Atlıspor’un şampiyon başkanı Fevzi Atabek

Yazı/Text: TANSEL TÜZEL
Fotoğraflar/Photos: MÜJDE ÇAPRAZ
Dört kez Atatürk, sekiz kez Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı
kazanan, 17’si Türkiye olmak üzere 600’e yakın birinciliği olan Fevzi Atabek yıllar
yılı atlarla ve Atlıspor’da yaşamanın kendisine çok şey kattığını söylüyor,
“Çok şey öğrendim, burası hayat mektebi. 14 yaşındayken büyüklerle koşup, kazanıyordum,
şimdi 50 yaşındayım ve 13-14 yaşındaki çocuklarla koşuyorum. Küçükken bir büyüğü
anlamak durumunda, büyükken de küçükleri anlamak durumunda kalıyorsunuz.”
Fevzi Atabek 51. yılını koşan İstanbul Atlıspor Kulübü’nün
altı yıldır başkanı. İlişkileri 1966 yılında kulüp on, Atabek’se 12 yaşındayken
başladı. Bir yıl sonra Fevzi Atabek yıllar boyu çoğunda yer alacağı ve büyük
bölümünü kazanacağı müsabakaların ilkinde yarışıyordu.
At tutkusu Atabek’in içine henüz beş yaşında küçücük bir
çocukken düşmüştü. Yıl 1959, yer ‘Mithatpaşa Stadyumu’ idi yani İnönü Stadı.
Devrin Cumhurbaşkanı Celal Bayar da oradaydı. Giderek oğluyla tutkusunu
paylaşacak babası Ata Atabek de. Türkiye’de pek çok ilki başlatan ve dönemin
Federasyon Başkanlığı’nı yürüten Nejat Eczacıbaşı’nın çabalarıyla
gerçekleştirilen binicilik müsabakalarından birindeydiler. Katılımcı Fransız
takımının içinde yer alan Olimpiyat Şampiyonu ve kır atıydı Atabek’in atlara
tükenmeyecek tutkusunu yaratan.
Sonra… Sonrası tesadüflerle ve ailenin ilgisiyle geldi,
“Benim annemin liseden sınıf arkadaşı bir hanım bir süvari subayla evliydi,
senelerce birbirlerini görmemişler, tesadüfen Nişantaşı’nda karşılaşıyorlar,
oradan dostluk devam etti ve ailece görüşmeye başladık. At binmeye öyle
başladım. Atlıspor’da başladım, buranın kuruluşu da 1956 yılı idi. 1967 yılında
da müsabakalara girmeye başladım. O yıl küçük müsabakalara girmeye başladım,
büyüklerin ilk sınıfında İstanbul Bölge Şampiyonu oldum ve sonra 68-69-70-71,
dört sene Türkiye Gençler Şampiyonu oldum. 17 yaşındayken, 1971’de federasyonun
özel müsaadesiyle Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı Kupaları’na katıldım. Başbakanlık
Kupası’nda ikinci oldum, Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı kazandım. 17 yaşında halen
o kupayı kazanmış en genç binici benim. Sonra zaten Büyükler’de yarışmalara
devam ettim. 45 yaşında müsabakaları bitirdim. Dört sene hiç koşmadım. Kulübün
başkanlığını üstlendikten sonra 49 yaşındayken arkadaşlar, ‘50’den sonra bu iş
çok zor olacak, başlayacaksan şimdi başla’ dediler. Ve yeniden başladım, O
arada haftasonları at biniyordum. Buradaki genç kardeşlerimle birlikte
yarışmalara girmeye başladık. Ondan sonra bir senede vaziyeti toparladım. Geçen
sene de Veteranlar’da Balkan Şampiyonu oldum. Bu sene de Avrupa Şampiyonası’na
gidecek ve yurtdışındaki müsabakalarda puan toplayacaktım, öyle bir
organizasyonu yaptık, tam gidecekken retinam yırtıldı. Şimdi doktor bana ‘düşme’
diyor.”
Dört kez Atatürk, sekiz kez Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı
kazanan, 17’si Türkiye olmak üzere 600’e yakın birinciliği olan Atabek yıllar
yılı atlarla ve Atlıspor’da yaşamanın kendisine çok şey kattığını söylüyor,
“Çok şey öğrendim, burası bir mektep. Hayat mektebi. Çünkü ben sadece sporcu
olarak bulunmadım burada, her dönemde yönetimin içinde de vardım. Benim babam
da burada 7-8 sene başkanlık yaptı, beş sene Federasyon Başkanlığı yaptı. Ben
geldim, arkadan babam geldi buraya. Baktığınız zaman buranın bir idari kısmı
var, bir eğitim olayı var, bir çocuk büyütme durumu var. Ben 14 yaşındayken
büyüklerle koşuyordum, kazanıyordum, müthiş bir özgüven. Tersinden bakınca da
şimdi 50 yaşındayım ve 13-14 yaşındaki çocuklarla koşuyorum. İnsana değişik duygular
veriyor ve o karşındakini anlamanı sağlıyor, küçükken bir büyüğü anlamak
durumunda, büyükken de küçükleri anlamak durumunda kalıyorsunuz.”
