ÇANAKKALE
Çanakkale, sahip olduğu
tarihi, turistik ve kültürel değerler sayesinde yerli ve yabancı turistlerden
her geçen gün daha fazla ilgi gören bir şehir.
Kıyılarıyla Marmara ve Ege denizini birbirine
bağlayan Çanakkale, yapılaşmaya yenik düşmeyen tatil beldelerinin yanı sıra
Troya, Gelibolu Yarımadası Milli Parkı gibi tarihi yerleriyle de görülmeye
değer bir kent. Eski çağlarda Dardanel
adıyla anılan Çanakkale, tarihin ilk devirlerinden başlayarak önemli bir
yerleşim merkezi olmuş. Anadolu’da henüz mağara devri yaşanırken, Çanakkale’nin
şehir medeniyetine geçtiği biliniyor. Çanakkale Boğazı kıtaları birbirine
bağlayan önemli bir su yolu olduğundan ilk çağlardan itibaren stratejik bir
önem kazanmış ve tarihin her döneminde uygarlık açısından etkin bir rol
oynamış. Tüm bu tarihi zenginlik ve doğal güzellikleri kenti mutlaka görülmesi
gereken bir yer yapıyor.

Troya
Dünyaca ünlü Troya, M.Ö. 3000
yılında kurulmuş ve M.S. 500 yılına kadar 3500 yıl boyunca yıkılıp yeniden
yapılarak hep aynı yerde varolmuş. Truva Atı atının hikayesi, dünya
efsanelerinin en etkileyicilerinden biri.
Kazılar sonucunda Troya’da üst
üste kurulmuş, yedi ayrı kültürü temsil eden 4 mimari katın oluşturduğu 9
yerleşim saptanmış. Dokuz kere yakılıp yıkılan kent, aynı yerde tekrar
kurulduğu için, Anadolu tarihi hakkında önemli ipuçları içermesi açısından
büyük önem taşıyor.
Huzuru arayanların adası
BOZCAADA
Zakkumlar, begonviller ve
hanımelleri ile süslü sokakları, yöresel şarabı, balıkçı tekneleri, tarihi
kalesi, tertemiz denizi ve sımsıcak insanları ile sıra dışı bir cennet.

Türkiye’nin üçüncü büyük adası
olan Bozcaada, üzüm bağları, tertemiz denizi, tarihi ve kültürel yapısı ile
Ege’nin en cazip tatil yörelerinden. Bildik tatil kentlerinin çılgın
kalabalığından uzak, ada sakinlerinin sıcak ve hoşgörülü ortamında, keyfinizce
kafa dinleyebileceğiniz sıra dışı bir ada.
Kışın 2 bin-2 bin 500 kişinin
kaldığı adada, yaz aylarında nüfus 15 bine çıkıyor. Balıkçı tekneleri,
kayıklar, yatlar, lokantalar, kahveler, barlar, oteller ve balıkçı hali, yat
limanının kenarına inci gibi dizilmiş. Yaşam gece ve gündüz limanda sürüyor.
Denize girmek için adanın dört bir yanındaki plajlara gidiliyor.
Ada tipik Akdeniz iklimini
etkilerini taşımakla beraber, Boğaz’ın tam çıkışında bulunması nedeniyle Kuzey
rüzgarlarını fazlaca alıyor. Bu yüzden Temmuz sıcağında bile hafif esen rüzgar
sayesinde bunaltıcı sıcaklardan uzak. Ayrıca bu rüzgar, Ada’daki yel
değirmenlerinin elektrik üretmesini de sağlıyor. Ada’nın bu iklim özelliği,
kendine özgü ve dünyanın hiçbir yerinde yetiştirilemeyen “Çavuş üzümü”ne ortam
hazırlıyor. Bu leziz üzümler Bozcaaada’nın bir şarap diyarı olmasını sağlamış.
Adanın en çok rağbet gören yerlerinden olan kıyı bandı eşsiz kumsalı, sığ ve
ılık deniziyle, büyüleyici güzellikte. Bozcaada’nın arka yüzünde, Bozcaada
Festivali’nin de yapıldığı Ayazma Koyu bulunuyor. Ayazma’da yer alan plaj,
onlarcası arasında en popüleri. Başta ilginç coğrafik yapısı ile Mermer Burnu
olmak üzere, Ayana, Tuzburnu ve İğdelik mevkii, denize girmek için daha sakin
koylar arayanlara çeşitli alternatifler sunuyor. Ada’nın güney bölümünde yer
alan çam ağaçları ile çevrili Sulubahçe mevkii ise piknikçilerin gözdesi.
Bozcaada Kalesi
Ada’nın doğu tarafından,
Anadolu’ya bakan yüksekçe bir kayalık üzerine yerleşmiş olan Bozcaada Kalesi,
halk arasında Eski Kale olarak isimlendiriliyor. İlk yapılışı Fenikelilere
kadar uzanıyor. Daha sonra Ceneviz ve Venedikliler tarafından onarım ve
eklentiler yapılmış, Venedikliler adadaki egemenlikleri sona erince kaleyi
tahrip ederek çekilmişler.
Bugünkü şekliyle Fatih Sultan
Mehmet’in inşa ettirdiği kalenin üç tarafı denizle çevrili. Kale, görkemli
görünüşüyle dışardan olduğu kadar içerden de etkileyici. Ilık havada taş
basamaklarla surlar ve burçlara tırmanan ziyaretçiler, Bozcaada’nın
panoramasını farklı açılardan izleyip, fotoğraflama olanağı buluyorlar. Kale
içinde bulunan müzeyi gezmek isteyenler ise sergilenen çeşitli amforalara
hayran kalıyor.

