Türkiye’nin batıya bakan yüzü İZMİR
İzmir, tarihi ve doğal
zenginlikleriyle Türkiye’nin en önemli turizm merkezlerinden biri.
Türkiye’nin üçüncü büyük şehri olan İzmir, ılıman
iklimi, doğası ve çevresinde bulunan tarihi merkezlerle her dönem önemini
koruyan bir kent. İstanbul’dan sonra Türkiye’nin ikinci büyük limanına sahip
olan İzmir, Çeşme ve Foça gibi önemli turistik merkezlerin yanı sıra, antik çağın
en ünlü kentleri arasında olan yer alan ve Roma devrinde dünyanın en büyük
kentlerinden biri olan Efes’e de ev sahipliği yapıyor.
629 kilometrelik kıyı şeridinin 101 kilometresi doğal plaj olan İzmir, yarımada
ve koylardan oluşan coğrafyası nedeniyle, su sporlarına da uygun. Plajlara ulaşımın
son derece kolay olduğu şehirde gezilip görülecek çok sayıda yer bulunuyor.

Kemeraltı Çarşısı
Kemeraltı Çarşısı’nda eskinin tonoz ve kubbeli dükkanlarıyla modern iş
merkezleri, mağazalar, sinemalar ve cafelerin birarada yer alıyor. Çarşıda Türk
el sanatlarının hoş örneklerini bulabilirsiniz.
Asansör
Nesim Levi tarafından Mithatpaşa’nın
üst kısmına çıkmak isteyenlere kolaylık sağlaması için yaptırılan asansör, İzmir’in
önemli yapılarından biri. 1930’lu yıllarda tiyatro sahnesi, sinema salonu,
gazinosu ve fotoğrafçısı bulunan Asansör binası, 1992’de İzmir Büyükşehir
Belediyesi tarafından günün şartlarına uygun bir şekilde restore edilerek
kültür kompleksi halini aldı. Yolunuz düşerse hem asansöre binebilir, hem de
üst kısımda hoş bir yemek yiyebilirsiniz.
İzmir Arkeoloji Müzesi
İzmir Arkeoloji Müzesi, Batı Anadolu’da
kurulan ilk müzelerden biri. Müze, İyon, Aiol, Yunan, Roma, Bizans kültürlerine
ait göz alıcı eserlerin yanında son yıllarda İzmir çevresinde sürdürülen
prehistorik kazılarda ele geçen önemli koleksiyonları da bünyesinde
bulunduruyor. Müzede eserler üç katta, arka ve ön bahçelerde teşhir ediliyor.

Selçuk
Efes gibi dünya çapında önem
kazanmış bir antik kente ev sahipliği yapan Selçuk’ta çok sayıda tarihi
zenginliğe rastlanıyor. Selçuk Keçi Kalesi bunlardan biri. St. Jean'ın kilisesi
de Selçuk’taki önemli tarihi eserlerden. Belevi Mausoleumu, Su Kemerleri, İsabey
Camii görülmesi gereken diğer tarihi yapılar.
Kadifekale
İzmir’in içinde, kente hakim
bir tepedeki bu kale, Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerinin izlerini taşıyor.
Günümüzde çay bahçeleri ve olağanüstü kent manzarasıyla ünlü bir gezinti yeri.
Kuş Cenneti
Adalar, sazlıklar, deltalar ve
göz alabildiğine uzanan düzlüklerde 190’ı aşkın türde milyonlarca kuş barındıran
kuş cenneti, kentin yanıbaşında koruma altına alınmış 8 bin hektarlık dev bir
yaban hayat parkı.

Balçova Kaplıcaları
Eski çağlarda Agememnon Kaplıcaları
olarak bilinen Balçova Kaplıcaları, İzmir’in 10 km. batısında. Ününü, Miken Kralı Agamemnon’un Troya Kuşatması’nın ardından yaralı askerleri
buraya getirmesine borçlu olduğu söyleniyor. Balçova Kaplıcaları Türkiye’nin en
büyük termallerinden.

