26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

ŞAM Yedi kapılı şehrin sokaklarında…
      


Çöldeki bir vaha kadar güzel Palmira antik kentinin sokakları şimdi ıssız.

 

Yazı/Text: OYA BERK 
Fotoğraflar/Photos: ERSİN DEMİREL

 

Müslümanlığın hakim etkisi görülse de, Suriye ‘dinlerin ve kültürlerin barış içinde yaşadığı’ bir ülke olmayı hedefliyor. Şam’da yaptığımız yürüyüş turunda, yolumuz Hıristiyan mahallesine düşüyor. Bu bölgede Ortodoks, Katolik ve Ermenilere ait birkaç kilise bulunuyor. Mithat Paşa Caddesi’ndeki antikacıları dolaşıp Doğu Kapısı’ndan (Bab-ı Şarki) geçiyoruz. Şehrin tam yedi kapısı var. Daracık sokakların, taş evlerin, evlerin ortalarındaki geniş avluların birbirine açılarak büyülü bir yol oluşturduğu yedi kapı... Adları da kendileri kadar güzel; Doğu Kapısı, Cennet Kapısı, Barış Kapısı, Küçük Kapı, Sevinç Kapısı…


Eski kentin içerisinde yer alan Emeviye Camii Müslüman dünyasının en önemli yapılarından biri.

 

Kurulduğu günden bugüne insan yerleşiminin kesintisiz sürdüğü, dünyanın en eski başkenti Şam. Yaklaşık dört bin yıllık bir tarihten söz ediyoruz. Efsane o ki, Hz. Muhammed Mekke’den dönüşünde Şam’ı kuşatan tepelerden kenti seyredip hayran kalmış, fakat ziyaret etmek istememiş. Nedenini soranları ‘Cennete yalnızca bir kez gitmek istiyorum, o da öldüğüm zaman’ diye yanıtlamış. Şam eski ve yeni kent olmak üzere iki bölüme ayrılıyor. Yeni kent modern yapılarıyla pek cennete benzemese de, Şam’ın merkezinde yer alan ‘eski kent’ buram buram tarih kokuyor. Görkemli camiler, çeşmeler, kubbeli yapılar, sütunlar… Farklı kültürlerin bıraktıkları izlerle dolu daracık taş sokakları yürüyerek dolaşmaya karar veriyoruz. İnsan yüzlerini, günlük hayatını yaşayanlar için sıradan ama bir gezgin için olağanüstü sayılabilecek ayrıntılarını yakalamanın tek yolu bu.

Bir zamanlar kente hayat veren Barada Irmağı şimdi kahverengi bir su halinde akmakta usul usul. Eski kentin kalbindeki Şam Kalesi’nin güneyinde yer alan Hamidiye Çarşısı, 1863’te Sultan Abdülhamit tarafından yaptırılmış. Zenginle yoksulun aynı çatı altında buluştuğu çarşıda, el işi ipekler, sedef kakma tavlalar ve kutular, gümüş, altın, zümrüt ve yakut gibi taşlarla işlenmiş değerli hediyelik eşyaların satıldığı dükkanların hemen yanı başında, başörtüsü satan bir başka dükkana rastlayabilirsiniz.

Kalenin doğusunda, İslam dünyasının en muhteşem eserlerinden biri olan Emeviye (Umayyad) Camii yer alıyor. Dünyanın en büyük camilerinden biri olan yapının tarihi oldukça eskilere dayanıyor. MÖ 9. yüzyılda Aramilerin tanrıları Hadad için inşa ettikleri tapınak, Roma döneminde Jüpiter tapınağı olarak genişletilmiş. Bugünkü cami duvarlarının büyük bir bölümünü tapınak kalıntıları oluşturuyor. M.S. 705 yılında, kalıntılar olduğu gibi yıkılarak caminin inşasına başlanmış. Tüm duvarlar değerli mozaikler ve taşlarla kaplanmış, ahşap tavan işlemeleri altın kakmalarla süslenmiş.

Müslümanlığın hakim etkisi görülse de, Suriye ‘dinlerin ve kültürlerin barış içinde yaşadığı’ bir ülke olmayı hedefliyor. Kent içinde yaptığımız yürüyüş turunda, yolumuz Hıristiyan mahallesine düşüyor. Bu bölgede Ortodoks, Katolik ve Ermenilere ait birkaç kilise bulunuyor. Mithat Paşa Caddesi’ndeki antikacıları dolaşıp Doğu Kapısı’ndan (Bab-ı Şarki) geçiyoruz. Şehrin tam yedi kapısı var. Daracık sokakların, taş evlerin, evlerin ortalarındaki geniş avluların birbirine açılarak büyülü bir yol oluşturduğu yedi kapı... Adları da kendileri kadar güzel; Doğu Kapısı, Cennet Kapısı, Barış Kapısı, Küçük Kapı, Sevinç Kapısı.

