Doğu Anadolu Bölgesi RENKLERİN
COĞRAFYASI
Türk kültürünün eşsiz
güzellikteki mimari eserleri ve folklorik değerleriyle bezenmiş Doğu Anadolu ve
Güneydoğu Anadolu Bölgesi görülmeye değer güzellikte. Bölgede yer alan tarihi
zenginlikler, çok sayıda uygarlığın izlerini taşıyor.
Binlerce yıllık medeniyetin izleri, bin bir tondaki renkten oluşan kartpostal
tadında doğa manzaraları, yöreye özgü coğrafyayla, kültürle örülmüş Doğu’nun
sıcak insan dokusu...
Doğu ve Güneydoğu Bölgesi, Türkiye’nin en eski medeniyet tarihlerine
Urartulara, Hurrilere, Hititlere kadar uzanan tarih izleri, yüksek dağ
sıralarıyla, plato, ova ve gölleriyle, dere ve nehir yataklarıyla mor,
kahverengi, gri, sarı ve kırmızı renk tonlarıyla bütünleşen ve Türk Kültürü'nün
eşsiz güzellikteki mimari eserleri ve folklorik değerleriyle bezenmiş bir
yeryüzü parçası.
Bölge güvenliğinin düzene girmesinin ardından turizm açısından oldukça önemli
bir yere gelen Bölge, birçok tarihi ve doğal güzellikleri içinde barındırıyor.

Muradiye Şelalesi
Erzincan
Doğu Anadolu Bölgesi'nde
Fırat'ın yukarı kısmında yer alan Erzincan, Anadolu'nun en eski kültür
merkezlerinden birisi. Erzincan, kültürel zenginliği kadar doğal güzellikleri,
coğrafyası, mutfağı ve alışveriş olanakları ile tam bir turizm cenneti. Dağlar
ve platolarla kaplı Erzincan'ın batısında çam korulukları ve çalılıklarla kaplı
yemyeşil Refahiye, Kemah, Kemaliye yer alıyor. Yöre halkının konukseverliği ve
kentin mimarisinin ilginçliğinin yanında yörede yer alan Karanlık Boğaz’daki
rafting parkurunda keyifli vakit geçirebilirsiniz.

Mama Hatun Külliyesi
Saltukoğulları Hükümdarı II.
İzzettin'in kızı olan Mama Hatun, Tercan'da Orta Çağ Türk mimarisinin en ilginç
ve önemli eseri kervansaray, hamam, mescit ve kendi türbesinden oluşan büyük
bir külliye inşa ettirmiş. Görülmeye değer.
Girlevik Çağlayanı
Erzincan’ın 29 km güneydoğusunda yer alan Girlevik Çağlayanı, doğal güzelliği ile ünlü piknik alanı. Suyun kışın
donmasıyla oluşan sarkıtlarda buz ve kaya tırmanışına da olanak veren Çağlayan,
coşkuyla akan gür suları ve yeşil dokusuyla bölgenin cenneti.

Çifte Minareli Medrese
Erzurum
Doğu Anadolu Bölgesi'nin en
büyük kenti olan Erzurum oldukça eski bir yerleşim birimi. Palandöken Dağı
eteklerinde kurulu olan kent son yıllarda kış turizminin en önemli
merkezlerinden biri halini aldı. Kentin en önemli eserlerinden Çifte Minareli
Medrese ise, avlulu, 2 katlı, 4 eyvanlı medrese türünün en anıtsal
örneklerinden. Çifte Minareli Medrese’nin arkasında Üç Kümbetler yer alıyor ki,
bunların en ünlüsü Emir Saltuk’a ait olanı. 13. yüzyıl Hatuniye Türbesi Sultan
Alaettin Keykubat'ın kızı için yapılmış. Yine 13. yüzyılın bol kiremitli
Yakutiye Medresesi Selçuklu mimarisinin başka bir yüzünü yansıtıyor.
Erzurum'dan Artvin ve Karadeniz
yönünde 120 km uzaklıktaki cam gibi parlak bir görünümü olan
Tortum Gölü civarına Türkiye'nin en sakin yöresi denilebilir.
Gölün Kuzey ucunda, 47 metreden düşen Tortum çağlayanını gezmenizi öneririz.
Kenti gezerken, mücevheratçılıkta kullanılan
Erzurum Oltu Taşı (siyah taşı) görmemek mümkün değil.

