26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Urartu Kralı’nın eşsiz mirası
      

 

Yazı/Text-Fotoğraflar/Photos: HALİM DİKER

 

Keşiş Gölü, Urartu Kralları’ndan II. Rusa tarafından MÖ 650’li yıllarda inşa ettirilmiş.  Van çevresindeki sodalı ve tuzlu sular nedeniyle tarım yapılamayan arazileri sulamak amacıyla yapılan 40 baraj ve 16 göletten biri olan Keşiş Gölü, insan eliyle yapılmış en eski ve en yüksek göletlerden biri.

Keşiş Gölü’nün topladığı su, bereketini insanların yanısıra toprağa ve doğaya da hediye etmiş. Tavşan, fare ve kanguru karışımı bu sevimli hayvan Arap Tavşanı ve göl çevresinde çokça görülüyor.

 

Yüksek rakımlı tepelerin arasında mutlaka bir mavi göl olmalı hevesiyle açtığım büyük ölçekli haritada gördüm ilk kez onu, Turna Gölü yazıyordu üzerinde. Van’ın hemen doğu yakasındaki Erek Dağı’nın ardına gizlenmiş bir mavi lekeydi haritada göründüğü kadarıyla. Azimle yola çıktım bu mavi gölü görebilmek için. Van’da kime sorduysam bilemedi Turna Gölü’nü. Sonunda haritada yerini gösterince tanıdılar gölü. “İyi de”, dediler, “o gölün adı Keşiş Gölü’dür.” Etrafında bir köy olmadığını ancak kıl çadırların kurulu olduğu Keşiş Yaylası’nın bulunduğunu öğrendim. Yaylaya giden bir minibüste yerimi alıp zorlu toprak yollarda saatlerce yol aldım. Akşam olduğunda gölün bulunduğu düzlüğe ulaşabildik. Şoförümüz, yol boyunca Keşiş Gölü’nün iki kapısı olduğunu anlatıp durdu. Gölün kapısı nasıl olur diye düşündüm ben de yol boyu. Yüzlerce yıl öncesinde bu dağlara hakim bir kral varmış. Ve bu alanda bir göl yapmak istemiş. Bu gölü yapabilecek ustaya kızını vereceğini ilan etmiş. İki kardeş usta iki ayrı vadiye kapı yapmak istemişler. Aylarca sürmüş inşaat. Sonunda kapıyı bitiren kardeşlerden biri diğerinin yanına gidip “ben bitirdim inşaatı” demiş. Ve diğer kardeş kendini kapıdan aşağı atıp intihar etmiş. “İşte”, dedi Murat, “O kapılardan yarım kalanı şu karşıda gördüğündür.” Dar bir vadide sıra sıra taşlarla örülü büyük bir bent duruyordu. Gerçekten de yarım bırakılmış gibi gözüküyordu. Murat’ın kapıdan kastını anlamıştım ama hiç beklemediğim bir sürprizle karşılaşmıştım. Burası bir göl değil göletti. Ve karşımda akşam karanlığında yıldızların aksi düşen pırıl pırıl dev bir gölet duruyordu. Anlatıldığı gibi kıl çadırlarla bezeli yamaçlarda yaylacıların lüks ışıkları parlıyordu. Ben de çadırımı onların yakınına kurup derin, huzurlu bir uykuya daldım.

Yüzlerce kuzunun melemeleri sabah gün ışımadan uyanmama neden oldu. Çadırımdan çıkıp çayırlara uzandım. Az sonra küçük bir çocuk çıkageldi. Bir elinde taze sağılmış bir bakraç dolusu süt, diğerinde yufka ekmeği, otlu peynir. Daha ilk sabah Keşiş Yaylası’nda yiyecek sıkıntısı çekmeyeceğimi anladım. Gölün diğer bentlerinden birini hemen yaylanın aşağısındaki çayırlık alanda gömülü olarak ve asıl bendi de birkaç yüz metre ileride buldum. Yine bir vadiye kurulu bent hala kullanılıyor ve tonlarca su bu bentten aşağıya büyük bir gürültüyle adeta püskürüyordu. Göl içerisindeki sazlıkların arasında yüzlerce su kuşu geziniyor, sesleri ortalığı kaplıyordu. Öğleye doğru yayladaki çocuklar sıcaktan bunalıp kendilerini gölün serin sularına bıraktı. Onlarca çocuk saatlerce şen şakrak oyunlar oynadı serin sularda.

