27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Kuytuda kalmış kadim bir semt Küçük Ayasofya
      

 

Yazı/Text: YELİZ ERKOÇ

Fotoğraflar/Photos: UMUT KAÇAR

 

İstanbul’un en kalabalık olduğu yerlerden biri Ayasofya’nın da bulunduğu Sultanahmet civarıdır. Bu karmaşayı aşağıdan izleyen Küçük Ayasofya semti bir o kadar dingin ve yalnızdır. Ya ellerindeki detaylı İstanbul rehberlerini detaylı olarak okuyanlar gelir buraya, ya da sadece bilenler.

Sultanahmet’in kalabalığına karşın Küçük Ayasofya yalnız ama dingindir.

 

Köşedeki çınara yaslanmış mahalle manavı, tam karşısında misafirperver çay ocağı ve fırından gelen nefis taze ekmek kokusu... İstanbul’da yaşamaya çabalarken böyle huzurlu, sıcacık bir mahalle tasviri süsler hayallerimizi. İstanbul’un tam göbeğinde, hem de tarihi yarımadada böyle bir mucize semt var, Küçük Ayasofya. Semt her zaman Sultanahmet Meydanı’ndaki diğer ibadethanelerin gölgesinde kaldı. Ahşap evleri, bozulmamış dokusu ve sıcak insan ilişkileri  semtin daha iyi korunmasını sağladı.

Yüzyıllardır Sultanahmet’le bakışan tarihi Ayasofya’nın bir minyatürü niteliğinde inşa edilen Küçük Ayasofya Kilisesi/Camii semte adını vermiş. Cankurtaran ile Kadırga semtleri arasında, Marmara surlarının içinde yer alan Ayasofya Kilisesi II. Beyazıd döneminde (1481-1512) Darüssaadet Ağası Hüseyin Ağa tarafından Sergios ve Baktos Kilisesi’nden cami ve zayiyeye dönüştürülmüş. İustinianos tarafından 530 yılında yaptırılan kilisenin bir de söylencesi var. I. İustinianos, amcası I. İustinos aleyhine bir ayaklanmaya karıştığı için cezalandırılacakken, azizlerden Sergios ve Bakhos İustinos’un rüyasına girerek lehine tanıklık etmiş. O da imparator olunca da şükran borcunu ödemek üzere bu azizlerin adına kiliseyi yaptırmış. Büyük saraya yakın olması ise Küçük Ayasofya’nın bir saray kilisesi olarak benimsenmesini sağlamış.  

Küçük Ayasofya’nın avlusunda bulunan medrese Ahmet Yesevi Vakfı tarafından kiralanmış. Semt doksanlı yıllara kadar kendi kabuğu içinde yaşamış. Sonrasında başlayan restorasyonlar ve semti özellikle el sanatları ile uğraşanların tercih etmesi Küçük Ayasofya’nın çehresini değiştirmiş. Çiniden ebruya kadar Türk el sanatlarını yansıtan pek çok meslek medresenin küçük dükkanlarında tekrar hayat bulmuş. Ahşap işlemeciliği, sedefkarlık, minyatür, tezhip sanatkarları, tarihi medresede zanaatlarını icra ediyorlar. Tüm bu el yapımı güzelliklere dalmışken köşedeki dükkandan güçlü bir ney sesi yükseliyor. Sesi takip edip dükkana kadar ilerliyorum. Kapıda ‘ders sırasında lütfen rahatsız etmeyiniz’ yazıyor. Saygıyla yoluma devam ediyorum. Ney’in yoldaşlığında tabii… O sırada içerde onlarca işlenmiş tahta nesnenin bulunduğu bir dükkandan davet alıyorum. Usta Gürkan Özsan ahşap işleriyle uğraşıyor. Aynı zamanda üç kuşaktır mahalleli Gürkan Bey. Hala dedesinin yaptırdığı ahşap evde ikamet ettiğinden gururla söz ediyor. Hemen yanındaki dükkan Ayşe Hanım’ın çini atölyesi. Aynı zamanda cam tezgahın arkasında el emeği göz nuru takılar, çini tabaklar, kolyeler, küpeler göz kırpıyor. Zarafeti göz kamaştıran takılar çok uygun fiyatlara satılıyor. Eski medresenin her dükkanında ayrı bir ustalık öyküsü vücut buluyor. İstanbul’da yapılan ender el işlerinden biri olan sedef işlemeciliği Ahmet Sezen’in ekmek kapısı. Sedefkar Ahmet Bey, her türlü nesneye sedef kakmalar yapabiliyor. En çok el aynası ve süs eşyalarının tercih edildiğini belirten usta, “İnsanlar bizim dükkanlarımızı hem alışveriş hem de işin nasıl yapıldığını görmek için ziyaret ederler. Zanaatı yapılırken izlemenin başka bir duygu olduğunu söylerler hep” diyor.