Tortum Gölü
Kars
Kars’da görülecek en önemli
tarihi eser Kars Kalesi. Dik yamaçlı tepenin üzerindeki kale 1152’de
Saltuklular tarafından yapılmış. Kars’tan doğuya, sınıra doğru 45 km uzaklıkta Ani Harabeleri bulunuyor. Burada Selçuklu eserleri ile kiliseler yan yana. Sarıkamış
Kış Sporları ve Kayak Tesisleri ve Kars Müzesi kentin görülecek yerlerinden.
Ani
Ani, Hıristiyan Ermeni
inanışınca kutsal sayılıyor. Adını İran, Eti ve Roma tanrılarından aldığı
söyleniyor. Milattan önce bir kale kenti olarak kurulan Ani, X. yüzyılda Bagrat
oğulları sülalesinden Ermeni hükümdarlara başkentlik yapmış. Doğu yönünde
Arpaçay’a inen kayalıkların eteğinde Prens Dikran Honents’in yaptırdığı Surp
Kirkor Kilisesi bulunuyor. İçi fresklerle süslü kilise oldukça iyi durumda.
1036 yılında yapılmış Surp Pirgiç (Halaskar) Kilisesi ise yörede Keçeli Kilise
diye de biliniyor. 1038’de yapılan Surp Hovannes (Apostol) Kilisesi’nden
günümüze pek bir şey ulaşamamış. Kuzeybatı tarafında aynı adı taşıyan üç kilise
bulunuyor. Bunlardan Surp Kirkor Abugamrents Kilisesi 994’de yapılmış ve Aziz
Kirkor Lusaroviç’e adanmış. Kentin ortasındaki kervansarayın ise ancak
kalıntısı günümüze kadar gelebilmiş.

Ani
Ağrı
1650 metre yüksekliğindeki bir yaylada yer alan Ağrı, adını yanında
heybetle yükselen dağdan almış. Türkiye'ye en yüksekten bakabileceğiniz, doğuya
açılan kapı Ağrı, tarih boyunca çok sayıda kavim ve medeniyete ev sahipliği
yapmış. Ağrı, yazın dağcılık ve doğa yürüyüşüne, kış mevsiminde kayak sporuna
elverişli parkurlara sahip efsanevi dağı ile doğunun turizm merkezleri arasında
yer alıyor.

İshak Paşa Sarayı
1789' da vezir olan Hasan Paşanın oğlu İshak Paşa’nın Doğu
Beyazıt'ta bir tepe üzerinde, yaptırdığı saray, 360'ı bulan oda ve salonları
ile Osmanlı saray teşkilatının tipik bir örneği. 760 m2'lik bir alanı kaplayan sarayın yapımının 99 yıl sürdüğü söyleniyor. "U" şeklinde, iç
içe iki avlu çevresinde toplanmış binalarının mimarisinde (cami-harem
daireleri-aşevi-hamam, selamlık-merasim ve eğlence salonu-türbe vs.) mükemmel
taş işçiliği, oymacılığında ve duvar süslemelerinde ise Fars, Selçuklu ve
Osmanlı medeniyetlerinin ortak etkisi hakim.

