Üç bin haneli müzeyyen bir şehir...

Yazı/Text: YELİZ ERKOÇ
Fotoğraflar/Photos: FATİH PINAR
Yeniköy her dönem güzel yalılarla varoldu. Başlangıçta
Ermeniler evlerini siyaha, Rumlar kırmızıya, Müslümanlar ise yeşil renge
boyarlardı. Ekonomik ve siyasi etkenlerle sürekli el değiştiren yalılar 19.
yüzyıl sonlarında tamamen Türklerin eline geçti. Bugün ayakta kalan ünlü yalılardan
Hancıoğlu Yalısı, Çiller Yalısı (eski Dr. Rasim Ferit Talay Yalısı), Erbilgin
Yalısı (Şehzade Burhaneddin Efendi Yalısı) hala Boğaz’ın hemen yanındaki
yerlerini koruyorlar.
Yeniköylü Boğaz’a açılıp balık tutmanın keyfini hiçbir şeye
değişmiyor.
Ey yabancı eğer doğanın sana gülümsediği/ Ve her çınarın
arkasında bir gül kadar güzel/ Bir genç kızın gizlendiği bir köy görürsen/
Orada dur, Nihori’ye ulaştın demektir.” Kavafisİstanbul’un Boğazı’na dizili
incilerden biri… Geçmişin balıkçı köyü Neohorion günümüzün Yeniköy’ü… Ona ait
tanımlamalar böylece uzar gider. Her sokak, önünden geçtiğiniz yalılar, deniz
kenarındaki kahveler size geçmişten bir anı fısıldamaktadır. Mütevazı
insanları, Yeniköylü olmaktan mutlu, sakin hayatlarını konuşmaktan kaçınırlar
sanki. Konuşsalar da semtin huzurunu koruyan bir çeşit büyünün bozulmasından
korktuklarını hissedersiniz.
Yeniköy’ün 400 yıllık birikimi farklı kültür ve dinlerle
örülmüş. İstanbul’un fethi sırasında harap bir semtken Osmanlılar tarafından
16. yüzyılda imar edilip, 18. yüzyıldan beri de hep zengin ve seçkin bir yer
olmuş. Fetih’ten sonra Yeniköy’e ilk gelenler Romanya’nın Geni yöresinden
aileler ve Rumlardı. Bu sebeple semt Geniköy adıyla anılmaya başladı. Semtin
adı daha sonra Kanuni’nin buyruğuyla Yeniköy oldu. Semte Rum halkının verdiği
isim ise Neohorion’du. Zamanla köyün ismi halk dilinde Nihori’ye dönüştü.
Yeniköy’e yapılan ikinci büyük göç dalgası Doğu Karadeniz’den oldu. Çoğu tüccar
ve denizci olan bu kalabalık hem nüfusu artırdı, hem de ticareti canlandırdı.
Evliya Çelebi 17. yüzyılın Yeniköy’ünü şöyle anlatır; “Burası Kanuni Sultan
Süleyman’ın fermanı ile imar edildiği için Yeniköy derler. 3000 haneli, bağlı,
bahçeli müzeyyen bir şehirdir. Halkı cümleten Trabzonlu oldukları için kavgacı
insanlardır. Ancak gayet iyi tüccarlardır. Üç mahalle İslamı, yedi mahalle
Hıristiyanı vardır. Yahudisi yoktur. Yeniçeri ocağının avcıları Istranca
Dağları’nda avladıkları sığırların ve karacaların etini burada padişah için
pastırma yaparlar. Çünkü buraların abu havası pek latiftir.”
Ünlü şair Konstantinos Kavafis dedesi ve anneannesinin de
vatanı olan Yeniköy’ün 1886 yılındaki renkli yaşamını ‘Kalender’de Bir Gece’
isimli yapıtında şöyle anlatır: “Sıcaklığın evlerin içinde iyice hissedildiği o
alışılmış ağustos gecelerinden birinde biraz temiz hava almak ve eğer açık
bulursam Andoni’nin kahvesinde oturup bir kahve içmek için Kalender’e gitmeye karar
verdim. Kalender, bence Boğaz’ın en güzel iki köyü olan Nihori ve Therapia
arasında uzanan bir sahildir. Nihori’den Kalender’e doğru uzanan düz yol o gece
çok hareketliydi. Cumartesi gecesiydi ve her yerde pazar gününün hazırlığı
gözlemleniyordu… İnsan ne kadar sıkıntılı ve ümitsiz bir halde de olsa; dışarı
çıkıp İstanbul’un yemyeşil bir vadisini veya sahili gezmeye başladığı zaman bir
ferahlık hisseder. Doğa sanki ona ‘merak etme, tanrı büyüktür’ sözlerini
fısıldar.”
