27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Bir zamanlar mahalle mektepleri…
      

Cami avlusunda ders…

 

Yazı/Text: LÜTFÜ TINÇ

 

Osmanlı toplumunun çocukları, mahalle mektebinde okula başlardı. İlk örnekleri 13. yüzyıla kadar uzanan bu okullar, Tanzimat sonrasında da varlıklarını korudular.

Bir 19. Yüzyıl fotoğrafında, Eyüp civarındaki taş mektebin önünde, kızlı erkekli öğrenciler. Boys and girls outside the stone school near Eyüp in a 19th century photo.

 

Mustafa Kemal’in yaşıtı Ord. Prof. Dr. Tevfik Sağlam, bir ‘askerî tabip’ olarak Milli Mücadele’ye 1921 yılında katılır. Kendi kuşağının savaşlar ve devrimler içinde geçen gençlik ve olgunluk çağlarında, başarılı bir görev insanı olarak öne çıkar. Türkiye’de veremle savaş örgütlerinin kuruluşuna da öncülük eden Dr. Tevfik Sağlam, 1959 yılında kaleme aldığı ‘Nasıl Okudum’ adlı anılarında, çocukluk yıllarının mahalle mektebi gözlemlerini de, en çarpıcı biçimde okura aktaran yazarlar arasındadır: “Çocuk okuma çağına gelince, ailece hangi mektebe verileceği kararlaştırılır, mektep hocasıyla görüşülür. Evde ve mektepte hazırlıklar başlar. Çocuğa yeni elbise diktirilir. Minderi, cüz kesesi hazırlanır, elifba cüzü alınır. Günü gelince çocuk, Âmin Alayı ile mektebe götürülür.”

Aslında en klasik biçimiyle, Tanzimat öncesinde yaşanan bu gelenekler, Tanzimat sonrasına da uzanmıştır.

Tevfik Sağlam’ın da sözünü ettiği gibi, mahalle mektebinde çocuklar yerde ve kendilerine ait bir ‘minder’ üstünde otururlar; kumaştan yapılmış, süslü ve genelde sırmalı, boyundan asma bir kitap çantası denilebilecek ‘cüz kesesi’ taşırlar; bu çantada da, ‘elifbe cüzü’ yani alfabe kitabı bulunur…

1888 yılı Mart ayının 14. günü, henüz beş yaşını bitirmeden mahalle mektebine giden küçük Tevfik’in babası o gün için, şöyle bir not düşer: “Oğlum Ali Tevfik’in bed’i Besmelesi”… Yani ‘Besmele çekmeye başlaması’ veya bir başka deyişle, okula başlaması...

Elbette bugün de, bir anne-baba için, çocuğunun okula başlaması, önemli bir olaydır. Ama o yıllarda, ‘mektebe gitmek’, ilk gün törenleri ve ‘Âmin Alayı’, sadece aile için değil, bütün mahalle için çok özel bir anlam taşırdı.

Mahalle mektebi, mahallenin ayrılmaz bir parçasıydı ve bu gelenek, Osmanlı toplumunda, 13. yüzyıla kadar uzanıyordu. Mahalle mektepleri, Anadolu’nun en eski eğitim kurumları arasındaydı.

‘Sübyan mektebi’ ya da ‘taş mektep’ diye de anılan; cami, medrese, imaret ve çeşmelerle birlikte, Osmanlı kent kültürünün ‘mahalle’ birimi içinde yer alan mahalle mektepleri, çoğu kez hayır sahipleri tarafından yaptırılan iki katlı taş yapılardı. Bir ‘hoca’ ile çevresindeki öğrencilerden oluşan mahalle mektepleri, belirli bir eğitim disiplinine bağlı olmadan, göreneklerle yönetilen bir sisteme sahipti. ‘Hoca’ da genelde, ya bir imamdı ya da ortalama medrese eğitimi almış bir eğitmen… Şimdi yine Dr. Tevfik Sağlam’ın anılarına dönelim: “Babam Âmin Alayı’nı sevmediği için bana yaptırmadı. Benim mektebe başlamam basit oldu. Babam elimden tuttu, mektebe götürdü. Hocanın elini öptüm ve diz çöküp Besmele’yi çektim.”

Peki, nedir bu Âmin Alayı, bir bakalım: Çocukların okula törenle başlamalarına ‘Âmin Alayı’ veya ‘Bed-i Besmele’ denirdi.

Okula gidecek çocuk, evin önünde kendisini bekleyen süslenmiş ata bindikten sonra tören başlardı. İlahiciler hep bir ağızdan, “Tövbe edelim zenbimize / Tövbe illallah, ya Allah / Lütfunla bize merhamet eyle / Aman Allah, ya Allah” dedikten sonra, onları âmincilerin “Âmin, âmin” sözleri takip ederdi.