Ağrı Dağı
Türkiye'nin en yüksek dağı olan
Ağrı Dağı (5165 m.) jeolojik konumu ve Büyük Tufandan sonra Nuh'un gemisine ev
sahipliği yapması dolayısıyla efsanevi özelliği olan bir dağ. İncil ve
Tevrat'ta da adı geçen dağa, turizm açısından önemli bir konum kazandıran
yaygın inanca göre; Nuh Peygamber zamanında yeryüzünü kötülükler kaplamış.
Tanrı, insanlara bir ders vermek amacı ile Nuh'a bir gemi yapmasını emretmiş.
Nuh Peygamber, gemiye eşi, oğulları, oğullarının eşleri ile birlikte yeryüzünde
bulunan bütün canlı türlerinden 7 erkek, 7 dişi, sürüngenlerden 2 erkek, 2
dişi, yeterli yiyecek de alarak binmiş. 7 gün sonra 40 gün 40 gece süren tufan
sonucunda gemidekilerin dışında kalan tüm canlılar yok olmuş. Suların çekilmesi
ile gemi, Ağrı Dağı'na oturmuş ve içindeki canlılar sevinçle gemiden ayrılarak
yeryüzüne dağılmışlar.
Bitlis
Bitlis’in, kıyı turizmi ve su
sporları açısından gelişmeye açık sahillerinde 4 ay yüzme imkanı var. Bitlis
Büryan kebabı yörenin ünlü yemeği. Oğlak etinden yapılan bu yemek ancak yaz
aylarında yenebiliyor. Halen yapılmakta olan kök boyalı rengarenk kilimlerden,
halılardan, toprak çanak-çömleklerden, Ahlat’ta yapılan her biri sanat eseri
olan bastonlardan satın alabilirsiniz. Ayrıca Hizan fındığı, Adilcevaz cevizi,
Mutki kara kovan balı ve küp peyniri tadılması gereken yöresel lezzetlerden.

Nemrut Dağı ve Krater
Gölleri
Bir doğa harikası olan Nemrut
Dağı her yıl özellikle yaz aylarında çok sayıda yabancı ve yerli turistin
gözdesi. Nemrut Dağı krater alanı içerisinde büyükçe iki göl var. Biri soğuk,
diğeri sıcak. 3 bin metre yükseklikte devasa bir volkanik çanak. Binlerce yıl
önce patlamış, su giderini tıkayarak Van Gölü'nün oluşmasına sebep olmuş. Esas
ilginç olan kraterin kenarı. Tam sırtta araçtan inip zirveye kadar yürümek
mümkün: Sadece 20 dakika.
Ahlat Mezarlığı
Türkiye’deki en etkileyici
İslam mezarlığı olan Ahlat Mezarlığı, 200 dönümlük alan üzerinde, çoğu 2
metreden yüksek binlerce dikilitaşla çarpıcı bir görüntü oluşturuyor. Taşların
en güzel ve eski olanları 17.-18. yüzyıla ait. Bir kısmı 13. yüzyılda Moğol
hakimiyeti altında hüküm sürmüş yerel beylerin mezarları. Diğerleri ise
Karakoyunlu ve Akkoyunlu dönemlerinden.
Van
Van; Ahdamar Kilisesi,
"kaleler kenti" olarak anılmasını sağlayan kaleleri, dünyaca ünlü
kedisi, Van Gölü ve pek çok turizm aktivitesine olanak veren coğrafyası ile
Doğu'nun en önemli turizm merkezlerinden biri. Ayrıca Van' a 20 km. uzaklıkta, doğal plajları ve yeşilliği ile Edremit, yeşillikler arasında doğal plajları ile
Gevaş, Van’a 80 km. uzaklıkta, iki çayın birleştiği yerde bir vadi içerisinde
ormanlık, hoş manzaralı Çatak ile Van Gölü' nün sahilinde Süphan Dağı
karşısında doğal plajları ve meyve bahçeleri ile ünlü Amik gezilecek yerlerden.
Hala geleneksel yaşamın önemli bir parçası olarak, Van'da kadınlar, mavi,
kırmızı ve beyaz örneklerle harikulade kilimler dokuyor. Kentte satılan
galerilerden bu halı ve kilimlerden satın alabilirsiniz.

