Kıyısız hür bir denizde 25 yıl… Ezginin Günlüğü

Yazı/Text: TANSEL TÜZEL
Fotoğraflar/Photos: MÜJDE ÇAPRAZ
Ezginin Günlüğü 25 yıldır kendi özgün müziğini ödün
vermeksizin yapmayı sürdürüyor. Bu yıllar boyunca ürettikleri 14 albümde yer
alan parçalarından 25’ini aralarında Feridun Düzağaç, Yaşar, Bulutsuzluk
Özlemi, Yavuz Bingöl, Gürol Ağırbaş, Vasilaki, Sezen Aksu, Grup Gündoğarken,
Bülent Ortaçgil’in de yer aldığı sanatçı arkadaşları seslendirdi.
Hiç kimsenin ismi kimsenin önünde değil. Hatta ‘isimsiz’
gibiler. Yalnızca ‘Ezginin Günlüğü’nü tamamlayan seslerden oluşuyorlar.
Konuşmayı, yaptıkları işi anlatmayı sevmiyor, işlerini yapıyorlar. İnançla ve
sevgiyle ördükleri güzel müziklerine değerli sözler eşlik ediyor her zaman.
Varlıklarını, hiç reklamsız yalnızca müzik yaparak 25 yıldır kesintisiz
sürdürmeleri bir ‘mucize’ değil. Yıllarla yaşlanan hakikatli dinleyicilerinin
ardına gençleri de katarak çoğalıyorlar. Hayatın içerdiği güzelliklerce hüznü,
acıyı da içeren ezgilerinin peşine takılanlar onları hiç yalnız bırakmıyor.
Müziğe Mevlana, Nazım Hikmet, Can Yücel, Orhan Veli, Shakespeare, Hüsnü Arkan
ve Nadir Göktürk’ün lirikleri eşlik ediyor. Ezginin Günlüğü, özgün müziğin
Türkiye’deki ilk temsilcilerinden… Ağustos ayında ‘Çeyrek’ adını verdikleri albümle
birlikte verdikleri konser onları yıllar boyunca takip edenlerin de biraraya
gelmesini sağladı. Hayatın eşsiz uyumunu onların müziğinde yakalayanları
buluşturan konserin düzenlenmesi ve tribute albümün yapımında büyük emeği geçen
müzisyen arkadaşları Burhan Şeşen’in deyimiyle “Ezginin Günlüğü İstanbul, balık
ve rakı ve Türkiye’de bir eşine daha rastlanmayan bohem bir grup.” Şeşen
medyada nadiren görülen mütevazı grup üyeleri için “Röportajlarda konuşmuyorlar
ama muhabbetleri çok iyi… Sözleri olağanüstü güzel. Bunların saklanması lazım,
hem bu grubun, hem de yaptıkları eserlerin…”
25 yıl önce Ezginin Günlüğü’nü sevgili arkadaşı Emin İgus’la
birlikte kuran Nadir Göktürk değişiklikler yaşamasına rağmen hiç dağılmaksızın,
müziğini yenilemesine karşın duruşunu bozmaksızın yoluna devam eden grubunu ve
‘biraz’ da kendini anlatıyor, “1965 yılından beri müzikle uğraşıyorum, önce
amatörce çalışmalar yaptım sonra Türk Müziği Konservatuvarı’nı bitirdim. Biraz
geç oldu çünkü daha önce İktisat Fakültesi’nde ve İngiliz Dili ve Edebiyatı’nda
okudum, arka kapılarından çıktım. Sonra konservatuvarı bitirdim. Çeşitli
çalışmalar yapıyordum ve Emin’in de Galatasaray Lisesi ve İTÜ’den arkadaşları
ile müzik çalışmaları vardı, biraraya geldik ve öyle bir ekiple başladık. 1983’te
ilk konserlerimizi ve ilk konser kaydımızı çıkarttık. İlk başladığımız yıllarda
müziğimiz türkü ağırlıklıydı. Kendi yorumumuzla yapıyorduk bunu. 1985 yılında
ise ilk albümümüzü yaptık, Sabah Türküsü. Azeri türküler de çalıyorduk, 1987’de
onlarla da Alagözlü Yar adlı albümümüzü çıkarttık.1993’te yenilendik ve devam
ediyoruz.” Ezginin Günlüğü’ne egemen olan ekip ruhunun da kendi kuşağı ile
ilgili bir ruh hali olduğunu düşünüyor Göktürk, “Hoşlanmam ama bizim kuşakla
ilgili bir durum galiba bu, 68’liyim. O kuşağın verdiği bir ruh var. O kuşağın
tipik bir örneği değilim. Beatles dinleyerek büyüdüm. Rock çok dinlerdim, Pink
Floyd, Jethro Tull, Moody Blues… İlk dinleme eğilimlerim öyle. 1967’de
üniversiteye girdim. Öğrenci hareketleri vardı, dışında değildik, bu arada Ruhi
Su’yu dinleyebildik, müziğin farklı boyutları olduğunu da gördük, bu sefer
