Kıtalararası Metropol İSTANBUL
Yeryüzünde İstanbul gibi
başka bir kent yok. Başkentliğini yaptığı üç büyük imparatorluğun sayısız
izlerinin yanı sıra günümüz batılı kentleri ile yarışabilir zenginlikte modern
yaşamın özelliklerini taşıyor. İstanbul eşsiz bir coğrafya. Yalnızca doğu ile
batının değil, antikiteyle modernin de buluştuğu bir köprü aynı zamanda.
İstanbul bir dünya kenti. Yeryüzü kültürlerinin, yeryüzü dinlerinin kendi özgün
renkleriyle süslediği farklı bir atmosfer, orijinal bir hayat tarzı.
Tarih boyunca 120 kayzer ve imparator tarafından
yönetilmiş, üç büyük medeniyete başkentlik yapmış, şarkılara, şiirlere,
romanlara konu olmuş İstanbul’u bir kültür mozaiği olarak tanımlamak en
doğrusu. Öyle ki üç büyük dinin inananlarını bağrına basan bu tarihi kent, eski
ve yeninin ya da doğu ile batının inanılmaz lezzetteki sentezini sunar
sevenlerine. Camiler, saraylar, köşkler kenti İstanbul, aynı zamanda
simitçilerin, çımacıların, sokak çocuklarının, berduşların kentidir de. Onların
da kentin bir köşesinde soluk almalarını, bu muhteşem ve büyülü armoninin
lezzetini tatmalarını sağlar fark ettirmeden.
İstanbul’un bu zengin ve renkli
kültürel dokusuna sığdırılacaklar saymakla bitmez elbette. Roma, Bizans ve
Osmanlı İmparatorlukları’nın tarihi eserlerine, kentin doğal güzellikleri de
eklenince muhteşem bir tablo çıkar ortaya. Avrupa ve Asya’yı ayıran boğazın
yukarısına doğru geleneksel ve unutulmaz bir deniz gezisi yapmadan İstanbul
gezisi tamamlanmış sayılmaz. Büyük bir ihtişam ve saf bir güzellik yansıtan
kıyılar, geçmişin ve günümüzün karmaşasını sunar. Yalıların yanında modern
oteller, taştan hisarların yanı başında rustik saraylar ve küçük balıkçı
köylerinin bitişiğinde şık yapılar birbirinin peşi sıra akar gider... Ya da
Bizans döneminde prenslerin sürgün yeri olduğu için Prens Adaları diye de
anılan Adalar’a uzanmaktır İstanbul’u keşfetmek. Belki de biraz daha yolu göze
alıp, metropolün, karmaşanın dışına çıkıp, İstanbul’un yakın çevresinde bir tur
atmaktır. Seçenekler neredeyse sonsuz gibidir. Poyrazköy, Riva, Şile, Ağva’ya
uzanıp denizin tadını çıkarabildiğiniz gibi Kemerburgaz ya da Durusu’da doğanın
dinginliğine dalabilirsiniz ya da Kilyos’a doğru yol alıp denizin ve güneşin
eşliğinde keyifli birkaç saat geçirebilirsiniz. Ya da Karadeniz sahillerine
doğru yol alırsanız Kıyıköy, İğneada sahillerinde kentin karmaşasından uzak,
doğanın ve denizin el değmemiş büyüsü sizi beklemektedir.

