27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa

Vahşi doğanın çağrı merkezi
      

 

Yazı/Text-Fotoğraflar/Photos:

MUSTAFA ÖNDER

 

Amerika’ya hiçbir sınırı olmamasına rağmen Alaska Amerika’nın en büyük eyaleti. Kanada’nın komşusu Alaska’nın diğer şehirlerinde yaşayanlarca vahşi ve doğal sayılmayan Anchorage ise sıradan insanlar için vahşi doğaya kavuşma noktası.

Anchorage’deki doğal park alanları her türden hayvana evsahipliği yapıyor.

 

Alaska’yı çok uzaklarda, ulaşılması imkansız, soğuk ve yaşanması zor, ama bir o kadar da macera dolu bir yer olarak hayal etmişimdir hep. Günlerden bir gün, her gezi tutkunu gibi bir yerlere gitme dürtüsü içime düştüğünde ve hiç hesapta yokken çok ucuza bulduğum uçak biletiyle kendimi Alaska’nın Anchorage şehrinde buldum. Yıllardır sadece bir hayalden öteye geçmeyen Alaska benim için gerçeğe dönüştü. Yazdığı kitaplarla ünlü bir yazar olurken Alaska’ya da ün kazandıran Jack London’ın en önemli yapıtlarından ‘Vahşi Doğanın Çağrısı’na karşı koyamamıştım adeta!

En büyük eyaleti olmasına rağmen Amerika’ya hiçbir sınırı olmayan Alaska, Kuzey Amerika’nın en ucunda Kanada’ya komşu.

Bu arada Amerika Birleşik Devletleri’nin Alaska’yı Rusya’dan satın aldığını biliyor muydunuz? Alaska’yı Avrupalılardan sonra keşfeden Ruslar Alaska’daki kürklerin kalitesi nedeniyle burayı kapı komşusu yapmışlar. Ve tam bir koloniye dönüştüremeseler de Alaska Rusya’nın bir parçası haline gelmiş. Ve 1867 yılında Ruslar Alaska’yı 7.2 milyon Dolara denk altın külçesi karşılığında Alaska’yı Amerika’ya satmışlar. Anchorage’ın tarihi de Alaska kadar ilginç. Kaptan James Cook’un yolu 1778’de Anchorage’ın kıyısındaki Cook koyundan geçse de bu topraklara hiç ayak basmamış. 1880’lerde altın arayıcılarının yolu düşse de 1914 yılında tren yolu yapımı için merkez seçilene dek Anchorage’dan kimselerin haberi olmamış. Yol yapımı için kurulan çadırlara 2000 kişinin yerleştirilmesinin ardından çiftlikler kurulmuş ve ardından askeri karargahlar sükun etmiş. 1957 yılında Cook Koyu’nda bulunan petrol büyümeyi tetiklemiş. 1964 yılında Doğu Yarımküre’nin en büyük ölçekli depremi gerçekleşmiş. 9.2 büyüklüğünde ve beş dakika süren sarsıntıyla şehrin bazı bölgelerinde üçer metrelik yarıklar oluşmuş. Yalnızca dokuz kişinin ölmesine karşın deprem sonrasında perişan olan şehir ve halkın şansı 4 yıl sonra bulunan altın ve petrol sayesinde değişmiş.

Havaalanından şehre doğru ilerlerken tertemiz havayı içime çekip ciğerlerime bayram ettiriyorum. Bir yandan da su kenarlarındaki küçük motorlu uçakların çokluğu dikkatimi çekiyor. Kuzey Amerika’nın en yüksek noktasındayız ve ulaşım bu uçaklarla sağlanıyor. Şehir merkezine otobüsle yarım saat uzaklıktaki otelimden yürüyerek gitmek benim için bir zevk oluyor. Merkezden bir otobüse atlayıp gözlemlerime başlıyorum. Çoğunluk Eskimo ve hepsinin yüzünde bir yalnızlık ve hüzün var. Geniş ve terkedilmiş hissi uyandıran yollar da yalnızlık yüklü. Belki de ben her şeyden ve herkesten uzakyatım o yüzden. Nedeni ne olursa olsun yalnızlık Alaska’daki ilk günüme damgasını vuruyor. 

