26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa

ViYANA

                           

 

Yazı/Text: EMEL ÇELEBİ

Fotoğraflar/Photos: YELİZ ERKOÇ

 

Gezilecek yer çok, zaman az, ‘sanat uzun hayat kısa’ olsa da ne gam… Unutmayın: Viyana, Avrupa’nın en önemli müzik merkezlerinden biri.

 

Buraya yalnızca en popüler gece kulüplerinden Jazzland ve Joe Zawinul’s Birdland’da canlı müzik dinlemek için bir-iki günlüğüne gelenler de var…
Neden olmasın?

 

Viyana’da insan eliyle yaratılan güzelliklerin tümü doğanın en seçkin bitkileriyle bezeli.

 

Klimt tablolarını görmek isteyenler için yalnızca iki günlük paket turların bile düzenlendiği Viyana’da avare avare gezip fotoğraf çeken turistlerden kimse rahatsız olmuyor, oturma izni olmayan göçmenler ve bitpazarında eski eşya satan Romanların dışında. Daracık sokaklar, meydanlar, eski kent merkezini turlayan faytonlar, Tuna boyu, ünlü sokak kafeleri, parklar ve tabi ki müzeler hep turist dolu. Bu canlı ortamda gezerken bir an için günlük hayatın içine karıştığınız sanısına kapılabilirsiniz aslında. Ama, ne çare… Yalnızca dans, müzik, sinema, tiyatro, sergi gibi kültürel etkinlikleriyle değil, doğası, mimarisi, tarihi ve eğlence hayatıyla da ilgi çeken böyle albenili bir kente yalnızca birkaç günlüğüne uğrayınca, -her ne kadar kaçınmak isteseniz de- rehber kitap ve haritada önce turistik yerleri işaretleyip sonra yola revan oluyor insan…

“Bu binayı çok mu sevdin?” Orta yaşı çoktan geçmiş, güleryüzlü bir Viyanalı bey yanıma yaklaşıp soruyor. Mimar F. Hundertwasser’in 80’li yılların ortasında, şehir planlama ofisinden özel izin çıkartıp geometri, simetri, dik açı ve genel geçer mimari özelliklere meydan okuyarak yarattığı Hundertwasserhaus’un önündeyiz. Binanın yükseldiği daracık sokakta şık bir kafe ve kartpostal, kupa, bez çanta, anahtarlık vs. gibi turistik eşya satılan küçük bir dükkan da bulunuyor. Fotoğraf makinesini indirip gülümsüyorum ben de: “Evet, çook!” Ve böylece sanırım istenen cevabı da vermiş oluyorum. “Bakın, şu yan taraftaki sarı evi görüyor musunuz? Ben kırk senedir burada yaşıyorum. Artık bu binayı –Hundertwasserhaus- görmekten bıktım, usandım!..” deyip uzaklaşıyor. Ardından bakakalıyorum.

Doğrusu, hak vermemek elde değil. Öte yandan dünyanın dört bir yanından gelen tur gruplarının her gün bu daracık sokağa nasıl doluştuğu, binanın bilmem ne kadar turist çektiği övüne övüne anlatılıyor. Belli ki Hundertwasserhaus kimilerine “Doğa mimar olsaydı, ancak bu kadarını yaratırdı,” dedirtip parmak ısırtmayı sürdürecek… Binanın içine girmenize izin yok, ancak ormanda yüründüğü izlenimi veren kıvrımlı taban ve duvarları, toprak ve bitki kaplı olduğu söylenen bir çatısı var. Özellikle engebeli olarak düzenlenmiş sokakta biraz vakit öldürüp balkonlarından, pencerelerinden dışarı taşan ağaç ve çalıları, rengarenk boyanmış ön cepheyi takdir edebilirsiniz tabii. Yine de binaların doğanın yaratısı değil de insan işi olduğunu gözardı etmek mümkün olmasa gerek.