Ayasofya Müzesi

İstanbul Turu
Şehrin en güzel anıtları,
Haliç-Marmara Denizi-Surlar arasında kalan yarımadada yer alıyor. Kentin
tepelerinden yükselen 500’ü aşkın caminin silueti baş döndürücü bir atmosfer
yaratır. Altı minaresiyle İstanbul’un sembolü haline gelen, dekorasyonunda
kullanılan mavi çiniler nedeni ile “Mavi Cami” diye anılan Sultanahmet Camii’ni
mutlaka görmelisiniz. Karşısında, İmparator Justinanus zamanında kilise olarak
inşa edilmiş olan ünlü Ayasofya Müzesi yer alır; mimari hünerler örneği olan bu
yapı, Hz. İsa’yı, Hz. Meryem’i ve imparatorları tasvir eden nefis mozaik
panolarla bezenmiş. Bir başka tepeden bu iki muhteşem abideyi seyreden
Süleymaniye Camii ise Osmanlı mimarlık sanatının zirvesi. Kanuni Sultan
Süleyman’ın isteği üzerine Mimar Sinan tarafından inşa edilmiş. Marmara’ya ve
Boğaz’a hakim bir tepe üzerinde, 400 yıl boyunca Osmanlı sultanlarına konutluk
ve siyasi merkezlik etmiş olan Topkapı Sarayı yer alıyor. Topkapı’da Çin
porselenleri koleksiyonunu, altın işlemeli ve değerli taşlarla süslü tahtları,
sultan kostümlerini, masallardakileri andıran mücevherleri, nadir elyazması
kitapları, yüzyıllarca merak uyandırmış olan harem salonlarını görebilirsiniz.
Ayasofya ile Sultanahmet Camii
arasında araba yarışlarının yapıldığı Bizans devrinin ünlü Hipodromu ve bu
Hipodromun orta yerinde, bu dönemden kalma üç dikilitaş yer alıyor. Yerebatan
Sarnıcı Bizans döneminde yapılmış en önemli su sarnıçlarından biri. En güzel
Bizans devri eserlerinden biri sayılan Kariye Müzesi mozaik ve fresklerle süslü
orijinal dekorunu korumakta. İstanbul’da görmeden edemeyeceğiniz bir başka
mekan da Eyüp Camiidir. Burası, Eyüp Sultan’ı ziyaret edip manevi haz
arayanlara güvercin sesleriyle her an cıvıl cıvıl bir ortam sunuyor. İstanbul
tarihsel yapıların yeniyle buluştuğu, yenilendiği bir şehir aynı zamanda.
Kapalıçarşı labirentvari yapısıyla geçmişin hülyalı günlerinin izlerini
taşımakta ısrar ederken bir yandan da modern dünyanın yepyeni ürünlerini serer
önünüze; büyüleyici mücevherler, bakır eşyalar, halılar, çeşit çeşit deri ve
süet giyim... Cazibesine kapılınca en ufak bir yorgunluk duymadan saatlerce
dolaşabilirsiniz bu çarşıda.

Ayasofya Müzesi

Yerebatan Sarnıcı

Topkapı Sarayı

Dikilitaş
Haliç
Uzun ve dar, boynuz biçimindeki
Haliç İstanbul’un Avrupa tarafını bölmekte. Dünyanın en doğal limanlarından
biri olduğundan Bizans ve Osmanlı donanmaları ve ticari gemicilikle
ilgilenenler burada toplanmışlar. Gurup vakti suyun altın rengini aldığı bu
yerin kıyıları bugün hoş parklarla ve yürüme alanlarıyla çevrili. Haliç’in
ortasına doğru gidildiğinde yer alan Fener ve Balat semtlerinde, Bizans ve
Osmanlı döneminden kalma ahşap evler, kiliseler ve sinagoglarla dolu sokaklar
bulunuyor. Ortodoks Patrikliği de burada yer alıyor.
Tepelerin yamaçlarını yer yer
koyu selvilerin bulunduğu mezarlıklar kaplamakta. Dualarının kabul göreceğine
inananlar buradaki Eyüp Türbesi’ni ziyaret edebilir. Bu tarafa bakan tepedeki
Pierre Loti Kahvesi manzaranın keyfine varmak için mükemmel bir mekan.

Beyoğlu
Beyoğlu yapıldığı devrin
özelliklerini koruyan, 100 yıl evvelki Avrupa etkisindeki mimari mirasıyla
görülmeye değer bir semt. Avrupa’nın ikinci eski metrosu Tünel halen en kısa
metro unvanını koruyor. Metro ile kulesi bir sembol haline gelen Galata
bölgesine geçmek mümkün. Tünelin üst ucu İstiklal Caddesi’nin başlangıcı. Eski
tramvayların tekrar servise konulduğu, yalnız yayalara açık cadde, Cumhuriyet
devrinde konsolosluklara tahsis edilen eski elçilik binaları ile çevrili.
Tünel’in üst kısmında, İstiklal Caddesi’nin başlangıcındaki Divan Edebiyati
Müzesi (Mevlevi Tekkesi - 18. yüzyıl eseri) yer alıyor. Caddenin iki yanında
birbirinden meşhur mekanlar var. Bir yanda Galatasaray Lisesi, karşı sırada
rengarenk, otantik restoranları ve Balık Pazarı’nı içine alan Çiçek Pasajı...
Sonra cadde boyunca sinemalar, tiyatro, kafe, lokanta ve eğlence yerleri...