Medresenin avlusunda bir çay bahçesi var. Avlunun tam ortasında, Küçük Ayasofya’yı en yakından izleyebileceğiniz bahçenin, mabet içinde özel bir yeri var. Burayı uzun zaman önce keşfetmiş olan Hüseyin Bülent Oskay, “İstanbul’da böyle çok az yer kaldı. Küçük Ayasofya’nın en önemli özelliği eski İstanbul’u yansıtması. Ayrıca medresede gördüğünüz bu dükkanlar ahi geleneğinin devamıdır,” diyor. Hüseyin Bey bana İstanbul’un diğer gizli kalmış mekanlarını sayadursun, kuzeni Bülent Cihan Bey hemen söze giriyor. “Beni gezdirmek için o kadar yere götürdün Bülent, hiçbiri burası kadar huzurlu değildi…”

Küçük Ayasofya Camii/Kilisesi kısa süre önce dört yıllık ağır bir restorasyondan geçti. Yapı banliyö tren hattına çok yakın olduğu için yıllarca büyük zarar gördü. Hatta caminin şu anki bekçisi Mehmet Bey, “Tren geçerken caminin içinde sallanırdık” diyor. Restorasyon sonrası çevre düzenlemesi hala yapılmamış olduğundan ziyaretçi sayısı zayıf. Caminin etrafındaki yığınlardan mahalleli de şikayetçi. Kırk senedir Küçük Ayasofya sakini olan Mustafa Bey, “İnsanlar caminin yolunu bulamıyorlar, girişinin nereden olduğu bile belli değil. Çevredeki harçları o kadar uzun zamandır görüyoruz ki. Yapının güzelliğine bir hakaret artık bu durum,” diye yakınıyor. Cami restorasyonuna göz attığımızda hayal kırıklığına uğruyoruz. Çünkü yapının dışarıdan görkemini korurken, içeride tarihi mirasından çok şey kaybetmiş olduğuna şahit oluyoruz. İçerideki restorasyon sonucu, tarihi mabedin kilise tarafı tamamen yok olmuş. Eski halini yansıtan tek ipucu, oya gibi işlenmiş, ana hatlarıyla Büyük Ayasofya’yı da yansıtan, sütun başlıkları. Bir de kuytu bir köşede eski durumunun nasıl olduğu hakkında fikir sahibi olacağımız onarılmayan, camekana alınmış küçük bölüm. Caminin dışında ise eski Osmanlı Mezarları’nın olduğu ve mezar taşı başlıklarının sergilendiği bir bölüm var. Adeta bir açıkhava sergisini gezercesine tarihe tanıklık ettiğimiz bu bölüm, birkaç dakika içerisinde hayatla ölüm arasında hesaplaşmanıza neden oluyor.

İstanbul’un en kalabalık olduğu yerlerden biri Ayasofya’nın da bulunduğu Sultanahmet civarıdır. Bu karmaşayı aşağıdan izleyen Küçük Ayasofya semti bir o kadar dingin ve yalnızdır. Ya ellerindeki İstanbul rehberlerini detaylı olarak okuyanlar gelir buraya, ya da sadece bilenler. Küçük Ayasofya’yı bilmek ve bu kadim mahalleyi ziyarete gelmek zaten herkesin deneyimlenmesi gereken çok özel bir histir.

 

Küçük Ayasofya’ya adını ve ruhunu veren Ayasofya Kilisesi/Camii çevresine her anlamda ışık saçıyor.

 

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


69153 - unknown - 38.107.179.238