27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Soylu ve çok güzel… Montreal
      

Montreal’in her köşesinde 1800’lü yıllardan bugüne gelen katedral türü yapılar yer alıyor.

 

Yazı/Text: OYA BERK

Fotoğraflar/Photos: ERSİN DEMİREL

 

Montreal, İngiliz ve Fransız kültürünün uyumlu birlikteliğiyle Kanada’nın en çok turist çeken kentlerinden biri. Montreal aynı zamanda Kanada’nın ikinci büyük şehri ve dünyanın Fransızca konuşulan üçüncü büyük metropolü olma unvanlarını da elinde bulunduruyor.

 

Montreal’in aklımdaki ilk imgesi çocukluk yıllarıma kadar uzanıyor. Evimize ilk defa televizyon alınmıştı ve nedeni 1976 Montreal Olimpiyatları’nın başlamasıydı. Televizyona sahip olmanın heyecanı olimpiyatların coşkusuna karışmıştı, Montreal dünya haritası üzerinde çok uzaklarda bir yerlerdeydi çocuk gözüyle. 16. yüzyılın ilk yarısında, Asya’ya doğru bir kuzeybatı rotası aramakta olan kaşif Jacques Cartier bu topraklara ayak bastığında, Kanadalıların ‘İlk Uluslar’ olarak adlandırdığı yerli topluluklarından biri olan Mohawkların Hochelaga kabilesi burada yaşamaktaymış. Bundan yaklaşık yüz yıl sonra, 1642 yılında Fransız misyonerler bölgeye gelerek daha sonra kürk ticaretinin merkezi olarak ünlenecek Ville-Marie adında küçük bir kent kurmuş. Montreal’in kalbi sayılan topraklar 1762 yılından sonra İngilizlerin eline geçmiş. Kent 19. yüzyılda demiryollarının yapımıyla birlikte göç alarak büyümüş ve endüstri merkezi haline gelmiş. Bugün Montreal, İngiliz ve Fransız kültürünün uyumlu birlikteliğiyle Kanada’nın en çok turist çeken kentlerinden biri. Montreal aynı zamanda Kanada’nın ikinci büyük şehri ve dünyanın Fransızca konuşulan üçüncü büyük metropolü olma unvanlarını da elinde bulunduruyor. Kanada yolculuğu için yaptığım okumalar sırasında öğreniyorum Montreal’in adalar üzerinde kurulu bir şehir olduğunu. Yaklaşık 50 km uzunluğa ve 15 km genişliğe sahip olan Montreal, Quebec eyaletinin de en büyük kenti aynı zamanda. Tarihi dokunun korunması amacıyla kent, eski ve yeni (şehir merkezi) olmak üzere iki kısma ayrılmış. Eski kent, parke taşlı sokakları ve Viktoryen tarzı taş evleriyle tarih meraklıları için inanılmaz güzellikte detaylar içeriyor. Viktoryen tarzın küçük çatı pencereleri ve dışarıdan binayı saran metal merdivenler, sıradan bir evi bile çok görkemli bir yapıya dönüştürüveriyor. Kentin en gözde caddesi Saint Louis’i baştan başa dolaşıyoruz bu kendine özgü mimariyi hayranlıkla izleyerek. Bir zamanlar kıtanın en önemli ithalat ve ihracat noktası olan kentin Eski Liman olarak adlandırılan bölgesi, artık spor aktivitelerinin yapıldığı bir park ve turistik merkez haline gelmiş. St. Lawrence ırmağının kıyısında bisiklet sürenler, paten kayanlar, yürüyüp koşanlar arasında kent turumuza devam ediyoruz. Ottawa ve St. Lawrence nehirlerinin birbirine kavuştuğu yerde kurulan Montreal’in kuşkusuz en güzel yapısı Bonsecours Market. 1847 yılında inşaatı tamamlanarak kullanıma açılan bina, 1852-1878 yılları arasında kentin belediye binası imiş. O günden bu yana açık pazar ve konser binası olarak da hizmet veren Bonsecours Market, kentin 350. doğumgününün kutlandığı 1992 yılından beri şık restoranlara, butiklere ve özel sergilere ev sahipliği yapmakta. Yapının hemen bitişiğinde ‘denizcilerin kilisesi’ olarak da bilinen Notre-dame-de-Bonsecours şapeli yer alıyor. Eski liman ve kent manzaralı şapel, denizcilerin seferden geriye sağ salim dönebilmeleri için düzenlenen dua törenlerine sahne olmuş yüzyıllar boyunca. Limandan yukarı doğru Notre Dame Caddesi boyunca yürüyoruz. Montreal’in kalbi eski kentin merkezindeki Jacques Cartier meydanında atıyor. Hava günlük güneşlik ve ortalık çiçeklerle bezenmiş. Meydan canlı müzik gösterileri yapanlar ve onları izleyenlerle dolu. Sokak ressamları kurdukları küçük tezgahlarda buradan özel bir anı ile ayrılmak isteyen turistler için karakalem portre çalışmaları yapıyorlar. Yol kıyısındaki kafelerden birinde soğuk biralarımızı yudumlayarak seyre koyuluyoruz dışımızda akıp giden yaşamı. Kentin bu bölgesinde tipik Montreal evleri var. Çatılar kışın biriken kar yükünden etkilenmemek amacıyla oldukça eğimli yapılmış ve soğuktan korunabilmek için küçük çatı pencereleri açılmış. Meydanın karşı yakasında yer alan ve 1870’lerde inşa edilen Montreal Belediye Binası (City Hall), zamanının mimari özelliklerini en iyi yansıtan yapılardan biri. Ertesi gün Montreal ile özdeşleşen Olimpiyat Stadı’ndayız. Stada, kenti çepeçevre saran ve bizim için en rahat ulaşım alternatifi sayılabilecek metro ile ulaşıyoruz. Yukarıdan bakıldığında kocaman bir deniz kabuğu gibi görünen kompleks, 80 bin kişilik kapasitesiyle Kanada’nın en büyük stadyumu ünvanına sahip.

