Kayanın karşısı KAŞ

Yazı-Text-Fotoğraflar-Photos: ÖMER KOKAL
Büyük kentlere olan uzaklığına bir de, denize paralel
uzanan yılankavi yolları eklenince Kaş her dem, çılgın kalabalıkların istilasından
uzak kalmış. Ama ona tutkuyla bağlananlar size muhtemelen, Likyalılardan beri
denizin aynı lacivert renginde olduğunu, aslında hayatın özünün hiç değişmediğini
bu nedenle de onu aceleyle yaşamamak gerektiğini söyleyeceklerdir.

Kaş yalnızca deniziyle değil tüm tarihi, etnik ve çevre
dokusuyla da Akdeniz’in en çekici merkezlerinden.
Yakın geçmişe kadar dağlar ve denizle çevrili, kuş uçmaz
kervan geçmez küçük bir balıkçı kasabası olan Kaş, önemli ölçüde yapılaşmış
olsa da özellikle limanı ve çarşısıyla hala Akdenizli ruhunu koruyor. Kaş’ın
yaslandığı dağa doğru yayılan binaları görmez, havada yankılanan inşaat
seslerini duymazsanız burada çok mutlu olabilirsiniz. Sınır tanımaz
açgözlülüğün sonucu olan görüntü ve gürültü kirliliği akşam olduğunda sona
eriyor. Akşamın kızıllığıyla birlikte Kaş gerçek kimliğine kavuşuyor ve bölgeyi
rant alanı olarak görenlerin elinden, yıllardır ona vefa gösterenlerin eline
geçiyor güzelim Kaş. Böylece, hem onların, hem de Kaş’ın en mutlu olduğu
saatler yaşanmaya başlıyor. Geçmişteki adı olan Antiphellos Kaş’ın görünümüne
çok uyan bir anlam taşıyor. ‘Kayanın Karşısı’ anlamına gelen bu isim Kaş’ın
kurulu olduğu dağın eteklerindeki kayalık coğrafyaya çok uygun düşüyor. Büyük
kentlere olan uzaklığına bir de, denize paralel uzanan yılankavi yolları
eklenince Kaş her dem, çılgın kalabalıkların istilasından uzak kalmış. Ancak
ona tutkuyla bağlananlar da yok değil. Onlar, sadece haftasonu kalmak için bile
İstanbul’dan bin kilometreyi bulan yolu alarak Kaş’a geliyorlar. Peki
ulaşılması bu kadar zor olan, hatta denize girecek kumsalı bile olmayan üstüne
üstlük coşkulu bir gece yaşamı da olmayan Kaş’ın sırrı nedir?
Bu sırrı anlamak ve onun tutkunları arasına katılmak
istiyorsanız Uzun Çarşı’nın ortasındaki Likya Lahti’nin gölgesinde vakit
geçirmeli, rengarenk mendireğinden akşamüstleri Kaş’ı seyretmeli, antik
tiyatrosun da güneşe veda etmelisiniz. Tabii bir de kentlerini terk ederek
burada yaşamaya karar verenlerle sohbet etmelisiniz. Onlar size muhtemelen,
Likyalılardan beri denizin aynı lacivert renginde olduğunu, aslında hayatın
özünün hiç değişmediğini bu nedenle de onu aceleyle yaşamamak gerektiğini
söyleyeceklerdir. Bu durumu Likyalılar herhalde daha o zamandan anlamış
olmalılar ki, bugün Kaş sokaklarını süsleyen muhteşem lahitleri şehrin tam
ortasına, yani yaşamın içine koymuşlar. Kaş’ın kalbinin attığı Uzun Çarşı’nın
sonunda aniden karşınıza çıkıveren devasa lahit ruhun ölümsüzlüğüne inanan
Likyalılardan kalan ve bugün Kaş’ın simgesi olan bir yapı. Yine, mendireğin
karşısındaki lahit ve Kaş’ın arkasındaki dağa oyulmuş kaya mezarları da Kaş’ta
görülmesi gereken Likya eserlerinden. Ancak Kaş’ta Likya’dan kalan en sağlam ve
önemli yapı antik tiyatro. Çukurbağ Yarımadası’na giden yolun hemen sağında yer
alan tiyatro 26 basamaklı ve oldukça sağlam durumda. En güzel yanı ise bu
basamaklarda oturduğunuzda bir tablo gibi karşınızda duran Akdeniz’in lacivert
suları ve Meis Adası manzarası. Haritaya bakıldığında göze benzeyen Meis’in
üzerinde ‘Kaş’ vardır. Bu iki yerleşim birbirlerine kaşla, göz kadar
yakındırlar. Meisliler Pazar alışverişlerini yapmak için günübirlik Kaş’a
gelirler. Kaş’ın kıyıları kayalık olduğundan kumsalseverler ancak Küçük ve
Büyük Çakıl Plajları’nda aradıklarını bir ölçüde bulabilirler. Yine Kaş’ın
yakın çevresinde bulunan Kekova’ya kara yoluyla ya da Kaş’tan kalkan günübirlik
tekne turlarıyla gitmek mümkün. Kaş, sadece temiz denizi ve güçlü çevre
seçenekleriyle değil çeşitli aktiviteleriyle de burada tatil yapanları mutlu
edecek düzeyde. Son yıllarda başlayan yamaç paraşütü aktivitelerinden çok daha
önce burada faaliyet gösteren dalış merkezleri sayesinde Kaş ülkemizin ve
dünyanın önemli dalış noktaları arasında yerini almış. Yakın çevresinde bulunan
70’e yakın dalış noktasıyla sualtı sevenleri fazlasıyla tatmin edecek
kapasiteye sahip. Bu noktaların en ünlüsü ve en çok dalış tutkununu çekeni de
Uluburun Batığı’nın bulunduğu alan. Kaş’ın çekirdeğini oluşturan Uzun Çarşı’nın
çevresinde yoğunlaşan restoranlarda Ege ve Akdeniz yemeklerinin yanında dünya
mutfağından örnekleri de bulmak mümkün. Akşam yemeğinin ardından geceye devam
etmek isteyenler için çaldıkları müzikler ve dekorasyonlarıyla birbirinden çok
farklı onlarca kafe ve bar hazır bekliyor. Fakat bu barların arasında biri var
ki, gerek çaldığı müzikle, gerekse geleneğiyle Kaş’ın simgesi olmuş. Mavi Bar
yıllardır ödün vermeden çalmaya devam ettiği rock müziğin yanısıra, önündeki
meydan da her gece toplanan insanlarla da bir gelenek yaratmış. Bu nedenle
deniz, tarih ve doğayla geçen Kaş günlerini noktalamak için en ideal mekan Mavi
Bar’ın masalarında ya da önünde toplanan insanların arasında müzik dinlemek.