Adaların en büyüğü GÖKÇEADA
Ege Denizi’nin
kuzeybatısında 289.5 kilometrekare yüzölçümüne, 95 km kıyı şeridine sahip Gökçeada, Türkiye’nin en büyük adası.

Ada, Çanakkale’den 32 mil, Gelibolu Yarımadası’ndaki Kabatepe Limanı’dan 14 mil, Bozcaada’dan 29 mil uzaklıkta.
Güney sahilleri Akdeniz iklimi,
kuzey sahilleri ise Marmara iklimi etkisindeki adada yılın büyük bölümünde
rüzgarlar devamlılık sağlıyor. Gökçeada, ilçe merkezi ve 7 köyden oluşuyor. Bu
köyler Kaleköy (Kastro), Eski Bademli (Gliki), Yeni Bademli, Zeytinliköy (Aya
Todori), Tepeköy (Ağridya), Dereköy (Shinudi) ve Uğurlu... Doğal güzellikleri
ile bir cennet olan Gökçeada’da sessizliğin sadece denizin uslanmaz dalgaları
ile bozulduğuna tanık olacaksınız. Ada’nın güneyinde Kefalos-Aydıncık sahilleri
uzanırken, hemen yanındaki tuz gölünde çamur banyosu yapabilir, eğer şansınız
varsa burada yuvalanmış flamingoları da görebilirsiniz. Gizli Koy, Laz Koyu,
Yıldız Koy gibi koylarla çevrili Gökçeada’da yer alan köylerin hepsinde tarihin
izini sürmek mümkün.
Dereköy; bundan birkaç on yıl
önce, binlerce insanıyla, iki binden fazla hanesiyle Türkiye’nin en büyük köyü
olma özelliğine sahipti. Günümüzde beş on hanesinde yaşayan Rumlar dışında
terkedilmiş harabe bir köy görünümünde. Çamaşırhanesi, kiliseleri ve yıkık da
olsa evleriyle görülmeye değer bir yer.
Tepeköy ise adına yakışır
şekilde bir tepenin eteklerine kurulmuş. Sağlam kalmış evleri ve içinde
yaşayanlarla nostalji kokuyor dar sokakları. Her yıl 15 Ağustos’ta düzenlenen
Meryem Ana’nın ölümünü anma törenlerine (Eorti Dispenagies) dünyanın dört bir
yanına dağılmış adalılar akın ediyor Tepeköy’e. Zeytinliköy (Aya Todori),
Gökçeada’nın en popüler, en iyi korunmuş köyü olma özelliğini taşıyor. Köydeki
evlerin çoğunluğu onarılmış ve içinde yaşam devam ediyor. Yeşillikler içinde
bir tepe kenarında kurulmuş Zeytinliköy’den kuşbakışı Gökçeada merkezini ve
ovayı izleyebilirsiniz. Hemen her taraf zeytinliklerle dolu. Yüzyıllık
geleneğin yaşatıldığı Madamın Dibek Kahvesi’nden içmeden ayrılmayın köyden.
Kiliseleri, çeşmeleri, evleri, taş döşeli daracık sokakları ile çok özel bir
yer Zeytinliköy. Yaşlı çınar ağaçları ve tarihi çeşmesiyle Eskibademli Köyü
(Gliki), görülmesi gereken bir diğer köy adada. Oldukça dik bir toprak yoldan
çıkılıyor köye. Gökçeada’nın en renkli, en hareketli cıvıl cıvıl yeri ise
Kaleköy (Kastro)... Akşam saatlerinden itibaren gecenin ilerleyen saatlerine
kadar dolu dolu yaşanıyor Kaleköy’de. Restoranlar, barlar, kafeler, çay
bahçeleri herkese ve her keseye hitap edebilecek zenginlikte. Kaleköy sırtını
bir tepeye dayamış. Bu tepenin zirvesinde ise adını aldığı kale kalıntıları
bulunuyor. Kısa bir yürüyüşle çıkıp denizi seyretmelisiniz Semadirek’e karşı...
Kuzulimanı ilk göreceğiniz yerleşim yeri adada... Henüz gelişmeye başlayan
küçük bir liman. Biraz çorak görünüm ilk anda sizi hayal kırıklığına uğratsa
da, Gökçeada’nın genelinde ve özellikle Kuzulimanı bölgesinde ağaçlandırma
çalışmaları hızla devam ediyor.

