26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa

“Kimsin Sen?”: Ahmet Polat Fotoğraf Sergisi Üzerine Düşünceler

    

 

İstanbul, Türkiye, 2005 (Ahmet Polat’ın izniyle).

 

İstanbul, Türkiye, 1999 (Ahmet Polat’ın izniyle).

 

Wendy Shaw Meryem Kural n Ahmet Polat’ın fotoğrafları eşzamanlı bir gidiş geliş edimini yakalar. Bu çelişkili görünen etkinlik, hem fotoğrafların hem de imgelerin üretiminde gerçekleşir. Çünkü birçok fotoğrafçı gibi Ahmet de bir gezgindir. Dünyayı anlık bakışlarla yakalayarak anlamaya çalışır. Ama aynı zamanda onun fotoğrafları bu merakı reddeder. Hem sanatçıya hem de biz izleyicilere geri döner; yalnızca bize geri bakmakla kalmaz, aynı zamanda başka birçok yöne de bakar ve yanıtladıklarından daha fazla soru sorar. 

 

Ahmet Polat’ın, serginin başlıca odak noktasını oluşturan ilk yapıtları, yitik bir kimliğin aranması, bilinmeyen bir geçmişe yeniden kavuşulması olarak düşünülebilir. Polat’ın ilk gençliğinde evi terkeden babası, sanki fotoğraflardaki yollarda yürüyüp gidenlerden biri gibidir. Ne var ki babanın deneyimi Ahmet’in deneyimi değildir ve baba-oğul aynı anıları paylaşamazlar. İki kültürden gelen bir kimsenin bakışı daima çifte bakıştır: başta yabancı ama yine de çevresindeki bir yığın göstergeyi kavrayan, kucaklayan bir bakış; başta yabancı olarak anlaşılan, dışlanan, ama aynı zamanda benimsenen, kucaklanan. Sıradan bir gezginin tersine, Ahmet, Türkiye’ye döndüğünde gördüklerini tanır: Kayapınar köylüleri, Gölcük’te yanında kaldığı insanlar akrabalarıdır. Nasıl Ahmet’in elleri bir çiftçinin nasırlı elleri değilse, nasıl kendisi korkunç depremde evi yerle bir olan birinin acısını duymuyorsa, Ahmet’in akrabaları da onun Hollanda’daki evini, konuştuğu dili; nerede yaşarsa yaşasın, evinde, memleketinde, onu yabancı kılan karmaşık duyguyu paylaşamıyorlar. Akrabalar ve fotoğrafçı birbirleri için hem tanıdık hem çözülemezdir. Bu da hem tanıdığımız ama her zaman anlayamadığımız kişilerle aramızdaki tekinsiz ilişkiyi, hem de bir yabancının sıradan bakışında zaman zaman rastladığımız şaşırtıcı aşinalık ve rahatlık duygusunu artırır.

 

Ahmet Polat’ın fotoğrafları, bilinmeyene dair ek bir bilgi vadeden birer belge niteliği taşır. Fotoğraflardan birinde, hem yabancının hem de yurtdışında doğmuş bir çocuğun paylaştığı boyanmamış ahşap Türkiye haritası, üzeri doldurulabilecekmiş gibi gelir insana. (Resim 1) Ama yavaş yavaş tanıdığımız yabancı gibi, Polat’ın imgeleri de, fotoğrafların her zaman yanıtsız bırakamadığı, gitgide karmaşıklaşan birtakım sorular sunar önünde sonunda. Bu sorular, öykülerle ya da geleneklerle açıklanabilecek türden, “Kim?” ve “Neden?” gibi basit antropolojik sorular değildir; bizzat fotoğraflar tarafından biçimlendirilen daha derin meselelerdir. Sanatçının erken dönem fotoğraflarından birinde, sokaktaki açıklıklar –karanlık kapı girişleri ve pencereler– yaşamın tuhaf anları için birer çerçeve olur: ayakkabısının tabanını inceleyen kadın, bodrum penceresinde sigara içerek dışarıyı seyreden adam, kaldırımda yerlerinden edilmiş gibi sandalyenin üzerinde duran rulo halılar ve tüm bunların arasında, elinde bir top, “Yakala!” der gibi objektife bakan kız. (Resim 2) Burada bakışın kendisi, öznenin yakalayıp bir sonraki karede geri atacağı bir topa dönüşür. Bununla kız, objektifi ve onun izleyiciye bilgi sağlayan gücünü parçalamakla tehdit eder. Benzer biçimde, arabanın arka koltuğunda oturan fotoğrafçı, dikiz aynasında profili görünen sürücü tarafından farkedilmeden ön camdan dışarı bakar; ama arabada düzgün oturup önüne bakmak yerine gözlerini objektife diken çocuk tarafından gözetleme edimi sırasında yakalanmıştır. İki panjur arasında bir top ile bir çocuk gölgesinin görüldüğü fotoğrafta olduğu gibi, fotoğraf geri sekme anını yakalamıştır. (Resim 3) Bu geri sekme birçok fotoğrafta; dolaşık bir ağacı ve kucaklaşan iki adamı işaret eden duvarlar; başında kovboy şapkası, elinde purosuyla, gururlu bir adamın ileri doğru uzanmış kolları; futbol sahası çizgilerinin kesiştiği noktada gözlerini yummuş oturan bir oğlanın flu imgesi ve bir ağacın gölgesinden eğilerek uzayan bir binanın duvarları tarafından tekrar tekrar yakalanıyor.