Bergama
İzmir’in de 100 kilometre kuzeyinde yer alan Bergama, adını, antik dönemdeki isminden, Pergamon’dan alıyor.
Bergama, Anadolu uygarlık tarihinin en eski yerleşimlerinden biri. Tarih öncesi
dönemlerden başlayarak Pers, Büyük İskender, Frigya, Trakya ve Seleukhos Krallıkları
ile Roma ve Bizans dönemlerine sahne olan kent, 1302 yılında Karesioğulları
Beyliği’nin, 1341 yılından sonra ise Osmanlı İmparatorluğu’nun hakimiyetine girmiş.
Bölge, dünya çapında önemi olan arkeolojik eserlere ev sahipliği yapıyor. Antik
dönemin önemli sağlık merkezlerinden Asklepion, 300 metre yüksekliğinde dik bir tepe üzerinde kurulan ve kentin ilk yerleşim yeri olan Akropol, M.S.
2. yüzyıla tarihlenen Serapis Tapınağı (Kızıl Avlu) krallıktan ve vandalizmden
geriye kalan önemli tarihi hazineleri.

Efes
Efes, Türkiye’deki onlarca
antik kent içerisinde en etkileyici ve en ünlü olanı. M.Ö. 1000 yıllarında
kurulmuş olan şehir, Romalıların Asya’daki başkenti. Tümüyle mermerden yapılmış
ilk kent olan Efes, Hristiyanlık için de özel bir öneme sahip. St.John,
incilini burada yazmış. Meryem Ana’nın Efes’de öldüğü kabul ediliyor. M.Ö. 3.
yüzyıldan M.S. 7. yüzyıla kadar inşa edilen ve büyük arkeolojik kazılarla
ortaya çıkartılan yapıların bir çoğu bütün güzellikleri ile ziyaretçileri
etkilemeye devam ediyor. Kuruluşunda bir Yunan şehri olan Efes, daha sonra
Lidya, Pers gibi kavimlerin istilalarına uğrayarak uzun süre Roma kenti olmuş
ve dönemini Bizans şehri olarak kapatmış. Bugün görülen eserler arasında Roma
dönemine ait olanlar oldukça fazla. 24000 kişilik kapasitesiyle antik çağın en
büyüğü olan tiyatro, Dünyanın yedi harikasından biri olan Artemis Tapınağı ve
Celcus kitaplığı kentin en önemli bölümleri.

Ege’nin yükselen yıldızı ÇEŞME

Çeşme, altın rengi kumsalları, benzersiz denizi ve şifa dağıtan kaplıcaları
ile ülke turizminin incilerinden.
İzmir’e sadece 80 km uzaklıkta olan Çeşme, plajları, koyları ve turkuaz rengi denizi ile son yılların en gözde tatil
beldelerinden biri. Çeşme’nin girintili çıkıntılı kıyılarında birçok koy ve
plaj denize giriş olanağı sağlıyor. Yazlıklar, otel ve pansiyonlar güneyde
Alaçatı’dan, kuzeyde Ildırı’ya kadar tüm kıyıya yayılmış durumda. Bu özelliği
ile Çeşme ağırlıklı olarak yerli turistlere hizmet veren bir merkez. İlçe, İzmirlilerin
olduğu kadar İstanbulluların da en favori sayfiye yerlerinden.
Aya Yorgi
Koyu
Dalyan ile Çeşme arasında kalan
Aya Yorgi Koyu, çeşmenin en güzel sahillerinden birine sahip. Denizin onlarca
metre dibinin göründüğü koyun çevresinde çok sayıda eğlence merkezi var.
Geceleri koyun manzarası görülmeye değer.

Çeşme Kalesi
Osmanlı mimarisinin bütün
özelliklerini taşımasıyla dikkat çeken Çeşme Kalesi, uzun yıllar hem üs görevi
görmüş, hem de Çeşme Limanı’nın ve dolayısıyla buradan yapılan ticaretin
güvenliğini sağlamış. Bugün, Erytrai antik kentinden çıkarılan buluntuların
sergilendiği Arkeoloji Müzesi olarak kullanılan Çeşme Kalesi, tüm görkemiyle
dimdik ayakta...
Alaçatı
Ege’ye özgü mimarisi, parke taşlı
arnavut kaldırımları, yüzyıl öncesinden kalan yeldeğirmenleri ve sakız
bahçeleriyle sevimli bir kasaba Alaçatı. Çeşme’ye bağlı olan belde, ilçe
merkezine 7 km uzaklıkta.
İlçedeki en önemli tarihi eser,
1874 yılında yapılan Ayios Konstantinos Kilisesi. Yapı günümüzde Pazaryeri
Camii olarak kullanılıyor. Plajdan uzaklaşıp Alaçatı’nın bakir koylarına girdiğinizde
kaya yapısının farklılığı dikkatinizi çekecek. Rüzgârın savurduğu kum
taneciklerinin aşındırdığı yumuşak kayalar, Kapadokya benzeri şekiller oluşturmuş.
Fotoğraf makinenizi yanınızda bulundurmanızda fayda var.
Ponza taşıyla yapılan; yazın sıcağı,
kışın soğuğu geçirmeyen tarihi Alaçatı evleri mimarisiyle dikkat çekiyor. Köy
çarşısı da son derece renkli. Buradan her türlü ihtiyacınızı makul fiyatlar karşılığında
karşılayabilirsiniz.
Alaçatı doğal limanı ve devamlı
esen rüzgârına rağmen dalgasız denizi ile dünyada sörf yapmaya en elverişli
merkezlerden biri. Mayıstan ekime kadar süren rüzgar sezonunda dünyanın dört
bir tarafından gelen sörfçüleri ağırlayan Alaçatı Koyu’nun 1.5 metreyi geçmeyen
derinliği, aynı zamanda yeni başlayan sörfçüler için de iyi bir eğitim sahası.