biraz daha kafamız karıştı. Bizim açımızdan zenginlik oldu. Okula da girince
Türk Müziği ile ilgili daha ileriye gittik.” Zaman zaman gerçekleştirdikleri
yeniliklere önce tepki gösteren ancak dinledikçe yeni şarkılarını da benimseyen
tutucu olarak tarif edilebilecek seyircilerini de anlıyor Göktürk, “Bu bizim
işimiz, sevdiğimiz işi yapıyoruz. Bütün bunları paylaştığımız bir insan kitlesi
de var. Çok çeşitli insanlar ve bir ortak noktaları var sanıyorum. Grubun tabii
ki popüler bir yanı da var, çünkü sonuç olarak klip de yapıyoruz, televizyonda
bazı parçaları sevip onun peşinde koşan bir kitle de var, ama genelde seçkin,
eleştirici, sahip çıkan, bizi birazcık da besleyen ve sahada tutan dinleyicimiz
var. Zaman zaman da çelme de takabilir çünkü tutucu yanı da var. Yeni şeyleri
benimsemek istemiyorlar, benimsiyorlar ama üstünden zaman geçtikten sonra
benimsiyorlar. Benim de dinleyici olarak öyle eğilimlerim var. Jethro Tull geldi,
istediğimi çalmayınca bozuldum.”
Son 15 yıldır Göktürk’le birlikte grubun müziğine ve
müziğine eşlik eden muhteşem sözlerine büyük katkıları olan Hüsnü Arkan grubun
diğer üyeleri gibi önce Ezginin Günlüğü’nün dinleyicisi olanlardan, “Hukuk
okuyor ama müzikle uğraşıyordum. Ezginin Günlüğü popüler müzikte edebiyatın
yolunu arayan ya da geleneksel müzikte edebiyatı eserlerine yansıtmaya çalışan
bir yapıya sahip. Bülent Ortaçgil, Fikret Kızılok, Timur Selçuk vardı daha önce
edebiyatı müziğe katan, edebiyata daha çok yaslanan ve müziğe sokmaya çalışan.
Sonuçta işimiz söze dayalı, söylediklerimizin de bir anlamı olması gerekir diye
düşünüyoruz. Ve bu anlamda biz de kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz. Ben başta
da böyle algıladım ve ben girdikten sonra da böyle devam etti, yine şiirler
besteliyoruz, onları seslendiriyoruz. Kendi yazdığımız sözlerde de biraz daha
şiire yakın olmaya çalışıyoruz. Zorlukları var ama edebiyata yaslanmanın da
doyurucu bir yanı var. Sözel olana da ihanet etmemiş oluyoruz. Kendimizi ifade
etmiş oluyoruz. Bugünden sonra da o çizgiyi devam ettirmeye çalışacağız. Ben
ayrıca edebiyatla da uğraşıyorum, roman yazıyorum, üç romanım var, dördüncüsü
çıkmak üzere. Onunla uğraşıyorum. Ezginin Günlüğü hayatımızın çok önemli bir
yanı… Çünkü hayatımızı müzikle kazanıyoruz. Yaklaşık 15 yıldır haftada bir ya
da iki gün barlarda çalıyoruz Beyoğlu’nda. Onun dışında konserlerimiz oluyor,
özellikle üniversitesi olan kentleri seçiyoruz. Sürekli bir aktivite
içindeyiz.”
Şarkılarına hayat veren liriklerin kaynakları arasında
Shakespeare’in de, Orhan Veli’nin de yer almasını ise hepsinin ortak noktasının
hayat olmasına bağlıyor, “Şiir okuyucusu olmak özel bir şey. Ve her şeyi takip
etmek gerekir ve bunun çocukluğunuzdan itibaren yapıyor olmanız gerekir. Kendinizi
şiire kaptırınca beğenileriniz zamanla değişiyor ama bu arada yeryüzündeki
bütün şiiri tanımış oluyorsunuz. Shakespeare de Orhan Veli de hayatı
yorumluyor, hayatı yorumlamaya başlayınca benzer şeyler düşünüyor insan.
Mevlana da Hayyam da müzik yazdığımız şairler, çok farklı değil hiçbiri çünkü
sonuçta hepsi yaşama ait şeyler ve biz de öyle olmaya çalışıyoruz.”
Grubun billur sesli vokalisti ve tek kadın elemanı Eylem
Atmaca gruba girdikten sonra artık tümüyle şarkıların içinde yaşadığını
anlatıyor, “Onların yaptıkları müziği dışarıdan çok sevdim ve onları medyatik
olmayan insanlar olarak gördüm. Benim için esas içine girince başladı Ezginin