 

Bu basit kompozisyon araçlarıyla sınırlı kalmayan geri sekme, Polat’ın biz izleyicilerin hangi yöne bakmamız gerektiğini muğlaklaştıran, bizim bakışımızı başka yönlere yönelten aynaları ve ışıkları sıkça kullanmasında yeniden ortaya çıkar. Eğilen kızın üstünde duran ayna, kurusun diye asılmış bir çamaşır, düşüp parçalanacak gibi duran kırık bir pencere ya da kızın arkasını dönüp baktığında göreceği kendi özgürlüğüdür sanki. (Resim 4) Ama bu, bizim anlayış yetimizle oynayan, bizi imgenin çerçevesinin ötesini hayal etmeye zorlayan, fotoğrafçının aynasıdır. Aynadan bakınca duvar pencereye dönüşür. Küçük bir kahvehanenin içindekilere, onlara görünmeden bakarız. Bir saç kesimi üstüne yorumlar yapan delikanlılar, caka satarken yakalanırlar objektife. Biz izleyicileri farkettirmeden yakalayan fotoğrafın çekildiği anda flaşın patlaması gibi, görüntüsü olmayan bir televizyonun çevresini sarmıştır adamlar. (Resim 5) Polat’ın birçok fotoğrafında gördüğümüz insanlar gibi, her yöne bakınmaya başlarız ve böylelikle de fotoğraf çerçevesinin sınırlarının ötesine bakmaya koyuluruz.

 

Fotoğrafçı gelir görür ama fethetmez. Onun yerine, hem kendisi için hem de bizim adımıza çevresindeki dünyayla etkileşime girer, sonra da yürür gider. Girdiği gibi çıkar sahneden, ne boş bir tablettir, ne de bir alim. Kendi gördüğünü yakalamak için değil, başka insanları bakarken yakalamak için durmuştur. Bunlar yaşamın tam da içinde olanlardır. Bu yaşamlarla duygudaşlık kurabiliriz; ama onlar, fotoğrafı bir pencere ya da kapı kadar saydam ve mat kılarak bizim deneyimlerimizin dışında kalırlar. Şunu akılda tutmalı: Fotoğrafların, fotoğraftaki kişiler hakkında, biz izleyicilere başkalarının yaşamı üstünde bir egemenlik kurma duygusu verecek kadar çok şey açıklamasını beklememeliyiz. Ahmet Polat, kendi kişisel tarihinden hareketle modadan çevreye kadar çeşitli alanlara yönelirken, kimlik ikilemiyle sınırlamaz kendini. Aksine, gücünü, nerede dolaşırsa dolaşsın, kendi kimliğini duygudaşlık ile dışlanma arasındaki sınır çizgisine konumlamasından alır. n Doç.Dr. Wendy Shaw Meryem Kural, Bahçeşehir Üniversitesi.

 

Uluslararası Fotoğraf Merkezi (ICP) tarafından düzenlenen 22. Infinity Awards yarışmasında “Genç Fotoğrafçı” ödülünü kazanan Hollandalı fotoğrafçı Ahmet Polat’ın “Kimsin Sen?” başlıklı kişisel sergisi İstanbul Modern’de 26 Ağustos’a kadar görülebilir.

 

Kayapınar, Kayseri, Türkiye, 2001 (Ahmet Polat’ın izniyle).

 

Gaziantep, Türkiye, 2000 (Ahmet Polat’ın izniyle).

 

Dordrecht, Hollanda, 2002 (Ahmet Polat’ın izniyle).

<< Önceki Sayfa


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


68722 - unknown - 38.107.179.238