. Bu adadan
dolayı tüm bölge Kekova adıyla anılıyor.
Kekova
bölgesinin bu koyları, her mevsimde doğal liman görevi üstlendiği için
yatçıların en favori kıyılarından aynı zamanda. Kekova Adası’nın kuzey sahili
boyunca, antik Apollonia kentinin M.Ö. 4. yüzyıla ait yazlık yalıları, yer yer
su içinde görülebiliyor. Simena (Kaleköy) Kalesi bu berrak sularda gezinen
yatların, sayısız koyların ve adaların kuşbakışı seyredilebileceği en iyi yer.
KEKOVA ADASI

Kekova Adası’na tekneyle geçerken batık kentin izleri görülmeye değer güzellikte.
Bölge koruma altında ve dalış yasak.
Bölgeye adını veren Kekova Adası, Simena’nın tam önünde Kaş-Demre arasında
yer alıyor.
Kekova Adası depremlerle kısmen suya batmış olduğu için batık şehir olarak
anılıyor. Kekova Adası’nın karşısında Kaleköy ve biraz ileride de yatlar için
sakin bir koy olan Üçağız Köyü bulunuyor.
Simena’dan
deniz yoluyla 10 dakikalık uzaklıkta yer alan ada üzerinde bulunan Tersane
Koyu’na tekneyle ulaşılabiliyor. Batık Şehir üzerinden teknelerle geçerken su
altında kalan şehrin izlerini ve merdivenleri görebilirsiniz. Bölge koruma altında
alınmış ve buradan dalmak yasak.
ÜÇAĞIZ

Kaş’a 36 kilometre uzaklıktaki Theimussa, (Üçağız) üç tarafı denizlerle çevrilmiş koyları ile doğal bir barınak.
Yat turizmi açısından önem taşıyan Theimussa, deniz yoluyla Simena (Kaleköy) ve
Kekova Adası’na ulaşım imkanı sağlıyor. Görülmesi gereken kalıntılar, kayalık
alçak bir tepe üzerinde yer alan kale, bugün denizin içinde kalmış olan sur
parçası ve kentin doğu ucundaki kayalar oyulmuş iskele...

Tarihi M.Ö. 4. yüzyıla kadar inen Üçağız (Theimussa)’da çok sayıda tarihi
kalıntı yer alıyor.
KALKAN

Kaş’a bağlı bir belde olan Kalkan, görülmeye değer bir koyun kıyısında
kurulmuş. Küçük ama oldukça sevimli bir tatil yöresi olan Kalkan, eski Rum
evleri ve küçük yat limanıyla son yılların en ilgi çeken tatil merkezlerinden
biri.
Geleneksel beyaz renkli evleri, kepenkleri, çiçek fışkıran balkonları ile
Kalkan alabildiğine huzurlu bir yöre. Hediyelik eşya dükkanlarının sıralandığı
dar sokaklar marinada son buluyor. Kalkan’da günbatımında çatı teraslarında
yemekten önce bir aperatif için biraraya gelmek, yatların geliş gidişini,
marinadaki telaşlı faaliyeti izlemek ise bir gelenek haline gelmiş.
Yakın
zamana kadar sabunculuk ve zeytinyağı ile geçimini sağlayan Kalkan tertemiz
pansiyon ve otelleri ile lezzetli ürünler sunan lokantalarının yanı sıra yat
limanı sayesinde Mavi Yolculuğun uğrak yeri haline gelmiş.
Kalkan’ın
içinden denize girilebildiği gibi, sahilden kalkan teknelerle çevredeki plajlara
da gidilebiliyor. Otelleri, pansiyonları, restoranları ve alışveriş olanakları
ile her yıl binlerce turist çeken Kalkan’daki yat limanı, teknelerin her türlü
ihtiyacını karşılayacak nitelikte.


Son yıllarda Kaş, dünyanın en önemli turizm amaçlı sualtı dalış
merkezlerinden biri halini aldı. Yat limanında bulunan dalış kulüpleri, her yıl
binlerce yerli ve yabancı turiste Akdeniz’in en eski batıklarını göstermek için
yarışıyor.
PATARA
Kaş’a 41 km. uzaklıkta bulunan Patara’daki (Ovagelmiş) antik kent, limanın doğu
yakasında geniş bir alana yayılmış. Kent ve limanı, yaklaşık 3 km. uzunluğundaki vadinin girişinde yer alıyor.

