26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Kıyısız hür bir denizde 25 yıl… Ezginin Günlüğü
      

 

Yazı/Text: TANSEL TÜZEL
Fotoğraflar/Photos: MÜJDE ÇAPRAZ

 

Ezginin Günlüğü 25 yıldır kendi özgün müziğini ödün vermeksizin yapmayı sürdürüyor. Bu yıllar boyunca ürettikleri 14 albümde yer alan parçalarından 25’ini aralarında Feridun Düzağaç, Yaşar, Bulutsuzluk Özlemi, Yavuz Bingöl, Gürol Ağırbaş, Vasilaki, Sezen Aksu, Grup Gündoğarken, Bülent Ortaçgil’in de yer aldığı sanatçı arkadaşları seslendirdi.

 

 

Hiç kimsenin ismi kimsenin önünde değil. Hatta ‘isimsiz’ gibiler. Yalnızca ‘Ezginin Günlüğü’nü tamamlayan seslerden oluşuyorlar. Konuşmayı, yaptıkları işi anlatmayı sevmiyor, işlerini yapıyorlar. İnançla ve sevgiyle ördükleri güzel müziklerine değerli sözler eşlik ediyor her zaman. Varlıklarını, hiç reklamsız yalnızca müzik yaparak 25 yıldır kesintisiz sürdürmeleri bir ‘mucize’ değil. Yıllarla yaşlanan hakikatli dinleyicilerinin ardına gençleri de katarak çoğalıyorlar. Hayatın içerdiği güzelliklerce hüznü, acıyı da içeren ezgilerinin peşine takılanlar onları hiç yalnız bırakmıyor. Müziğe Mevlana, Nazım Hikmet, Can Yücel, Orhan Veli, Shakespeare, Hüsnü Arkan ve Nadir Göktürk’ün lirikleri eşlik ediyor. Ezginin Günlüğü, özgün müziğin Türkiye’deki ilk temsilcilerinden… Ağustos ayında ‘Çeyrek’ adını verdikleri albümle birlikte verdikleri konser onları yıllar boyunca takip edenlerin de biraraya gelmesini sağladı. Hayatın eşsiz uyumunu onların müziğinde yakalayanları buluşturan konserin düzenlenmesi ve tribute albümün yapımında büyük emeği geçen müzisyen arkadaşları Burhan Şeşen’in deyimiyle “Ezginin Günlüğü İstanbul, balık ve rakı ve Türkiye’de bir eşine daha rastlanmayan bohem bir grup.” Şeşen medyada nadiren görülen mütevazı grup üyeleri için “Röportajlarda konuşmuyorlar ama muhabbetleri çok iyi… Sözleri olağanüstü güzel. Bunların saklanması lazım, hem bu grubun, hem de yaptıkları eserlerin…”

25 yıl önce Ezginin Günlüğü’nü sevgili arkadaşı Emin İgus’la birlikte kuran Nadir Göktürk değişiklikler yaşamasına rağmen hiç dağılmaksızın, müziğini yenilemesine karşın duruşunu bozmaksızın yoluna devam eden grubunu ve ‘biraz’ da kendini anlatıyor, “1965 yılından beri müzikle uğraşıyorum, önce amatörce çalışmalar yaptım sonra Türk Müziği Konservatuvarı’nı bitirdim. Biraz geç oldu çünkü daha önce İktisat Fakültesi’nde ve İngiliz Dili ve Edebiyatı’nda okudum, arka kapılarından çıktım. Sonra konservatuvarı bitirdim. Çeşitli çalışmalar yapıyordum ve Emin’in de Galatasaray Lisesi ve İTÜ’den arkadaşları ile müzik çalışmaları vardı, biraraya geldik ve öyle bir ekiple başladık. 1983’te ilk konserlerimizi ve ilk konser kaydımızı çıkarttık. İlk başladığımız yıllarda müziğimiz türkü ağırlıklıydı. Kendi yorumumuzla yapıyorduk bunu. 1985 yılında ise ilk albümümüzü yaptık, Sabah Türküsü. Azeri türküler de çalıyorduk, 1987’de onlarla da Alagözlü Yar adlı albümümüzü çıkarttık.1993’te yenilendik ve devam ediyoruz.” Ezginin Günlüğü’ne egemen olan ekip ruhunun da kendi kuşağı ile ilgili bir ruh hali olduğunu düşünüyor Göktürk, “Hoşlanmam ama bizim kuşakla ilgili bir durum galiba bu, 68’liyim. O kuşağın verdiği bir ruh var. O kuşağın tipik bir örneği değilim. Beatles dinleyerek büyüdüm. Rock çok dinlerdim, Pink Floyd, Jethro Tull, Moody Blues… İlk dinleme eğilimlerim öyle. 1967’de üniversiteye girdim. Öğrenci hareketleri vardı, dışında değildik, bu arada Ruhi Su’yu dinleyebildik, müziğin farklı boyutları olduğunu da gördük, bu sefer biraz daha kafamız karıştı. Bizim açımızdan zenginlik oldu. Okula da girince Türk Müziği ile ilgili daha ileriye gittik.” Zaman zaman gerçekleştirdikleri yeniliklere önce tepki gösteren ancak dinledikçe yeni şarkılarını da benimseyen tutucu olarak tarif edilebilecek seyircilerini de anlıyor Göktürk, “Bu bizim işimiz, sevdiğimiz işi yapıyoruz. Bütün bunları paylaştığımız bir insan kitlesi de var. Çok çeşitli insanlar ve bir ortak noktaları var sanıyorum. Grubun tabii ki popüler bir yanı da var, çünkü sonuç olarak klip de yapıyoruz, televizyonda bazı parçaları sevip onun peşinde koşan bir kitle de var, ama genelde seçkin, eleştirici, sahip çıkan, bizi birazcık da besleyen ve sahada tutan dinleyicimiz var. Zaman zaman da çelme de takabilir çünkü tutucu yanı da var. Yeni şeyleri benimsemek istemiyorlar, benimsiyorlar ama üstünden zaman geçtikten sonra benimsiyorlar. Benim de dinleyici olarak öyle eğilimlerim var. Jethro Tull geldi, istediğimi çalmayınca bozuldum.”