Van Gölü
Van iline adını veren Van Gölü
Türkiye'nin ve dünyanın en büyük soda gölü (3738 km2). Dört tarafı yüksek
dağlarla çevrili Van Gölü’nün içinde Ahdamar, Adır, Çarpanak, ve Kuş adaları
olmak üzere 4 ada bulunuyor. Tarih boyu Yüksek Deniz, Nairi Denizi ve Yukarı
Deniz dendiği gibi Deryaçe (Küçük Deniz) adını da almış. Sabunsuz köpük veren
Van Gölü’nde yöre kadınları hiçbir temizlik maddesi kullanmadan çamaşır
yıkarlar. Sahil boyunca yapılaşma ile bozulmamış koylar, yeşil bitki örtüsüyle
sarılmış kıyılar görülmeye değer.
Ahdamar Adası
Van Gölündeki adalardan en
büyüğü olan Ahdamar Adası, üzerindeki kilisesi ile ünlü. 900'lü yılların
başında Kral Gagik tarafından yaptırılmış olan kilise taş işçiliğinin en seçkin
örneklerinden. Kutsal Haç adına Vaspurakan Kralı I. Gagik tarafından Keşiş
Manuel'e yaptırılmış.Kilisenin figürlü repertuarı oldukça zengin. Bunun
yanında, İncil ve Tevrat'tan alınmış çeşitli sahneler bulunuyor.

Ahdamar Adası
Van Kalesi
Şehir merkezine 5 km uzaklıkta. Urartu kalelerinin en görkemlilerinden. Yapım tarihi MÖ. 9. yüzyıl. Büyük bölümü
ayakta kalan kalenin kuzeybatı ucundaki Sardur burcunda I. Sarduri'ye ait olan,
Asur çivi yazısı ile yazılmış, bilinen en eski Urartu yazıtı bulunuyor.

Halime Hatun Kümbeti
Selçuklu mimarisinin izlerini
taşıyan Halime Hatun Kümbeti, 1358 yılında Karakoyunlular tarafından yaptırılmış.
Çevresinde tarihi bir mezarlık mevcut.

Süphan Dağı
Sönmüş bir volkan olan Süphan
Dağı (4058 m.), Anadolu'nun üçüncü yüksek doruğu. Doruk bir örtü buzulu ile
kaplı. Genellikle doğu yüzünden tırmanış yapılan Süphan Dağı’nda en uygun zaman
yaz ayları.

ELAZIĞ
Tarihi Harput Kalesi, Hazar
Gölü, Karakaya ve Keban Baraj Gölü, kayak merkezi ve Buzluk Mağarası’yla önemli
turizm merkezlerinden.
Harput Kalesi'nin bulunduğu tepenin eteğinde kurulmuş bir kent.
Hazar Gölü, Elazığ'a 22 km. uzaklıkta, Hazar Baba ve Astar Dağları arasına sıkışmış
tektonik bir göl. İki plajı
Mavi Bayrak sahibi olan Hazar Gölü, kıyılarında her tür su sporuna ve balık avcılığına
olanak tanıyor.