Babası Ata Atabek tarafından 1944 yılında kurulan Atalar’ın
Yönetim Kurulu Başkanlığı’nı yürüten Fevzi Atabek ticareti de atlarla
öğrendiğini belirtiyor, “At almak satmak bir ticaret ve aslında çok zor bir
ticaret, çünkü sonuçta bir canlı. Bunun bir pazarı var, at on lira mıdır, yüz
lira mıdır bilinmez, çok değişkendir. Atın herkese göre değeri farklıdır. Ben
eğer büyük bir müsabaka koşmayı düşünüyorsam öyle bir at aramam lazım, bir
çocuk için o at belki çok değerli olabilir ama yanlıştır, çocuğun binebileceği
atı bulabilmek daha zordur. Bu gibi kıstasları tayin edebilmek,
rakamlandırabilmek insana bir şeyler öğretiyor zamanla. Burada da her türlü
insanla biraradasınız, zengini de burada, sporcusu da, her tip insanı çocuk
yaşta tanımaya başlıyorsunuz. Ayrıca yarışma içinde çabuk ve doğru karar vermek
zorundasınız. Seksen saniye içinde 15 tane engel atlamak zorundasınız, A
planından B planına geçiş sağlamak zorundasınız, bu da bir B planı yaratmak
zorundasınız demektir ve bunlar hayatta insana çok yardımcı oluyor. Doğru ve
çabuk karar vermek, bir plandan diğerine çabuk geçebilmek, başka opsiyonlar
yaratabilmek bana çok şey kazandırdı. Ben bu camiaya çok şey verdiğimi
düşünüyorum ama bu camia da bana çok şey verdi. Beni ben yapan bu spor olmuştur
her şeyden önce. Müsabakalarda koştuğum dönemlerde çok tanınan bir insandım.
Şimdi çok tanınırlığımız kalmadı. Daha magazin sporu olmaya başladı ve ben
bundan hiç hoşnut değilim. Benim koştuğum dönemlerde spor hakimiyeti vardı,
basın da öyleydi ve o insanlarla bilerek oturup tartışmak çok zevkliydi. Son 15
senedir maalesef bu kayboldu.”
Evlerinde her zaman apartmanda beslenebilecek türde
hayvanlarla büyüdüğünü ve at sevgisinin de çocuklarda doğal olarak bulunduğunu
anlatan Atabek, bu sporu yapmak isteyen çocukların ailelerinin baskıcı
olmamaları gerektiğini ısrarla belirtiyor çünkü kendi çocukları dahil baskı,
gençleri sıkıp spordan soğutuyor. Sporculuk hayatı boyunca üç atını hepsinden
ayrı bir yere koymuş ünlü sporcu, en sevdiği ve birlikte adeta bir kaderi
paylaştığı Peter Pan’ı hiç unutmuyor, “Tam bir Peter Pan’dı. İsmini Aldo
Baldini’nin babası koymuştu. 21 yaşına kadar benimle koştu. 23 yaşındayken de
bir arkadaşımızın çocuğu ile koştu. Benim kendi atımdı. Çok uzun süre hizmet
verdi. Yaşı ilerledi ama hep çocuk gibiydi. 1961 doğumluydu, 8 yaşında ben
binmeye başladım, 21 yaşına kadar birlikteydik. 13-14 sene beraberdik. Çok nadirdir
böyle bir atın birisiyle 13-14 sene koşması. Sahaya girdiğinizde size kazanma
hissini verirdi. Hakikaten çok müsabık bir hayvandı. Sahaya girdiği zaman çok
farklı bir hayvan olurdu. Ve her zaman güvenebileceğiniz bir attı, yarı yolda
bırakmazdı. Yaş ilerledikçe, ki 17 yaşından sonra düşme başlar, hep
zannediyorsunuz ki o altınızdaki genç bir hayvan. Ama değil ve orada bir
bocalama geçiriyorsunuz. Ve anladıktan sonra ona göre binmeye başladım. Ve daha
fazla efor harcar oldum. 24 yaşında bir arkadaşın çiftliğine gönderdik, çok
büyük bir ahırı vardı, bir eşekle beraber kalıyordu, eşeği sabah işe götürmek
istemişler ve o da arkasından gitmek istemiş, ahırın kapısının üstü açıktı,
oradan atlamak istemiş, takılıp ya ayağını kırdı, ya boynunu o kadarını öğrenmek
istemedim. Sonra Ares oldu, savaş tanrısı. Altı sene koştuk birlikte. Sonra
Baccara diye bir atım oldu. Onunla da çok yarış kazandım ama onu çok yaşlı, 13
yaşındayken almıştım. Ben dört sene binebildim sonra bir sakatlık geçirdi, genç
bir çocuğa vermem tavsiye edildi. Zorlasam sakatlanırdı, çok güzel havaya giren
bir hayvandı. O çocukla da üç-dört sene koştu. 31 yaşında öldü. Normalde 20-25
yaşına kadar yaşar atlar. Üç tane çok önemli atım oldu. Şimdi geçen sene yarış
kazandığım atım var, adı Paille.”
Fevzi Atabek yarışmasına, hatta at binmesine engel olan
gözlerindeki sorunun çözülmesiyle birlikte yola devam edecek. Doruktaki yarışma
heyecanı artık dinelse de Veteran olarak Avrupa Yarışması koşabiliyor olmayı
hala çok istiyor.

Yıl 1976. Bir koşu sonrasında genç şampiyonlar Fevzi Atabek, İskender Pisak ve
Atabek’in babası sevinci paylaşıyor.