İstiklal Caddesi
Boğaziçi
Avrupa ve Asya'yı ayıran
Boğaz'da Karadeniz'e doğru geleneksel ve unutulmaz bir deniz gezisi yapmadan
İstanbul ziyareti tamamlanmış sayılmaz. Bugün Boğaz’da her boydan, her
bandıradan şilepler, yolcu gemileri, lüks gemiler, arada bir savaş gemileri,
Boğaz’ın daimi sakini olan küçük balıkçı tekneleri ya da bir kıyıdan diğerine
yolcu taşıyan İstanbul’un simgesi vapurları ile yoğun bir deniz trafiği
yaşanmakta.
Boğaz'ı görmenin en iyi yolu
kıyılarında zig zag çizen yolcu vapurlarından birine binmek. Eminönü'nden başlayan
gezi sanki bir bayramda akraba ziyaret ediyormuş gibi sırayla Boğaz’ın Asya ve
Avrupa kıyılarına uğranarak devam ediyor. Gezi, aşağı yukarı 6 saat sürüyor.
Boğaz’ın en güzel yerine tahtlanan, zamanında padişahların sayfiye yeri olan
Ortaköy Osmanlı Dönemi'nden beri ilgi çeken bir yerleşim merkezi. Bugün Çırağan
Sarayı, Kabataş Erkek Lisesi, Feriye ve cami kilise ve sinagog üçgeninde yer
alan Ortaköy, çarşısı ve içindeki seyyar "entel pazarı", hediyelik
eşya dükkanları, kafeleri, barları ve restoranlarıyla İstanbul’un önemli
eğlence ve alışveriş merkezlerinden birisi. Tarabya'dan sonraki virajdan
Boğaziçi'nin Karadeniz'e kavuşması ilk defa görünüyor. Buradan Sarıyer semti
içlerine kadar elçiliklere ve şahıslara ait eski yazlıklar ve balık lokantaları
sıralı. Sarıyer ve sonraki Rumeli Kavağı vapur seferleri ile Boğazı gezenlerin
Avrupa yakasındaki son iskeleleri. Balık lokantaları ile şöhretli her iki komşu
semt ve karşı kıyıda bulunan Anadolu Kavağı tatil günleri en kalabalık
yerlerden. Boğaziçi bu yerleşimleri geçtikten sonra sadece yeşil koruluklarla
örtülü yamaçlara sahip. Her iki kıyıda son yerleşimler Karadeniz'e komşu
Anadolu ve Rumeli Fenerleri ile balıkçı köyleri.

Mitolojik Geçit
Boğaziçi’nin ilk adı Bosphorus.
Bu bileşik kelime “bous” (inek) ve “phoros” (geçit) kelimelerinden türetilmiş.
İnek geçidi adını alması mitolojik bir öyküden kaynaklanıyor. Tanrıların
tanrısı Zeus, baştan çıkardığı sayısız güzel kızlardan biri olan İo'’yu, karısı
Hera’nın kıskanç öcünden koruyabilmek için inek biçimine sokmuş. Ama kıskanç
bir kadını hiçbir şey durduramaz. Hera, İo’ya ebediyen eziyet etmesi için bir
at sineği göndermiş. İo bu sinekten kaça kaça sonunda kendini Boğaz’a atmış ve
yüzerek Avrupa’dan Asya’ya geçmiş. Karşı kıyıda onu bekleyen sineği ile...

Kadıköy
İstanbul’un son yüzyılda hızla
gelişen semtlerinden biri Kadıköy. Antik Kalkhedon yerleşim biriminde sonraları
birçok manastır inşa edilmişti. M.S. 5. yüzyıl Hıristiyanlık dünyası önemli
konsül toplantıları burada yapılmıştı. Eski bahçeli malikanelerin çok azı
zamanımıza gelebilmiş. Yat Kulüpleri, marinalar, geniş caddeler, Kadıköy
sahilleri boyu uzanıyor. Fenerbahçe güzel bir gezinti yeri. Meşhur Bağdat
Caddesi de alışveriş imkanları ile ünlü. 1908 yılında tamamlanan Prusya mimari
üslubundaki Haydarpaşa Tren İstasyonu, Üsküdar çıkışında yer alıyor. İstasyon
Bağdat demiryolunun ilk (veya son) duraği idi. Yandaki yamaçta Kırım Savaşı’nda
hayatlarını kaybeden İngiliz ve Fransız askerlerinin mezarları ve anıtları,
büyük askeri hastanenin yanında bulunuyor. Ticari liman tesisleri arkasındaki
tepelere yerleşmiş iki büyük bina var. Saat kuleli olan eski Haydarpaşa Lisesi,
şimdi üniversite. Diğeri, büyük ve 4 kuleli olan Selimiye Kışlası (19. yüzyıl).
Kırım Savaşı sırasında buradaki yaralılara hemşirelik yapan Florence
Nightingale anısına kaldığı oda o günlerdeki gibi korunmakta.

