Tanrıların buluşma noktası

Yazı/Text: BEDİA CEYLAN GÜZELCE
Fotoğraflar: SİNAN ÇAKMAK
Bugünkü adıyla Beşparmak Dağları, Latmos, tarih öncesi
insanların kaya resimlerini yapmak için seçtiği coğrafyaydı. Hava ve yağmur
tanrılarının buluşma noktası, Antik Çağ’ın görkemli limanı, Ortaçağ azizlerinin
inziva yeriydi.

Anadolu’nun en eski duvar resimleri olduğu düşünülen tarih öncesi
kaya resimleri.
Latmos, başucunda yükseldiği Bafa gölünü her sabah görkemli
gölgesiyle uyandırıyor. O gölgenin içinden geçen herkes, bereketin, dinginliğin
ve tarihin üzerinde yürüdüğünü hissediyor. Yürüdükçe de bir mite ortaklık
ettiğini, kendisinin de mitolojik bir figür olduğunu... Biraz daha yürüdükten
sonra, bir tanrıçanın ölümsüzlüğünden neden Latmos'ta vazgeçtiğini anlamak
kolaylaşıyor. Latmos'un gölgesi en çok kendine vuruyor ve bu gölge sizi çok
eski bir şeylere ortak ediyor. Bugünkü adıyla Beşparmak Dağları, Latmos, tarih
öncesi insanların kaya resimlerini yapmak için seçtiği coğrafyaydı. Hava ve
yağmur tanrılarının buluşma noktası, Antik Çağ’ın görkemli limanı, Ortaçağ
azizlerinin inziva yeriydi. Gölgesinin düştüğü antik kentler; Latmos,
Herakleia, Iasos, Labranda, Miletos, Euromos bu dağın kutsallığı konusunda
hemfikirdi. Çoban Endymion ile Ay Tanrıçası Selene’nin aşkı bu dağın
ihtişamında yaşanmıştı. İzmir’in 150 kilometre güneyinde, Söke ve Milas arasındaki Latmos, antik Karia’nin kuzeybatı köşesinde. Dağ, Aydın’dan Milas
istikametine giderken Bafa Gölü tabelasının arkasından yükseliyor.
Büyük bir gölge gibi görünen dağın jeolojik yapısı, onu
kolayca ayırt edilebilir kılıyor. Kayalık arazinin kuzeyi granit, güney
kenarları kristalli kireç ve güneyi eski tersiyer tortullardan oluşuyor. Antik
Çağ’da Bafa Gölü bir körfezdi; Menderes Nehri’nin getirdiği toprakla denizden
ayrıldı. Doğal liman olduğu dönemde yöre, ticaret açısından büyük önem
taşıyordu. Karialıların Mısır’a bal ve incir ihraç ettiği, şarap yapımında da
çok usta olduğu antik kaynaklardan biliniyor. Zeytincilik ve hayvancılık ise
bugün yavaş yavaş bırakılsa da, antik çağlardan yakın döneme kadar bölgenin
önemli geçim kaynaklarıydı.
Efsaneye göre, kavalından başka hiçbirşeyi olmayan çoban
Endymion, Ay Tanrıçası Selene'ye çok ölümsüz ve fakat çok da imkansız bir aşkla
tutulmuştu. Endymion kavalını, hem sevgilisinin olmadığı ve yalnız kaldığı
gündüz vakitlerinde duyduğu üzüntüyü, hem de büyük kentlerde yaşayan insanların
yaşamına duyduğu özlemi anlatmak için üflerdi. İki sevgili, Ay'ın göründüğü her
gece dağın içindeki mağaralarda buluşurdu. Selene, her kaybolup da yeniden
görünüşünde, çoban sevgilisinin ne kadar yaşlandığını fark eder, onun bir
ölümlü, kendisininse ölümsüz oluşundan acı duyardı. Buna artık daha fazla
dayanamayan tanrıça Selene, baş tanrı Zeus’tan Endymion'un hiç yaşlanmamasını
ve bu mağarada onunla birlikte ölümsüz bir uykuya dalmasını diledi. Zeus da Ay
Tanrıçası’nın bu isteğini yerine getirdi. böylece Endymion, yine ayın
ışıklarıyla sarmaş dolaş olduğu bir gecede, sonsuz bir uykuya daldı. Birbirine
sarılan iki sevgili, sonsuza kadar bir daha ayrılmayacaktı. Bu nedenle ayın
dünyada en sevdiği, ışığını en fazla paylaştığı yerin Latmos olduğu ve