Son 15 yıldır Göktürk’le birlikte grubun müziğine ve müziğine eşlik eden muhteşem sözlerine büyük katkıları olan Hüsnü Arkan grubun diğer üyeleri gibi önce Ezginin Günlüğü’nün dinleyicisi olanlardan, “Hukuk okuyor ama müzikle uğraşıyordum. Ezginin Günlüğü popüler müzikte edebiyatın yolunu arayan ya da geleneksel müzikte edebiyatı eserlerine yansıtmaya çalışan bir yapıya sahip. Bülent Ortaçgil, Fikret Kızılok, Timur Selçuk vardı daha önce edebiyatı müziğe katan, edebiyata daha çok yaslanan ve müziğe sokmaya çalışan. Sonuçta işimiz söze dayalı, söylediklerimizin de bir anlamı olması gerekir diye düşünüyoruz. Ve bu anlamda biz de kendimizi ifade etmeye çalışıyoruz. Ben başta da böyle algıladım ve ben girdikten sonra da böyle devam etti, yine şiirler besteliyoruz, onları seslendiriyoruz. Kendi yazdığımız sözlerde de biraz daha şiire yakın olmaya çalışıyoruz. Zorlukları var ama edebiyata yaslanmanın da doyurucu bir yanı var. Sözel olana da ihanet etmemiş oluyoruz. Kendimizi ifade etmiş oluyoruz. Bugünden sonra da o çizgiyi devam ettirmeye çalışacağız. Ben ayrıca edebiyatla da uğraşıyorum, roman yazıyorum, üç romanım var, dördüncüsü çıkmak üzere. Onunla uğraşıyorum. Ezginin Günlüğü hayatımızın çok önemli bir yanı… Çünkü hayatımızı müzikle kazanıyoruz. Yaklaşık 15 yıldır haftada bir ya da iki gün barlarda çalıyoruz Beyoğlu’nda. Onun dışında konserlerimiz oluyor, özellikle üniversitesi olan kentleri seçiyoruz. Sürekli bir aktivite içindeyiz.”

Şarkılarına hayat veren liriklerin kaynakları arasında Shakespeare’in de, Orhan Veli’nin de yer almasını ise hepsinin ortak noktasının hayat olmasına bağlıyor, “Şiir okuyucusu olmak özel bir şey. Ve her şeyi takip etmek gerekir ve bunun çocukluğunuzdan itibaren yapıyor olmanız gerekir. Kendinizi şiire kaptırınca beğenileriniz zamanla değişiyor ama bu arada yeryüzündeki bütün şiiri tanımış oluyorsunuz. Shakespeare de Orhan Veli de hayatı yorumluyor, hayatı yorumlamaya başlayınca benzer şeyler düşünüyor insan. Mevlana da Hayyam da müzik yazdığımız şairler, çok farklı değil hiçbiri çünkü sonuçta hepsi yaşama ait şeyler ve biz de öyle olmaya çalışıyoruz.”

