Urartu Kralı’nın eşsiz mirası

Yazı/Text-Fotoğraflar/Photos: HALİM DİKER
Keşiş Gölü, Urartu Kralları’ndan II. Rusa tarafından
MÖ 650’li yıllarda inşa ettirilmiş. Van çevresindeki sodalı ve tuzlu sular
nedeniyle tarım yapılamayan arazileri sulamak amacıyla yapılan 40 baraj ve 16
göletten biri olan Keşiş Gölü, insan eliyle yapılmış en eski ve en yüksek
göletlerden biri.

Keşiş Gölü’nün topladığı su, bereketini insanların yanısıra
toprağa ve doğaya da hediye etmiş. Tavşan, fare ve kanguru karışımı bu sevimli
hayvan Arap Tavşanı ve göl çevresinde çokça görülüyor.
Yüksek rakımlı tepelerin arasında mutlaka bir mavi göl
olmalı hevesiyle açtığım büyük ölçekli haritada gördüm ilk kez onu, Turna Gölü
yazıyordu üzerinde. Van’ın hemen doğu yakasındaki Erek Dağı’nın ardına
gizlenmiş bir mavi lekeydi haritada göründüğü kadarıyla. Azimle yola çıktım bu
mavi gölü görebilmek için. Van’da kime sorduysam bilemedi Turna Gölü’nü.
Sonunda haritada yerini gösterince tanıdılar gölü. “İyi de”, dediler, “o gölün
adı Keşiş Gölü’dür.” Etrafında bir köy olmadığını ancak kıl çadırların kurulu
olduğu Keşiş Yaylası’nın bulunduğunu öğrendim. Yaylaya giden bir minibüste
yerimi alıp zorlu toprak yollarda saatlerce yol aldım. Akşam olduğunda gölün
bulunduğu düzlüğe ulaşabildik. Şoförümüz, yol boyunca Keşiş Gölü’nün iki kapısı
olduğunu anlatıp durdu. Gölün kapısı nasıl olur diye düşündüm ben de yol boyu.
Yüzlerce yıl öncesinde bu dağlara hakim bir kral varmış. Ve bu alanda bir göl
yapmak istemiş. Bu gölü yapabilecek ustaya kızını vereceğini ilan etmiş. İki
kardeş usta iki ayrı vadiye kapı yapmak istemişler. Aylarca sürmüş inşaat.
Sonunda kapıyı bitiren kardeşlerden biri diğerinin yanına gidip “ben bitirdim
inşaatı” demiş. Ve diğer kardeş kendini kapıdan aşağı atıp intihar etmiş.
“İşte”, dedi Murat, “O kapılardan yarım kalanı şu karşıda gördüğündür.” Dar bir
vadide sıra sıra taşlarla örülü büyük bir bent duruyordu. Gerçekten de yarım
bırakılmış gibi gözüküyordu. Murat’ın kapıdan kastını anlamıştım ama hiç
beklemediğim bir sürprizle karşılaşmıştım. Burası bir göl değil göletti. Ve
karşımda akşam karanlığında yıldızların aksi düşen pırıl pırıl dev bir gölet
duruyordu. Anlatıldığı gibi kıl çadırlarla bezeli yamaçlarda yaylacıların lüks
ışıkları parlıyordu. Ben de çadırımı onların yakınına kurup derin, huzurlu bir
uykuya daldım.
Yüzlerce kuzunun melemeleri sabah gün ışımadan uyanmama
neden oldu. Çadırımdan çıkıp çayırlara uzandım. Az sonra küçük bir çocuk
çıkageldi. Bir elinde taze sağılmış bir bakraç dolusu süt, diğerinde yufka
ekmeği, otlu peynir. Daha ilk sabah Keşiş Yaylası’nda yiyecek sıkıntısı
çekmeyeceğimi anladım. Gölün diğer bentlerinden birini hemen yaylanın
aşağısındaki çayırlık alanda gömülü olarak ve asıl bendi de birkaç yüz metre
ileride buldum. Yine bir vadiye kurulu bent hala kullanılıyor ve tonlarca su bu
bentten aşağıya büyük bir gürültüyle adeta püskürüyordu. Göl içerisindeki
sazlıkların arasında yüzlerce su kuşu geziniyor, sesleri ortalığı kaplıyordu.