Harput Süryani Kilisesi
Malatya
Yukarı Fırat Havzasında yer
alan Malatya, coğrafi konumu, tarihi kervan yollarının - ünlü Kral Yolu ve İpek
Yolu - üzerinde bulunması ve sahip olduğu zengin su kaynakları nedeniyle,
Neolitik Çağ’dan bu yana yerleşimlere sahne olmuş. Malatya'yı çevreleyen
bölgede gezilebilecek pek çok yer mevcut. Sultansuyu'nda, sadece safkan Arap
atlarını izlemekle kalmaz, ayrıca bu büyüleyici yer yakınında Sultansuyu Barajı'nın
oluşturduğu göl kenarında uzun yürüyüşler de yapabilirsiniz. Aynı zamanda
Türkiye'nin kayısı yetiştirme merkezi olan Malatya'da, çok lezzetli kayısıların
yanı sıra diğer taze ve kuru meyvelerle de karşılaşacaksınız. Lezzetli bir
damak tadına sahip olan Malatya mutfağında etin ve bulgurun önemli bir yeri
var. Çoğunlukla bulgur ve diğer malzemelerin karışımıyla yapılan 70 tür köfte
bulunuyor.
Bingöl
Bu bölgede adı efsanelere geçmiş
bu yöreye "Bingöl" adını verilmiş. Kaleleri, kayak merkezi ve yüzen
adası ile ilgi çeken bir yöre. Bingöl ve çevresi Urartu, Asur, Pers, Roma,
Arap, Selçuklu, Saltuk, Akkoyunlu, Safevi ve Osmanlı dönemlerini yaşamış.
Yörede üretilen dut pekmezi ve Bingöl balı, Bingöl’ün yöresel lezzetlerinden.
Güneydoğu Anadolu Bölgesi GÖRKEMLİ
TARİH
Güneydoğu Anadolu Bölgesi,
muhteşem tarihi kalıntılarında da görüldüğü gibi, oldukça zengin bir tarihe ve
kültürel mirasa sahip. Bölgenin tarihi, milattan 7000 yıl önceye, yontma taş
devrine kadar dayanıyor.
Fırat ve Dicle nehirleri arasında
kalan topraklarda, üç din dünyasının paylaşamadığı İbrahim Peygamber yaşamış.
Kimilerine göre İbrahim, bugün Şanlıurfa’da genel olarak Harran olarak adlandırılan
yerde doğmuş. Mezopotamya'nın önemli bir tarih ve kültür merkezi olan
Harran'da, en geniş ve en eski İslam üniversitelerinin harabelerini arkeolojik
kalıntılar arasında görmek mümkün.

Gaziantep
Güneydoğu Anadolu Bölgesinin en
eski kültür merkezlerinden birisi olan Gaziantep, MÖ 4000 yıllarına kadar
uzanan ve ilk uygarlıkların doğduğu, Mezopotamya ve Akdeniz arasında, tarihi İpek
Yolu üzerinde yer alıyor. Gaziantep kültürel zenginliği kadar doğal
güzellikleri, coğrafyası, zengin mutfağı ve alışveriş imkanları ile tam bir
turizm cenneti. Adıyla anılan Antep fıstığının yanı sıra bu yöre mutfak sanatının
da ustalarından. Yöreye özgü baklava ve lahmacun tipik Antep spesiyaliteleri.
Ayrıca Antepli ustaların ürettiği bakır işlerini, sedef işlemeli mobilyaları
mutlaka görmenizi öneririz.

Rumkale; Fırat Nehri
üzerinde sıra dışı bir kütle.
Yesemek Açıkhava Müzesi
Yaklaşık 100.000 metrekare alanı kaplayan Yesemek Taş Ocağı ve Heykel Atölyesi’nin nasıl işletildiği, bu çalışmalarda
hangi teknik ve malzemelerin kullanıldığının açıklandığı Yesemek Açıkhava
Müzesi, dünyanın ilk heykel atölyelerinden.
Zeugma
Gaziantep, Nizip İlçesi'nin 10 km. doğusundaki Belkıs Köyü'nde, Fırat Irmağı kıyısında, Zeugma Antik Kenti bulunuyor. Tarih
öncesi çağlardan beri kesintisiz yerleşime sahne olan bu antik kent, Fırat
Irmağı'nın en kolay geçit verdiği iki noktadan birisinde yer alıyor. Zaten
"Zeugma" adı da "köprübaşı" veya "geçit yeri"
anlamını taşıyor.
M.S. 2. yüzyılda en görkemli
günlerini yaşayan Zeugma, Roma İmparatorluğu'nun en büyük 4 kentinden biriydi.
4.Lejyon bölgesi karargâhının bulunması nedeniyle yüksek rütbeli subayların
ikamet ettiği, stratejik avantajları nedeniyle zengin tüccarların yaşadığı
Zeugma gerçekten de önemli bir kentti. Ne var ki daha sonraları savaşlar ve doğal
afetlerle bu görkemli kent yok oldu ve kalıntıları da toprak altında kaldı.
Günümüzde kentin üzeri 3-4 metrelik toprakla kaplı. Yaklaşık 20 bin dönümlük
bir arazi üzerine kurulmuş olan antik kentin 1/3'ü, su tutulması nedeniyle
Birecik Barajı göl alanı altında kalacak...
Mozaikler Kenti Zeugma
Zeugma’nın asıl önemi, kazılarla
ancak küçük bir bölümü ortaya çıkarılabilen Roma Villaları ve bu villaların
tabanlarını süsleyen mozaikler. Sadece A bölgesi kazılarında gün ışığına çıkarılan
mozaiklerin alanının 1000 metrekareyi bulması, Zeugma’nın tam anlamıyla bir
mozaik kenti olduğunu ortaya çıkarıyor.