Gökçeada, günbatımının en
güzel gözlemlenebileceği yerlerden biri.
Gökçeada Sualtı Parkı
Gökçeada ve çevresi dalış
meraklılarının popüler mekanlarından. Türkiye’nin ilk sualtı parkı olarak
kurulan Gökçeada Sualtı Parkı, adanın kuzeydoğu kıyısında Kaleköy ile
Kuzulimanı arasındaki kıyı kuşağında yer alıyor.

Mitolojinin gölgesinde ASSOS
Assos çok özel bir coğrafya.
Zeytin ağaçları, balıkçı tekneleri, taş evler ve turkuaz renkli denizi ile tam
bir tatil cenneti.

Assos ya da günümüzdeki adıyla
Behramkale (Behramköy), Çanakkale’nin Ayvacık ilçesinde M.Ö. 1000’li yıllardan
bu yana, yaklaşık 3 bin yıldır yaşayan bir yerleşim yeri. Balığı ve kalamarıyla
ünlü Assos, aynı zamanda ünlü filozof Aristoteles’in burada evlenmesine neden
olacak güzellikte bir cennet.
Kentin gürültüsünden kaçıp
başını dinlemek için bulunmaz fırsatlar yaratan Assos’un en cazip yanlarından
biri, bölge coğrafyasının bütün yıla yayılan ılıman iklimi. Sadece yazın değil,
kışın da keyifle tatil yapabilirsiniz Assos’da. Bölgede yer alan oteller, kış
aylarında da konuklarını ağırlamak için her tür donanıma sahip. Kış günlerinde
şömine başında içeceğiniz sıcak şarapların keyfi ise bir başka oluyor.
Assos, Adramyttenos Körfezi’nin
(Edremit Körfezi) batı ucuna yakın bir yerde, bugünkü Kadırga Burnu’nun 3 km kadar batısında yer alıyor. Antik Assos kentinin kalıntıları ise Satnioeis çayının (Tuzla Çayı)
bir yay çizerek denize en çok yaklaştığı yerde, bu çay ile deniz arasında kalan
bölgede bulunuyor. Bir liman şehri olmakla birlikte, denizden 238 m yükseklikte sarp bir kayalık üzerine kurulu olan Assos’a deniz tarafından oldukça dik bir
yokuşla ulaşılıyor. Ayrıca bölge öyle yoğun tarih ve kültür izlerine, öyle
doğal güzelliklere sahip ki çevrede de gezilip görülmesi gereken çok sayıda
yerleşime sahip.
Assos-Babakale, Geyikli
güzergahı üzerindeki Sokakağzı, Apollon Smintheus Tapınağı ile Kumburnu
sahiline kadar uzanabilirsiniz. Efsanelere konu olan Kaz Dağı tertemiz havası,
piknik ve kamp yerleri, benzersiz çiçekleriyle size rüya gibi bir ortam
sunuyor. Çevredeki kaplıcaları da unutmayın. Ezine’de Kestanbol, Akçay’da Güre,
Küçükkuyu’da Küçükçetmi, Altınoluk’ta Afrodit kaplıcaları dört mevsim ziyaretçi
çekiyor.

Adalar kenti AYVALIK
Ege’nin karakteristik
özelliklerinin bozulmadan korunabildiği Ayvalık, yirmi iki adasıyla adeta bir
“adalar kenti”.