Akşamüzeri sürülerini yaylaya getiren erkekler beni çadırlarına davet ettiler. Sadece üstü keçi kılıyla dokunmuş çadırların önü açıktı. Göletin manzarası ve pırıl pırıl gökyüzünü seyrederek saatler süren sohbet, açık ateşte demlenen çayın bitimiyle noktalandı.  Gece, Keşiş Gölü’nde gündüze inat dondurucu soğuk oluyor.  Sabaha doğru etraftaki su birikintileri ince buz tabakasıyla kaplanıyor. Sabah olup da güneş yüksek dağların ardından göründüğünde buzlar çözülüp yoğun bir sis kaplıyor etrafı. Çiğ, buhar olup kayboluyor gökyüzünde. Keşiş Dağı ile Van arasında Erek Dağı yükseliyor. Van Gölü’nü yukarıdan görmek umuduyla en yüksek tepeye tırmandım. İnanılmaz bir manzaraydı karşımda uzanan. Van Gölü, Süphan Dağı, Erçek Gölü, karlı zirvesiyle Ağrı Dağı hepsini görebiliyordum bu tepeden. “Güneşin Van’da batışı başka olur,” derler ya, güneş batana dek bu manzarayı seyredip çobanlarla döndüm yaylaya. Gece çadırımın önünde sessiz sedasız önümde uzanan göleti seyrederken kanguru gibi zıplayan tuhaf bir canlı çıkageldi. Fare, tavşan, kanguru karışımı, sevimli mi sevimli bu hayvan arap tavşanı idi. İlk kez görüyordum onu. Fenerimi çayıra tuttuğumda onlarcasıyla göz göze geldim. Meğer ne çoklarmış. 

 Göletin bentlerini gördüğümde ilk aklıma gelen, Keşiş Gölü’nün Urartuların yapmış olduğu bir sulama göleti olduğuydu. Bentler çok eski dev taş bloklarla örülmüştü. Dönem dönem bentler yenilenmiş ve bugüne kadar gölet işlevini devam ettirmişti. Prof. Dr. Oktay Belli’nin çalışmalarına göz attığımda önemli ayrıntıları da öğrenmiş oldum. Keşiş Gölü, Urartu Kralları’ndan II. Rusa (M.Ö. 680-654) tarafından inşa ettirilmiş. Van çevresindeki sodalı ve tuzlu sular nedeniyle tarım yapılamayan arazileri sulamak amacıyla yapılan 40 baraj ve 16 göletten biri olan Keşiş Gölü, 2544 metre rakımda yer alan insan eliyle yapılmış Türkiye’nin en eski ve en yüksek göletlerden biri. Dağlardan inen derelerin önü kapatılarak milyonlarca metreküp su depolanmasını sağlayan göletin suları, su kanalları ve dere yataklarıyla yönlendirilerek Van ve kuzeyinde yer alan Toprakkale’ye ulaştırılmış. Bağ ve sebze bahçelerinin, binlerce dönüm arazinin sulanması sağlanmış. 2700 yıl önce inşa edilen gölet, Osmanlı Devleti döneminde de eklemeler yapılarak kullanılmış. Göletin sularının aktığı vadide 1800’lü yıllarda yapılmış ancak sellerle yarısı yıkılan Faruk Bendi adı verilen, Osmanlı yapısı bir bent daha bulunuyor. Uzun zamandan beri sol yarısı çatlamış ve ayrılmış olan Faruk Bendinin bu bölümü 1989 yılında çıkan sellerle tamamen sürüklenerek ortadan kalkmış. Keşiş Gölü halen DSİ tarafından işletilerek Van’ın kuzeyinde yer alan arazilerin sulanmasında kullanılıyor. Keşiş Gölü’nün adı tarihi kayıtlarda Rusa Gölü olarak geçiyor. Göleti yaptıran Urartu Kralı Rusa’nın  yazdırdığı, barajın kim ve hangi amaçla yaptırıldığını anlatan çivi yazılı stel 1899 yılında Almanya’ya kaçırılmış. Bugün bu yazıt Berlin’deki Pergamon Müzesi’nde sergileniyor.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


68611 - unknown - 38.107.179.236