26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Rüzgarın güzel kızı…
      

 

Yazı/Text: ESMAHAN AYKOL
Fotoğraflar/Photos: ÖMER KOKAL

 

Alaçatı’daki eski Rum evlerinin birçoğu sapasağlam ayakta duruyor. Dar, Arnavut kaldırımı sokakların iki yanında taş evler, taş bahçe duvarları... Ama tek meşhur yanı evleri değil Alaçatı’nın; sörfçülerin bayıldığı rüzgarı da... 

 

Alaçatı sırtlarında, tepelerde yeldeğirmenleri var. Tesadüfi değil. Dünyanın en iyi rüzgar alan yerlerinden biri burası. Rüzgar sörfü yapanların en çok tercih ettiği koylardan. Korunaklı, dalgasız bir deniz, dibi kum, rüzgar canlı. Ama daha fazlası var Alaçatı’da. Şiir gibi: İnsanın içine işleyen, sarsan, hüzünlendiren belki. Hüzün, göçlere dair. Buralarda doğup, başka topraklara gitmek zorunda kalanların ardında bıraktığı; bambaşka yerlerde doğup, buraya sürülenlerin yanında getirdiği hüzün. Her göç öyküsü hüzünlü değil mi? Hele de zorunlu bir göçse. Her göç, içinde bir zorunluluğu barındırmıyor mu ki?

Alaçatı’ya ilk yerleşenler İyonyalılardı. MÖ 7. ve 6. yüzyılda. Helen, Roma, Bizans ve Osmanlı döneminde de Alaçatı’da hemen sadece Rumlar yaşadı. 1895 senesinde yapılan bir nüfus sayımında burada yaşayan 13 bin 845 kişiden sadece 132’sinin Müslüman olduğunu söylüyor kaynaklar. Şarapçılıkla geçinirmiş Alaçatı köylüleri. Bundan bir asır önce, burada üretilen şaraplar ihraç edilirmiş... Dünyanın en iyilerinden biri olarak bilinirmiş... Alaçatı kiliselerinin duvarlarını üzüm salkımı kabartmaları süslermiş... O zamanlar.

1923’de, Lozan Antlaşması çerçevesinde Türk ve Yunan hükümetleri arasında imzalanan nüfus mübadelesi anlaşmasından önce, 1914’de, Balkan Savaşları’ndan kaçan Makedonyalı göçmenlerin gemiyle Çeşme’ye gelmesinden paniğe kapılan Rumlar, kayıklara binerek Alaçatı’yı terk etmişler. Sakız Adası’na sığınmışlar. Rumlardan boşalan evlere ise Makedonyalı Müslümanlar yerleştirilmiş. Selanik’ten, Makedonya’nın Karacaova bölgesinden, Girit ve İstanköy adalarından da göçmenler gelmiş sonraları. Şarabın tadını bile bilmezmiş çoğu bu yeni gelenlerin. Değil ki bağcılığı. Tütün yetiştirmişler bağları söküp. Kavun. Hayvancılık yapmışlar.

Yeni gelenler, evlere dokunmamışlar. Neyse ki! Bu evlerin birçoğu, şimdilerde ‘eski Rum evi’ deniyor onlara, sapasağlam ayakta duruyor Alaçatı’da. Dar, arnavutkaldırımı sokakların iki yanında. Taş evler... Taş bahçe duvarları... Teneke saksılarda sardunyalar... Son yıllarda, bir kısmı restore ediliyor, restauranta, cafeye, pansiyona dönüşüyor bu evlerin. İstanbul fiyatlarıyla kahve satılıyor. Olsun. Alaçatı Belediyesi, Alaçatı halkının artık tütün ve kavun yetiştirmediğini, hayvancılıkla iştigal etmediğini duyuruyor web sayfasında. Turizm, yeni gelir kaynağı bölge halkının. Bir de esnaflık. Ne demekse?

En büyük şansı Alaçatı’nın, yıllarca unutulması oldu. 1970’lerin ikinci yarısında başlayan yazlık site furyasından, 80’lerde Ege ve Akdeniz kıyılarının yağmalanarak mahvolmasına neden olan otel, motel inşaatlarından kurtuldu. Böylece, köy karakterini koruyabildi. Paha biçilmez olan da bu işte: Köyün karakteri. Diğer köylerin karakteri yok oldu çünkü. Sahil kasabalarımız birbirine benzeyen amorf yerlere dönüştü. Alaçatı nadide elbette. Fotoğraflarına bakınca insanın yüreği titremiyor mu?

İzmir’in 72 km batısında Alaçatı. İkinci Dünya Savaşı’nın sonuna kadar, eski şehrin birkaç kilometre uzağındaki liman, İzmir’den giden malların gemilere yüklendiği ana liman olarak kullanılırken, savaşın ardından, bu özelliğini yitiriyor. Allahtan! Unutularak, bir köşecikte uykuya yatabilmesini bu gelişmeye borçlu çünkü. Zaman, bu kadar mı bir köyün lehine işler? İşliyor işte. Yaz tatillerini burada geçiren Alaçatı sevdalısı birkaç köşe yazarının yazılarından tanındı. En çok da Haşmet Babaoğlu. Onun adı anılmadan bir Alaçatı yazısı düşünülemez bu yüzden. Bir beş yıl olmuştur sanırım. Yazarlardan çok önce ise, rüzgar sörfçüleri keşfetmişti bu köyü. Daha doğrusu, sörfe uygun rüzgarını, bir zamanlar İzmir’in ana limanı olan limanını... Şimdilerde ‘Windsurfing Holidays in Alaçatı’ ilanları ile dolu her yer. ‘Alaçatı Surf Paradise’ da, Alaçatılıların promosyonu yaptığı slogan.

Rüzgarı meşhur ya Alaçatı’nın. İsminin de rüzgarıyla ilintisi var. Alaçatı, ‘alaca atlı’nın söylene söylene yuvarlanmış hali. Zamanında bu bölgede hüküm süren Bey’in alaca renkli bir atı varmış. Bey’in atının sırtında, rüzgarda hayvanın yelesi savrularak geldiğini gören köylülerin, birbirlerine ‘Alaca atlı geliyor’ dediğini, zamanla, köyün adının Alaçatı kaldığını söylüyorlar. Eski ismi ise Agrilia. Onun hikayesi nedir bilen yok. Rumlar, Sakız Adası’na kaçtılar. Çok oluyor.

Damla sakızı, bir Sakız Adası’nda yetişiyor, bir de buralarda. Rüzgar sörfü yapmaya ya da taş evlerden birinde gecelemeye, sokaklarda dolaşmaya, buz gibi denizde yüzmeye gitmişken Alaçatı’ya, sakızlı kahve de içmeli. Yanında sakızlı kurabiye.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


68660 - unknown - 38.107.179.236