Eski zamanlardan nadide bir sokak...

Yazı/Text: OYLUM YILMAZ
Fotoğraflar/Photos: TÜRKER CİMCOZ
Geçmişi 8. yüzyıla, isminin kökeni 1800 yılında yapılan
çeşmeye uzanan Soğukçeşme’de, tarihi evlerin yanısıra, Roma döneminden kalma
bir sarnıç ve su depoları vardır. Hanımelili Ev, Mor Salkımlı Köşk, Güllü
Konak, Yaseminli Ev… İsimlerini etraflarındaki çiçeklerden alan Soğukçeşme
evleri 19. yüzyıl Türk mimarisini ve dekorasyon tarzını taşırlar…

Kafesli, cumbalı sekiz on odalı tarihi evler turizme hizmet
veriyor..
Ne yazık, bir şehrin şekli bir faninin kalbinden daha çabuk
değişiyor.“ Charles Baudelaire, bu sözleri sanki geçmiş zamanların Paris’ine
değil de, bir gelişinde Soğukçeşme Sokağı’nın başında durmuş uzun uzun soluklanırken
sanki İstanbul’a söylemiş gibidir. Zira dünya yüzünde başka hangi şehir vardır
ki İstanbul’un an be an geçirdiği bu başdöndürücü, tuhaf değişimini göstersin,
ki yüzünü eski zamanlara dönen tek bir sokakta bütün bu değişim bir bakışta
özetlensin…
1986 yılında eski özelliklerine sadık kalınarak restore
edilen Soğukçeşme Sokağı’nın alameti farikası eski görünümünde değildir aslında.
Sırtını Topkapı Sarayı’na vermiş bu sokak bir yandan Ayasofya’ya bakarken, bir
yandan da sarayın görkemli dış kapısı ‘Bab- ı Hümayun’u, yine bir o kadar
görkemli Gülhane Parkı’nın girişine bağlar. Bu sokak çevresini saran yapıların
tabiatına uyumlu olarak o derece etkileyici o derece görkemli bir ruha sahiptir
ki, gerçekte son derece alçakgönüllü bir karakterle insan ruhunu ezmeden içine
alan Osmanlı mimarisini taşıyan ahşap evler bile keskin, kuvvetli, baskın
görünür göze. En çok zaman düşüncesine takılıp kalır insan; zaman, kültür ve şehir…
Ruhla birlikte burada hepsi geçmişe doğru değişir…
Sadece yapı da değil üstelik, evlerin çevresinde yükselen ağaçların,
kapıları pencereleri saran zarif çiçeklerin düşüncesini, zamansızlığını trafiğe
kapalı her İstanbul sokağında olduğu gibi, Soğukçeşme Sokağı’nda dolaşırken de
duymamak, hissetmemek mümkün değildir. Bir de arnavutkaldırımında yürürken kulağımıza
gelen ayak seslerini. Arnavutkaldırımı, hayali İstanbulluların hayali İstanbul
sesi… Zaman ne kadar zalimce akarsa aksın, değişim ne kadar barbarca olursa
olsun; sanki her şehrin bir modern kahramanı, bir elinden tutanı vardır. Birkaç
yıl önce aramızdan ayrılan Çelik Gülersoy da Soğukçeşme Sokağı’nda olduğu gibi İstanbul’un
birkaç köşesinin elinden tutanlardandı. Soğukçeşme’den geçerken onun izlerini
görürsünüz. Bundan yirmi yıl önce çürümeye, çökmeye, yangınlara, betonlaşmaya
terkedilmiş bu tarihi Osmanlı sokağının yeniden doğuşuna, İstanbul’un gündelik
hayatına Çelik Gülersoy eliyle yeniden zarifçe dönüşüne her seferinde tekrar
tekrar tanık oluruz.
Geçmişi 8. yüzyıla, isminin kökeni 1800 yılında yapılan çeşmeye
uzanan Soğukçeşme’de, tarihi evlerin yanısıra, Roma döneminden kalma bir sarnıç
ve su depoları vardır. Hanımelili Ev, Mor Salkımlı Köşk, Güllü Konak, Yaseminli
Ev… İsimlerini etraflarındaki çiçeklerden alan Soğukçeşme evleri 19. yüzyıl
Türk mimarisini ve dekorasyon tarzını taşırlar… Cumbalı, kafesli bu evler sekiz
on odalı olup bugün genellikle turistik olarak kullanılmaktalar. Evlerden biri
ise İstanbul Kitaplığı’dır. Yine Çelik Gülersoy tarafından kurulan kütüphanede İstanbulla
ilgili 10 binden fazla kitap bulmak mümkün; İstanbul’un tarihine tanıklık
edenlerin kaleminden çıkma binlerce kitap arasında Soğukçeşme Sokağı’nda… Bu
davet sadece turistlere değil, şehirlilere de hitap ediyor.
Bir zamanlar Topkapı Saray’ında ve Ayasofya’da çalışanlara,
kışları ise daha çok yalı sahiplerine evsahipliği yapan Soğukçeşme evleri bugün
İspanya Kraliçesi’nden bir zamanların Yunanistan Prensi’ne, Roman Polanski,
Hilary Swank, Bo Derek, Guenter Verheugen gibi Hollywood’un, Avrupa sinemasının
çeşitli oyuncularına, yönetmenlerine pek çok ünlüyü ağırlıyor. Restore edildikten
sonra halktan koparılmakla eleştirilse de yok olmaktan kurtarılan Soğukçeşme,
varsın ünlülere evsahipliği yapsın, ne de olsa arnavutkaldırımları herkesindir…

Soğukçeşme’nin Bizanslı mazisi yerin altındaki sarnıçlarda gizli.