Vahşi doğanın çağrı merkezi

Yazı/Text-Fotoğraflar/Photos:
MUSTAFA ÖNDER
Amerika’ya hiçbir sınırı olmamasına rağmen Alaska
Amerika’nın en büyük eyaleti. Kanada’nın komşusu Alaska’nın diğer şehirlerinde
yaşayanlarca vahşi ve doğal sayılmayan Anchorage ise sıradan insanlar için vahşi
doğaya kavuşma noktası.

Anchorage’deki doğal park alanları her türden hayvana
evsahipliği yapıyor.
Alaska’yı çok uzaklarda, ulaşılması imkansız, soğuk ve
yaşanması zor, ama bir o kadar da macera dolu bir yer olarak hayal etmişimdir
hep. Günlerden bir gün, her gezi tutkunu gibi bir yerlere gitme dürtüsü içime
düştüğünde ve hiç hesapta yokken çok ucuza bulduğum uçak biletiyle kendimi
Alaska’nın Anchorage şehrinde buldum. Yıllardır sadece bir hayalden öteye
geçmeyen Alaska benim için gerçeğe dönüştü. Yazdığı kitaplarla ünlü bir yazar
olurken Alaska’ya da ün kazandıran Jack London’ın en önemli yapıtlarından
‘Vahşi Doğanın Çağrısı’na karşı koyamamıştım adeta!
En büyük eyaleti olmasına rağmen Amerika’ya hiçbir sınırı
olmayan Alaska, Kuzey Amerika’nın en ucunda Kanada’ya komşu.
Bu arada Amerika Birleşik Devletleri’nin Alaska’yı Rusya’dan
satın aldığını biliyor muydunuz? Alaska’yı Avrupalılardan sonra keşfeden Ruslar
Alaska’daki kürklerin kalitesi nedeniyle burayı kapı komşusu yapmışlar. Ve tam
bir koloniye dönüştüremeseler de Alaska Rusya’nın bir parçası haline gelmiş. Ve
1867 yılında Ruslar Alaska’yı 7.2 milyon Dolara denk altın külçesi karşılığında
Alaska’yı Amerika’ya satmışlar. Anchorage’ın tarihi de Alaska kadar ilginç. Kaptan
James Cook’un yolu 1778’de Anchorage’ın kıyısındaki Cook koyundan geçse de bu
topraklara hiç ayak basmamış. 1880’lerde altın arayıcılarının yolu düşse de
1914 yılında tren yolu yapımı için merkez seçilene dek Anchorage’dan kimselerin
haberi olmamış. Yol yapımı için kurulan çadırlara 2000 kişinin
yerleştirilmesinin ardından çiftlikler kurulmuş ve ardından askeri karargahlar
sükun etmiş. 1957 yılında Cook Koyu’nda bulunan petrol büyümeyi tetiklemiş.
1964 yılında Doğu Yarımküre’nin en büyük ölçekli depremi gerçekleşmiş. 9.2
büyüklüğünde ve beş dakika süren sarsıntıyla şehrin bazı bölgelerinde üçer
metrelik yarıklar oluşmuş. Yalnızca dokuz kişinin ölmesine karşın deprem
sonrasında perişan olan şehir ve halkın şansı 4 yıl sonra bulunan altın ve
petrol sayesinde değişmiş.
Havaalanından şehre doğru ilerlerken tertemiz havayı içime
çekip ciğerlerime bayram ettiriyorum. Bir yandan da su kenarlarındaki küçük
motorlu uçakların çokluğu dikkatimi çekiyor. Kuzey Amerika’nın en yüksek
noktasındayız ve ulaşım bu uçaklarla sağlanıyor. Şehir merkezine otobüsle yarım
saat uzaklıktaki otelimden yürüyerek gitmek benim için bir zevk oluyor.
Merkezden bir otobüse atlayıp gözlemlerime başlıyorum. Çoğunluk Eskimo ve
hepsinin yüzünde bir yalnızlık ve hüzün var. Geniş ve terkedilmiş hissi
uyandıran yollar da yalnızlık yüklü. Belki de ben her şeyden ve herkesten
uzakyatım o yüzden. Nedeni ne olursa olsun yalnızlık Alaska’daki ilk günüme
damgasını vuruyor.
Çevresi karlı dağlarla kaplı şirin mi şirin şehir merkezinde
her yer turistik hediyeliklerin satıldığı mağazalar kafe ve restoranlarla dolu.