Yeniköy her dönem güzel yalılarla varoldu. Başlangıçta
Ermeniler evlerini siyaha, Rumlar kırmızıya, Müslümanlar ise yeşil renge
boyarlardı. Arnavutköy, Tarabya, Büyükdere’de olduğu gibi Yeniköy’de de, Rumeli
kıyılarını tercih eden yabancıların çoğunlukta bulunduğu, II. Mahmut döneminden
itibaren mimaride Batı zevkinin hakim olduğu gözleniyor. Ekonomik ve siyasi
etkenlerle sürekli el değiştiren yalılar 19. yüzyıl sonlarında tamamen
Türklerin eline geçti. Yalılar genelde sahipleri ile anılırdı. Örneğin Hacı
Yanako’nun evi, Ali Efendi’nin evi, Hacı Mustafa Ağa yalısı gibi. 1983’te çıkan
imar planı ile ön görünüm bölgesinde yeni yapılaşma yasaklandı. Ancak tescilli
eski yalıların restorasyonu ve tamiri yasal hale geldi. Bugün ayakta kalan ünlü
yalılardan Hancıoğlu Yalısı, Çiller Yalısı (eski Dr. Rasim Ferit Talay Yalısı),
Erbilgin Yalısı (Şehzade Burhaneddin Efendi Yalısı) hala Boğaz’daki yerlerini
koruyorlar.
Avusturya Konsolosluk binası, Carlton Oteli ve Said Halim
Paşa Yalısı; Yeniköy söz konusu olunca bu üç önemli yapı akla gelir. Hala hizmet
veren Konsolosluk binası Kalender Semti’ne girmeden biraz öncedir. Kalender
Semti adını Osmanlılar döneminde burada tekkeleri olan Kalenderi dervişlerinden
alır. 1960’ların sonunda sahilde, Said Halim Paşa Yalısı’nın yanına inşa edilen
ve Turizm Bankası’na ait Carlton Oteli’nin açılması ile Yeniköy gözle görülür
bir canlılık kazandı. Yaklaşık 15 yıl Yeniköy’e hizmet eden bu efsanevi otel
1980’lerin ortasında kapatıldı. Said Halim Paşa Yalısı ise ünlü düğünler ve
düğünlerin sonunda yapılan havai fişek gösterileriyle anılır hale geldi.
Boğaz kenarında yapılan yürüyüşlerin en doğru adresini
sorarsanız yine Yeniköy akla gelir. En iyi yürüyüş parkurları arasında sayılan
yaklaşık 3 km uzunluğundaki yolda bisiklete binmek ayrı bir keyif. Yolların
tenha olduğu bir pazar sabahı Aynur ve Burcu Kolbay kuzenler bisikletle Boğaz
keyfi sürenlerden. Yeniköy’ün en ünlü çay bahçelerinden Emek Kafe’de yollarımız
kesişiyor. Doğma büyüme Yeniköylü olan Aynur, “Ne kadar kötü günüm geçmişse iki
katı kadar iyi anım vardır burada” diyor. “Yeniköy’de diğer Boğaz semtlerinden
farklı olarak sakinlik vardır, huzurludur. Kimse kimseye karışmaz ama kimse
selamını da esirgemez birbirinden. Yeniköy sırtlarındaki manzara ise sizi başka
dünyalara götürür” diye anlatıyor, sanki Kavafis’le tanışıp bir bardak çay
içmişçesine. Burcu ise Yeniköy’ün diğer Boğaz semtleri gibi popüler
olmamasından memnun olduğunu söylüyor. “Hala Emek Kafe’de huzurlu bir bardak
çay içmenin mutluluğunu yaşıyorum,” diye ekliyor Burcu. 1965’ten bu yana kafe
olarak hizmet veren Emek, öncesinde de eski bir Rum balıkçı kahvesiymiş. Babası
Emek Kafe’de çalışan İngilizce öğretmeni İlkay Yaşargil Yeniköy’den
kopamayanlardan. Evlendikten sonra başka bir semte taşınmak zorunda kalan İlkay
Hanım, ilk fırsatta Yeniköy’e geri dönmüş. Kızı Ekin ile Emek’te aile ziyareti
yapan İlkay Hanım’ın hemen karşısında mahallenin kuaförü Ümit Bey oturuyor.
Karşılıklı içilen çaylar, samimi muhabbetler, büyük bir aile olarak yaşanan
dostluklar artık rastlanması zor bir tablo haline gelmişken, Yeniköy insana
umut veriyor.
Üstat Kavafis’ten sonra Yesari Asım Arsoy Kürdi’li Hicazkar
bir şarkıdan Yeniköy’e sesleniyor: “Aşkım Yeniköy sahili deryasını sardı/
Sinemde perişan uzanan bir peri vardı/ Doldurduğu peymaneye hep işve katardı/
Göğsümde o ahü eriyip soldu sarardı…”