Çocuk ata bindirildikten sonra, Âmin Alayı yürümeye başlardı. Alayın en önünde, atlas yastık üzerinde sırmalı cüz kesesiyle elifba taşınırdı. Arkasından da başının üzerinde, çocuğun okulda oturacağı minder ve elifbayı koyacağı rahleyi taşıyan birisi giderdi. Bu iki kişiyi ata binmiş çocuk takip eder, arkasından da mektep hocası, hocanın yardımcıları, ilahiciler ve âminciler gelirdi.

Törende çocuğun akrabaları ve davetliler de bulunurdu. Çocukların anneleri ve mahallenin kadınları da okula başlayan çocuğa eşlik ederlerdi. Ayrıca töreni seyretmek isteyenler yol boyunca dizilirlerdi. Özellikle kadınlar, okula başlama törenlerini sokağa çıkmak için fırsat kabul eder, hiç kaçırmazlardı.

Âmin Alayı ilahiler eşliğinde okulun önüne gelince, okul hocasının yardımcılarından biri, öğrenciyi elinden tutarak okula götürürdü. Mektepten içeri giren çocuk, hocasının elini öptükten sonra kendisinden önce içeri alınmış ve hocanın karşısında bulunan minderine otururdu.

Besmele çeken hoca cüzde alfabenin ilk harfi olan ‘Elif’i göstererek harfin adını yüksek sesle söylerdi. Ardından da, “Bugünlük dersin bu kadar, unutursan kulaklarını çekerim” derdi...

Eğer mahalle mektebinde, öğrenci sayısı çok ise, hocanın yardımcıları da olurdu. Öğrenciler arasında sınıf ayrımı yoktu. Hoca, seviyelerine göre, öğrencilerle gruplar halinde çalışırdı. Bu arada, diğer öğrenciler de, ya yazı yazar ya da istirahat ederlerdi.

Eğitim kesintisiz olarak devam ederdi; ‘tatil’ ya da ‘sömestr tatili’ diye bir kavram yoktu. Öğrencilerin yılın hangi ayında eğitime başlayacaklarına aileleri karar verirdi. Aileler de, çocuklarının okula başlama gününü, kandillere denk getirmeye çalışırlardı. Eğer kandile denk gelmezse, çocuklar pazartesi veya perşembe günleri okula başlatılırdı.

Okula başlayacak çocuğu olan aile, evini baştan aşağı temizler; temizlikten sonra da ailenin kadınları, öğrenci adayı çocuklarıyla birlikte, hamama gidip yıkanırlar ve hamam eğlenceleri düzenlerlerdi...

Bütün aile, okula başlama töreninin yapılacağı gün, hava aydınlanmadan kalkardı. Yeni elbiseler giydirilen çocuk, mücevherler ya da parıltılı taşlarla süslenir; boynuna da işlemeli Kuran cüz kesesi asılırdı... Fesin giyildiği dönemde, çocuğun başındaki püskül mavi olur ve fese bir nazarlık asılırdı. Daha sonra da Eyüp Sultan ve Fatih türbeleri ziyaret edilirdi.

Aile türbe ziyaretinden döndükten sonra, mektebin diğer çocukları okula başlayacak arkadaşlarını evinden alarak ilahi ve âminlerle götürmek için, eve gelirlerdi… Mahalle mektebine kız-erkek karışık gidilirdi. Eğitim, Osmanlı döneminde kullanılan ve Arap harflerinden oluşturulmuş alfabenin öğrenilmesiyle, yani ‘elifba’ ile başlardı. Alfabe bazen tekerlemelerle öğrenilirdi.  Mahalle mekteplerinde Kuran’ın kısa sureleri, namaz sureleri ve kimi dinî bilgiler öğrencilere aktarılır; ayrıca, dört işlem seviyesinde de olsa, matematik öğretilirdi. Tanzimat döneminde yani 1839’dan sonra ise, mahalle mekteplerinin reformu gündeme gelecek ve öğrencilere dilbilgisi, Farsçadan Türkçeye manzum sözlük eğitimi gibi konular da öğretilmeye başlanacaktı.

 

Vanmour’un 18. yüzyılın ilk yarısında İstanbul’da gerçekleştirdiği bir Âmin Alayı tablosu. Tabloda, törene katılan kadınların çokluğu dikkati çeker.

 

Süheyl Ünver’in çizgileriyle, Cağaloğlu’nda Tersane Emini Yusuf Ağa’nın 18. yüzyılda yaptırmış olduğu lojmanlı taş mektep.

 

Hüseyin Rıfat’ın ‘Âmin Alayı’ tablosu, bu törenin 19. yüzyıldaki bütün ayrıntılarını, adeta bir belgesel anlayışıyla yansıtır.

 

Tanzimat sonrası İstanbul’unda, Üsküdar’da karma bir sübyan okulu.

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


69146 - unknown - 38.107.179.237