
Eşref Hamamcıoğlu -
Türkiye’de işlenmiş ürün çok az

Dünyanın
hizmet devlerinden biri olan Sodexho, “Outsourcing” olarak tanımlanan iş konusu
ile bir kurumun ihtiyacı olan tüm hizmetleri veren organizasyon yapısı oluşturdu.
Hizmet sektörünün durumunu analiz eden Sodexho’nun CEO’su Eşref Hamamcıoğlu’na
göre firmaların öncelikle yetişmiş insan kaynağına yatırım yapmaları gerekiyor.
Sodexho,
1966 yılında Pierre Bellon tarafından gemilere servis vermek amacıyla Fransa’da
kurulmuş bir şirket…1995’te İngiltere’nin en büyük toplu yemek firması olan
Gardner Merchant’ı, aynı yıl İsveç’in en büyük hizmet firmalarından biri olan
Partena’yı satın alan Sodexho, dünyanın en büyük toplu yemek firması haline
geldi. Türkiye’de 1992’de kurulan Sodexo, bugün 76 ülkede hizmet faaliyeti
gösteriyor. Toplu yemek konusunda müşterilerinin mutfak işletmeciliğini
üstlenen Sodexho, turizmden, otomotive, ulaşım sektöründen bankacılık ve
finansa, toplu tüketimden kamu kesimi ve eğitime kadar birçok sektörde ulusal
ve uluslar arası firmalara yemek servisi veriyor.
Kayıt dışı
ekonomi çok fazla
Sodexho
CEO’su Eşref Hamamcıoğlu, kişilerin iş akışını yürütmek için ihtiyaç duyduğu
hizmetleri bir çatı altında toplamayı; kurumun çalışmalarını sürdürdüğü
binaların hizmetlerini sağladıkları Entegre Hizmet Yönetimi ile yaşam
kalitesini arttırmayı hedeflediklerini söylüyor. “Biz Türkiye piyasasına
girerken “Lider ve referans” olmak gibi bir idealimiz vardı, hala da devam
ediyor. Bizim hoşumuza gidiyor, rakiplerimize Sodexho gibi çalışıyor musunuz
demeleri. Piyasada kendi konumumuza bakarsak lider ve referans konumundayız.
1992’den beri bizim piyasada bu iş sektör olarak anılmıyordu. Son yıllarda yeni
yeni catering veya toplu yemek deniyor. Tabldot’un catering’e dönüşmesinde
bizim katkımız var. Tedarikçi firmalarımızda büyük sıkıntı yaşıyorduk. Şimdi
tedarikçi firmalara baktığımızda toplu tüketim departmanları bile kuruldu. Ama
onlarda anladı ki, bu iş farklı bir iş ve standartları ve beklentileri farklı.
O bakımdan en önemli değişiklik bu. Ama hala kayıt dışı ekonominin en fazla
olduğu sektör bizim sektörümüz. Bununla rekabet etmekte çok kolay olmuyor.
Onlarla aynı kulvarda koşmak için ya onlar gibi olacaksınız ya da o kulvarda
olmayacaksınız.”
“İnsan
kaynağına yatırım yapılmalı!”
Rakiplerinden
asla rahatsız duymadıklarını belirten Eşref Hamamcıoğlu, rekabet için önce
pastayı büyütmek gerektiği görüşünde: “Lider ve referans gibi bir duruşumuz var
bizim takip edilmemiz bizi rahatsız etmiyor. Biz yabancı sermayeli bir
firmayız. Türkiye’de bazı kesimler yabancı sermayeli firmalara olumlu
bakmıyorlar. Önce pastayı büyütmek lazım. İnsanlar yaptığı işlerden dolayı
pasta büyüyor. O zaman pastadan pay çıkar. Bizim gibi çalışan firmalar
çoğalmaya başladı, yabancı firmalardan gelenler var, yerli firmalardan işlerini
çok iyi yapanlar var dolayısıyla ben Türkiye’nin yiyecek içecek sektörünün
geleceğini iyi görüyorum. Müşterileri de buna göre ayırmak lazım. Eğer siz
kendi personeline çok iyi yemek vermek isteyen bir firmaysanız bizden yemek
alırsınız, o yüzden kendinizi nasıl konumlandırdığınız çok önemli. İstihdam
veriyorsunuz, eğitim veriyorsunuz. Meslek olunca da bu işin çalışanlarının da
haz alması lazım. Türkiye’deki rakiplerimizin yetişmiş insan kaynağına yatırım
yapmalar lazım. Biz bu konuya çok yatırım yapıyoruz hem bizim şirket içinde
eğitimlerimiz çok fazla. Biz personelimize sosyal eğitimler bile veriyoruz,
davranış, hijyen eğitimi veriyoruz. En önemli girişimimiz Boğaziçi Üniversitesi
ile sertifika programımız. Bu program altı ay süreyle yiyecek içecek satışı,
muhasebesi, hukuksal boyutları gibi eğitimler verecek. Eylül’de başlayacak olan
bu kursumuzda iş garantisi de veriyoruz.”
Avrupa
ile Türkiye arasında büyük farklar var…
Avrupa’daki
sektörün durumu ile Türkiye’nin hizmet sektörünün çok farklı olduğunu söyleyen
Eşref Hamamcıoğlu, bunu iki nedene bağlıyor; “Birincisi Türkiye’de bizim
yaptığımız hizmetin parasını iş verenler karşılıyor. Ama Avrupa’da böyle bir
şey yok. Maaşınızı alıyorsunuz, gidip kendi paranızla istediğiniz yerde yemek
yiyorsunuz. İşverenler çalışılan binada bütün yemek yeme imkanlarını Sodexho
ile çalışanına sunuyor. O zaman kendi kalitenizi kendiniz yaratabiliyorsunuz.
Türkiye’de ise biz işveren ile tüketici arasında kalıyoruz. Patron en ucuzunu
istiyor. İkinci fark ise ürün standartları. Türkiye’de işlenmiş ürün çok az.
Avrupa’da soğandan patatese kadar her şey soyulmuş olarak geliyor, firmaya da
sadece ürünleri birleştirmek kalıyor. Bizde ise ya vakitten kaybedeceksiniz ya
da dondurulmuş gıdaya yönelip lezzetten ödün vereceksiniz.”