26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Tenisin yeni altın çocukları Sırbistan’dan
      



Yazı/Text: AHMET GÜRCAN-HAKAN ÖNEŞ

 

20 yaşındaki Sırp Novak Djokovic, Montreal Turnuvası’nda arka arkaya Nadal ve Federer’i yenerek şampiyon olurken 22 yaşındaki Jelena Jankovic WTA sıralamasının 3 numarasına yerleşti.  Bu arada 20 yaşındaki Ana Ivanovic, 2007 Roland Garros’da Kuznetsova ve Sharapova’yı süpürerek finale çıktı. Bu üç isim bu aralarda birbirlerine de motivasyon kaynağı olarak Sırp tenisi için bir sinerji yaratmış durumdalar.



İnanması güç olsa bile aslında çok da uzak olmayan zamanlarda artık unutulmaya yüz tutan ‘Yugoslavya’ diye bir ülke vardı... Ta II. Dünya Savaşı’ndan devreden;  –nasıl öyle kalabildiyse- ‘Ulusal Kahraman’ Tito’nun yarım asra yakın süren ‘hükümranlığı’ ve ‘zamk etkisi’  ile ayakta duran... Sonra Tito öldü, sonra devran döndü; SSCB efsanesi bile tarihe gömülürken Yugoslavya da, alttan alta sürdüğü birdenbire ortaya çıkan ağır etnik, dinsel ve yöresel ayrımlarıyla inanması güç ama tam altı federasyonuna birden ayrı ulusal kimlik ve isimler alarak bölündü. Eski federasyonu hep ‘beslediğini’ hissettiğini nihayet dillendiren Hırvatistan ve Sırbistan gibi federasyonun eski büyük eyaletleri, tarihte zaten yeri olan ama bastırılmış fanatizm sınırlarında gezinen milliyetçilikleriyle kendilerine özellikle sahip çıktılar. Sonunda önemli bir olay çıkmasa da kura azizliğiyle ortaya çıkan ilk Sırbistan – Hırvatistan futbol milli maçını tüm dünyanın yüreği ağzında beklediği hala hatırlarda...

Şimdi sular biraz durulmuşa benziyor ve bu iki yeni -görece- büyük ülkenin insanları birbirleriyle oynamadıkları sürece birbirlerine gene ‘eski kardeş’ statüsüyle biraz sempati ile bakıyorlar. (En azından Eurovision puanlamaları bizi öyle zannettiriyor.) Denklemi tenis dünyasına çevirirsek ‘Hırvat’ Ivanisevic’in sahnelerden çekilmesinden sonra, ‘Yugoslav’ adını baştan beri en çok sahiplenen Sırpların son yıllardaki çıkışını görmezden gelmek mümkün değil. ‘Tenis kökenleri’ farklı ve bambaşka yerlerden gelse ve aslında bambaşka yerlerde yaşasalar da; sonuçta alemde yarışan; ‘kız-erkek’; dünyanın ilk 10 tenisçisinin üç tanesinin adlarının yanında ‘Serbia’  yazıyor. Nüfusu, kendilerine hasetle bakan ve ‘hava’ları çok daha abartılı pek çok ülke ile kıyaslanırsa hayli mütevazı olan; ama başta basketbol olmak üzere genetik olarak zaten spora sırrı çözülememiş bir yatkınlıkları olan bu ülkenin şu an gündemdeki üç tenis yıldızına -açıkçası; göreceksiniz, pek ortak payda bulamasak da- yakından bir bakış atıyoruz.