Gaia-Zeugma
Çingene Mozaiği Gaia
Zeugma kazılarının kamuoyunun
henüz gündemine girmediği 1992 yılında çıkarılan bu mozaikteki kadın figürü
gizemli bakışları ile Zeugma'nın simgesi oldu. İlk çıktığı yıllarda kimliği
konusunda kesin bir tanımlama yapılamayan bu mozaiğe figüründeki kadın resminin
çingene kızlarını andırması nedeniyle çingene adı verildi. Ancak bazı kaynaklar
mozaikteki asma figürlerine dikkat çekerek, çingene olarak tasvir edilen kadının
yer tanrısı GAİA olduğunu ileri sürmekte. Gaia mitolojide, içinden tanrı soylarının
çıktığı ilk element olarak kabul ediliyor.
Balıklı göl (Halil-ür Rahman
ve Ayn-ı Zeliha Gölü) ve Halil-ür Rahman Cami
Şanlıurfa merkezinde. Balıklar,
etrafındaki asırlık çınar ve söğüt ağaçları ile doğal bir akvaryum görünümünde.
Göller, Ayn-ı Zeliha ve Halil-ür Rahman olmak üzere iki tane. Kutsal olduğuna
inanılıyor. Halil-ür Rahman Gölü’nün güneybatı köşesinde yer alan cami,
medrese, mezarlık ve Hz. İbrahim'in ateşe atıldığında düştüğü makamdan meydana
gelen bir külliye halinde.

Halil-ür Rahman Camii
Şanlıurfa
Çeşitli
kültür ve medeniyetleri barındıran Şanlıurfa, zengin bir kültür birikimine
sahip. Kentin "peygamberler şehri" olarak tanınması, inanç turizmi açısından
büyük önem taşıyor. Hz. İbrahim'in Urfa'da doğup yaşadığına inanılması, şehrin
Musevi, Hıristiyan ve Müslüman din topluluklarının kutsal ziyaret yeri olarak
tanınmasına neden olmuş. M.Ö 132 – M.S 250 yılları arasında hüküm süren Osroene
Krallığı, Hıristiyanların deyimiyle "kutsanmış şehir" Şanlıurfa'da
kurulduğundan, Hıristiyanlık tarihi açısından büyük önem taşıyor.
Şanlıurfa’nın
mutfağı da çok zengin. Çeşit çeşit kebaplardan, çiğ köfteye, yöreye özgü acı
kahve mırraya kadar bin bir çeşit lezzet sizi bekliyor.

Harran
Harran
Harran
sudan ve yeşilden mahrum bir ovanın ortasında 5000 yıllık tarihi ile ayakta
duruyor. Tipik evleri, höyüğü, kalesi, şehir surları ve çeşitli mimari kalıntıları,
geceleri gökyüzünde pırıl pırıl yıldızları ile turistlerin büyük ilgi odağı.
Harran, Kuzey Mezopotamya'dan gelerek batı ve kuzeybatıya bağlanan önemli
ticaret yollarının kesiştiği bir noktada bulunmaktaydı ve Anadolu ile sıkı
ticaret ilişkileri bulunan Asurlu tüccarların da önemli uğrak yerlerinden
biriydi.

Ulu Cami
Harran Höyüğünün
kuzeydoğu eteğinde yer alan Ulu Cami, 744-750 yıllarında Emevi Hükümdarı II.
Mervan tarafından medresesi, hamamı, hastanesi ile bir külliye olarak inşa
edilmiş.