Ilıca
Yaklaşık 2 km uzunluktaki geniş ve beyaz kumlu plajları, nitelikli konaklama tesisleri ve termal olanaklarıyla
Çeşme’nin en önemli turizm beldelerinden biri. Denizin içinden kaynayan sıcak
termal sular, Ilıca Plajı ve yöredeki diğer plajları ilginç kılıyor. Kıyıdan
denize doğru yaklaşık yüz metrelik bir şeridin insan boyunu geçmeyecek
derinlikte olması plajların bir diğer özelliği. Termal kaynaklar yönünden
oldukça şanslı olan Ilıca’da pansiyonlarda bile termal su kullanılıyor.

Dalyan
Çeşme’den 10 dakika uzaklıktaki
Dalyan, yaz gecelerinin en gözde yerlerinden. Köyün eski evleri ve sokakları
oldukça iyi korunmuş. Bazı evlerin pansiyon olarak düzenlendiği köyün daracık
sokaklarının arasından geçip deniz kıyısına çıktığınızda, yörenin lezzetli balıklarının
tadına bakabileceğiniz restoranlar sizi bekliyor.
Erythrai (Ildırı)
Erythrai, Çeşme’ye 27 km uzaklıkta küçük adacıkları olan bir koyun üzerine kurulmuş. M.Ö. 3000’de Erythoros yönetiminde
olan kolonistler tarafından kurulduğu biliniyor. Erythrai’de görülmesi gereken
kalıntıların başında şehir surları geliyor. Çok iyi korunmuş olan surlar
dönemin taş işçiliğinin en güzel örneklerinden. Ayrıca, akropolis, tiyatro,
akropolisin kuzeyinde yapılan kazılarda ortaya çıkan Helenistik ve Roma
dönemlerinden kalma villa yapıları, Arkaik döneme ait Athena Tapınağı, Bizans
döneminde inşa edilmiş kilise, Roma villası ve mozaikleri, Geç Roma - Bizans
döneminde inşa edilmiş hamam yapısı önemli tarihi eserlerden.
FOÇA

Adını aldığı foklar gibi sevimli ve sıcacık bir tatil beldesi Foça. Gittikçe
büyük şehirleri andıran turizm merkezlerinden sıkılanlar için huzur dolu bir
seçenek...
İzmir’in gözde tatil beldelerinden biri olan Foça, diğer tatil beldeleri kadar
gelişmiş bir turizm merkezi değil. Küçük, sakin, daha çok dinlenmek için tercih
edilen bir balıkçı köyü görünümünde.
İzmir’in 70 km kuzeybatısında kalan Foça, İyonların Ege sahillerinde kurdukları
12 İyon kentinin en önemlilerinden biri. Foça, tarihi ve arkeolojik öneminin
yanı sıra, Homeros’un destanında da adı geçen mitolojik bir yerleşim. “Horoz”
ve “fok balığı” olmak üzere iki sembolü olan Foça, mitolojik, arkeolojik, tarihi,
doğal ve kentsel sitin bir arada olduğu özgün bir ilçe. Siren Kayalıkları, Şeytan
Hamamı, Taş Ev (Anıt Mezar), Beş Kapılar (Ceneviz) Kalesi, Osmanlı dönemine ait
Dış Kale, Fatih Camii, Kayalar Camii, Hafız Süleyman Camii ve Osmanlı Mezarlığı
ile Ege mimarisinin özelliklerini taşıyan sivil mimari yapıları, Foça’nın çevre
değerlerini zenginleştiren unsurlar.
Foça Adaları
Foça Adaları altı ıssız adadan
oluşuyor: Orak Adası, İncir Adası, Kartdere Adası, Fener Adası, Hayırsız Ada ve
Metalik Ada. Orak ile Hayırsız ve Kartdere Adalarında 80 metre yüksekliğine ulaşan dik yarlar görülmeye değer. Özellikle İncir Adası, turistler ve bölge
halkı tarafından piknik alanı ve plaj olarak kullanılıyor. Adalar ve
çevresindeki koylar, Türkiye’deki son Akdeniz foku kolonilerinden birini barındırıyor.