Ayvalık, Ege sahil
kasabalarının en özgünlerinden biri. Çok sayıda kilisesi ve manastırı bulunan
Ayvalık, daracık sokakları, taş ve ahşap işçiliğinin en güzel örneklerini sunan
kagir evleriyle özdeşleşmiş tarihi dokusuyla ilgi uyandırıyor.
Kent, tam anlamıyla bir zeytin
cenneti. Ayvalıklılar’a göre Ege’nin en güzel zeytini burada üretilmekte. Kış
aylarında zeytinciliğiyle öne çıkan kent, yazın doğal güzellikleri ve turizm
potansiyeliyle dikkat çekiyor. Geniş zeytinlik alanlarıyla yemyeşil bir görünüm
sergileyen tatil beldesi, yirmi iki adasıyla da “Ege’nin ada cenneti” olduğunu
ispatlıyor. Yumurta Ada, Tavuk Adası, Karaada, Çıplak Ada, Lale Adası, Cunda
Adası, Patrice, Tımarhane Adası, Ayvalık’ın en bilinen adaları...
Kentin güzelliğini pekiştiren
Adalar, eşsiz kumsalıyla ün salan Sarımsaklı ve muhteşem bir Ayvalık panoraması
sunan Şeytan Sofrası, Ayvalık’ın doğal zenginliklerinden birkaç örnek. Cunda
dışında, Ayvalık koyunda yer alan adaların hiçbirinde yerleşim yok. Hatta bazı
adaların gelgitler sırasında yer yer su altında kaldığı da söylenmekte.
Ayvalık’tan kalkan motorlarla adalara düzenlenen turlara katılmak mümkün.
Adalar çevresi sualtı fotoğrafçılığı için oldukça elverişli. Net görüş
mesafesinin 20-25 metreye ulaştığı söyleniyor.
Şeytan Sofrası
Çamlık Orman Kampı’nın üst
kısmında kalan Şeytan Sofrası, adını, yuvarlak bir sofrayı andıran ve eski bir
lav birikintisi olan tepeden alır. Söylenceye göre, kayalıkların üstündeki
tepede, şeytanlar bu “sofra” etrafında otururlarmış. Ayvalık’ı, körfezin eşsiz
koylarını, alabildiğine uzanan zeytinlikleri seyredebilmek için Şeytan
Sofrası’na çıkmak şart. Tepenin manzarası, özellikle gün batımında görülmeye
değer. Demir kafes içinde korunan ve şeytana ait olduğu söylenen ayak izi
ziyaretçilerin ilgisini çekiyor. Demir kafese çaput bağlayanların yanı sıra
para atanlar da oluyor. Fotoğraf meraklılarının müthiş karelerle geri
dönecekleri Şeytan Sofrası’ndan gün batımını izlemeden ayrılmayın.

Cunda
Adası (Alibey Adası)
Adalar
kenti Ayvalık’ın üzerinde yerleşim olan tek adası. 1964 yılında bir karayolu
bağlantısıyla Ayvalık’a dahil edilen Cunda, bir ada olmaktan çıkıp yarımadaya
dönüştü. Adanın yüksek kesimlerinden boğazın, adaların ve iç içe geçmiş
koyların güzellikleri seyre değer. Çok sayıda kilise ve manastırın bulunduğu
adanın etrafı çam ve zeytin ağaçlarıyla çevrili. Taksiryadis Kilisesi, Ayışığı
Manastırı, Rum evleri, Patrice Köyü, Melek Tepesi, Ortunç Koyu, mendirek
çevresi ve tekne yapım atölyeleri görülmesi gereken yerler.
Taksiyarhis
Kilisesi
Taksiyarhis
Kilisesi, Cunda Adası’ndaki kiliselerin en büyüğü. Hıristiyanlarla
Müslümanlar’ın bir arada yaşadığı adanın en eski mahallesinde bulunan yapı,
zamana meydan okumayı sürdürüyor.1873 yılına tarihlenen Taksiyarhis Kilisesi,
yapısal özellikleri, iç mekanlarda sıkça rastlanan mermer işçiliği, dinsel
temaları konu edinen tavan süslemeleri, İsa’nın yaşamından kesitler sunan
ikonaları ve balık derisi üzerine yapılmış eşsiz azize portreleri ile
kesinlikle adanın en önemli tarihi eseri. Ziyarete kapatılan kilisenin devasa
çanı Berlin’deki Bergama Müzesi’nde sergilenmekte.

ALTINOLUK
Dünyanın
oksijen oranı en yüksek yerlerinden biri olan Altınoluk, birçok doğal ve tarihi
güzelliğe ev sahipliği yapıyor.