ayışığında dağın doruklarının ağardığı söylenir...
Latmos tanrıları bereket, fırtına, yağmur tanrılarıyla ve
yerel bir dağ tanrısıyla birlikte kutsanıyordu. Ortaçağ’da inziva yeri olarak
seçilen dağda Aziz Paulos’un MÖ 955’te ölümünün ardından yaşanan kuraklığı eski
kaynaklar söyle anlatıyor: "Kuraklık ve büyük su sıkıntısı Miletos’a çok
çile çektiriyordu. Çeşitli yerlerden, kırktan fazla köylü burada toplandı.
Bunlar Tanrı’ya yalvarış yürüyüşü düzenleyerek ve kutsal şarkılar söyleyerek
dağ sırtına tırmandı. Dağın bu kısmı sadece en yüksek yeri değil, aynı zamanda
zor tırmanılan bir yeriydi. Dağın doruğunda uzun zamandır kutsal kabul edilen
muazzam büyüklükte bir taş görülmektedir." Bahsedilen yer ‘Tekerlekdağ’
olarak bilinen ve yaklaşık 1350 metre yüksekliğe sahip zirveydi. Bu kutsal taş
aynı zamanda hava ve yağmur tanrısının ikametgahıydı. Bafa Gölü’nün kıyısındaki
Herakleia antik kenti, engebeli araziye göre şekillendirilen sur duvarıyla
Pergamon ve Assos gibi Helenistik dönemin önemli kentleriyle benzerlikler
gösteriyor. Bugün büyük bir kısmı ayakta kalan surların toplam altı buçuk
kilometre uzunluğa sahip olduğu ve 65 gözetleme kulesinin bulunduğu biliniyor.
Anadolu’nun en eski duvar resimleri olduğu düşünülen tarih öncesi kaya
resimleri ise sur çevresinin dört bir yanına dağılmış durumda.
Antik kentin kalıntıları arasında kurulan köyün adi
Kapıkiri. Sabah erkenden köyü dolaşan süt arabası ile birlikte bir gün daha
başlıyor. Köylü geçimini zeytinden sağlıyor. Evlerinin bir odasını pansiyon
haline getirerek yöreye ziyarete gelenlerle yaşamlarını paylaşıyor ve
bütçelerine küçük bir katkı sağlıyorlar. Herakleia’dan ayrıldıktan sonra
Euromos antik kentine de uğruyor, Latmos’un gölgesinin düştüğü en uzak
noktalardan birine, Iasos’a doğru devam ediyoruz. Kıyıkışlacık Köyü antik
dönemin önemli limanlarından Iasos ile iç içe. Iasos, Attika-Delos Deniz
Birliği’nin üyelerinden biriydi. Dr. Fede Berti tarafından 1960’tan bu yana
yürütülen arkeolojik kazılar ve araştırmalar hálá devam ediyor. Bati
limanındaki Bizans Kulesi, yaklaşık üç bin yıllık kesintisiz yerleşmenin
göstergesi gibi denizin ortasında, ayakta duruyor. Strabon, Iasos için söyle
diyor: "Bir limanı vardır ve halk geçiminin çoğunu denizden sağlar, çünkü
denizde balık boldur, fakat ülkenin toprağı çok fakirdir." Artık aradaki
açıklık dolmuş, Iasos da bir yarımada halini almış.
Latmos'un gölgesinden nasibini alan en eski köylerden
Kargıcak’ta yalnızca zeytinyağı yeniyor. Köylü başka hiçbir yağı tüketmiyor,
tüketmediği gibi beğenmiyor da. En güzeli de bundan büyük bir gurur duyuyor
olmaları. Latmos'un güney cephesinde, en yüksek noktalarından birine kurulan
Labranda'ya varmak için dar bir yoldan, uzun bir tırmanış gerçekleştirmek
gerekiyor. Labranda, Latmos’un eteklerindeki en görkemli antik kentlerden biri.
Çorak arazinin ardından bir vaha gibi beliriyor. Yemyeşil arazinin ve tapınak
alanına çıkan kutsal merdivenlerin üzerinden geçerken duyabileceğiniz tek insan
sesi, antik kentin bekçisine ait. Dünyada kendisinden başka kimsenin burada
yaşamayacağını iddia etse de, Antik Çağ’ın en görkemli kentlerinden birini
beklediğini kendi de biliyor.


Labranda