“Kimsin Sen?”: Ahmet Polat
Fotoğraf Sergisi Üzerine Düşünceler
İstanbul, Türkiye, 2005 (Ahmet Polat’ın izniyle).

İstanbul, Türkiye, 1999 (Ahmet Polat’ın izniyle).
Wendy Shaw Meryem Kural n Ahmet Polat’ın fotoğrafları
eşzamanlı bir gidiş geliş edimini yakalar. Bu çelişkili görünen etkinlik, hem
fotoğrafların hem de imgelerin üretiminde gerçekleşir. Çünkü birçok fotoğrafçı
gibi Ahmet de bir gezgindir. Dünyayı anlık bakışlarla yakalayarak anlamaya
çalışır. Ama aynı zamanda onun fotoğrafları bu merakı reddeder. Hem sanatçıya
hem de biz izleyicilere geri döner; yalnızca bize geri bakmakla kalmaz, aynı
zamanda başka birçok yöne de bakar ve yanıtladıklarından daha fazla soru
sorar.
Ahmet Polat’ın, serginin başlıca odak noktasını oluşturan
ilk yapıtları, yitik bir kimliğin aranması, bilinmeyen bir geçmişe yeniden
kavuşulması olarak düşünülebilir. Polat’ın ilk gençliğinde evi terkeden babası,
sanki fotoğraflardaki yollarda yürüyüp gidenlerden biri gibidir. Ne var ki
babanın deneyimi Ahmet’in deneyimi değildir ve baba-oğul aynı anıları
paylaşamazlar. İki kültürden gelen bir kimsenin bakışı daima çifte bakıştır:
başta yabancı ama yine de çevresindeki bir yığın göstergeyi kavrayan,
kucaklayan bir bakış; başta yabancı olarak anlaşılan, dışlanan, ama aynı zamanda
benimsenen, kucaklanan. Sıradan bir gezginin tersine, Ahmet, Türkiye’ye
döndüğünde gördüklerini tanır: Kayapınar köylüleri, Gölcük’te yanında kaldığı
insanlar akrabalarıdır. Nasıl Ahmet’in elleri bir çiftçinin nasırlı elleri
değilse, nasıl kendisi korkunç depremde evi yerle bir olan birinin acısını
duymuyorsa, Ahmet’in akrabaları da onun Hollanda’daki evini, konuştuğu dili;
nerede yaşarsa yaşasın, evinde, memleketinde, onu yabancı kılan karmaşık
duyguyu paylaşamıyorlar. Akrabalar ve fotoğrafçı birbirleri için hem tanıdık
hem çözülemezdir. Bu da hem tanıdığımız ama her zaman anlayamadığımız kişilerle
aramızdaki tekinsiz ilişkiyi, hem de bir yabancının sıradan bakışında zaman
zaman rastladığımız şaşırtıcı aşinalık ve rahatlık duygusunu artırır.
Ahmet Polat’ın fotoğrafları, bilinmeyene dair ek bir bilgi
vadeden birer belge niteliği taşır. Fotoğraflardan birinde, hem yabancının hem
de yurtdışında doğmuş bir çocuğun paylaştığı boyanmamış ahşap Türkiye haritası,
üzeri doldurulabilecekmiş gibi gelir insana. (Resim 1) Ama yavaş yavaş
tanıdığımız yabancı gibi, Polat’ın imgeleri de, fotoğrafların her zaman
yanıtsız bırakamadığı, gitgide karmaşıklaşan birtakım sorular sunar önünde
sonunda. Bu sorular, öykülerle ya da geleneklerle açıklanabilecek türden,
“Kim?” ve “Neden?” gibi basit antropolojik sorular değildir; bizzat fotoğraflar
tarafından biçimlendirilen daha derin meselelerdir. Sanatçının erken dönem
fotoğraflarından birinde, sokaktaki açıklıklar –karanlık kapı girişleri ve
pencereler– yaşamın tuhaf anları için birer çerçeve olur: ayakkabısının
tabanını inceleyen kadın, bodrum penceresinde sigara içerek dışarıyı seyreden
adam, kaldırımda yerlerinden edilmiş gibi sandalyenin üzerinde duran rulo
halılar ve tüm bunların arasında, elinde bir top, “Yakala!” der gibi objektife
bakan kız. (Resim 2) Burada bakışın kendisi, öznenin yakalayıp bir sonraki
karede geri atacağı bir topa dönüşür. Bununla kız, objektifi ve onun izleyiciye
bilgi sağlayan gücünü parçalamakla tehdit eder. Benzer biçimde, arabanın arka