Sokakların hareketliliği, günlük yaşamın koşturmacası bizi hayal dünyasından biraz uzaklaştırsa da, eski Şam evlerini dolaşırken yine zamanın içinde savrulup gidiyoruz. Tavan ve duvar süslemeleri, mermer mozaik ve sedef kakma yer döşemeleri, iç avlulardaki çeşmeler muhteşem ayrıntılarla bezenmiş. İç dekorasyon ise oldukça tanıdık: Divanlar, ipek yastıklar, İran halıları, porselen ve cam eşyaların saklandığı dolaplar, sedef kakmalarla süslenmiş çeyiz sandıkları... Şam’ın özgün mimarisini en güzel yansıtan örneklerden biri de Azem Sarayı. Geçmişte Şam valisi Azem Paşa’nın özel rezidansı olarak kullanılan yapı, şimdi bir etnografya müzesi olarak hizmet veriyor.

Hicaz tren istasyonu Şam’daki önemli Osmanlı eserlerinin arasında yer alıyor. Proje ile İstanbul’un, Şam üzerinden kutsal Mekke ve Medine şehirlerine bağlanması hedeflenmiş. 1914’de patlak veren 1. Dünya Savaşı ve Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküşü, demiryolunun tamamlanmasına izin vermemiş. Şimdi Hicaz tren istasyonu binası, görkemli tavan işlemeleri ve sembolik kara treniyle turistleri ağırlıyor.

Büyük bir dikdörtgen çizerek Şam’ın eski şehrinde yürüyüş turumuzu tamamladık. Akşam karanlığı bastırmak üzere, Hamidiye Çarşısı’nda ve civar sokaklarda seyyar satıcıların boy gösterme vakti şimdi. Şehir derin bir uykuya gömülene kadar çınlayacak sesler sokaklarda. Akşam yemeğinden sonra tavla ve domino oynanan bir kaldırım kahvesinde, nargile dumanları arasında yudumladığımız sıcacık çaylar içimizi ısıtıyor.

Ertesi gün sabah, efsanevi kraliçe Zenobia’nın kenti Palmira’yı görmek için yola koyuluyoruz. Kral Odainat, Roma ordusunu yenilgiye uğratmasına rağmen öldürülünce, yerini alan karısı Zenobia, bağımsızlığını ilan etmiş. Günün her saatinde öyle, ama özellikle gündoğumları ve günbatımlarında Palmira gizemli bir kente dönüşüyor. Etrafını çevreleyen çölün ortasından yükselen bir serap kent o. Şehirdeki kalıntıların büyük bir çoğunluğu MS 2. yüzyıla tarihleniyor, ama ilk yerleşimin MÖ 2 bin yıla kadar uzandığı tahmin ediliyor. Bölge Çin ve Hindistan’dan Avrupa’ya uzanan eski ‘İpek Yolu’ üzerinde önemli bir durak sayılıyor.

Akşam günbatımını izleyerek ayrılıyoruz Palmira’dan. Şam’da yediğimiz yemeğin ardından küçük bir tatlı kaçamağı yapmaya karar veriyoruz. Şeker ve tatlıcı dükkanlarına Şam’ın neredeyse tüm caddelerinde rastlayabilirsiniz. ‘Şambaba tatlısı’ ve ‘şamfıstığı’ gibi Türkçe’ye girmiş sözcüklerin, tatlılarla ilgili olmasına şaşmamak gerek. Vitrininde burma tatlısından yapılmış küçük bir tepe olan tatlıcıyı gözümüze kestiriyoruz. Karışık bir tatlı tabağı hem gözümüze, hem de midelerimize bayram ettiriyor.

Şam’a bir saat uzaklıktaki Maalula köyündeyiz sonraki gün. Dağların kayalık yüzüne kurulmuş köyün en önemli özelliği, İsa’nın dili olarak bilinen Aramice’nin halen konuşulduğu bir yer olması. Köyün en önemli yapılarından biri  olan St.Tekla Manastırı’nı dolaştıktan sonra, kayaların içindeki doğal bir tünelden geçerek tepeye, St. Serge Kilisesi’ne çıkıyoruz.

Şam’da son günümüz bir veda gezisi gibi geçiyor. Artık ‘bizim mahalle’ saydığımız sokaklarda dolaşıp, rengarenk ayrıntılarla süslenmiş otobüslere biniyoruz. Eski devlet başkanı Hafız Esad ve oğlu Beşar Esad, devlet binalarının cephelerini kaplayan kocaman resimleri ve meydanlardaki heykelleriyle Şam’ın heryerinde varlıklarını duyumsatıyorlar. Kenti çevreleyen tepelerdeki evlerin ışıkları, gökyüzüne dağılmış ateş böcekleri gibi gecenin içinde parıldıyorlar öylece. Kasiyun Dağı’nın eteklerindeki kentten ayrılırken, çocukluğumdan kalan bir söz takılıyor dilime: ‘Bundan iyisi Şam’da kayısı’.


Dünyanın zaptedilmesi en zor kalelerinden biri olarak nitelendirilen 'Şövalyeler Kalesi' (Crac des Chavaliers) Hama kenti yakınlarında.


Camii

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


68662 - unknown - 38.107.179.238