Bir zamanlar mahalle mektepleri…

Cami avlusunda ders…
Yazı/Text: LÜTFÜ TINÇ
Osmanlı toplumunun çocukları, mahalle mektebinde okula
başlardı. İlk örnekleri 13. yüzyıla kadar uzanan bu okullar, Tanzimat sonrasında
da varlıklarını korudular.

Bir 19. Yüzyıl fotoğrafında, Eyüp civarındaki taş
mektebin önünde, kızlı erkekli öğrenciler. Boys and girls outside the stone
school near Eyüp in a 19th century photo.
Mustafa Kemal’in yaşıtı Ord. Prof. Dr. Tevfik Sağlam, bir
‘askerî tabip’ olarak Milli Mücadele’ye 1921 yılında katılır. Kendi kuşağının
savaşlar ve devrimler içinde geçen gençlik ve olgunluk çağlarında, başarılı bir
görev insanı olarak öne çıkar. Türkiye’de veremle savaş örgütlerinin kuruluşuna
da öncülük eden Dr. Tevfik Sağlam, 1959 yılında kaleme aldığı ‘Nasıl Okudum’
adlı anılarında, çocukluk yıllarının mahalle mektebi gözlemlerini de, en
çarpıcı biçimde okura aktaran yazarlar arasındadır: “Çocuk okuma çağına
gelince, ailece hangi mektebe verileceği kararlaştırılır, mektep hocasıyla
görüşülür. Evde ve mektepte hazırlıklar başlar. Çocuğa yeni elbise diktirilir.
Minderi, cüz kesesi hazırlanır, elifba cüzü alınır. Günü gelince çocuk, Âmin
Alayı ile mektebe götürülür.”
Aslında en klasik biçimiyle, Tanzimat öncesinde yaşanan bu
gelenekler, Tanzimat sonrasına da uzanmıştır.
Tevfik Sağlam’ın da sözünü ettiği gibi, mahalle mektebinde
çocuklar yerde ve kendilerine ait bir ‘minder’ üstünde otururlar; kumaştan
yapılmış, süslü ve genelde sırmalı, boyundan asma bir kitap çantası
denilebilecek ‘cüz kesesi’ taşırlar; bu çantada da, ‘elifbe cüzü’ yani alfabe
kitabı bulunur…
1888 yılı Mart ayının 14. günü, henüz beş yaşını bitirmeden
mahalle mektebine giden küçük Tevfik’in babası o gün için, şöyle bir not düşer:
“Oğlum Ali Tevfik’in bed’i Besmelesi”… Yani ‘Besmele çekmeye başlaması’ veya
bir başka deyişle, okula başlaması...
Elbette bugün de, bir anne-baba için, çocuğunun okula
başlaması, önemli bir olaydır. Ama o yıllarda, ‘mektebe gitmek’, ilk gün
törenleri ve ‘Âmin Alayı’, sadece aile için değil, bütün mahalle için çok özel
bir anlam taşırdı.
Mahalle mektebi, mahallenin ayrılmaz bir parçasıydı ve bu
gelenek, Osmanlı toplumunda, 13. yüzyıla kadar uzanıyordu. Mahalle mektepleri,
Anadolu’nun en eski eğitim kurumları arasındaydı.
‘Sübyan mektebi’ ya da ‘taş mektep’ diye de anılan; cami,
medrese, imaret ve çeşmelerle birlikte, Osmanlı kent kültürünün ‘mahalle’
birimi içinde yer alan mahalle mektepleri, çoğu kez hayır sahipleri tarafından
yaptırılan iki katlı taş yapılardı. Bir ‘hoca’ ile çevresindeki öğrencilerden
oluşan mahalle mektepleri, belirli bir eğitim disiplinine bağlı olmadan,
göreneklerle yönetilen bir sisteme sahipti. ‘Hoca’ da genelde, ya bir imamdı ya
da ortalama medrese eğitimi almış bir eğitmen… Şimdi yine Dr. Tevfik Sağlam’ın
anılarına dönelim: “Babam Âmin Alayı’nı sevmediği için bana yaptırmadı. Benim
mektebe başlamam basit oldu. Babam elimden tuttu, mektebe götürdü. Hocanın
elini öptüm ve diz çöküp Besmele’yi çektim.”
Peki, nedir bu Âmin Alayı, bir bakalım: Çocukların okula
törenle başlamalarına ‘Âmin Alayı’ veya ‘Bed-i Besmele’ denirdi.
Okula gidecek çocuk, evin önünde kendisini bekleyen
süslenmiş ata bindikten sonra tören başlardı. İlahiciler hep bir ağızdan,
“Tövbe edelim zenbimize / Tövbe illallah, ya Allah / Lütfunla bize merhamet
eyle / Aman Allah, ya Allah” dedikten sonra, onları âmincilerin “Âmin, âmin”
sözleri takip ederdi.
Çocuk ata bindirildikten sonra, Âmin Alayı yürümeye
