İstanbul’un kültür santralı

Yazı/Text: YELİZ ERKOÇ
Fotoğraflar/Photos: SAKİNE TUĞUT
Bilgi Üniversitesi Santralistanbul projesiyle meydana
getirdiği eşsiz atmosferle İstanbul’un kültür sanat hayatında kendine büyük bir
yer açtı. Proje, İstanbul’a bizzat hizmet etmiş tarihi elektrik santralı dokusu
ve yeniden inşa edilen binalarıyla birçok etkinliğe evsahipliği yapıyor.

İstanbul Bilgi Üniversitesi’nin büyük düşü Santralistanbul 8
Eylül’de hayata gözlerini açtı. Kültür ve sanatın da İstanbul’daki santralı
olmaya aday bu oluşum, aynı zamanda Bilgi Üniversitesi’nin birçok fakültesini
içinde barındıran bir üniversite kampusu. Kampusun kalbi elbette Silahtarağa
Elektrik Santralı. 118 dönümlük bu tarihi bina makine dairelerinin
dönüştürülmesiyle enerji müzesi ve modern sanatlar müzesi olarak iki ayrı
formda tekrar tasarlandı.
Silahtarağa Elektrik Santralı İstanbul’un elektrik
ihtiyacını sağlamak amacıyla 1913’de Kağıthane ve Alibeyköy dereleri ağzında
kuruldu. Türkiye’nin ve İstanbul’un ilk termik santralı olan yapıda 1914
başlarında üretime geçildi. Tramvaylara, şebeke ve abonelere enerji veren
santral 1938’den 1952’ye kadar İstanbul şehrini tek başına besledi. 1952’den
sonra Çatalağzı Santralı ve Kuzeybatı Anadolu Santralı ile birlikte şehre
elektik vermeye devam etti. Santral 1982’ye kadar enerji üretimini devam
ettirdi. Ancak tesislerin çok eskimiş olması ve soğutma suyunun temin edilemez
hale gelmesi nedeni ile 18 Mart 1983’de santralın elektrik üretimine zorunlu
olarak son verildi. Silahtarağa Elektrik Santrali 2004 yılı Mayıs ayında Enerji
ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı tarafından Bilgi Üniversitesi'ne tahsis edildi.
Santral İstanbul’u meydana getiren enerji müzesi ve modern
sanatlar müzesi dışındaki diğer öğeler, eğitim ve kütüphane binaları. Bu dev projede
birçok mimarın izi var. Ancak ana planlamayı Bilgi Üniversitesi Fen Edebiyat
Fakültesi Dekanı Mimar İhsan Bilgin gerçekleştirdi. Bilgin, alanlarında söz
sahibi mimarlar olan Emre Arolat, Nevzat Sayın ve Han Tümertekin ile birlikte
çalıştı. Üç yıl boyunca her bina en ince ayrıntısına kadar düşünüldü. 2004
yılında başlayan çalışma 8 Eylül 2007’de son buldu. Bu çalışma sırasında bazı
binalar baştan yaratılırken bazıları da sadece küçük müdahalelerle inşa edildi.
Örneğin, Mimar Han Tümertekin, Silahtarağa Elektrik Santrali’nin Enerji Müzesi
kısmı ile ilgilendi. Binanın aslına sadık kalınmasından yana olduğunu belirten
Tümertekin, dokunun korunmasına öyle hassas yaklaşmış ki, mekanın girişinde yer
alan yürüyen merdivenleri bile, geçmişte yukarıdan yatay olarak inen kömür
bantlarının yerine yerleştirmiş. Ayrıca elektriğin ülkemizdeki üretim sürecinin
bir tür özeti niteliğinde olan türbin-jeneratör grupları ile 70 yıl boyunca
İstanbul’da kullanılan elektriğin dağıtımının yönlendirildiği Kontrol Odası,
Enerji Müzesi’nin en ilginç bölümlerinden biri. Titiz bir çalışmayla, uzmanlar
gözetiminde temizlenen oda çağının teknolojik donanımını gözler önüne seriyor.
Santralın makine dairelerinin dönüştürülmesiyle oluşturulan Enerji Müzesi’nde
dünyanın önde gelen ses ve ışık gruplarından United Visual Artists (UVA)
tarafından hazırlanan ve ziyaretçilerin kendi hareketleriyle de
yönlendirebileceği etkileşimli aydınlatma sistemleri yer alıyor. Enerji
Müzesi’nde, özellikle okul çağındaki çocukların enerji, elektrik, akım ve manyetizma
gibi konuları deneyerek öğrenmelerini hedefleyen deney üniteleri de bulunuyor.
Müze, Bilgi Üniversitesi öğrencilerinden oluşan rehberlerle gezilebiliyor.
Çağdaş Sanat Müzesi’nin Mimarı Nevzat Sayın. Müze, eski