Çevresi karlı dağlarla kaplı şirin mi şirin şehir merkezinde her yer turistik hediyeliklerin satıldığı mağazalar kafe ve restoranlarla dolu. Yani herhangi bir turistik şehirden farkı yok. Merkezi geçip yöneldiğim deniz kenarındaki kayalıklarda oltalarını suya atmış kalabalık bir balıkçı güruhu karşılıyor beni. Burada oltalara dev balıklar takılıyor. Ve balıkçılar hayatımda hiç görmediğim büyüklükteki balıkları sayıp duruyorlar. Bir olta alsam diyorum ama işin kolayına kaçıp kapısında ‘Somon Chowder’ yazısını gördüğüm bir restoranda alıyorum soluğu. Avlananları gördükten sonra yemeğimin taze olacağından eminim. Ve yiyorum, salçalı ve baharatlı bir tür balık yahnisi olan Somon Chowder tadı damakta kalacak cinsten.  Anchorage, Alaska’nın diğer iki büyük şehri başkent Jeauno ve Fairbank’in aksine daha şehir gibi bir şehir. Hatta Anchorage diğer şehirlerde yaşayanlarca ‘gerçek Alaska’ sayılmayarak ‘Alaska’ya sadece 20 dakika uzaklıkta’ diye nitelendiriliyor. Bu söylemde doğruluk payı olsa da Anchorage çoğu kişi için vahşi ve doğal hayata açılan bir kapı niteliğinde. Şehirde olsanız da Anchorage’daki doğal parklarda yabani hayvanların binbir çeşidi ile tanışabiliyorsunuz. Özel teknelerle gidilip de görülebilen buzullar arasında ise bu kez kendinizi doğal bir parkın bir parçası sanabiliyorsunuz. Ben de Alaska’yı Alaska yapan buzullara giden tekne turlarına katılmaya karar veriyorum. Bunun için şehir merkezinden bindiğimiz otobüslerle iki saatlik mesafedeki Whitter liman kasabasına doğru yol alıyoruz. Geyikleri görüntülerken artlarında uzanıp giden karlı dağlar bizi selamlıyor. Whitter’a Kuzey Amerika’nın en uzun tüneli olan Anton Anderson’dan geçilerek ulaşılıyor. Özel arabalar, otobüsler ve tren aynı tüneli paylaştığı için herkes sırasını beklemek zorunda.

Bizi buzullarla buluşturacak cruise teknelerine geçmeden önce bu küçük kasabayı keşfe çıkıyorum. Sisle kaplı karlı dağlar içinde bulunduğumuz anı daha da mistik kılıyor.

Evet, sonunda teknedeyiz ve buzullara doğru ilerliyoruz. Gördüğümde heyecanlanıyor ve Titanic filmini hatırlıyorum. Teknemiz Titanic’in yanında oyuncak gemi bile sayılamayacak küçüklükte olduğundan durumu daha da ürkütücü buluyorum. Saatler süren tekne turu hiç bitmesin istiyorum, öyle güzel.

Şehre döndüğümüzde saat gecenin 10’u ve hava hala aydınlık. Ve saatler geceyarısını gösterdiğinde oteldeki arkadaşlarım güneşin batışını seyretmek için bir tepeye gitmeyi teklif ediyorlar. Kuzey’deyiz ve yaz mevsimi boyunca burada güneş 24 saate yakın bir süre boyunca görevini yerine getiriyor. Şöyle bir battıktan sonra geceyarısını geçeli bir saat olmadan da yeniden günışığına kavuşuyoruz. Yaz aylarında durum böyleyken kışın da aksine güneş en fazla yedi saat kendini gösteriyor. Kışın ‘Northern Light’ yani kuzey ışığı denilen gökyüzü güzellikleri görülmeye değer.

Yıllar boyu hayalini kurduğum Alaska’ya ilk seyahatimden içimde tek bir negatif izlenim ve anı olmaksızın ayrılıyorum. Hatta ilk adımımı attığımda yaşadığım yalnızlık hissini bile özlüyorum. Alaska’ya yeniden gitmekte kararlıyım. Doğanın vahşi çağrısına kapılıp gitmek ve doya doya yaşamak istiyorum. Ve artık biliyorum ki Alaska bile artık çok yakın.

 

Şehir merkezi hediyelik eşya dükkanlarıyla sarılı.

 

Sakin ama şenlikli şehir merkezi insana Alaska’da olduğunu unutturacak denli sıradan.

 

<< Önceki Sayfa


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


69160 - unknown - 38.107.179.240