başlardı. Alayın en önünde, atlas yastık üzerinde sırmalı cüz kesesiyle elifba
taşınırdı. Arkasından da başının üzerinde, çocuğun okulda oturacağı minder ve
elifbayı koyacağı rahleyi taşıyan birisi giderdi. Bu iki kişiyi ata binmiş
çocuk takip eder, arkasından da mektep hocası, hocanın yardımcıları, ilahiciler
ve âminciler gelirdi.
Törende çocuğun akrabaları ve davetliler de bulunurdu.
Çocukların anneleri ve mahallenin kadınları da okula başlayan çocuğa eşlik
ederlerdi. Ayrıca töreni seyretmek isteyenler yol boyunca dizilirlerdi.
Özellikle kadınlar, okula başlama törenlerini sokağa çıkmak için fırsat kabul
eder, hiç kaçırmazlardı.
Âmin Alayı ilahiler eşliğinde okulun önüne gelince, okul
hocasının yardımcılarından biri, öğrenciyi elinden tutarak okula götürürdü.
Mektepten içeri giren çocuk, hocasının elini öptükten sonra kendisinden önce
içeri alınmış ve hocanın karşısında bulunan minderine otururdu.
Besmele çeken hoca cüzde alfabenin ilk harfi olan ‘Elif’i
göstererek harfin adını yüksek sesle söylerdi. Ardından da, “Bugünlük dersin bu
kadar, unutursan kulaklarını çekerim” derdi...
Eğer mahalle mektebinde, öğrenci sayısı çok ise, hocanın
yardımcıları da olurdu. Öğrenciler arasında sınıf ayrımı yoktu. Hoca,
seviyelerine göre, öğrencilerle gruplar halinde çalışırdı. Bu arada, diğer
öğrenciler de, ya yazı yazar ya da istirahat ederlerdi.
Eğitim kesintisiz olarak devam ederdi; ‘tatil’ ya da
‘sömestr tatili’ diye bir kavram yoktu. Öğrencilerin yılın hangi ayında eğitime
başlayacaklarına aileleri karar verirdi. Aileler de, çocuklarının okula başlama
gününü, kandillere denk getirmeye çalışırlardı. Eğer kandile denk gelmezse,
çocuklar pazartesi veya perşembe günleri okula başlatılırdı.
Okula başlayacak çocuğu olan aile, evini baştan aşağı
temizler; temizlikten sonra da ailenin kadınları, öğrenci adayı çocuklarıyla
birlikte, hamama gidip yıkanırlar ve hamam eğlenceleri düzenlerlerdi...
Bütün aile, okula başlama töreninin yapılacağı gün, hava
aydınlanmadan kalkardı. Yeni elbiseler giydirilen çocuk, mücevherler ya da
parıltılı taşlarla süslenir; boynuna da işlemeli Kuran cüz kesesi asılırdı...
Fesin giyildiği dönemde, çocuğun başındaki püskül mavi olur ve fese bir
nazarlık asılırdı. Daha sonra da Eyüp Sultan ve Fatih türbeleri ziyaret
edilirdi.
Aile türbe ziyaretinden döndükten sonra, mektebin diğer
çocukları okula başlayacak arkadaşlarını evinden alarak ilahi ve âminlerle
götürmek için, eve gelirlerdi… Mahalle mektebine kız-erkek karışık gidilirdi.
Eğitim, Osmanlı döneminde kullanılan ve Arap harflerinden oluşturulmuş
alfabenin öğrenilmesiyle, yani ‘elifba’ ile başlardı. Alfabe bazen
tekerlemelerle öğrenilirdi. Mahalle mekteplerinde Kuran’ın kısa sureleri,
namaz sureleri ve kimi dinî bilgiler öğrencilere aktarılır; ayrıca, dört işlem
seviyesinde de olsa, matematik öğretilirdi. Tanzimat döneminde yani 1839’dan
sonra ise, mahalle mekteplerinin reformu gündeme gelecek ve öğrencilere
dilbilgisi, Farsçadan Türkçeye manzum sözlük eğitimi gibi konular da
öğretilmeye başlanacaktı.

Vanmour’un 18. yüzyılın ilk yarısında İstanbul’da
gerçekleştirdiği bir Âmin Alayı tablosu. Tabloda, törene katılan kadınların
çokluğu dikkati çeker.

Süheyl Ünver’in çizgileriyle, Cağaloğlu’nda Tersane Emini
Yusuf Ağa’nın 18. yüzyılda yaptırmış olduğu lojmanlı taş mektep.

Hüseyin Rıfat’ın ‘Âmin Alayı’ tablosu, bu törenin 19.
yüzyıldaki bütün ayrıntılarını, adeta bir belgesel anlayışıyla yansıtır.

Tanzimat sonrası İstanbul’unda, Üsküdar’da karma bir
sübyan okulu.