Sahra’nın mutlu insanlar ülkesinde… TUNUS

Yazı/Text-Fotoğraflar/Photos: SİNAN ÇAKMAK
Tunus tek partili bir idareye sahip… Bin Ali 1956’dan
beri sürdürülen modernleşme çabasını katı bir şekilde sürdürüyor. Tunus’un Batı’yla
geliştirmeye çalıştığı ekonomik ilişkiler insan hakları ve basın özgürlüğü
konusundaki eksikliklerin gözardı edilmesine de neden oluyor. Ancak toplumda
bir rahatsızlık duyulduğunu gösteren pek bir işarete rastlamak mümkün değil.

Tunuslular modernleşmeye çalışırken ‘turist’ ve ‘turizm’e
dair herkes köylerde dahi büyük ilgi görüyor.
Merhaba Türkiye’den gelen gazeteciler, merhaba…’. Sahra Çölü
sınırında on binleri bulan kalabalık bize, Türkiye’den gelen gazetecilere büyük
sevgi gösterisinde bulunuyordu. Spiker ülkesinin ihtiyacı olan tanıtıma bizim
ne kadar yardımcı olduğumuzu anlattıkça kalabalık coşuyordu. Oysa amacımız
fazla dikkat çekmeden, bizden başka yabancının bulunmadığı kalabalığa karışıp
Tunus’un önemli etkinliklerinden Tataouine Sahra Festivali’nde çölün dört köşesinden
gelen yerli halkı ve halk oyunlarını, geleneklerini izlemekti. Heyecanlı
spikerin anonsuyla stadyumun ortasında kalakalmıştık şimdi...
Bu festival, uzun kumsalları, Kartaca antik kenti,
medinaları ve daha pek çoğu; Tunusluların tanıtmak istediği atraksiyonlar.
Bunun için harcanan emek hemen dikkat çekiyor belki, ama daha önemlisi
Tunusluların bunu yaparken hissettirdiği heyecan oluyor. Tunus’un turizmi
geliştirmek istemesinin altında yatan sebep ekonomik elbette… Yine de başkent
Tunus’tan Jerba Adası’na, turistik Tozeur’dan küçük Berberi köylerine kadar
halk bunu size hissettirmemeyi başarıyor. Her şeyden önce kültürlerini
paylaşmak istedikleri konusunda oldukça ikna ediciler.
İstanbul’un Kapalıçarşı’sında geliştirdiğim satıcı
savuşturma tekniklerine ihtiyaç duymadan fes dükkânından bir halıcıya, oradan
ahşap oymalar satan bir başkasının yerine girip inceliyorum rahat rahat el
işlerini. Dar sokakların açıldığı yerde geniş bir meydana varıyorum. Arap,
Osmanlı ve Fransız mimarisinin buluştuğu meydanda kafelerin olduğu bulvarı
seçiyorum yorgunluktan. İlkbahar olmasına aldırmayan güneş, gölgede oturanlara
bile rahat vermezken dört yol ağzında trafiği yönlendiren, baştan aşağı siyah
deri üniforma içindeki trafik polisinin mekanik ama rahat hareketleri dikkatimi
çekiyor. İleriki günlerde pek çok kez rastladığım ‘siyah deri üniformalı’
polisler ülkenin Cumhurbaşkanı Zine El Abidin Bin Ali’nin konutuna yaklaştıkça
daha da irileşiyor, sert bakışları daha da büyük bir saygı uyandırıyor. Tunus
tek partili bir idareye sahip… 1987’de ülkeyi Habib Bourguiba’dan devralan Bin
Ali 1956’dan beri sürdürülen modernleşme çabasını katı bir şekilde sürdürüyor.
Bunun ilk göze çarpan sonucu, kadınların toplum içindeki rahatlığı, sosyal
hayatta gösterdiği aktif rol. Tunus’un Batı’yla geliştirmeye çalıştığı ekonomik
ilişkiler aynı zamanda insan hakları ve basın özgürlüğü konusundaki
eksikliklerin gözardı edilmesine de neden oluyor. Gerçi toplumda bir
rahatsızlık duyulduğunu gösteren pek bir işarete rastlamak mümkün değil. Tunus
ekonomik durumu ve gelir dağılımı bakımından ‘gelişmekte olan ülkeler’in belki
de en başında geliyor.