Haydarpaşa Tren Garı
İstanbul Mutfağı
İstanbul mutfağı, dünyanın önde
gelen mutfaklarından. İmparatorluk başkenti olan kente ülkenin her yanından
gelen malzemeler, ustalar, tarzlar ve lezzetler Osmanlı-Türk mutfağının ortaya
çıkmasına neden olmuş. İstanbul mutfağında, kuzu, koyun veya dana etine ilave
edilen çeşitli sebzeler esas yemekler. Köfte ve şiş kebabı, döner kebap veya
acılı, yoğurtlu, patlıcanlı diğer kebap çeşitlerinin en leziz örneklerini özel
kebapçılarda bulabilirsiniz.
İstanbul’da lezzet anlamında
yok yok. Fast fooddan, kebapçılara, meyhanelerden, tavernalara, gece
kulüplerinden, diskoteklere, yöresel yemeklerden, dünya mutfaklarının en
incelikli örneklerine kadar her tür lezzeti bulmak mümkün.
Sanat ve Kültür Merkezi
İstanbul aynı zamanda uluslararası
bir sanat ve kültür merkezi. Uluslararası Sanat ve Kültür Festivali, dünyanın
her tarafından gelen sanatçıların katılımıyla, her yıl, Haziran ve Temmuz
aylarında burada gerçekleşiyor. Klasik müzik, caz, sinema, tiyatro ve plastik
sanat dallarında düzenlenen festivaller uluslararası nitelikte.
Operalar,operetler, baleler, filmler, konserler, sergi ve konferanslar şehrin
zengin kültürel paletinde yer alıyor.

Motorsporlarının kalbi
İstanbul’da atıyor
Önemli bir kültür ve turizm
kenti olan İstanbul aynı zamanda motorsporlarının dünyadaki en önemli
merkezlerinden biri. Dünyanın en modern yarış pistlerinden biri olan İstanbul
Park’ın yapılmasıyla birlikte önemli motorsporları organizasyonlarına ev
sahipliği yapmaya başlayan kent, bu alanda bir rekora koşuyor. Motorsporlarının
zirvesi olarak anılan Formula 1’le birlikte hızlı bir başlangıç yapan İstanbul,
bu dev organizasyonun ardından çok kısa sürede DTM, WTCC, FIA GT, Le Mans ve
Moto GP gibi dünyanın en önemli yarışlarını arka arkaya gerçekleştirdi.