Öğleye doğru yayladaki çocuklar sıcaktan bunalıp kendilerini gölün serin sularına
bıraktı. Onlarca çocuk saatlerce şen şakrak oyunlar oynadı serin sularda.
Akşamüzeri sürülerini yaylaya getiren erkekler beni
çadırlarına davet ettiler. Sadece üstü keçi kılıyla dokunmuş çadırların önü
açıktı. Göletin manzarası ve pırıl pırıl gökyüzünü seyrederek saatler süren
sohbet, açık ateşte demlenen çayın bitimiyle noktalandı. Gece, Keşiş Gölü’nde
gündüze inat dondurucu soğuk oluyor. Sabaha doğru etraftaki su birikintileri
ince buz tabakasıyla kaplanıyor. Sabah olup da güneş yüksek dağların ardından
göründüğünde buzlar çözülüp yoğun bir sis kaplıyor etrafı. Çiğ, buhar olup
kayboluyor gökyüzünde. Keşiş Dağı ile Van arasında Erek Dağı yükseliyor. Van
Gölü’nü yukarıdan görmek umuduyla en yüksek tepeye tırmandım. İnanılmaz bir
manzaraydı karşımda uzanan. Van Gölü, Süphan Dağı, Erçek Gölü, karlı zirvesiyle
Ağrı Dağı hepsini görebiliyordum bu tepeden. “Güneşin Van’da batışı başka
olur,” derler ya, güneş batana dek bu manzarayı seyredip çobanlarla döndüm
yaylaya. Gece çadırımın önünde sessiz sedasız önümde uzanan göleti seyrederken
kanguru gibi zıplayan tuhaf bir canlı çıkageldi. Fare, tavşan, kanguru
karışımı, sevimli mi sevimli bu hayvan arap tavşanı idi. İlk kez görüyordum
onu. Fenerimi çayıra tuttuğumda onlarcasıyla göz göze geldim. Meğer ne çoklarmış.
Göletin bentlerini gördüğümde ilk aklıma gelen, Keşiş
Gölü’nün Urartuların yapmış olduğu bir sulama göleti olduğuydu. Bentler çok
eski dev taş bloklarla örülmüştü. Dönem dönem bentler yenilenmiş ve bugüne
kadar gölet işlevini devam ettirmişti. Prof. Dr. Oktay Belli’nin çalışmalarına
göz attığımda önemli ayrıntıları da öğrenmiş oldum. Keşiş Gölü, Urartu
Kralları’ndan II. Rusa (M.Ö. 680-654) tarafından inşa ettirilmiş. Van
çevresindeki sodalı ve tuzlu sular nedeniyle tarım yapılamayan arazileri sulamak
amacıyla yapılan 40 baraj ve 16 göletten biri olan Keşiş Gölü, 2544 metre rakımda yer alan insan eliyle yapılmış Türkiye’nin en eski ve en yüksek göletlerden biri.
Dağlardan inen derelerin önü kapatılarak milyonlarca metreküp su depolanmasını
sağlayan göletin suları, su kanalları ve dere yataklarıyla yönlendirilerek Van
ve kuzeyinde yer alan Toprakkale’ye ulaştırılmış. Bağ ve sebze bahçelerinin,
binlerce dönüm arazinin sulanması sağlanmış. 2700 yıl önce inşa edilen gölet,
Osmanlı Devleti döneminde de eklemeler yapılarak kullanılmış. Göletin sularının
aktığı vadide 1800’lü yıllarda yapılmış ancak sellerle yarısı yıkılan Faruk
Bendi adı verilen, Osmanlı yapısı bir bent daha bulunuyor. Uzun zamandan beri
sol yarısı çatlamış ve ayrılmış olan Faruk Bendinin bu bölümü 1989 yılında
çıkan sellerle tamamen sürüklenerek ortadan kalkmış. Keşiş Gölü halen DSİ
tarafından işletilerek Van’ın kuzeyinde yer alan arazilerin sulanmasında
kullanılıyor. Keşiş Gölü’nün adı tarihi kayıtlarda Rusa Gölü olarak geçiyor.
Göleti yaptıran Urartu Kralı Rusa’nın yazdırdığı, barajın kim ve hangi amaçla
yaptırıldığını anlatan çivi yazılı stel 1899 yılında Almanya’ya kaçırılmış.
Bugün bu yazıt Berlin’deki Pergamon Müzesi’nde sergileniyor.
