26 Mayıs 2012 Cumartesi
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

İnşa

    

 

İsimsiz, Murat Germen.

 

Murat Germen n “İnşa” kavramı, bir süre için varolan ve sonunda bitmiş bir “ürün”e dönüşen geçici bir süreç olarak tanımlanabilir: Bir yapı, kültür, toplum, fikir, özgürlük veya dogma... Sadece fiziki yapılar inşa edilmez; içinde yaşadığımız toplumun belkemiğini oluşturan gelenek, kültür, kimlik gibi unsurlar da inşa edilir. Hayata uzun vadede bakan toplumlar, milletler bu “manevi” inşa sürecini çok ciddiye alıyorlar; planlı bir şekilde yavaş yavaş ilerleyerek, amaçladıkları meyveleri şu veya bu şekilde topluyorlar. Fikir özgürlüğü gibi ulvi bir değer bile, yeri geldiğinde bu inşa sürecinin parçası olarak kullanılabiliyor. İfade özgürlüğü çerçevesinde düşüncelerini sakınmadan söyleyen insanlar, güvenlik bahanelerine istinaden fişlenmekle karşı karşıya kalabiliyor bazen; “serbest”e belli sınırlar içermesi koşuluyla izin veren sistem, kimin hangi “renk” olduğunu rahatlıkla belirleyebiliyor; gerektiğinde televizyon, basın, sinema ve benzeri yayın araçlarını kullanarak renk tonlarında “gizil” ayarlamalar yapabiliyor. Herkes fikrini ifade edebiliyor, ama değişen hiçbir şey olmuyor; güçlü güçsüzü sömürmeye, silahlar satılmaya, enerji kaynakları savaş nedeni olmaya devam ediyor. “Kul” rolüne soyunan güçsüz kesim, sorgulamayan koyunlar olmaktan bir türlü vazgeçmiyor; özgürlüğünün başkalarınca tanımlanmasına –ya da inşa edilmesine– izin veriyor: Kendi isteğiniz doğrultusunda değil, başkalarının tanımladığı sınırlar içerisinde özgür olabiliyor ya da özgür olduğunuzu sanıyorsunuz. Üstelik bu “özgürlük” satın alınabilir bir meta; başka bir deyişle, özgürlük olarak sunulan “şey” büyük ölçüde, gücünüzü kaybedene kadar yararlanabileceğiniz bir “tüketme hürriyeti” aslında. Yani, sistemin size önerdiği “ayrıcalıklı” malları satın alabildiğiniz ölçüde özgürsünüz: “Herkes eşittir ama bazıları daha eşittir…”

 

Bu titizlikle çalışılmış inşa süreci, hakim kültürlerin kendi içlerinde ve diğer kültürlerde yarattığı korku endüstrisi üzerinden ilerliyor. Gerçekliğini tam olarak bilemediğiniz sanal canavarlar yaratan hakim kültürler, sizi onlardan korurken her türlü dayatmayı meşru gösteriyorlar. Aynı mantık eğitim dünyasında da işliyor. İnsanları çocuklarının yeterince donanımlı olmadığına; biricik varlıklarını kurslara, dershanelere ve benzeri “formasyon” kurumlarına göndermeleri ve paralarını bu kurumlara dökmeleri gerektiğine inandırıyorsunuz; bitmek bilmeyen bir yarışın hızı katlanarak artıyor böylelikle. Devamlı birşeyler öğreniliyor, ama amaç nedir diye soran yok. Bilgiyi ne diye öğreniyoruz? Üstün olmak için mi? Yoksa gereksinimi olan birilerine yardımcı olmak için mi?

 

Son zamanlarda özellikle büyük kentlerde mantar gibi bitmeye başlayan, değerlerinin çok üzerinde satılan ve özellikle İstanbul’u sonu gelmeyen bir inşaat sahasına dönüştüren devasa konut projeleri, hem fiziki hem de manevi açıdan bu sürecin bir parçası. Dipdibe yapılan yüksek yapıları, kapalı duvarlar ardında kent hayatından tecrit edilmiş “doğal” alanları, üç karışlık göstermelik bahçeleri, az sayıda insanın kullandığı ortakarar sosyal tesisleriyle bu yapılar, aslında “sosyal konut” sıfatıyla gayet uygun fiyatlarla satılmaları gerekirken, yatırım amacıyla akıllara durgunluk veren fiyatlara alınıp satılıyorlar. Bu projelerin yatırım aracı olarak görülmesini sağlayan basındaki promosyon çalışmaları da tam bir “inşa” süreci: İnşaatı yapıyorsunuz, insanları bunun “doğru” olduğuna ikna ediyorsunuz, maddi inşaatın arkasından manevi inşa başlıyor, kurgu gerçeği yeniyor, para gene galip…

 

Bu serideki fotoğrafların çekilmesinin nedeni, yukarıda tanımlamaya çalıştığım kaygıyla sınırlı değil elbet. Ortam olarak inşaat altındaki mekanların seçilmesini “tamamlanmamışlığın dinamizmi”ne bağlayabiliriz. Bazı mimari tartışmalara yol açan Atina Stoası’ndan geriye pek bir şey kalmadığı için rekonstrüksiyon zorunlu olmuş ve ortaya sanki dün inşa edilmiş bir bina çıkmış. Yapının tümünü yepyeni bir biçimde ayakta görmekten pek heyecan duymayabiliyor izleyici. “Bu bina nasıldı acaba?” diye hayal kurma fırsatı vermiyor rekonstrüksiyon. Buradan hareketle, ülkemizde de birçok örneği olan ören yerlerinin, o “eksik” halleriyle insanları daha çok hayal etmeye sevkettiğini farketmek olası hale geliyor; yerlerde duran kolon parçalarını, lento ve alınlık parçalarını bir puzzle çözer gibi biraraya getirmeye çalışıyoruz aklımızda ister istemez. İnşaat eyleminin doğasında olan bu tamamlanmamışlık hali bizi hayal kurmaya itiyor; tamamlanmış bir ürün ise bütünü oluşturan tüm detayları sergilediğinden ötürü öyküsel potansiyelini kaybediyor: Çözecek bir bilmece ya da yazacak bir hikaye kalmıyor... İnşaatlar da ören yerleri gibi. Paul Zucker “Ruins: An Aesthetic Hybrid” adlı makalesinde “zamanın etkisi veya bilinçli harap etmeyle enkaz haline gelen ‘noksan’ ören yerleri, insan yapısı formlar ve organik doğanın bileşimini temsil ederler” diyor.

Bu ifadeye istinaden şöyle söyleyelim: “inşa” ne kadar tamamlanmamış olursa, hayat da o kadar organikleşir, sürprizler çoğalır ve sınırlar azalır. Sonlara doğru tarif edilen inşa sürecindeki tamamlanmamışlıktan kaynaklanan esnekliğin, başlarda tanımı yapılan dogmatik inşa eyleminin tamamlanmışlığındaki sabit yapıyı rahatlatması dileğiyle… n Murat Germen, fotoğrafçı/mimar, Sabancı Üniversitesi SSBF.

 

Sagrada Familia, Nazlı Sanberk, Barcelona, 2006.

 

İTÜ Ayazağa Yerleşkesi, Nazlı Sanberk, İstanbul, 2007.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


69259 - unknown - 38.107.179.240