Pek çoğumuzun doğadaki hassas dengenin insan eliyle nasıl da bozulduğunun farkına varıp kuraklık korkusuyla yüzleştiği şu günlerde, sıradan Viyanalıların en övündüğü şeylerden biri ta Alpler’den evindeki musluğa gelen, içilebilir nitelikteki kaynak suyu. Ama belli ki turizmciler için bu şimdilik satılacak bir şey değil. Onlar dünya çapındaki pazarlamacılarla elele verip bir imaj tazeleme yarışına girmişler. Aradıklarını da lunaparkta bulmuşlar: Ferris adlı dev bir dönme dolap. Billboard kampanyalarında New York’un Özgürlük Anıtı, Paris’in Eiffel Kulesi neyse Viyana için de Ferris Dönme Dolabı odur, fikri işleniyor. Hedef kitle de belli: Turistler… Yani artık, Viyana’ya gelen herkesin kırmızı kabinli bu dev dönme dolabı görmesi hedefleniyor. Biz de gidip gördük tabii… 67 metre yüksekliğindeki bu heybetli demir konstrüksiyon, 19. yüzyıl sonlarında İmparator I. Franz Josef’in anısına dikilmiş. Kısa sürede kentte yaşayanların buluşma mekanı haline gelen ve pek çok filme arka plan yaratan bu tarihi dönme dolaba dair üzücü bir de anekdot var: İnşa edilmesinden bir yıl sonra, yoksulluğa dikkat çekmek isteyen Marie Kindl adlı bir kadın, kabinlerden birine kendini asıyor.

Bugün, dönme dolabın hemen yanıbaşında küçük bir lunapark kurulmuş. Adrenalin yükselten yapay eğlence tarzı size göre değilse, az ötedeki koruda yürüyüşe çıkabilirsiniz. Bir zamanlar geniş çayırları ve ormanlarıyla imparatorların avlağı olan bu bölge (Prater), halen ağaçlıkları, golf ve futbol sahaları, tenis kortları ve bisiklete binme, yürüyüş, piknik yapma alanlarıyla yeşil bir seçenek sunuyor. Aslında, Viyana’da doğaya kaçmak hiç de zor değil. Saray ve müzelerin bahçeleri, adım başı rastlayabileceğiniz parkların yanı sıra Tuna Nehri ortasında -sel taşkınlarına karşı- insan eliyle yapılan 20 km uzunluğundaki yapay ada ile çevresindeki kanal su sporlarına uygun sonsuz kumsalları, ya da güneşin altında uzanıp tembellik yapabileceğiniz yeşil alanlarıyla şehir ortasında tatil havası estiriyor. Doğuda, Tuna kıyısındaki Lobau ise bir ulusal park: Sık ormanları, geniş çayırları var. Nadir flora ve faunasıyla el değmemiş bir cennet olsa da yürüyerek ya da bisikletle, üstelik bedava rehberli turlarla gezilebiliyor.

Temiz hava ve bol güneşten payını alanlar isterse bir metroyla medeniyete hemen geri dönebilir. Göz korkutmak gibi olmasın, ama kent merkezindeki MQ (Museumsquartier), yani Müzeler Bölgesi’ni dolu dolu gezmek için birkaç günü gözden çıkarmak gerek. Bir zamanların kraliyet ahırlarını da kapsayan ve 60 bin metrekarelik bir alana yayılan MQ, yirmiden fazla müze barındırıyor. Egon Schiele tablolarını içeren dünyanın en geniş koleksiyonu ile Klimt ve Kokoschka’nın eserlerini buradaki Leopold Müzesi’nde görmek mümkün. Müzeler kompleksindeki geniş avlulara kurulan rengarenk güneşlikli kafeler ve Eylül’e kadar asla kaldırılmayan, halka açık rahat koltuklar da hem turistler hem de Viyanalılar için yazlık bir başka cazibe merkezi. İmparatorluk Sarayı’nın içinde yer alan Efes Müzesi ve sanat koleksiyonlarıyla ünlü Albertina Müzesi de mutlaka haritada işaretlenip görülmesi gereken yerlerden.


Muhteşem binaları, doğa harikası parkları, sınırsız sayıdaki kafeleriyle turizmin gözbebeği Viyana’yı faytonlarla gezebilmek de mümkün.

 

<< Önceki Sayfa


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


68612 - unknown - 38.107.179.237