Halfeti
Şanlıurfa'nın
en eski ilçelerinden biri. Siyah gülü ile tanınan bu yöre, bölgenin yeşili bol
belki de tek yeri. Bu yeşillikleri ona veren Fırat ise artık sularının acımasızlığını
sunmuş insanlara. GAP Projesi kapsamındaki Birecik Barajı Halfeti’yi de sular
altında bırakmış. Şimdi Halfeti'nin büyük bir kısmı yok. Yani ilçenin tam ortasında
kurulu olan iki mahallenin 150 evi sular altında kalmış.

Adıyaman
Tanrıların Tahtı Nemrut
Dünyanın
sekizinci harikası Nemrut, yüksekliği on metreyi bulan büyüleyici heykelleri,
metrelerce uzunluktaki kitabeleriyle, UNESCO Dünya Kültür Mirasında yer alıyor.
Nemrut Dağındaki dev heykeller ve tümülüs, Arsameia (Eski Kale), Yeni Kale,
Karakuş Tepesi ve Cendere Köprüsü Milli Park sınırları içerisinde yer alıyor.
Kral
Antiochos’un tümülüsü ilk göze çarpan yer. Kralın kemiklerinin ya da küllerinin
kayaya oyulmuş bir yere konulduğu ve 50 metre yüksekliğinde ve 150 metre çapındaki tümülüs ile örtüldüğü anlaşılmakta. Tümülüs girişi kuzey yönünde, burayı
koruyan kartal heykelleri iki yanda yer alıyor. Tepenin dört tarafındaki
kayalar oyularak teraslar oluşturulmuş. Güney terası kaydığı için bugün
görülmüyor. Heykeller tümülüse arkalarını dönmüş durumda sıralanıyor. Gövdeler 10 metre kadar yüksekte ve koltukta oturur durumda. Soldan sağa doğru Apollon, Mithra, Helios,
Hermes, Kommagene’nin bereket tanrıçası Tyche-Fortuna, baş tanrı Zeus,
Oromasdes, Kral Antiokhos, Herakles, Ares heykelleri görülüyor. Kommagene Krallığı’nın
başkenti Arsemia bugünkü adı Kocahisar olan eski Kahta Köyünde. Arsemia’da
bulunan Grekçe bir yazıt, 1. Antiokhos’a hitaben yazılmış ve babasının burada
gömülü olduğu, kendisine ve atalarına nasıl törenler yapılması gerektiğini
bildiriyor. Arsemia’nın 2-3 km. ötesinde Cendere Çayı üzerinde halen kullanılan
tarihi köprü 4 Kommagene kenti tarafından imparator ve karısının onuruna yapılmış.
Köprünün 10 km. ötesindeki Karakuş Tepesi’nde Nemrut Dağı’ndaki tümülüs gibi
Kommagene Krallığı’ndan kalma, kraliyet kadınlarının mezarlarının bulunduğu sanılıyor.
Tümülüsün etrafında sütunlarda boğa, kartal ve aslan heykelleri bulunuyor. Her
yıl Haziran ayında Kommegene Festivali yapılıyor.