175 metre ile dünyanın en uzun eğik kulesinin bulunduğu stadyumda, spor karşılaşmalarının yanısıra konser vb. organizasyonlar da düzenleniyor. Kulenin üst katlarından oldukça etkileyici bir Montreal manzarası ayaklarımızın altında. Stadın hemen yakınında Montreal Botanik Bahçesi yer alıyor.

Metro ile nehrin altından St.Helen adasına geçip Biosfer’i görmeye gidiyoruz. Biosfer 1967 yılında inşa edilmiş, şimdiyse müze olarak kullanılmakta. 76 metre çapında çelik kafesten yapılma küre biçimli müzede, insanların çevreye olan duyarlığını arttırmak amacıyla suyun korunması, iklim değişikliği, küresel ısınma vb. konularda çeşitli aktiviteler ve sergiler düzenleniyor. Gündüz güneşinin tadını çıkarmak isteyen Montrealliler, Biosfer’in hemen yakınındaki Parc Jean Drapeau’nun yeşil çimlerine yayılmışlar bile.

Montreal ismini kuzeyindeki Mont Royal dağından almış. Dağ aynı adlı bir doğal parkın (Parc du Mont Royal)  içinde yer alıyor. Place des Arts metro istasyonundan 80 numaralı otobüse binerek ulaşıyoruz parka. Ilık bir Montreal havası bisiklet sürenler, ata binenler, koşanlar ve yürüyüş yapanlar için bulunmaz nimet. Herkes bu güzelliğin tadını çıkarmak için erkenden işten çıkmış ve kendini güneşin sımsıcak ısıtan kollarına bırakmış. Aşıklar parkın en gözden uzak köşelerini bulmuşlar muhabbet etmek için. Büyük gökdelenlerin olduğu kent merkezine bakan bir terasta oturup soluklanıyoruz biraz. Terastaki bir tabelada dağın öyküsü anlatılıyor. Kaşif Jacques Cartier buraya yörede yaşayan Hochelaga yerlileriyle birlikte tırmanmış, çevresindeki güzelliklerden ve manzaradan çok etkilenerek dağa Mont Royal adını vermiş. Göller, orman içi yollar, geniş düzlükler, her taraf yemyeşil gerçekten. İnsan büyük kentte doğanın bu kadar içinde olabileceğine inanamıyor. Günün sonuna doğru Kanada’nın en büyük kilisesi unvanına sahip St.Joseph Oratoryosu’nu ziyaret etmek için Cote-des-Neiges’e geliyoruz. Görkemli yapı Parc du Mont Royal’in batısında Montreal’in en yüksek noktasına konumlanmış. Binaya ulaşan yolda yer alan ve yukarı doğru yükselen onlarca basamağın Oratoryo’nun heybetli duruşuna biraz olsun katkısı olmalı diye düşünüyorum. 1904 yılında Papaz Andre Kanada’nın azizlerinden biri olan St. Joseph onuruna küçük bir kilise inşa etmiş. Zamanla, papazın hasta ve güçsüzleri iyileştirme yeteneğinin ünü öyle bir yayılmış ki, kilise ziyaretçilerle dolup taşar olmuş. Derdine derman bulanların bağışıyla, 1967 yılında çok daha büyük olan bu kilise inşa edilmiş. Ülkenin bütün şehirlerinde olduğu gibi Montreal’de de bir China Town var. Sabah erkenden bütün marketler tezgahlarını dışarı çıkarmış, ne olduğunu zor anlayabildiğim ama Çinli müşteriler için vazgeçilmez sayılabilecek ürünler satıyorlar. Kurutulmuş deniz ürünleri (balık, karides, midye) ve değişik sebzeler ilk bakışta dikkatimi çekenler. China Town’dan Eski Kent’e doğru yürüyüp Place D’armes yani Silahlar Meydanı’na varıyoruz. Montreal’in en eski yapıları bu meydanda yer alıyor. Hemen sağımızda olanca ihtişamıyla Notre Dame Bazilikası yükseliyor. Bu görkemli yapının mimarı James O’Donnell, ortaya çıkardığı eserle o kadar gurur duymuş ki, ölümünden sonra bu kilisede gömülebilmek için Protestan dininden ayrılarak Katolik olmuş. 1829 yılında tamamlanan gotik kiliseyi dolaşmak ve her detayın ayrımına varabilmek için rehberli turlara katılmak gerekiyor. Değişik kültürlerin oluşturduğu kocaman bir gökkuşağının altında hayatı zenginleştiren ayrıntılarıyla Montreal, ülke coğrafyasında her zaman özel bir yeri olduğunu duyumsatıyor.

 

Montreal Botanic Garden.

 

Montreal Olympic Stadium.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


69125 - unknown - 38.107.179.237