Patara’daki antik kentin büyük bölümü kumlar altında saklı.
Patara Limanı, Xanthos (Eşen) Çayı’nın getirdiği alüvyonlarla dolunca bugünkü
görünümünü almış. Kentin adından ilk kez Herodot söz ediyor. Rivayete göre
Patara, kentin kurucusunun adı. Şehrin tarihi M.Ö. 5. ve 6. yüzyıla kadar uzanıyor.
Mitolojiye
göre Güzel Sanatlar Tanrısı Apollo Patara’da doğmuş. Tarihsel belgeler bu
bölgenin St. Nicholas’ın (Noel Baba) doğum yeri olduğunu ortaya koyuyor.
Arkeolojik eserlerin sayısız ve ilginç olduğu Patara, aynı zamanda kumsal
severler için de ideal. 22 km. uzunluğundaki ince kumsalı göz alabildiğince
uzanarak, her türden kum sporu için uygun bir ortam sağlıyor. Hz.İsa’nın
havarilerinden St. Paul, Roma’ya gitmek için Patara’dan gemiye binmiş ve
Patara, Erken Hristiyanlık Dönemi’nde Piskoposluk merkezi olmuş.
XANTHOS

Kaş’a 45 km uzaklıkta, Eşen Çayı’nın doğu kıyısında bulunan Xanthos, Likya
Birliği’nin başkentiymiş. Eski Yunanca’da “sarı” anlamına geliyor. Kentin
akropolisinden elde edilen yüzey buluntuları yerleşme tarihinin M.Ö. 8. yüzyıla
kadar uzandığını ortaya koyuyor.

Antik kentte en çok dikkati çeken tarihi yapı, bir savaş anıtı. 8.87 metre yükseklikteki bu mezar anıt, kayalardan oyulmuş masif bir paye ile dört yüzü frizle
çevrili küçük bir mezar odasından oluşuyor. Üstü bir kapak taşıyla örtülü bu
odadaki anıt mezarların kabartmaları, Nereidler Anıtı, Harpyler Anıtı, Payave
Lahdi ve Aslanlı Mezar, 1842 yılında İngiliz Fellows tarafından Londra’ya
götürülmüş. Yerlerine de orijinallerinden alınma alçı kopyalar konulmuş.
Kabartmalarda mezar sahibi ve eşine, diğer aile bireylerinin sundukları
hediyeler konu ediliyor. Kuzey ve güneydeki yarı kuş-yarı kadın şeklindeki
Siren adı verilen yaratıklar, bebekleri sembolize ediyor ve ölünün ruhunu
gökyüzüne taşıyor. Bu mezarın M.Ö. 470-480 yıllarına ait olduğu tahmin
ediliyor. Kent surları Roma ve Bizans dönemlerinde onarılarak çeşitli
ilavelerle güçlendirilmiş. Güneyde, M.Ö. 2. yüzyıla ait bir kapı yer alıyor. Bu
kapının arkasında İmparator Vespasianus’a ait dor düzenli Zafer Kemeri mevcut.
Güneybatıda kentin ilk kurulduğu yer olan Likya Akropolisi bulunuyor.
LETOON

Letoon’un Lykia şehir devletlerinin kültür merkezi olduğu sanılıyor.

St. Nicholas Kilisesi
Letoon’un kuzeyinde Grek planlı, Helenistik döneme ait olan tiyatro bulunuyor.
Sahne kısmı ayakta olmayan tiyatronun doğu ve batısındaki kapılar Dorik
frizlerle süslenmiş. Tiyatro büyük ölçüde Patara tiyatrosunu hatırlatıyor.
Kazılar sırasında
tapınak kalıntılarının arasında Lykia tarihine ışık tutabilecek nitelikte yazıtlar
bulunmuş. Bunlardan en önemlisi ise Büyük İskender’in Letoon’a ziyaretini
anlatan yazıt. Şehirde M.S. 8. yüzyıldan sonrasına ait kalıntı izleri
görülmüyor. Arap akınlarının başlaması ve Hristiyanlığın putperest yapılarına
karşı acımasız olan tutumu yüzünden şehrin terk edildiği tahmin ediliyor.
MYRA
DEMRE

Demre’ye
birkaç kilometre uzaklıkta olan Myra, denize bakan kayalar içine oturtulmuş bir
kent. Belki de türünün Anadolu’daki en güzel örneklerinden. Geniş bir alana yayılmış
kalıntılar, mezarlar ve Likce yazıtlardan M.Ö. 5. yüzyıla kadar uzanan eski bir
kent olduğu anlaşılıyor. M.S. 17’de İmparator Germanicus’un karısı Agrippina
ile Myra’yı ziyaret ettiği biliniyor.
St. Paul
M.S. 60 yılında Myra’ya uğramış. M.S. 2. yüzyıl ise Myra’nın Metropolis ünvanıyla
onurlandırıldığı ve büyük bir gelişmeye sahne olduğu dönem. Bizans egemenliğinde
kent, özellikle 4. ve 5. yüzyıllarda yine bir dini ve idari merkez durumuna
gelmiş.