Günlüğü ve benden önceki kadın solistleri Feyza’yı taklit ederek başladım
açıkçası ama sonra giderek içimde her şeyi yaşatmaya başladım. 30 yaşındayım ve
onların içinde olmak harika. 1980 benim için yazılmış gibi, babam ve annem o
dönemleri yaşamış insanlar. O dönemlerle ilgili pek çok şey dinledim ve okudum.
Aşkı anlatıyor gibi ama bir dönemi anlatıyor, ben bebekken yaşananların
hepsinin izleri var bende. Babamı ve annemi anlattığı söylenebilir. Herkes
farklı bir yorumla dinleyebilir. Bense sözlerin içinde kendimi yaşıyorum, aynı
yerlerden geçtiğimize ve aynı yerlerde buluştuğumuza inanıyorum…” Onları ve
müziklerini çok seven ve tribute albüm ‘Çeyrek’te grubuyla birlikte yer alan
Gürol Ağırbaş şöyle anlatıyor, “Bence biz müzisyenlerin, içinde duyduğu müziği
yaparak da varolabileceğini ispat ediyorlar. Hiçbir şeye bulaşmadan sadece
müzik yaparak varlar. Bunun kanıtı onlar. Ve bu bütün genç müzisyenlere çok
büyük bir örnek oluşturuyor. Yani sadece müzik yaparak da yaşanılabileceğini
kanıtlıyorlar. Onları çok seviyor ve çok saygı duyuyorum. Müzikleri çok güzel…
Çok güzel şarkılar, sözler çok güzel. Ama daha çok tanınmaları, bu müziğin daha
çok yayılması ve insanların bu müzikten beslenmesi lazım.”
Grubun en genç üyelerinden ve Ezginin Günlüğü’nün lojistik
destek elemanı gibi de çalışan Gökhan Tümkaya da önce dinleyici olanlardan,
“Onlar benim çocukluk aşkım. Uzun süre dinleyicileri oldum, sonra tesadüflerle
buluştuk. Çok iyi dinleyicileri olmamın etkisi büyüktür. Son altı yıldır
birlikteyiz. Ve onlara nasıl faydalı olabilirim diye yola çıkan biriyim.
Tribute projesini Burhan Şeşen’le birlikte oluşturduk. Hakikaten nasıl adlandırılır
onu bilemiyorum, ama bence Ezginin Günlüğü insanın kendisiyle başbaşa kalmasını
sağlıyor. Kendi içine bir yolculuk gibi.” Yine hem albümde, hem de konserde yer
alan Yunan sanatçı Vasiliki Papageorgiou onların içtenliğine vurgun, “Sözleri
de müzikleri de hiçbir kalıba sığmayan bir grup. Her şeyi doğal, natürel, akan
ve derin bir müzikleri var. Ben sözlerini çok seviyorum. Albümde ‘Gül Vakti’
adlı parçayı söylüyorum; öyle güzel, öyle gerçek ki; ‘Bu deniz anamın evi/Çivit
kokardı mendili/Sebebi yok/Ağlar dururdu her seher vakti.’”
Albüme emeği geçenlerden biri de Yaşar, Ezginin Günlüğü’nü
bir efsane olarak nitelendiriyor, “Türkiye’de grup müziği yapmak zaten zor. Bir
Rolling Stones’u biliyorum dünyada da… Başka gruplar oldu ama çoğu dağıldı,
tekrar kuruldu filan. Ama Ezginin Günlüğü baştan beri, kurulduğu yıllardaki
birkaç küçük tavır değişikliği dışında, bugünlere kadar geldi. Müziğime
etkileri büyük. Yeni Türkü ve Ezginin Günlüğü gibi grupların bizim üzerimizde
akustik müzik yapma anlamında büyük etkisi var. Onlar olmasaydı ben gitar
yerine başka bir enstrüman çalardım belki de. O akustik tını bizi çok
etkilemiştir. Ve sözler… Aslında Ezginin Günlüğü’nde öne çıkan daha çok
sözlerdir, sözler çok şiirseldir, şiirdir birçoğu ve çok özeldir. Ben de sözden
yola çıkarak başladım şarkıcılığa, önce söz yazdım, sonra melodilendirmeye
başladım, ondan sonra çıkıp söylemeye başladım. Ezginin Günlüğü öncelikle umut
ve ironinin kaynağıdır ve yaşamı ciddiye alacaksın ama birey olarak kendini
daha ciddiye alacaksın der. Umudu, hayatta birey olarak kalabilmeyi öğretir ve
duruşları da öyledir.”

Hüsnü Arkan, Eylem Atmaca

Fatih Saçlı

Gürol Ağırbaş

Gökhan Şeşen

Yüksek Sadakat

Nadir Göktürk

Vasiliki Papageorgiou

Hüsnü Arkan, Haluk Levent, Yaşar