27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Feminist bir azize Doris Lessing
      

 

Yazı/Text: ESMAHAN AYKOL

 

The Golden Notebook, the bedside Bible for many generations of women, was published in 1962. It won the Nobel Prize in Literature for its author precisely 45 years later.

 

Bu seneki Nobel Edebiyat Ödülü’nü Doris Lessing’in aldığını uzun bir yürüyüşten eve döndüğümde öğrendim. ‘Ah!’ dedim. ‘Yirmi beş-otuz sene önce almalıydı bu ödülü.’ Geç gelen mutluluğun gerçek mutluluk olmadığına dair bir söz aradım hafızamda. Öyle bir laf yoktu ya da en azından ben hatırlayamadım. 

1919’da, İran’da, İngiliz bir ana-babanın çocuğu olarak dünyaya geldi Doris Lessing. Ailesi, mısır yetiştirerek zengin olma hayallerine kapılınca, 1925’de, Güney Rodezya’ya (bugünkü Zimbabve) taşındılar. On üç yaşında, kendi kendini yetiştirmeye karar verip, annesinin zoruyla gittiği kız okulunu bıraktı. On beş yaşında, annesinden uzaklaşmak umuduyla, bulduğu ilk işe sarıldı ve evden ayrılıp hemşirelik yapmaya başladı. 2003’de Alman Die Zeit gazetesine verdiği bir röportajda, ‘Annemin aslında çok kötü bir hayat yaşadığının farkına vardığımda o kadar üzüldüm ki... Üstelik bütün o kötülüklerin bir kısmı da benden kaynaklanıyordu,’ diyor. Sadece annesinin kararlarına karşı çıkan isyankar bir evlat olarak değil, yazdıklarıyla, ailenin bir parçası olduğu beyaz sömürgeci sınıfa saldırarak da annesine hayatı zehir etti Lessing. ‘Annem, yazdıklarımı sadistçe buluyordu,’ diyor aynı röportajda.

19 yaşındayken evlendi ve iki çocuğu oldu. Birkaç yıl sonra, ‘kendisine zarar verebileceğinden korktuğu bir kimliğin içine sıkıştığını’ gördüğünde, çocuklarını da bırakarak eşinden ayrıldı ve Salisbury’de (bugünkü Harare- Zimbabve’nin başkenti) tek başına yaşamaya başladı. Bir grup komünistin kurduğu Left Book Club’da, aralarında ikinci eşi, Alman göçmeni Gottfried Lessing’in de olduğu kafasına uygun insanlarla tanıştı. 1949’da, ömrü boyunca soyadını taşıyacağı ikinci eşinden de ayrıldı, oğlu ile Londra’ya taşındı. İlk kitabı (The Grass is Singing) aynı sene yayımlandı. İkinci Dünya Savaşı’nı izleyen yıllarda gitgide komünist hareketten uzaklaşmaya başladı, 1954’de hareketle ilişkisi tamamen koptu. Ama Doris Lessing, romanlarıyla her zaman siyasetin alasını yaptı. Kültürler çatışması, ırklar arasındaki eşitsizlik, bireyin kendi içindeki çatışmalar, belirleyici temaları oldu. 1950’ler ve 60’ların başlarında yayımlanan romanlarında beyaz sömürgecilerin, siyah Afrikalıların malına mülküne el koymasını ve Afrika’nın güneyinde yaşayan beyazların kültürünün sterilliğini teşhir etti. Hal böyle olunca, 1956’da, Güney Rodezya ve Güney Afrika’nın yazara seyahat yasağı getirmesine de şaşmamak gerek.

Doris Lessing’e asıl ününü kazandıran romanı, birkaç kuşak kadının başucu kitabı niteliğini kazanan Altın Defter (Çev. Aslı Çelik, Can Yay.) oldu. Yazarın hemen bütün eserleri için söylenebileceği gibi bu romanında da otobiyografik unsurlar ağırlıktaydı. Anna Wulf adlı kahramanın günlükler, denemeler, anılar, rüyalar ve bir roman eskizini yazdığı dört ayrı renkteki defteri tek bir defterde birleştirme denemesi olarak özetlenebilir Altın Defter. Yazarın, yazma sürecini de esere dahil ettiği, 1960’lar için yepyeni bir biçimde yazılmıştı. Altın Defter’deki izlekler arasında yer alan kadının cinselliği, iş hayatı, aşkları, annelik gibi konular da o dönemin yazını için yepyeniydi. Doris Lessing, Nobel Edebiyat Ödülü’nü almasından önce, Ocak ayında, Altın Defter’in yayımlanmasının 45. yılı dolayısıyla İngiliz The Guardian gazetesine yazdığı bir yazıda, romanı ve kendisini ‘erkek düşmanı’ ya da ‘hadım edici’ gibi sıfatlarla eleştirenlerin hırçınlığına şaşırdığını söylüyor.

Altın Defter’in Fransa ve Almanya’da yayımlanması on yıldan fazla sürdü. Ancak 1970’lerde, feminist hareket, yayıncıların başını öteki tarafa çeviremeyeceği bir noktaya ulaştığında yayımlandı. Türkiye’de yayımlanması ise 1992’yi buldu.

Doris Lessing, yazma sürecinde, feminist bir başucu kitabının doğmakta olduğunun farkına varmadığını söylüyor. Yine The Guardian’daki yazıdan alıntı yapalım: “Altın Defter yayımlanınca ‘feminist bir azize’ oldum. İyi de ne demiştim ben bu kitapta? Tek bir fikre saplanıp kalmanın, dar kafalılığın, obsesyonun, deliliğe değilse bile bir tür akıl hastalığına yol açtığını, söylemiştim.”

Doris Lessing, yayımlanmasından yaklaşık yarım yüzyıl sonra Altın Defter’in hala etkisini sürdürmesinin kitabın edebi değerinden kaynaklanmadığını hissettiğini söylüyor. ‘Kitabı yazarken, içimdeki imkanların çatıştığını hissettim. Bu enerji, bir şekilde romana girdi ve romana gücünü veren de bu oldu.’

Bugün, yayımlanmış yaklaşık elli tane kitabı var Doris Lessing’in. Otobiyografisinin 1949’a kadar olan bölümünü Under My Skin (1995), 1949’dan Altın Defter’in yayınlandığı yıl olan 1962’ye kadar olan kısmını da Walking in the Shade (1997) adıyla kitaplaştırdı. 1962’den sonrasını, incinebilecek insanlar olduğu gerekçesiyle, yazmayı düşünmüyor. Türkçe’ye çevrilen kitapları ise henüz pek az ama Nobel Ödülü sonrası bu kaderin de değişeceğini umuyorum. Hem belki, geç de gelse mutluluğun mutluluk olduğuna dair bir söz de yerleşir dilimize.

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


69150 - unknown - 38.107.179.236