27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Persepolis’te zaferle ilerlemek
      

 

Yazı/Text: ESMAHAN AYKOL

Fotoğraflar/Photos: UMUT KAÇAR

 

Fotoğraflarda terk edilmiş bir kent gibi durduğuna bakmayın. Pers (Akamenid) İmparatorları’nın yazlık saray ve tören alanı Persepolis güzel günler de gördü...

Persepolis'te kral sarayları taşıma toprakla 13 metre yükseklikte yapılan yapay bir tepe üzerinde yer alıyor.

Büyük İskender’in, cenneti fethettiği söylenir. Bilmeden. Arkasında ordusuyla bir kapıdan girdiği; muzaffer, ilerlemeye devam ettiği. Gözünün gördüklerinin o güne dek hayal ettikleriyle dahi boy ölçüşemeyecek kadar güzel olduğunu fark ettiğinde, tedirgin olmaya başladığı. Burnuna gelen kokuların, dokunduğu çiçeklerin, eğilip pınarlardan içtiği şarapların, ağaçların altında sereserpe yatan hurilerle gılmanların, yeşillerin tonunun… ne varsa hepsinin ilahi bir mükemmellikte olduğunun ayırdına vardığında,  atının terkisinden indiği ve ağlamaya başladığı. ‘Sonuna geldim,’ dediği. Mutlak güzel olan da benim oldu. Cennet benim oldu. Fethedilecek yer kalmadı. Bitti. Ve oracıkta, gözyaşları içinde öldüğü.

İskender’i kahrından öldürecek denli mükemmel o yerin neresi olduğu meçhul. Persepolis’te ölmediğini, MÖ 330’da kenti fethettiğinde, ordusuna yakma, yağmalama izni verebilecek kadar güzelliğinden etkilenmediğini biliyoruz. Bu yağmalamanın nedeninin basit bir kıskançlık olduğunu düşünmek, hoş bir teselli duygusu veriyor insana. Perslerin, İskenderinkilerden daha güzel bir kenti olmasından kaynaklanan bir kıskançlık. Ah, Persepolis! Kavrulunmaz mı kıskançlıktan?

Ölümü olduğu kadar yaşam öyküsü de bilinmezliklerle dolu şair Christopher Marlowe’un kahramanı ‘Tamburlaine The Great’de Persepolis’i fethetmeyi düşünmüştü. ‘Is it not passing brave to be a King,/ And ride in triumph through Persepolis?’ diye soruyordu o muhteşem oyunda. İnsanın içi titriyor değil mi, ‘Persepolis’te zaferle ilerlemek’ dendiğinde. 1971 Ekim’inde, Pers Kraliyeti’nin kuruluşunun 2500. yıldönümü kutlamaları sırasında, yerlere serilen mavi halıların üzerinde yürürken Şah Rıza Pehlevi’nin aklından geçen de buydu belki: Persepolis’te zaferle ilerlemek… Gerçek bir zafer denebilir o kutlama için: 100 milyon dolar bütçeli; Krallar ve Kraliçelerin, Prensler ve Prenseslerin, Başkanlar ve Başbakanların, Sultanlar ve Şeyhlerin, Büyükelçilerin, iş dünyasının önde gelen isimlerinin, starların, jet-sosyetenin davetli olduğu.

İran Kraliyet Hava Kuvvetleri altı ay boyunca Şiraz ve Paris arasında sefer yapmış, Persepolis’teki ordu ambarlarını partide kullanılacak eşyayla doldurmuştu: İpekli çadırlar, drapelik İtalyan kumaşlar ve perdeler, Baccarat kristalleri, Limoges porselenleri, Porthault ketenleri, özel üretim Robert Haviland çay servisleri ve aralarında 1945 Chateau Lafitte-Rothschild’lerin de olduğu beş bin şişe şarap. Ama asıl skandal, devlet sırrı gibi saklanan mönü basına sızdığında kopmuştu: Kaz ciğeriyle doldurulmuş tavuskuşu, kerevid mousse, trüffelli kızarmış kuzu, İran havyarıyla doldurulmuş bıldırcın yumurtası. Yemek hazırlıklarını üstlenen Paris’teki Maxim’s’in şefi, tatlı olarak glaze edilmiş incir ve ahududu önermişti. Eh, bugün bile gazetelere manşet olabilir bu mönü.

Önemli ve saygın konuklar, Persepolis’e gelene kadar yolda gördüklerinden, çevre köylerle kasabaların yoksulluğundan sarsılmıştı. Halk da devlet kaynaklarının sorumsuzca çarçur edilmesinden. Tahran Üniversitesi’ni tatil ettirmişti Pehlevi, çıkabilecek olaylara, protesto eylemlerine karşı bir önlem olarak. Gene de Pehlevi’nin tahtından olmasının ardında yatan nedenin, halkın, Persepolis’teki  2500. yıl kutlamalarına duyduğu öfkenin, aradan geçen yedi yıla rağmen dinmemesi, hatta bir kartopu gibi, camilerde, evlerde, üniversite amfilerinde kulaktan kulağa yayıldıkça büyümesi olduğunu söyleyenler oldu. 

Gerçekten Pehlevi’nin devrilmesinin nedenlerinden biri miydi bilinmez ama 2500. yıl kutlamaları Persepolis’e uğurlu gelmedi. İktidarı ele geçiren mollalar, kafalarında monarşi ile özdeşleşen Persepolis’i bir dönem kışla olarak kullandılar, ardından da Devrim Muhafızları’nın yönetim merkezi oldu. Unesco’nun Dünya Kültürel Mirası ilan ettiği güzelim kent bir anlamda yıkılmaya, yok olmaya terk edilmişti. Şah’ın günahkar geçmişinin vücuda gelmiş haliydi Persepolis mollaların gözünde. Zinhar. Dokunulmasın. Harabeye dönsün.

Son yıllarda mollalar da değişti anlaşılan. Turizm gelirlerinden onlar da pay almak istiyorlar artık. 2005 senesinde İran’a giden 35 bin turist, (İslam Devrimi’nden beri ulaşılan en yüksek rakam bu) dişlerini kamaştırdı. Persepolis’e yatırım yapılacakmış artık, öyle deniyor. Unesco, yıllık raporlarında, kent için tehlike çanlarının çalmaya başladığını söylüyor uzun zamandır. Çevre kirliliği ve endüstriyel atıkların verdiği zarardan, yakınlardaki Marvdaşt kasabasının kontrolsüz büyümesinin Persepolis’i tehdit eder hale geldiğinden söz ediyor. İnsanın içi titriyor. Güzelim Persepolis’te zaferle yürümek istiyor.

 

Persepolis'te büyük sütun kaideler üzerinde, iyiliğin zaferini gösteren heykeller yer alır.  Persler iyiliğin kazanacağına inanır.

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


69127 - unknown - 38.107.179.239