70’li, 80’li yıllardaki nostaljik Borg - Connors veya Borg - McEnroe düelloları; ki bunlar siyah-beyaz televizyon döneminde bize ulaşan unutulmaz Wimbledon finallerinin bir kısmıydı; hala pek çok (orta) yaşlı insanın hatırındadır. Uzun sarı saçları ile hippy görüntüsünün yanında çelik gibi iradesi, dahî oyun görüşüyle o soğukkanlı İsveçliyi ve gene onu tahtından indiren ve hatta nörotik NewYorklu personasıyla tenisi bırakmasına sebep olan büyük John McEnroe’yu kim unutabilir… Bu oyuncular dünyada tenisin altın çağını başlatan gerçek tenis sanatkarlarıydı. Koydukları standartlar, örnek oluşturdukları modeller, tenisin her şeyden çok bir karakter ve ruh oyunu olduğunu dünyaya anlatmıştır. Bunlara kızlarda Steffi Graf, klas Çek asıllı raket Martina Navratilova ve özellikli Monica Seles’i de ilave etmek gerekir. Zira o dönemin ardından şu anda Novak Djokovic, Jelena Jankovic ve Ana Ivanovic’le en bereketli dönemini yaşayan Sırp (Yugoslav) ekolünün tohumları Seles’in 80’lerin sonu, 90’ların başlarında sergilediği olağanüstü hırsı ve kazandığı şampiyonluklarla atılacaktı. O tarihlerde Yugoslav bayrağı altında tenis oynayan Seles’in elde ettiği inanılmaz başarılar, doğal olarak, kendisini televizyondan seyreden birçok küçük Yugoslav çocuğu gibi Djokovic, Jankovic ve Ivanovic’e ilham kaynağı oldu. Zaten, gerek oyuncu çeşitliliği, gerekse enteresan karakterleriyle tenis dünyasının en zevkli zamanları olarak seyreden 90’lı yıllar, bu çocuklar için bir şans olmuş; Sampras, Agassi gibi üstadları ve bunun yanında Edberg, Becker gibi zarif oyuncuları takip ederek büyümüşler, olgunlaşmışlardır.

Bu isimlerin birer birer emekliye ayrılmalarının ardından da İsviçreli olağanüstü raket Roger Federer’in devri, yani halihazırda içinde bulunduğumuz son dönem yaşanıyor. Salise sektirmeyen çok isabetli İsviçre makinesi Federer ve en büyük rakibi İspanyol sokak savaşçısı genç oyuncu Rafael ‘Rafa’ Nadal, bugünkü tenis sahnesinin baş aktörleri. Gerçi son 2-3 senedir süregelen ve ‘İspanyol Boğası’nın toprak kortlardaki üstünlüğü, İsviçrelinin ise onun dışındaki bila istisna her türlü zemin ve şarttaki hakimiyetinden (betan, taraflex, rebound ace, çim, salon vs.) kaynaklanan kendini tekrarlama hali, erkekler tenisinde neredeyse sıkıcılık sınırlarıyla flört etmeye başlamıştı.

İşte tam bu sıralarda, 2007 Ağustos itibariyle 20 yaşındaki genç Novak Djokovic’ten bir patlama geldi. ATP klasmanının 3 no’lu oyuncusu, çok prestijli Montreal Turnuvası’nda arka arkaya Nadal (ATP 2) ve Federer’i (ATP 1) yenerek şampiyon oldu ve üçüncü bir isim olarak ikilinin hegemonyasını tehdit edebilecek bir unsur olarak varlığını hissettirdi.

Sırp tenisinin bu seneki çıkışında iki çok çekici genç hanımın da hakkını teslim etmek gerekir. 22 yaşındaki Jelena Jankovic; ki hafif çekik gözleri, muntazam yapısı ve esprili tavırlarıyla herkesin sempatisini toplamış bir oyuncu; WTA sıralamasının 3 numarasına yerleşmiş vaziyette. 20 yaşındaki Ana Ivanovic, 2007 Roland Garros’da sırayla Kuznetsova ve Sharapova’yı süpürerek finale çıktı. Finalde Belçikalı ‘enfant prodige’, harika çocuk Justine Henin’e karşı kaybetti ama güleryüzü, hanımefendi hali, tatlılığı ve enerjisiyle dünya tenis gündemine oturdu ve WTA klasmanında da ilk 5’e girdi. Bu üç isim bu aralarda birbirlerine de motivasyon kaynağı olarak Sırp tenisi için bir sinerji yaratmış durumdalar.

