Persepolis’te zaferle ilerlemek

Yazı/Text: ESMAHAN AYKOL
Fotoğraflar/Photos: UMUT KAÇAR
Fotoğraflarda terk edilmiş bir kent gibi durduğuna
bakmayın. Pers (Akamenid) İmparatorları’nın yazlık saray ve tören alanı
Persepolis güzel günler de gördü...

Persepolis'te kral sarayları taşıma toprakla 13 metre
yükseklikte yapılan yapay bir tepe üzerinde yer alıyor.
Büyük İskender’in, cenneti fethettiği söylenir. Bilmeden.
Arkasında ordusuyla bir kapıdan girdiği; muzaffer, ilerlemeye devam ettiği.
Gözünün gördüklerinin o güne dek hayal ettikleriyle dahi boy ölçüşemeyecek
kadar güzel olduğunu fark ettiğinde, tedirgin olmaya başladığı. Burnuna gelen
kokuların, dokunduğu çiçeklerin, eğilip pınarlardan içtiği şarapların,
ağaçların altında sereserpe yatan hurilerle gılmanların, yeşillerin tonunun… ne
varsa hepsinin ilahi bir mükemmellikte olduğunun ayırdına vardığında, atının
terkisinden indiği ve ağlamaya başladığı. ‘Sonuna geldim,’ dediği. Mutlak güzel
olan da benim oldu. Cennet benim oldu. Fethedilecek yer kalmadı. Bitti. Ve
oracıkta, gözyaşları içinde öldüğü.
İskender’i kahrından öldürecek denli mükemmel o yerin neresi
olduğu meçhul. Persepolis’te ölmediğini, MÖ 330’da kenti fethettiğinde,
ordusuna yakma, yağmalama izni verebilecek kadar güzelliğinden etkilenmediğini
biliyoruz. Bu yağmalamanın nedeninin basit bir kıskançlık olduğunu düşünmek,
hoş bir teselli duygusu veriyor insana. Perslerin, İskenderinkilerden daha
güzel bir kenti olmasından kaynaklanan bir kıskançlık. Ah, Persepolis!
Kavrulunmaz mı kıskançlıktan?
Ölümü olduğu kadar yaşam öyküsü de bilinmezliklerle dolu
şair Christopher Marlowe’un kahramanı ‘Tamburlaine The Great’de Persepolis’i
fethetmeyi düşünmüştü. ‘Is it not passing brave to be a King,/ And ride in
triumph through Persepolis?’ diye soruyordu o muhteşem oyunda. İnsanın içi
titriyor değil mi, ‘Persepolis’te zaferle ilerlemek’ dendiğinde. 1971
Ekim’inde, Pers Kraliyeti’nin kuruluşunun 2500. yıldönümü kutlamaları
sırasında, yerlere serilen mavi halıların üzerinde yürürken Şah Rıza
Pehlevi’nin aklından geçen de buydu belki: Persepolis’te zaferle ilerlemek…
Gerçek bir zafer denebilir o kutlama için: 100 milyon dolar bütçeli; Krallar ve
Kraliçelerin, Prensler ve Prenseslerin, Başkanlar ve Başbakanların, Sultanlar
ve Şeyhlerin, Büyükelçilerin, iş dünyasının önde gelen isimlerinin, starların,
jet-sosyetenin davetli olduğu.
İran Kraliyet Hava Kuvvetleri altı ay boyunca Şiraz ve Paris
arasında sefer yapmış, Persepolis’teki ordu ambarlarını partide kullanılacak
eşyayla doldurmuştu: İpekli çadırlar, drapelik İtalyan kumaşlar ve perdeler,
Baccarat kristalleri, Limoges porselenleri, Porthault ketenleri, özel üretim
Robert Haviland çay servisleri ve aralarında 1945 Chateau
Lafitte-Rothschild’lerin de olduğu beş bin şişe şarap. Ama asıl skandal, devlet
sırrı gibi saklanan mönü basına sızdığında kopmuştu: Kaz ciğeriyle doldurulmuş
tavuskuşu, kerevid mousse, trüffelli kızarmış kuzu, İran havyarıyla doldurulmuş
bıldırcın yumurtası. Yemek hazırlıklarını üstlenen Paris’teki Maxim’s’in şefi,
tatlı olarak glaze edilmiş incir ve ahududu önermişti. Eh, bugün bile
gazetelere manşet olabilir bu mönü.
Önemli ve saygın konuklar, Persepolis’e gelene kadar yolda
gördüklerinden, çevre köylerle kasabaların yoksulluğundan sarsılmıştı. Halk da
devlet kaynaklarının sorumsuzca çarçur edilmesinden. Tahran Üniversitesi’ni
tatil ettirmişti Pehlevi, çıkabilecek olaylara, protesto eylemlerine karşı bir
önlem olarak. Gene de Pehlevi’nin tahtından olmasının ardında yatan nedenin,
halkın, Persepolis’teki 2500. yıl kutlamalarına duyduğu öfkenin, aradan geçen
yedi yıla rağmen dinmemesi, hatta bir kartopu gibi, camilerde, evlerde,
üniversite amfilerinde kulaktan kulağa yayıldıkça büyümesi olduğunu söyleyenler
oldu.
Gerçekten Pehlevi’nin devrilmesinin nedenlerinden biri miydi
bilinmez ama 2500. yıl kutlamaları Persepolis’e uğurlu gelmedi. İktidarı ele
geçiren mollalar, kafalarında monarşi ile özdeşleşen Persepolis’i bir dönem
kışla olarak kullandılar, ardından da Devrim Muhafızları’nın yönetim merkezi
oldu. Unesco’nun Dünya Kültürel Mirası ilan ettiği güzelim kent bir anlamda
yıkılmaya, yok olmaya terk edilmişti. Şah’ın günahkar geçmişinin vücuda gelmiş
haliydi Persepolis mollaların gözünde. Zinhar. Dokunulmasın. Harabeye dönsün.
Son yıllarda mollalar da değişti anlaşılan. Turizm
gelirlerinden onlar da pay almak istiyorlar artık. 2005 senesinde İran’a giden
35 bin turist, (İslam Devrimi’nden beri ulaşılan en yüksek rakam bu) dişlerini
kamaştırdı. Persepolis’e yatırım yapılacakmış artık, öyle deniyor. Unesco,
yıllık raporlarında, kent için tehlike çanlarının çalmaya başladığını söylüyor
uzun zamandır. Çevre kirliliği ve endüstriyel atıkların verdiği zarardan,
yakınlardaki Marvdaşt kasabasının kontrolsüz büyümesinin Persepolis’i tehdit
eder hale geldiğinden söz ediyor. İnsanın içi titriyor. Güzelim Persepolis’te
zaferle yürümek istiyor.

Persepolis'te büyük sütun kaideler üzerinde, iyiliğin
zaferini gösteren heykeller yer alır. Persler iyiliğin kazanacağına inanır.