Üsküdar
Üsküdar, Kız Kulesi ile
bütünleşen bir semt. Karşıya, Avrupa’ya geçişin iskelesi. Meydandaki 16. yüzyıl
camileri, ortadaki abidevi çeşme, sahildeki minyatür Şemsi Paşa Camii ve
Medresesi Türk sanatının güzel örnekleri. Tarihi Karacaahmet Mezarlığı ve daha
ilerideki büyük ve küçük Çamlıca tepeleri Üsküdar’ın sırtlarında bulunuyor.
Alışveriş Cenneti
İstanbul’a sadece alışveriş
amacıyla da gidilebilirsiniz. Bu işe başlamak için en iyi yer şehrin eski
kısmındaki Kapalıçarşı. Labirent tarzı sokaklarda ve geçitlerde 4000’i aşkın
dükkan yer alıyor. Burası, hala şehrin ticaret merkezi, her zevk ve keseye
uygun bir şeyin bulunduğu orijinal bir alışveriş yeri. Türk el sanatları,
dünyaca bilinen halılar, el boyaması parlak renkli seramikler, bakır ve
pirinçten aynalar, lületaşından pipolar en gözde hediyeliklerden. En iyi
kalitedeki deri ve süet eşyaların fiyatları oldukça uygun. Çarşının ortasındaki
Eski Bedesten’de nadir antika parçaları bulabilirsiniz. Eminönü’ndeki Yeni
Camii’nin yanı başındaki Mısır Çarşısı veya Baharat Pazarı’nda mistik doğunun
hayal alemine uzanabilirsiniz. Şehrin eski bölgesindeki Sultanahmet de ayrı bir
alışveriş merkezi haline aldı son yıllarda. 18’inci yüzyıl Mehmet Efendi
Medresesi’ndeki İstanbul Sanatları Çarşısı ve yakınındaki, Sinan tarafından
yapılan 16. yüzyıl Caferağa Medresesi’nde zanaatkarları çalışırken görmek ve
yaptıklarından satın almak mümkün. Taksim - Nişantaşı - Şişli semtlerindeki seçkin
dükkanlar pazar yerlerindeki kargaşanın tam tersini yansıtıyor. İstiklal,
Cumhuriyet ve Rumeli Caddelerinde, Türkiye’nin yüksek kaliteli tekstillerinden
üretilen şık modelleri satan dükkanları rahatça gezebilir ve alışveriş
yapabilirsiniz. Birbiri ardı sıra açılan alışveriş komplekslerinde ise
İstanbul’daki en şık mağazaların şubeleri yer alıyor.

Prens Adaları Büyükada
Adalar’ın İstanbul’a hem en uzak, hem
de en büyüğü olan Büyükada, tarihi iskelesi, büyük çarşı meydanı ve ünlü balık
lokantalarıyla ziyaretçilerini son derece keyifli bir atmosfer içinde
karşılıyor.
Anadolu Kulübü tesislerine uzanan sağ kanattaki yolda çay bahçeleri ve balıkçı
barınağı yer alıyor. Birahanelerin, midye tavacıların ve kafelerin dizildiği
yol çarşıya çıkıyor.
İmparator II. Justinianus Kuropalatis M.S. 569’da Büyükada’da bir saray ve
manastır yaptırdığı için bu adla anılmış. Daha sonra prenslerin sürgün yeri
olmuş.
Kaymakamlık, belediye ve devlet daireleri Adalar’dan oluşan ilçenin merkezi
olan Büyükada’da bulunuyor.

Aya Yorgi Tepesi
Dik bir yokuştan yürüyerek 20 dakikada çıkılan ve adanın en yüksek noktası olan
202 metre yüksekliğindeki Yücetepe, yaygın olarak “Aya Yorgi Tepesi” olarak
anılıyor. Buradaki Aya Yorgi Manastırı ve Kilisesi her yıl 23 Nisan ve 24 Eylül
tarihlerinde çok sayıda yerli ve yabancı turist tarafından ziyaret ediliyor.
Hıristiyan inanışına göre, Aya Yorgi’ye yürüyerek çıkan insanlar “yarı hacı”
sayılıyor.

Aya Yorgi Kilisesi
Burgazada
Kayalık ve bitki örtüsü açısından
fakir olan Burgazada’nın kıyılarından denize girilebiliyor. Yeterli tesislerin
mevcut olduğu Ada, İstanbullular tarafından sayfiye olarak kullanılıyor.
İskeleye yanaştığınızda meydanın hemen gerisindeki cami ve az ötesindeki
kilisenin, Ada mozaiği hakkında kabaca da olsa bir fikir verdiği Burgazada,
Kalpazankaya’sı ve Sait Faik’i ile ünlü bir adamız. Sait Faik’in müze haline
getirilen Burgaz Çayırı Sokak 15 numaradaki evi ziyarete açık bulunuyor.

Kınalıada
İstanbul’a en yakın ada olan
Kınalıada, Adaların en küçüğü.
Kınalıada’da fayton bulunmuyor. Zira bir ucundan diğer ucuna yürüyerek en
çok 20-25 dakikada ulaşmanız mümkün. Diğer adalara göre daha sarp yamaçlardan
ve küçük koylardan oluşan kıyı şeridi, çok sayıda insanın aynı alanı
paylaşabilmesine izin vermiyor. Buna en uygun alanda da zaten Ayazma Plajı yer
alıyor.
Heybeliada
Daha çok mütevazı bir kasabayı
andıran Heybeliada’da Büyükada ve Burgazada’da olduğu gibi faytonla
gezebilirsiniz.
Yerleşim alanlarının, mahallelerin içinden geçerek ulaşılan Ruhban Okulu ve Aya
Triada Manastırı’nın yanı sıra, şimdiki adıyla Heybeliada Rum Erkek Lisesi de
adadaki tarihi hayli eskiye dayanan yapılardan. Birçok Ortodoks din adamı
yetiştiren Heybeliada Rum Erkek Lisesi’nin geçmişi 1200’li yıllara uzanıyor.
Yazları adada denize girmenin yanı sıra, yüzme, kürek ve yelken sporları da
rağbet gören etkinlikler arasında. Adalıların yaşamında deniz ve balık önemli
bir yer tutuyor.