Diyarbakır
Eski
zamanlarda Amida olarak bilinen Diyarbakır, Dicle Nehri kıyısında bazalt bir
yaylaya yer alıyor. Çin Seddi'nden sonra en uzun sur olması ile ünlenen
Diyarbakır Surları 5.5 km uzunluğunda ve 7-8 m yüksekliğinde. M.Ö. 349 yılında Bizans İmparatoru Konstantin tarafından yenilenen surların yapılış tarihi tam
olarak bilinmiyor. 16 kalesi ve 5 çıkış kapısı olan siyah bazalt surlar, kentin
en ilgi çekici yeri. Ortaçağ askeri mimarisinin muhteşem örneğini oluşturan bu
surlar yazıtlar ve kabartmalarla süslenmiş.
Hasankeyf
Hasankeyf’in
ne zaman ve kimler tarafından kurulduğu tam olarak bilinmiyor. Ancak şehir ve
etrafındaki binlerce mağara insanların buraya çağlar öncesinden yerleştiğini
gösteriyor.
İnsanlığın
en eski yerleşim merkezlerinden biri olan Mezapotamya Bölgesinde yer alan
Hasankeyf, hem içinden Dicle nehrinin akıp gitmesi, korunaklı coğrafi yapısı,
mesken olarak kullanılan binlerce mağarası ile hep dikkatleri çekmiş ve çağlar
boyunca stratejik önemini korumuş bir antik yerleşim.
Yekpare taştan
meydana gelen kalesi nedeniyle “Hısn Keyfa” adını almış. Milattan önceki
dönemlerde Hasankeyf’te nelerin geliştiği tarihin karanlık sayfalarında yatıyor.
Bu konuda yazılı kaynak yok.
Çalkantılı
tarihinden günümüze, Kale, Köprü, El- Rızk Cami, Sultan Süleyman Cami, Koç
Cami, Zeynel Bey Türbesi, Ulu Cami, Küçük Saray ve Büyük Saray gibi değerli
eserler taşıyan Hasankeyf, bugün ciddi bir tehlike ile karşı karşıya bulunuyor.
GAP'ın bir alt projesi olan Ilısu Barajı ve Hidroelektrik Santrali'nin yapımından
sonra sular altında kalma tehlikesi içindeki Hasankeyf, kurtarılmayı bekliyor.

Hasankeyf

Zeynelbey
Türbesi
Mardin
Bir dağın
tepesinde kurulmuş olan Mardin, Yukarı Mezopotamya'nın en eski şehirlerinden
biri. M. Ö. 3000 yıldan başlayarak yerleşim yeri olarak kullanılan Mardin; Artuklu,
Akkoyunlu, Osmanlı dönemine ilişkin birçok yapının yanında Süryani Manastır ve
Kiliseleri de bünyesinde barındıran önemli bir açık hava müzesi.
Deyrul
Zaferan Manastırı
Bugünkü
Süryanilerin ataları olan ve güneşe tapan Aramiler, MÖ 2. binden başlayarak 4
bin yıl boyunca burada her güneş doğuşunda bir ayin düzenleyerek güneşe
kurbanlar sunarlarmış. İsa’dan sonra Hıristiyanlığı benimseyip kiliseler kurmuşlar.
Manastırın içinde tarihi bir İncil ve kutsal taş mevcut ve ilk tıp fakültesinin
burada kurulduğu söyleniyor.

Deyrul
Zaferan, Yukarı Mezopotamya'nın tarihi yapıtlarından en tanınmış olanlarından
biri ve Süryani Kadim Cemaatinin dini merkezi.

Midyat
Mardin'e
benzer evlerin, taş konakların, kemerli geçitlerin, minare gibi yükselen çan kuleleriyle
Süryani kiliselerinin bulunduğu Midyat, bir ortaçağ kentini andırıyor. Telkari
diye bilinen taş işçiliğinin en güzel örneklerini Midyat'ta bulabilirsiniz.

Mar
Gabriel Manastırı / Deyrülumur
Yerel adı
Deyrülumur. Süryani Cemaatinin ünlü ve büyük yapıtlarından olan manastır,
yüksekçe bir tepeye yapılmış. Değişik tarihlerde manastırın içinde ve dışında
ekler yapılmış. Bir kısmı Bizans mozaikleriyle bezeli.
Meryem
Ana Kilisesi ve Patrikhane
1860 yılında
Patrik Antuan Semheri tarafından yaptırılan kilisede; kemer, yuvarlak taş
sütunlar ve avluda korkuluklar yer alıyor. 1895 yılında Antakya Patriği tarafından
inşa edilen Patrikhane ise bugün müze olarak hizmet veriyor.

Zinciriye
Medresesi
Medrese
mahallesinde yer alıyor. 1385 tarihli yapı, dikdörtgen geniş bir alanı kaplayan
cami, türbe ve çeşitli ek bölümlerden oluşmuş. Süslemeleri oldukça zengin.