temellerin üzerine yerleştirilen yeni yapılardan oluşuyor. Mimar Sayın, toplam
beş bin metrekareye yayılan alanda ne tamamen geçmişten kopmak ne de moderne
sırtını dönmek istemiş. Sonuçta yapının dış cephesi alüminyum tüllerle
kaplanmış. Yapı, bu malzemeyle gündüzleri güneş ışığı alabilen, geceleri de
ışıklandırma sayesinde adeta bir fener işlevine bürünen bir yer haline gelmiş.
Projenin eğitim binaları kısmında eski yapılara nispeten
sadık kalınmış. Geneli camlarla kaplı olan binalarda abartısız, sade ayrıntılar
hakim. Yapının diğer binalara göre daha çok dikkat çekmesinden kaçınılmış
görünüyor.
Eskiden kazan dairesi olan yapı projeyle birlikte
kütüphaneye dönüştürülmüş. Bu bölümün projesi yine Nevzat Sayın’a ait. İyi
korunmuş olan kazan dairesi bölümünde kazanların cam bölmelerde sergilenmesi
düşünülüyor. Halen yapım aşaması devam eden projede Mimar Sayın bazı ayrıntılar
için yurtdışındaki uzmanlardan fikir almaya devam ediyor. Yapım aşaması devam
eden bir başka proje ise çok amaçlı salonlarla ilgili. Dış cephesinin soyulmuş
bir ağacın kabuğundan oluşturulması düşünülen proje, alanın şeffaflığını
hedefliyor. Mimarlığını Emre Arolat’ın üstlendiği projede sergi salonları ve
fuayelerin içinde bulunduğu alan için çalışmalar devam ediyor.
Santralistanbul kapılarını Çağdaş Sanat Müzesi’nde yer alan
‘Modern ve Ötesi’ adlı sergi ile açtı. Sergi, Türkiye sanatının 1950-2000
arasındaki tarihini kapsıyor. Küratörlüğünü Fulya Erdemci, Semra Germaner,
Orhan Koçak ve Zeynep Rona’dan oluşan bir ekibin üstlendiği sergi, Türkiye’deki
sanatsal üretimin dönüşüm sürecini ortaya koymayı hedefliyor. Sergide 50 yıllık
dönem, bütünsel bir dökümden çok, bir seçki olarak tasarlandı. ‘Modern ve
Ötesi’ Bedri Rahmi, Abidin Dino, Aliye Berger, İlhan Koman ve Mehmet
Güleryüz’ün de içinde bulunduğu 100’ün üzerinde sanatçı ve sanatçı grubunun
yaklaşık 450 eserini biraraya getiriyor. Sergide ‘Modern ve Ötesi’ modern ve
çağdaş sanatımızın 50 yılını sanat tarihsel bir bakış içinde ele alırken,
Türkiye’nin modernleşme deneyimini sanat aracılığıyla yeniden düşünmeyi,
bugünle ilişkilendirmeyi ve tartışmaya açmayı hedefliyor. 29 Şubat 2008’e kadar
açık kalacak sergi, kronolojik kurgusuyla resim ve heykel gibi yerleşik ifade
araçlarının yanısıra, yerleştirme, fotoğraf, video ve yeni medya gibi anlatım
biçimlerine de yer veriyor.
İstanbul’da farklı kültürlerin biraraya geldiği, yaratıcı
düşünce ve çalışmaların toplandığı bir kültür, sanat ve eğitim platformu olmayı
amaçlayan Santral İstanbul’un vazgeçilmez öğelerinden birini de Uluslararası
Rezidans Programı. Silahtarağa Elektrik Santralı’nın lojmanlarının
yenilenmesiyle oluşturulan sanatçı rezidans programı Eylül ayında yapılan bir
Avrupa Akdeniz işbirliği olan Anna Lindh Vakfı desteğiyle gerçekleştirilen
‘Işık, Aydınlanma ve Elektrik’ başlıklı proje ile kapılarını açtı. Ayrıca, 10. Uluslararası
İstanbul Bienali atölye ve eğitim programı proje ortağı olan Santral
İstanbul’da, Bienal çerçevesinde düzenlenen paneller, film gösterimleri,
sanatçı atölyeleri ve sergiler de yer alıyor.
Bilgi Üniversitesi Santralistanbul projesiyle meydana getirdiği
eşsiz atmosferle İstanbul’un kültür sanat hayatında kendine büyük bir yer açtı.
Proje, İstanbul’a bizzat hizmet etmiş tarihi elektrik santrali dokusu ve
yeniden inşa edilen binalarıyla birçok etkinliğe evsahipliği yapmaya
hazırlanıyor. Santral İstanbul, hem geçmişin büyülü atmosferini koruyarak
sunmayı, hem de modern çağın nimetlerini gözler önüne sermeyi başarıyor…

Santralistanbul pek çok farklı etkinlikle geçmişle
geleceği buluşturuyor.