Yani herhangi bir turistik şehirden farkı yok. Merkezi geçip yöneldiğim deniz
kenarındaki kayalıklarda oltalarını suya atmış kalabalık bir balıkçı güruhu
karşılıyor beni. Burada oltalara dev balıklar takılıyor. Ve balıkçılar
hayatımda hiç görmediğim büyüklükteki balıkları sayıp duruyorlar. Bir olta
alsam diyorum ama işin kolayına kaçıp kapısında ‘Somon Chowder’ yazısını
gördüğüm bir restoranda alıyorum soluğu. Avlananları gördükten sonra yemeğimin
taze olacağından eminim. Ve yiyorum, salçalı ve baharatlı bir tür balık yahnisi
olan Somon Chowder tadı damakta kalacak cinsten. Anchorage, Alaska’nın diğer
iki büyük şehri başkent Jeauno ve Fairbank’in aksine daha şehir gibi bir şehir.
Hatta Anchorage diğer şehirlerde yaşayanlarca ‘gerçek Alaska’ sayılmayarak
‘Alaska’ya sadece 20 dakika uzaklıkta’ diye nitelendiriliyor. Bu söylemde
doğruluk payı olsa da Anchorage çoğu kişi için vahşi ve doğal hayata açılan bir
kapı niteliğinde. Şehirde olsanız da Anchorage’daki doğal parklarda yabani
hayvanların binbir çeşidi ile tanışabiliyorsunuz. Özel teknelerle gidilip de
görülebilen buzullar arasında ise bu kez kendinizi doğal bir parkın bir parçası
sanabiliyorsunuz. Ben de Alaska’yı Alaska yapan buzullara giden tekne turlarına
katılmaya karar veriyorum. Bunun için şehir merkezinden bindiğimiz otobüslerle
iki saatlik mesafedeki Whitter liman kasabasına doğru yol alıyoruz. Geyikleri
görüntülerken artlarında uzanıp giden karlı dağlar bizi selamlıyor. Whitter’a
Kuzey Amerika’nın en uzun tüneli olan Anton Anderson’dan geçilerek ulaşılıyor.
Özel arabalar, otobüsler ve tren aynı tüneli paylaştığı için herkes sırasını
beklemek zorunda.
Bizi buzullarla buluşturacak cruise teknelerine geçmeden
önce bu küçük kasabayı keşfe çıkıyorum. Sisle kaplı karlı dağlar içinde
bulunduğumuz anı daha da mistik kılıyor.
Evet, sonunda teknedeyiz ve buzullara doğru ilerliyoruz.
Gördüğümde heyecanlanıyor ve Titanic filmini hatırlıyorum. Teknemiz Titanic’in
yanında oyuncak gemi bile sayılamayacak küçüklükte olduğundan durumu daha da
ürkütücü buluyorum. Saatler süren tekne turu hiç bitmesin istiyorum, öyle
güzel.
Şehre döndüğümüzde saat gecenin 10’u ve hava hala aydınlık.
Ve saatler geceyarısını gösterdiğinde oteldeki arkadaşlarım güneşin batışını
seyretmek için bir tepeye gitmeyi teklif ediyorlar. Kuzey’deyiz ve yaz mevsimi
boyunca burada güneş 24 saate yakın bir süre boyunca görevini yerine getiriyor.
Şöyle bir battıktan sonra geceyarısını geçeli bir saat olmadan da yeniden
günışığına kavuşuyoruz. Yaz aylarında durum böyleyken kışın da aksine güneş en
fazla yedi saat kendini gösteriyor. Kışın ‘Northern Light’ yani kuzey ışığı
denilen gökyüzü güzellikleri görülmeye değer.
Yıllar boyu hayalini kurduğum Alaska’ya ilk seyahatimden
içimde tek bir negatif izlenim ve anı olmaksızın ayrılıyorum. Hatta ilk adımımı
attığımda yaşadığım yalnızlık hissini bile özlüyorum. Alaska’ya yeniden
gitmekte kararlıyım. Doğanın vahşi çağrısına kapılıp gitmek ve doya doya
yaşamak istiyorum. Ve artık biliyorum ki Alaska bile artık çok yakın.

Şehir merkezi hediyelik eşya dükkanlarıyla sarılı.

Sakin ama şenlikli şehir merkezi insana Alaska’da olduğunu
unutturacak denli sıradan.