İsmini
çevresindeki Şahinderesi Kanyonu ile altın sarısı renkteki zeytinyağından alan
Altınoluk, eski bir Rum köyü. Hem deniz hem de dağ turizminin bir arada bulunduğu
bölge, bol oksijenli temiz havası -dünyada oksijen oranının en yüksek olduğu
ikinci bölge- ve zeytinyağı ile ünlü.
Altınoluk,
solunum problemi yaşayanların da akın ettiği bir tatil beldesi. Antandros
bölgenin en önemli antik yerleşimi. Şahinderesi Kanyonu doğa yürüyüşleri için
ideal. Kanyon girişi, dağ manzarası, şelale ve göletler göze; alabalık
çiftlikleri ise damak zevkine hitap edebilecek güzellikler sunuyor. Zeytin,
iğde, badem, ıhlamur, hanımeli, zambak ve kır çiçeklerinin baş döndürücü bir koku
yaydıkları çiçek açma mevsimlerinde Altınoluk ve çevresi cennete dönüşüyor.
Kazdağları’nın
eteklerine kurulmuş olan Altınoluk ve çevresi ilk medeniyetlerin kurulduğu
yerler. Her adımda çok eski zamanlara ait tarihi kalıntılara rastlanıyor. Hiç
kuşkusuz bunların en çarpıcı olanı antik kent Antandros. Altınoluğa gelenler
buraya görmeden dönmemeli.
Geceleri
Altınoluk’un zengin çarşısı, cafe, bar ve çay bahçeleri şenlenirken; akşam
yemeği sonrasında başlayan eğlenceler gecenin geç saatlerine kadar devam ediyor.
Ücretsiz plajları ise Altınoluk’un her yerinden denize girebilme imkanını
sunuyor.
Edremit
Edremit
Körfezi, tertemiz denizi, benzerine az rastlanır altın kumlu ve mehtaplı
plajları, doğa harikası Kaz Dağı ve mitolojik değerleriyle ünlü.
Çanakkale-İzmir
yolu üzerinde ve Çanakkale’ye 91 km uzaklıkta bulunan Edremit’in doğal ve yerel
özellikleri bozulmadan günümüze dek ulaşabilmiş. Sarıkız, Pınarbaşı, Zeytinli
ve Kızıl Keçili (Anıt Ağaçlar) görülmesi gereken yerler. Kurşunlu Cami (1231),
Eşref Rumi Camisi ve Emir Ali Türbesi Edremit’in tarihi eserlerinden bazıları.

Akçay
Edremit’e 10 kilometre uzaklıktaki Akçay, uzun bir sahil şeridine sahip. Akçay’ın merkezi karayolundan 3 km içeride ve deniz kenarında. Su kaynaklarıyla ünlü bölgenin denizi ise oldukça soğuk. Temiz
denizi ve uygun konaklama koşulları, Akçay’ın özellikle yerli turistlerce
tercih edilmesine sebep oluyor.
Yazlıkçıların
tatil kenti olduğu üzere hızlı bir büyüme kaydeden yerleşimin yaz nüfusu ile
kış nüfusu arasında kayda değer bir fark olduğu görülüyor.

Edremit
ve çevresi zeytin ağaçlarıyla kaplı.
Bu da
yöreyi Türkiye’nin önemli zeytincilik ve zeytinyağı merkezlerinden biri
yapıyor.
Marmara’nın
tatil cenneti ERDEK
Bir
yarımada şeklinde Marmara’ya uzanan Erdek, uzun sahil şeridi ve ılıman
ikliminin yanı sıra, Kapıdağ ormanında yer alan yürüyüş ve bisiklet parkurları
ile hareketli tatil olanakları sunan bir tatil yöresi.

Erdek
Erdek,
Kapıdağ Yarımadası’nın güney-batı kıyısında, kuzey rüzgarlarına kapalı
korunaklı bir limanı olan küçük ve şirin bir ilçe. Kasaba önünde süratle
derinleşen çakıllı sahil, gemilerin kıyıya yaklaşmalarını olanaklı hale
getiriyor. Uzun yıllardır iç turizmin önemli merkezlerinden biri olan Erdek’in
5 kilometreyi bulan sahili boyunca oteller sıralanıyor. Tarihte Artake adıyla
anılan Erdek’in Sitler tarafından kurulduğu tahmin ediliyor. Helenistik çağ
boyunca stratejik bir yerleşim merkezi olan Artake, Bizans döneminde önemini
yitirmiş. Günümüzde ise iç turizmin tananmış merkezlerinden biri.