Batı yanlısı uygulamaların biraz fazla kaçtığı durumlar da
yok değil. ‘Kızıl Kertenkele’ treniyle Tunus’un güneyinde çölde dimdik yükselen
kayalıklar arasına yapılan gezi bunun bir örneği. Fransız ‘koruması’
altındayken Tunus’un ‘Bey’i için yaptırılan tren ile sarp kayaların arasından
geçerken, John Denver’in ‘Country Roads’unu dinlemek zorunda kalmak bir anda
nerede olduğunuz konusunda şüphe duymanıza sebep oluyor. Trenden indiğinizde
sizi karşılayan Arapça tabelalar ‘Vahşi Batı’dan dönmenize yardımcı oluyor
neyse ki.
Tunuslular mutlu; öyle görünüyorlar... “Çok petrolümüz
olmadığı için mutluyuz aslında” diyor Berberi şoförümüz Jerba Adası’nın merkez
kenti Houmt Souk’a doğru yol alırken. “Komşularımızın petrolü var işi yok, her
türlü bela var başlarında,” diye devam ediyor. Cezayir’deki terör sorununu,
Libya’daki rejimi kastederek… O bunları anlatırken aniden yolumuz kesiliyor.
Davul, zurna ve develeriyle bir kalabalık bizi durduruyor. Kalabalığın sonundan
gelenler durumu açıklıyor; gelinle damat develerine bindirilmiş köy meydanına
doğru yollanıyorlarmış. Kortejle beraber köy meydanına vardığımızda töreni,
saygın konuklara ayrılan bölümden izleyen muhtara tanıtılıyoruz: “Tunus’u
tanıtmaya gelen gazeteciler”...
Tunus’un en önemli turizm destinasyonlarından birisi Jerba.
Ülkenin güneydoğusunda anakaradan az mesafe açıkta yer alan geniş bir ada
Jerba. Adanın bir bölümü tamamen lüks otellere ayrılmış, geniş kumsallarıyla
Avrupa’dan çok miktarda turist çekiyor. Adanın en ilgi çekici kültürel
özelliklerinden biri, Berber dilinin halen yer yer konuşuluyor olması. Ayrıca
azalıyor da olsa yerleşik bir Yahudi nüfusa sahip ada, dünyanın en eski ve
önemli sinagoglarından birine sahip. Her yıl Tunus’un ve dünyanın çeşitli
yerlerinden hacı olmaya gelen Yahudileri ağırlayan El Ghriba Sinagogu’nun
tarihi iki bin yıl öncesine kadar gidiyor.
İki bin yıl öncesinde geçen bir başka önemli hikâye de
Tunus’tan aktarılıyor bize: Brian komşu bir ahırda İsa ile aynı zamanda
doğmuştur. Hayatı İsa’nınkine paralel bir şekilde yürüyecek, sonunda çarmıha
gerilmekten kurtulamayacaktır.
Monthy Python’un güldürüsü ‘Life of Brian’ Tunus’u set
olarak kullanan pek çok önemli filmden bir tanesi. Tozeur ‘English Patient’la,
Tataouine ve Matmata da ‘Star Wars’la ünlenen ve epey bir ziyaretçi çeken diğer
kentler.
Tozeur’a da haksızlık etmemek gerekiyor bu arada. Kent ile
ülkenin geri kalanını ayıran etkileyici tuz çölünden geçen turistlerin yerinde
son sekiz bin yıldır tacirler ve kervanlar eksik değildi. Ülkenin pek çok kent
merkezini (medina’sını) oluşturan labirent Tozeur’da en zor sınavıyla çıkıyor
ziyaretçilerinin karşısına. Burada evler açık renk değil, kahverengi toprak
tuğlalardan örülmüş. Sokaklar sapak vermeden uzun bir mesafe kat ediyor ve bir
yanlıştan geriye dönmeyi iyice zorlaştırıyor.
Labirent Hamamet’in, Houmt Souk’un, Sidi Bou Said’in
sokaklarında gittikçe çözülüyor ve başkent Tunus’ta bir bulvarda kafede
bırakıyor yorgun ziyaretçileri. Mutlu bir Tunuslu garson yerel bir şarap açıyor
oturanlara. Şarabın lezzeti herkesi şaşırtıyor, herkes bu tadın farkına nasıl
olup da daha önce varmadığına şaşırıyor. Şarap birçok önyargıyı gözden geçirmek
için fırsatlardan biri oluyor.
