27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Suskun bir çocuktu…
      

 

Yazı/Text: TANSEL TÜZEL

Fotoğraflar/Photos: CÜNEYT SÖZ

 

Sibel K. Türker yıllar boyunca biriktirdiklerini 2003 yılından bu yana okurla paylaşıyor. İlk kitabı Kalpyazan ile büyük beğeni toplayan yazar dördüncü kitabı, öykülerden oluşan Ağula ile Haldun Taner Öykü Ödülü’nü aldı. Türker’in 2005 yılında yayımladığı Öykü Sersemi de Yunus Nadi Ödülü’nü almıştı.

Sözcükler, imgeler, kişiler, olaylar, tanıklıklar, yaşanmışlıklar, trajediler, mutluluk, evlilik, annelik… ama hep sözcükler… Sibel K. Türker 32 yaşına kadar büyük bölümü okuyarak, gözlemleyerek ve biriktirerek geçen hayatının ona sunduklarını başkalarına yansıtma fırsatını pek bulamadı. Elinden geçtiği ve gözbebeği olduğu Türkçe ve edebiyat hocaları ve onların haberdar ettiği ailesi ve birkaç arkadaşı dışında…

“Yazı hayatımda hep vardı. Hocalarım da ailem de yazmaya yönlendirdi beni, edebiyat hocalarımın gözbebeği idim. Yani gözden kaçmadım ama üniversitede bu kez başka bir yöne evrildim, çok iyi bir avukat olacaktım. Yine de şiirler yazıyordum. Ve hatta edebiyattan anlayan arkadaşlarım şair olarak görüyorlardı beni. Güzel şiirlerdi hakikaten. Bir ara hepsini yaktım. Benim kırılma noktalarım var hayatta. Bu iyi mi, kötü mü bilmiyorum ama yapıyorum.”

İlk öykü kitabı ‘Kalp(y)azan’ı çıkarıp da yazdıklarını okurla paylaşabildiğinde çoktan anneydi. Hukuk Fakültesi’ni bitirmiş, avukat olmuş ve kısa süreli denemelerin ardından mesleğini, emeğini, yıllarını geride bırakma cesareti göstermiş, gösterebilmişti. Zaman yine okuyup, öykünüp, biriktirerek, çoğalarak, kimi zaman da varolmamayı isteyecek denli içine kapanarak geçiyordu. “Okumak, hep okumakla geçti hayatım. Ve deli gibi öykünerek... Her okuduğumda ama ben de yazmalıyım diye geçti. Pişman değilim, çünkü yazmadan önce okumak gerek. Kurs ve seminerlere inanan biri değilim ama günün birinde Mehmet Eroğlu adını görünce gidesim geldi. İyi ki gitmişim, Mehmet Hoca yol göstericim oldu. Mutlaka yazmam gerektiğini söyleyen ilk profesyonel isimdi.”

Yazdıklarına ısınması Radikal 2’ye yazdığı denemelerle ve özgür yazının en güzel yazı olduğunu bilen Genel Yayın Yönetmeni Tuğrul Eryılmaz’ın ötelemesiyle gerçekleşti. Kitlelerle ilk buluşmasıydı. Utangaçlığını, suskunluğunu bozan ilk adımlar… Sonra pek çok yetkin yazarın da içinde yer aldığı ‘Hayalet Gemi’ adlı dergide öyküleri yayınlanmaya başladı. Ve nihayet mutlu sonun başlangıcı, Doğan Kitap’tan ilk öykü kitabı ‘Kalp(y)azan’ 2003 yılında geldi. Yazmanın dayanılmaz ağırlığı da…

“Yazma eylemi için ‘eziyet’ demişler bir yerlerde, ben hakikaten de eziyet çekiyorum. Hayatım eziyet çekerek geçiyor. Yüzüme bakıldığında çektiklerimin ağırlığıyla yorulmuş bir yüzüm olduğu görülür. İçimde pek çok düşünceyle yaşarım. Elimde market torbaları içimde düşüncelerle tuhaf bir şekilde yaşıyorum.” 