Üçlü, bu yazı kaleme alınırken senenin son US Open’ında boy gösterdiler ve özellikle Novak Djokovic genç kariyerinin en büyük başarısına imza atarak ilk kez bir Grand Slam finali oynadı. Federer-Djokovic karşılaşması Arthur Ashe stadyumunu dolduran yaklaşık 24.000 kişi gibi televizyonlarının başında maçı izleyen milyonlarca sporsver için de merak konusuydu. Özellikle ilk setin sonlarına kadar fevkalade servis atmasına ve şu anda dünya tenisinin efendisi olan Roger Federer’i çok zorlamasına rağmen, Montreal’in aksine bu kez tie-break’leri kaybederek rakibine 3-0 (7/6, 7/6, 6/4) boyun eğmekten kurtulamadı. Ama her şeye rağmen bu US Open finali Djokovic’i, Nadal’dan sonra Federer’e ikinci bir rakip ve önde gelen üçüncü bir isim olarak dünyaya kabul ettirdi. Kritik puanları oynamayı biraz daha iyi öğrenmesi ve file önü oyununu geliştirmesi durumunda ise önümüzdeki yıllarda İsviçreli’nin canını çok daha fazla yakacak hiç kuşkusuz. (Djokovic ilk setin sonunda 6-5 ve 40-0 öndeyken, üstelik kendi servisinde arka arkaya set puanlarını çok kötü oynamak suretiyle seti kapatmaya muvaffak olamadı. Sırp oyuncunun bu maçtan çıkaracağı çok dersler olması lazım.) Kızlarda ise turnuva beklendiği gibi Justine Henin’in zaferiyle sonuçlandı. Asıl büyük zaferini, yarı finalde buraya gelirken iki Sırp kızını ardı ardına turnuva dışında bırakmış formda Venus Williams’a karşı kazanan Belçikalı, finalde ise Kuznetsova’yı 6/1, 6/3 çok rahat süpürerek US Open’da 2. kez şampiyon oldu. Sırp kızların formda oldukları dönemde Venus’e çarpılmaları, daha katedecekleri mesafe olduğunu gösteriyor. Teniste çok önemli bir özellik olan çabukluk, ki Justine Henin’in en büyük silahı, Ivanovic’de bulunmuyor. Jankovic’in ise kendisinden daha ‘power’ / güç tenisi oynayan oyunculara karşı (tam da Williams kardeşler gibi) bir süre sonra pilinin bittiği ve direnemediği ortaya çıktı. Bu departmanlardaki eksikliklerini kapatabilmeleri halinde Jankovic’in de Ivanovic’in de uzun ve başarılı bir kariyer için yolları açık görünüyor.

Us Open’ın tamamlanmasıyla, 2007 sezon sonu “Masters” turnuvaları için, yani senenin final safhası için start verilecek. Raketler önce 2-3 hafta Uzakdoğu’da (Çin, Japonya, Bali vs.) mücadele ettikten sonra Kasım ortasına kadar Avrupa salon turnuvalarını oynayacaklar. Daha sonra seneyi ilk 8’de bitiren oyuncular Masters Cup’larda son kez karşı karşıya gelip seneyi noktalayacaklar ki; bu üç Sırp genci de bu turnuvalar için yerlerini daha şimdiden ayırmış durumdalar.

Ana Ivanovic




6 Kasım 1987, Belgrad doğumlu. İsviçre, Basel’da yaşıyor. 1.86 ile en uzun kızlardan biri, 72 kilo. Sağ elle ve çift el back-hand oynuyor. İdolleri Monica Seles ve Roger Federer. Profesyonelliğe 2003’te geçti. En büyük Grand Slam başarısı, Justine Henin’e kaybettiği bu yılın Roland Garros finali. İngilizce biliyor.


Jelena Jankovic



28 Şubat 1985, Belgrad doğumlu. Florida’da yaşıyor. 1.77 boyunda, 61 kilo. Sağ elle oynuyor, back-hand’i çift el. Günümüzün en meşhur ve en iyi coach’larından Nick Bolittieri’nin keşiflerinden biri. İngilizce ve Belgrad’da diplomatik Fransız okuluna gittiği için Fransızca konuşuyor, piyano çalıyor. Şu an nasıl beceriyorsa Belgrad’da üniversitede de okuyor. Profesyonelliğe 2002’de geçti.

 

Novak Djokovic



22 Mayıs 1987, Belgrad doğumlu. Monte Carlo’da yaşıyor. 1.87 boyunda ve 90 kilo. Sağ elle oynuyor, back-hand’i çift el; favori vuruşu da paralel back-hand. Favori zemini sert ama gene de kendi oyununu ‘all around’ yani tüm kortlara uygun buluyor. İdolü Pete Sampras. Profesyonelliğe 2003’de geçti. Sırpça dışında İngilizce ve Almanca konuşuyor.

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


68670 - unknown - 38.107.179.236