26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Başka kentler, başka denizler rehberliğinde Murat Belge

                           

 

Yazı/Text: TANSEL TÜZEL

 

Yazar, çevirmen, gurme, öğretim üyesi Murat Belge’nin yeni kitabı son beş yılda geçtiği dünyanın çeşitli noktalarını kapsıyor. Ve geçtiği ülkeleri özel kılan pek çok şeyi  birinci cildini beş yıl önce yayımladığı ‘Başka Kentler, Başka Denizler’in ikincisinde okurla paylaşıyor.      

 

Ünlü sanatçı Petra Rau’nun inceliklerle bezeli muhteşem eseri Belge’nin tüm ‘başka’larını kavrıyor.

 

Onun medeniyetiyle tanışanlar bilir. Bir kitabını, bir yazısını okuyanlar, rehberliğinde İstanbul gezilerine çıkanlar, öğrencileri, dostları; fikirlerini, görüşlerini paylaşmayanlar bile… Murat Belge’nin tüm gözlemleri, fikirleri ve yaptıkları insana insanca ve ayrımsız bir yaklaşımı içerir. Belge’nin ilkini 2002’de çıkardığı ‘Başka Kentler, Başka Denizler’ adını verdiği, konferans, seminer ve bazen yalnızca gezi amaçlı gezilerinin gözlem ve deneyimlerinden oluşan kitabının ikinci cildi İletişim Yayınları’ndan çıktı.

Murat Belge ne kadar sıklıkta giderse gitsin başka hiçbir şehri İstanbul kadar bilemeyeceğinin altını çizerken üslubuna bu nedenle “orası öyledir, burası böyledir”den çok, “oraya gittim, buraya baktım”ın egemen olduğunu söylüyor. Ancak Amerika Birleşik Devletleri, Güney Afrika Cumhuriyeti, Almanya, İspanya, Portekiz, İsveç, Belçika, Kore ve Dubai’ye yer verdiği kitabı “oraya gittim, buraya baktım”ın çok ötesinde güzellikleri içeriyor elbette. İlk kez 1961’de ziyaret ettiği ve bir yıl yaşadığı, 1994’ten itibaren de pek çok kez çeşitli vesilelerle gittiği Amerika’nın psikolojik, sosyolojik ve kavramsal değişimlerinin tümünü anı, dedikodu ve anekdotlarla içiçe geçen bir örgüyle aktarıyor. Zamanın öğüttüklerini bildiriyor.

Seyahatleri boyunca gittiği ülke ve şehirleri değişse de değişmeyen savsaklamaları, kaytarmaları hiç atlamıyor. Daha doğrusu tüm bunlara takılıveriyor: İşte Chicago’dan Philadelphia’ya kasırga nedeniyle gecikmeli geçiş öyküsü ve Belge’ye çağrıştırdıkları: “Ertesi gün alana vardım ki, havayolu şirketim değişmiş, ama saati değişmemişti. ‘Peki ya bagaj?’ dedim. Çünkü çantayı orada bırakmıştım. ‘Otomatikman öbür uçağa gider,’ dediler. Arama, tarama, bir yığın tatsız iş. Binmeden önce ‘kasırga nasıl?’ diye sormuştum ve ‘o zaten buralarda değil’ cevabını almıştım. Yolda giderken de teşerrüf etmedik. Sonra Philadelphia’ya inince orada da kimsenin kasırgadan haberdar olmadığını öğrendim. Ama neyse, onu öğreninceye kadar… Uçaktan bagaj çıkmadı. Sonuna kadar bekledik tabii; sonra da ‘kayıp eşya’ formları doldurduk. (…) Bavul iki gün sonra ben giderken gelebildi. Şimdi bu aksilikleri bahane edip Amerika üstüne gene birkaç genelleme yapayım. Kendi başıma keyif kaçırıcı işler gelmesinin gıcığı değil bunu bana söyleten, ama sahiden bunu bana söyleten, ama sahiden bir tuhaf beceriksizlik egemen olmuş gibi, Amerikan toplumuna. Bu belki çok iyi teknolojiyle, gene bütün dünyanın ilerisinde giderek, pek çok işi tıkır tıkır yürütmenin kaçınılmaz bir ‘yan sonucu’; ne kadar marjinal olduğunu da bilemiyorum. Beklenmedik bir aksama olunca onu yoluna koymaları çok güçlük çıkarabiliyor. Bir de çalışan insanların işlerine karşı dikkat ve sorumluluk duyguları epey zayıflamış gibi geldi. Şüphesiz abartıyor olabilirim. Bir kısa gezinin rastlantıları üstüne ne kadar sonuç çıkarılabilir? (…) Bütün bunlar 11 Eylül’den altı ay kadar sonra. Onunla ilgili her şeyi yapıyor ya da yapıyor görünmek için çabalıyorlar. Çünkü toplumun ihtiyacı var, ‘bütün tedbirler alındı görüntüsüne. Ayakkabımın içine bakmayı beceriyorlar. Gene olayın etkisiyle ‘herkese kimlik sorarız’ havasına girip viski vermeden önce yaşımın uygun olduğunu kesinleştiriyorlar. Ama kaybettikleri bavulumu bir türlü ulaştıramıyorlar.”



San Francisco’nun ‘alameti farikası’ kablolu tramvaylar.