koltuğunda oturan fotoğrafçı, dikiz aynasında profili görünen sürücü tarafından
farkedilmeden ön camdan dışarı bakar; ama arabada düzgün oturup önüne bakmak
yerine gözlerini objektife diken çocuk tarafından gözetleme edimi sırasında
yakalanmıştır. İki panjur arasında bir top ile bir çocuk gölgesinin görüldüğü
fotoğrafta olduğu gibi, fotoğraf geri sekme anını yakalamıştır. (Resim 3) Bu
geri sekme birçok fotoğrafta; dolaşık bir ağacı ve kucaklaşan iki adamı işaret
eden duvarlar; başında kovboy şapkası, elinde purosuyla, gururlu bir adamın
ileri doğru uzanmış kolları; futbol sahası çizgilerinin kesiştiği noktada
gözlerini yummuş oturan bir oğlanın flu imgesi ve bir ağacın gölgesinden
eğilerek uzayan bir binanın duvarları tarafından tekrar tekrar yakalanıyor.
Bu basit kompozisyon araçlarıyla sınırlı kalmayan geri
sekme, Polat’ın biz izleyicilerin hangi yöne bakmamız gerektiğini
muğlaklaştıran, bizim bakışımızı başka yönlere yönelten aynaları ve ışıkları
sıkça kullanmasında yeniden ortaya çıkar. Eğilen kızın üstünde duran ayna, kurusun
diye asılmış bir çamaşır, düşüp parçalanacak gibi duran kırık bir pencere ya da
kızın arkasını dönüp baktığında göreceği kendi özgürlüğüdür sanki. (Resim 4)
Ama bu, bizim anlayış yetimizle oynayan, bizi imgenin çerçevesinin ötesini
hayal etmeye zorlayan, fotoğrafçının aynasıdır. Aynadan bakınca duvar pencereye
dönüşür. Küçük bir kahvehanenin içindekilere, onlara görünmeden bakarız. Bir
saç kesimi üstüne yorumlar yapan delikanlılar, caka satarken yakalanırlar
objektife. Biz izleyicileri farkettirmeden yakalayan fotoğrafın çekildiği anda
flaşın patlaması gibi, görüntüsü olmayan bir televizyonun çevresini sarmıştır
adamlar. (Resim 5) Polat’ın birçok fotoğrafında gördüğümüz insanlar gibi, her
yöne bakınmaya başlarız ve böylelikle de fotoğraf çerçevesinin sınırlarının
ötesine bakmaya koyuluruz.
Fotoğrafçı gelir görür ama fethetmez. Onun yerine, hem
kendisi için hem de bizim adımıza çevresindeki dünyayla etkileşime girer, sonra
da yürür gider. Girdiği gibi çıkar sahneden, ne boş bir tablettir, ne de bir alim.
Kendi gördüğünü yakalamak için değil, başka insanları bakarken yakalamak için
durmuştur. Bunlar yaşamın tam da içinde olanlardır. Bu yaşamlarla duygudaşlık
kurabiliriz; ama onlar, fotoğrafı bir pencere ya da kapı kadar saydam ve mat
kılarak bizim deneyimlerimizin dışında kalırlar. Şunu akılda tutmalı:
Fotoğrafların, fotoğraftaki kişiler hakkında, biz izleyicilere başkalarının
yaşamı üstünde bir egemenlik kurma duygusu verecek kadar çok şey açıklamasını
beklememeliyiz. Ahmet Polat, kendi kişisel tarihinden hareketle modadan çevreye
kadar çeşitli alanlara yönelirken, kimlik ikilemiyle sınırlamaz kendini.
Aksine, gücünü, nerede dolaşırsa dolaşsın, kendi kimliğini duygudaşlık ile
dışlanma arasındaki sınır çizgisine konumlamasından alır. n Doç.Dr. Wendy Shaw Meryem
Kural, Bahçeşehir Üniversitesi.
Uluslararası Fotoğraf Merkezi (ICP) tarafından düzenlenen
22. Infinity Awards yarışmasında “Genç Fotoğrafçı” ödülünü kazanan Hollandalı
fotoğrafçı Ahmet Polat’ın “Kimsin Sen?” başlıklı kişisel sergisi İstanbul
Modern’de 26 Ağustos’a kadar görülebilir.

Kayapınar, Kayseri, Türkiye, 2001 (Ahmet Polat’ın
izniyle).

Gaziantep, Türkiye, 2000 (Ahmet Polat’ın izniyle).

Dordrecht, Hollanda, 2002 (Ahmet Polat’ın izniyle).