Ege’nin güzel koyu KUŞADASI
Denizi, güneşi, tarihi değerleri ve uluslararası ölçekte bir yat limanı ile
Kuşadası, Türkiye’nin en eski ve gözde turizm merkezlerinden biri.

Batılıların belki de Türkiye’de
ilk keşfettikleri tatil yöresi olan Kuşadası, bir zamanlar Türkiye’nin Cote
D’azur’u olarak tanınıyordu. Kente adını veren ada, artık ada değil. 1834 yılında
Mora ayaklanması sırasında, olası saldırılara karşı güvenlik amacıyla bir
mendirekle karaya bağlanmış.
Selçuk, Efes, Meryem Ana gibi
dinsel ve kültürel merkezlere yakın olması bu sevilen yöreyi Türkiye’nin turizm
sayesinde ilk döviz girdisi sağlayan ilçesi haline getirmiş. Bugün de popülerliğini
sürdüren Kuşadası, marinası ile Türkiye’nin önemli deniz giriş kapılarından
birini oluşturuyor. Eğlence ve alışveriş olanaklarının canlı olduğu bölge,
Yunanistan’a ait Sisam adasına yakın olması nedeniyle de kruvaziyer turizminin
Türkiye’deki en önemli limanlarından biri.
Güvercinada
Kuşadası’nın hemen kıyısında
yer alan Güvercinada, bir mendirek ile sahile bağlanmış. Ada’da sarp kayalar
üzerine inşa edilmiş bir Bizans kalesi yer alıyor. Osmanlı İmparatorluğu zamanında,
korsanlara karşı kullanıldığından halk arasında “Korsan Kalesi” adı ile de anılıyor.
Kale restore edilerek, çevre düzenlemesi yapılmış; çayhane, diskotek, dinlenme
ve eğlence yerleri açılarak turistik kullanıma uygun hale getirilmiş.

Dilek Yarımadası Milli Parkı
Dilek Yarımadası’nda 11.000
hektarlık bir alanı kapsayan Milli Park, Kuşadası’nın güneyinde yer alıyor.
Park alanında, soyu yeryüzünde hemen hemen tükenmek üzere olan türlere de
rastlanıyor. Milli Parkta, çok sayıda sürüngen, memeli hayvan ve kuş türleri
bulunduğu gibi, Akdeniz’e özgü hemen hemen bütün balık çeşitleri ile deniz
kaplumbağaları yaşama ve çoğalma olanağı bulmuşlar.
Bulutların gölgesinde
PAMUKKALE
Yeryüzünün doğal güzelliklerinden payını düşeni fazlasıyla alan Pamukkale,
doğal kaynaklar açısından da çok şanslı bir coğrafyada yer alıyor.

Travertenlerin dünyadaki sayılı
örneklerinin bulunduğu Pamukkale, her mevsim farklı güzel. Pamukkale’nin şifalı
suları Romalılardan beri terapi amaçlı olarak kullanılıyor. Muhteşem görünümlü
kalsiyum oksitli ırmakların tortularıyla oluşan traverten dalgaları, turistler
için önemli bir çekim merkezi. Yurtdışındaki benzerlerinin aksine Pamukkale’de
travertenlerin üstünde yürüyebilirsiniz. Travertenlerden ve antik Hierapolis
kenti kalıntılarından oluşan alan, özgün yapısı ve barındırdığı tarihi değerler
bakımından önemli bir merkez. Hierapolis antik kentinin arkeoloji literatüründe
“Kutsal Kent” olarak adlandırılması, kentte bilinen bir çok tapınak ve dinsel
yapının varlığından kaynaklanıyor. Hierapolis antik kenti, Roma ve Helenistik
döneme ait mimari eserlere ev sahipliği yapmakta. Tiyatro, St. Philips adına
yapılmış anıt mezar, Apollon Tapınağı ve eski hastane görmeniz gereken yerler
arasında. Ayrıca yakınlardaki başka bir antik yerleşim merkezi olan
Laodicea’da, İncil’de adı geçen kıyamet işaretlerini taşıyan 7 kiliseden biri
bulunuyor. Kilise günümüzde bir duvar kalıntısından ibaret olmasına rağmen Hıristiyan
turistlerin uğrak yeri. Otellerin çoğu, antik mezarlığın yakınında sağlı sollu
sıralanıyor. Pamukkale’nin oluşum sebebi olan termal su, bu otellerin havuzlarına
veriliyor. Karahayıt köyünde ise daha değişik yapıda bir sıcak su kaynağı olan
Kızıl Su bulunuyor. Küçük bir tepeden ibaret bu kaynakta, demir minerali içeren
su aktığı yeri kırmızıya boyuyor.