San Francisco

Belge’nin gözünde San Francisco; Birleşmiş Milletler Anlaşması’nın imzalandığı yer olması açısından önemli. II. Dünya Savaşı’nın ardından gerçekleşen olayları aktarırken kenti çok özel kılan  ‘alamet-i farikaları’ndan tramvayın hikayesini de öyle zevkle aktarıyor ki, insanın gidip de binesi, yokuşları aşası geliyor:

 

“San Francisco’nun tepeleri, yokuşları, baştan beri sorunmuş. Manzara için tercih edilecek birçok yer, yokuştan ötürü boş duruyormuş. 1873’te Andrew Hallidie adında bir İskoç bu sistemi keşfetmiş. Sistem aslında teleferik gibi, füniküler temeline dayalı. Araba kendini götürmüyor. Götüren, yeraltında giden kablo. Bu kablolar durmadan çalışıyor ve dönüyor. Arabanın bir tutamacı var, bu kabloyu yakalayan ve ona yapışan. Böylece, tutunarak tırmanıyor, tepeye varınca, gene tutunarak aşağıya iniyor. Bütün bu işi, yarı yolda, şimdi aynı zamanda müze olarak çalışan merkezden ayarlıyorlar. Kabloları orası çalıştırıyor.

 

(…) Hallidie, gümüş madenlerinde geliştirdiği sistemi kente başarıyla uygulayınca bir yığın taklitçisi çıkmış. O ara yüzlerce tramvay gidip geliyormuş. Sonra, otomobil gelişince bu sistemler gözden düşmüş ve şirketler birbiri ardınca kapanmış. Son kalan da neredeyse kapanıyormuş ama kentin nostaljikleri ve turizmcileri birarada kampanya yapıp engellemiş, tramvayın devamını sağlamışlar. Çok da iyi etmişler. Yoksa o yokuşlarda insan mahvolur.” 



Durban’da çocuk çok ve bu çocukların kurduğu çeteler konuklara şehrin içinde adım attırmıyor.


Afrika-Durban

Çocukluğundan beri Afrika’nın üzerinde büyük bir etkisi olduğunu ve bu etkinin nedenininse belki ‘İki Çocuğun Devrialemi’ olduğunu düşünen Belge, ünlü Hollywood filmlerinde merak edilen hayvanların teker teker gösterilmesinin de bu etkide payı olduğunu sanıyor. Sonraları olanlar çocukluğun masal Afrika’sından çok daha farklı olsa da çocukluk imgeleri hep aklında kalarak gidiyor ilk Afrika gezisine. İlk durak Güney Afrika-Durban.

 

“Otelle konferans merkezi arasını hemen hemen her seferinde yürüyerek geçme kahramanlığını gösterdim. Bu konferanslarda herkes adını göğsünde, yakasında filan taşır ya. Burada sıkı sıkı, ‘Sakın, sokakta takmayın’ diye uyarıyorlar. Çünkü o zaman yabancı olarak daha kolay hedef haline geliyorsunuz. Çocuk çetelerinin de sözü ediliyor ki, akla yakın. Bıçakla, çakıyla gelince çocuğu, büyüğü fark etmiyor. Böylece, metazori, kentin oldukça küçük bir yerini görmekle yetindim. Hayat hakkında bir fikir edinmek için süpermarkete filan da girdim o sırada. Dünyanın herhangi bir yerinde göreceğimiz örneklerden pek farkı yok. Peynir bölümlerinde en harcıalem Hollanda ve İngiliz çeşitlerinden başka bir şey yoktu, örneğin. Ve hiç zeytinyağı yok, hiç! Oysa zeytin de yetiştiriyorlar diye duymuştum. Sıvıyağ olarak palmiye yağı kullanıyorlar da. Feci bir şey, bana göre. Durban’da kent nüfusu 700.000 kadar. Çevreyle birlikte bir milyonu geçiyor. Bu nüfus içinde Hintlilerin oranı hayli yüksek. Hindistan dışında yaşayan en kalabalık Hintli topluluk olarak da ilginç. İlk olarak 1860’larda, beş yıllık bir sözleşmeyle çalışmak üzere buraya getirilmişler-bir Britanya sömürgesinden ötekine! Çoğu Madras çevresinden ve aşağı kastlardan insanlarmış. ‘Coolie’ denilen, sonraları Asya’dan gelen bütün işçileri anlatan kelime, Tamil dilinde ‘ücret’ demek olan ‘küli’den geliyor. Güney Afrika tabii o zamanlar da esmer tenli insanlar için cennet değildi. Ama anlaşılan Hindistan’a ve kastlarının getirdiği kısıtlamalara dönmemek için, beş yıl bitince, burada kalmayı seçmişler. Ama beyazlar Hindistan’dan yeni göçmen gelmesini engellemişler. (…)

 

Durban’da dilenen yoksul beyazlar olduğunu gören Belge, daha önce siyahların ümüğüne basıp sefaletten başlarını kaldırılmalarına meydan bırakılmadığını ve ne yapıp ne edip beyaz ırkın şerefini ayakta tuttuklarını söylerken, durumun açıklamasını da yapıyor; “Şimdi, kimin altta kimin üstte kalacağı kapitalizmin kendi kurallarına göre belirlenince bu durum da değişmiş.”

Murat Belge ve ‘Başka Kentler, Başka Denizler’ okunduğunda insanı yer yer başkalaştırmasının yanında tatlı tatlı ama derinden sarsarak etkiliyor. Gitseniz de, gitmeseniz de…

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


68603 - unknown - 38.107.179.238