‘İçimdeki zehri akıtıyorum’ diye nitelendirdiği öyküleriyle dört kitap oluşturdu dört yılda Sibel K. Türker. Kalpyazan’ı 2005 Yunus Nadi Ödülü’nü kazanan ‘Öykü Sersemi’ takip etti, sonra ilk roman ‘Şair Öldü’ ve ardından ‘Ağula’ geldi. İçindeki fikirler ve tasarılar, gözlemler ve öykülere karşın bu dünyada keşfedilecek çok şey de olmadığını düşünüyor, “Hayatın anlamsızlığının farkındayım ve bunların içinde bir anlam yaratmaya çalışıyorum. Aslında depresyonlara da girip çıkıyorum, bazen gerçekten her şey anlamsız geliyor. Dönem dönem yazmamayı da getiriyor bu düşünce. Ve gerçekten söylüyorum, bu ödülü almasaydım o yazdıklarım son yazdıklarım olacaktı. Ağula’yı bitirdiğimde ‘Benden bu kadar’ dedim. Ben böyleyim. Hep dönemeçler, yan yollar ve yine dönemeçlerle yaşıyorum. Kendimle de anlaşılmaz bir hesaplaşmam var ve halledemiyorum herhalde.”

Yazdığı her şeyin çok hüzünlü bulunarak kahramanlarının karamsar olarak nitelendirilmesine  tepkili, “Hüzün ve trajedi tüm yazarların ortak temasıdır gibi geliyor bana. Babam ben çok küçükken ölmüş ve annem geleceğe umutla bakan orta sınıf mensubu bir kadınken çalışmaya başlamış. Bizim asla bir gelecek duygumuz olmadı. Annem geçmişini sildi ve bugüne asıldı, geleceği de yok varsaydı. Bence bunlar zaten çok trajik şeyler. Ben de ailenin en küçüğüydüm ve suskun bir çocuktum. Hatta budala bile denilebilecek bir çocuk. Susup gözlüyordum her şeyi. Gözleyip biriktirdiklerimi öykülerime aktarıyorum.”

Eşi ve çocuğuyla Ankara’da son derece sıradan bir yaşam sürdürdüğünü söylüyor Türker, “Gerçekten çok sıradan bir hayatım var. Çalışmıyorum ve yazmaya çalışıyorum. Evime bakmaya, kızımı büyütmeye çalışıyorum, şimdi evde bir de köpeğimiz var. Öyle yazar edam yok, öyle bir eda olur mu, onu da bilmiyorum ama beni, içi fikirlerle dolu bir kadın olarak yaşıyorum diyebilirim. Benim gelecek duygumun yeniden gelişmesinde kızımın müthiş bir payı var, iniş çıkışlarım, gidip gelmelerim var ama kızımı da sürekli kollarım. Yazmamda onun da büyük etkisi var. Eşime de gönül borcum. İyi, hoş ve yakışıklı bir insan, ben ilişkinin ruhunu, oysa aklını temsil ediyor. Bir mühendis ve köşelerini benimle aşmaya çalışıyor. Ama benimle yaşamak da hiç kolay değil, hiç gereği yokken patlamalarım oluyor.”

Genellikle bir yazarı yazar yapanın okudukları, seyrettikleri ve dinledikleri olduğunu söylüyor, “Beni ben yapan dünya üzerindeki tüm iyi yazarlar. Hepsini severim. Ben ancak onların üzerine birkaç taş koyabilmişimdir. Edebiyat zevkime çok güvenirim ama insan kendi yazınca yazıyla arasına bir mesafe koyuyor. Yazıp bitirdiklerim hiçbir zaman bana çok güzel gibi gelmez. Bende yazı utangaçlığı var, ara verdikten sonra kitaba bakarım ve hayret ederim. Çok sonra karıştırmaya başlarım ve hatalarımı bulunca çok kırılırım.”

Milliyet Gazetesi Haldun Taner Öykü Ödülü’nü kazanmasının ardından içinde yeni romanını geliştirmeye çalıştığını söylüyor ve hala Ağula’daki öykülerinin ağırlığını üzerinden atamadığını… Türker biriktiğinde yeni macerasına birden dalacağını anlatıyor, “Bir kütüphaneye kapanıp araştırma yaparak yazmaya hazırlananlara özenirim, oradan da kendi içine aktaranlara. Benimkiler kesinlikle plansız cinayet. Yazmaya oturduğumda beni nereye götüreceğini asla bilmiyorum.”

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


69156 - unknown - 38.107.179.236