Geçmişin izinde DİDİM
Didim, konumundan dolayı
büyük bir avantaja sahip. Ege’nin, dolayısıyla antik dünyanın pek çok yerleşimi
günlük turlarla gezilebilecek mesafede.

Güllük Körfezi’ni çevreleyen iki yarımadadan biri üzerinde yer alan Didim, 53
kilometrelik sahil şeridinin üzerinde onlarca koya sahip. Hemen hemen hepsinde
kumsal bulunan bu koyların hiç kuşkusuz en önemlisi, oteller bölgesinin önünde
uzanan ve Ege’nin dünyaca ünlü plajlarından biri olan Altınkum. Didim’e 15 km uzaklıktaki Akbük sonradan gelişen bir tatil merkezi. Koy özellikle deniz sporları için uygun.
Oldukça sıcak bir iklim kuşağında yer almasına rağmen, Didim’in düşük nem oranı
yazın bunaltıcı sıcaklardan şikayet edenler için iyi bir seçenek oluşturuyor.
Yöredeki 200’e yakın turistik tesis her zevke ve keseye hitap edebilecek çeşitlilikte.
Ev pansiyonlarından otellere, kamp yerlerinden tatil köylerine uzanan geniş bir
yelpaze içinde pek çok konaklama seçeneği bulunuyor. Tertemiz kıyı şeridinde
denize girerek, büyülü Ege maviliklerinde tekne gezisine çıkarak, su sporları
yaparak ya da yöredeki tarihi ve turistik yerlere düzenlenen günlük turlara katılarak
zamanınızı değerlendirebilirsiniz. Didim’de tatil sadece deniz, güneş, kumdan
ibaret değil. Çevrede büyük bir tarihi zenginlik var. Bu nedenle Didim’de
kalmasanız da yolunuz yakınlarından geçiyorsa mutlaka uğrayın. Örneğin antik çağın
filozoflar kenti Milet, Didim’e sadece 20 km uzaklıkta. Didim’e 30 km uzaklıktaki Bafa Gölü ise bir doğa harikası. Bafa, eskiden Ege Denizi’nin bir koyu iken,
ırmağın taşıdığı alüvyonlarla denizle ilişkisi kesilmiş ve göle dönüşmüş.
Bizans döneminde psikoposluk merkezi olan antik kent Priene, ilginç taş
evleriyle ünlü eski Rum köyü Doğanbey, doğa cenneti Karina, bir başka doğa
cenneti Kazıklıkoyu... Özetle Didim’in güzellikleri saymakla bitecek gibi değil.
APOLLON TAPINAĞI
Didim’deki Apollon Tapınağı,
antik dünyanın en büyük üçüncü tapınağı; aynı zamanda da dünyanın yedi harikasından
biri olan Artemis Tapınağı’nın mimari ikizi. M.Ö. 494’te Persler tarafından
tahrip edildikten sonra Büyük İskender’in gözetiminde yeniden inşa edilen tapınak,
antik dünyanın gelmiş geçmiş en ünlü kehanet merkeziydi. Antik coğrafyacı
Strabon, Didim’deki Apollon Tağınağı’nı dünyanın en büyük ve en görkemli tapınağı
kabul eder. Ona göre tapınağın üst örtüsüz oluşu sonsuzluk ve ihtişamıyla bağdaştığı
ölçüde anlamlıdır. Anadolu’da bulunan bu en büyük İyon tapınağının insan ve
hayvan kabartmalarıyla süslenmiş taş duvarları; ustalıkla işlenmiş 17.5 m yüksekliğindeki 3 adet İyon sütunu kalıntısı ve merdivenleri görülmeye değer güzellikte. Bir
Roma efsanesine göre gözleriyle baktığı kişiyi taş haline getiren Gorgon kızkardeşlerden
Medusa’ya ait baş kabartması çok değerli kabul ediliyor. Didim ve Apollon Tapınağı’nın
sembolü kabul edilen Medusa kabartması, heykeltraşının yorumuna göre en güzel
görünümlü olanı.