Grubun billur sesli vokalisti ve tek kadın elemanı Eylem Atmaca gruba girdikten sonra artık tümüyle şarkıların içinde yaşadığını anlatıyor, “Onların yaptıkları müziği dışarıdan çok sevdim ve onları medyatik olmayan insanlar olarak gördüm. Benim için esas içine girince başladı Ezginin Günlüğü ve benden önceki kadın solistleri Feyza’yı taklit ederek başladım açıkçası ama sonra giderek içimde her şeyi yaşatmaya başladım. 30 yaşındayım ve onların içinde olmak harika. 1980 benim için yazılmış gibi, babam ve annem o dönemleri yaşamış insanlar. O dönemlerle ilgili pek çok şey dinledim ve okudum. Aşkı anlatıyor gibi ama bir dönemi anlatıyor, ben bebekken yaşananların hepsinin izleri var bende. Babamı ve annemi anlattığı söylenebilir. Herkes farklı bir yorumla dinleyebilir. Bense sözlerin içinde kendimi yaşıyorum, aynı yerlerden geçtiğimize ve aynı yerlerde buluştuğumuza inanıyorum…” Onları ve müziklerini çok seven ve tribute albüm ‘Çeyrek’te grubuyla birlikte yer alan Gürol Ağırbaş şöyle anlatıyor, “Bence biz müzisyenlerin, içinde duyduğu müziği yaparak da varolabileceğini ispat ediyorlar. Hiçbir şeye bulaşmadan sadece müzik yaparak varlar. Bunun kanıtı onlar. Ve bu bütün genç müzisyenlere çok büyük bir örnek oluşturuyor. Yani sadece müzik yaparak da yaşanılabileceğini kanıtlıyorlar. Onları çok seviyor ve çok saygı duyuyorum. Müzikleri çok güzel… Çok güzel şarkılar, sözler çok güzel. Ama daha çok tanınmaları, bu müziğin daha çok yayılması ve insanların bu müzikten beslenmesi lazım.”

Grubun en genç üyelerinden ve Ezginin Günlüğü’nün lojistik destek elemanı gibi de çalışan Gökhan Tümkaya da önce dinleyici olanlardan,  “Onlar benim çocukluk aşkım. Uzun süre dinleyicileri oldum, sonra tesadüflerle buluştuk. Çok iyi dinleyicileri olmamın etkisi büyüktür. Son altı yıldır birlikteyiz. Ve onlara nasıl faydalı olabilirim diye yola çıkan biriyim. Tribute projesini Burhan Şeşen’le birlikte oluşturduk. Hakikaten nasıl adlandırılır onu bilemiyorum, ama bence Ezginin Günlüğü insanın kendisiyle başbaşa kalmasını sağlıyor. Kendi içine bir yolculuk gibi.” Yine hem albümde, hem de konserde yer alan Yunan sanatçı Vasiliki Papageorgiou onların içtenliğine vurgun, “Sözleri de müzikleri de hiçbir kalıba sığmayan bir grup. Her şeyi doğal, natürel, akan ve derin bir müzikleri var. Ben sözlerini çok seviyorum. Albümde ‘Gül Vakti’ adlı parçayı söylüyorum; öyle güzel, öyle gerçek ki; ‘Bu deniz anamın evi/Çivit kokardı mendili/Sebebi yok/Ağlar dururdu her seher vakti.’”

Albüme emeği geçenlerden biri de Yaşar, Ezginin Günlüğü’nü bir efsane olarak nitelendiriyor, “Türkiye’de grup müziği yapmak zaten zor. Bir Rolling Stones’u biliyorum dünyada da… Başka gruplar oldu ama çoğu dağıldı, tekrar kuruldu filan. Ama Ezginin Günlüğü baştan beri, kurulduğu yıllardaki birkaç küçük tavır değişikliği dışında, bugünlere kadar geldi. Müziğime etkileri büyük. Yeni Türkü ve Ezginin Günlüğü gibi grupların bizim üzerimizde akustik müzik yapma anlamında büyük etkisi var. Onlar olmasaydı ben gitar yerine başka bir enstrüman çalardım belki de. O akustik tını bizi çok etkilemiştir. Ve sözler… Aslında Ezginin Günlüğü’nde öne çıkan daha çok sözlerdir, sözler çok şiirseldir, şiirdir birçoğu ve çok özeldir. Ben de sözden yola çıkarak başladım şarkıcılığa, önce söz yazdım, sonra melodilendirmeye başladım, ondan sonra çıkıp söylemeye başladım. Ezginin Günlüğü öncelikle umut ve ironinin kaynağıdır ve yaşamı ciddiye alacaksın ama birey olarak kendini daha ciddiye alacaksın der. Umudu, hayatta birey olarak kalabilmeyi öğretir ve duruşları da öyledir.”


Hüsnü Arkan, Eylem Atmaca


Fatih Saçlı


Gürol Ağırbaş


Gökhan Şeşen


Yüksek Sadakat


Nadir Göktürk


Vasiliki Papageorgiou


Hüsnü Arkan, Haluk Levent, Yaşar

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


68664 - unknown - 38.107.179.240