Polonezköy
Eski adıyla Adampol, yeni adıyla
Polonezköy bir Polonyalı köyü.
Alışılmış köylere hiç benzemeyen yeşile boğulmuş bir yerleşim merkezi
Polonezköy. Güzel, geniş bahçeli yapıları; lokantaları, piknik alanları,
yürüyüş, koşu ve bisiklet parkurları, ata binerek yemyeşil doğanın içinde bol
oksijenli geziler sunuyor Polenezköy. 1842’de Polonya işgal edilip paylaşılıyor.
Prens Adam Czartoryski sürgünde bulunduğu Paris’ten bağımsızlık için mücadele
başlatıyor. 1856’da Osmanlı, Kırım Savaşı’na girerken Polonya’dan kaçan asker
ve sivilleri toparlayıp Osmanlıyla birlikte savaşa katılıyor. Savaş sonrası da
Sultan Abdülmecit burada bir köy kurma izni veriyor. Polonyalılar o gün bu
gündür burada oturuyorlar. Ana karakterini halen koruyan Polonezköy’de
nitelikli konaklama tesisleri mevcut.

Kilyos
İstanbul yakınındaki en temiz deniz
Kilyos’ta.
Belgrad Ormanları’nın arasından geçilirek gidilen Kilyos, yaz ayları dışında da
gidilebilecek güzellikte. İstanbulluların balık yemek, piknik yapmak, uzun
sahillerinde uzun yürüyüşler yapmak ve kaçamak koylarda biraz yalnız kalmak
için seçtikleri bir mekan. Kilyos yolu, buradaki kır lokantalarının sunduğu
mangal keyfi ya da kiremitte alabalık için sık sık mola vermeye değer
güzellikte.

Ağva
Ağva, Çanak ve Göksu dereleri arasında kalmış, alüvyonlar üzerine kurulmuş bir
sahil kasabası.
Eski zamanlarda Ceneviz ve Venediklilerin kolonisiymiş. Ağva’nın plajı 50 metre eninde 2.5 km. uzunluğunda pırıl pırıl bir denize sahip. Son yıllarda daha çok ilgi çekmeye
başlayan Ağva, şirin balıkçı köyünden tatil beldesi olmaya geçiyor. Ağva’da
daracık sokakların keyfini çıkarmak için yürüyerek dolaşmak gerekiyor. Tekne
ile denizden yapılacak bir geziye katılırsanız denizle rüzgarın oydukları
ilginç kayaları görme şansına sahip olursunuz. Bunların en ünlüsü de görüntüsü
ve rengi ile duvaklı bir geline benzeyen Gelin Kayası. Ağva’da ev pansiyonların
yanı sıra otellerde mevcut.

Şile
Geniş kumsallarıyla
İstanbulluların nefes aldıkları yerlerden biri Şile.
Envai çeşit balık yiyebileceğiniz salaş balık lokantaları, festivalleri,
sanatçıları, uzun kumsalları, dev kayalıkları, şık hafif giysiler dokunan ünlü
beziyle Şile bilinen tarihi M.Ö. 7. yüzyıla kadar giden sevimli bir kent. Antik
Yunan, Roma, Bizans ve Osmanlı uygarlıklarından her biri arkalarında kendine
özgü izlerini bırakarak geçip gitmiş bu küçük kasabadan. Eski Yunanca’da Vahşi
Çiçek anlamına gelen Şile’de bu mevsimde de keyifli bir tatil yapmak mümkün.
İsterseniz Şile merkezinde, isterseniz çevresindeki yerleşim yerlerindeki
konaklama tesislerinde kalabilirsiniz. Hepsi de doğayla kucaklaşıp,
dinlenmenizi sağlayacak.

