Terbiye mevsimidir artık...

Hikaye/Story: MURAT UYURKULAK
Bu kışa biraz daha mı terbiyeli giriyoruz nedir...
İnsanların önemli bir kısmında tabiata daha dikkatli bakma hali, denizin
suyuna, göğün bulutuna, toprağın huyuna karşı saygılı bir merak tavrı... Susuz
veya susuzluk endişesiyle geçirilen tek bir yaz, küçük maddi hesaplarla ömür
heba etmeye razı kılınmış binlerce, yüz binlerce insanı hayat muhasebesine sevk
etmeye yetti belli ki...
Gerçi insan çiğ süt emmiş derler, hele bugünün muktedir ve
muhterislerinin bünyelerine onu bile katıp katmadığı meçhul, yani iyimser olmak
için henüz erken elbette... Ama olsun, haber bültenlerindeki hava raporunu
nineyle torun aynı merakla izlemeye başladıysa, meteorolojik gelişmelerden
bahseden sunucuların sesi bir tür yarı-peygamber gibi alglınmaya başladıysa, az
da olsa umut var demektir... Tramvayda sözgelimi, ön koltukta oturan iki orta
yaşlı adamın, karsız geçen koca bir senenin barajları nasıl öksüz bıraktığının
şuuruyla, çocuklar gibi sevinerek 'kar geliyormuş nihayet, bu yıl erken
geliyormuş' diye söyleşmesi hiç yoktan iyidir...
İşte şimdi yavaş yavaş idrak ediyoruz, nesli tükenen her bir
kaplanın, bizim hayatlarımızı da kükreyerek sarstığını... Şişe burunlu tatlı su
yunuslarının, Çin'in Yangtze Nehri'ne bir tür olarak topyekün veda etmeden önce
ettiği bedduaların zifiri bir lanet misali tepemize çöktüğünü...
Vardığımız ve bizzat bizim eserimiz olan bu tekinsiz tarih
durağında, belki artık sadece eski belgesellerde rastlayabileceğimiz envai
çeşit mahlukatın, aslında bizim hayatlarımızın koruyucuları olduğunu...
Tabiatın yaralı bir şövalye gibi, asaletinden hiç taviz
vermeden, ama her şeye rağmen tüm iyiliğiyle dirimi kutsamaya çalışan naralarla
can cekişmesi karşısında fani hayatlarımız nasıl da zavallı görünüyor... Suyu
çekilmiş tek bir yaz yetti, bazılarımızın tabiat karşısındaki aczini
iliklerinde hissetmesine... O hissiyat çoğalmazsa, insanların çoğunluğuna
sirayet edip cümlemizi terbiye etmezse, daha çok kurak yazlar, daha çok karsız
kışlar geçireceğiz... Ya bu dünyayı bütün canlı kardeşlerimizle doğru düzgün
paylaşmayı öğreneceğiz, ya da bir avuç kara, bir bardak yağmura sevindiğimiz
üç-beş kış daha yaşayıp cümleten silineceğiz yeryüzünden...
Hayır, ben türdeşlerimin yeryüzünden silinmesine üzülmem
pek, bu bencil, sorumsuz, paragöz mahlukata müstehaktır...
Benim derdim kükreyen kaplanlar, cıvıldayan kuşlar, gülen
yunuslar... Onlar kendilerine bahşedilen hayatı, ilahları küstürmeden, tabiatı
kirletmeden, derin bir şuurla ve tevekkülle yaşamaya gayret ettiler,
ediyorlar...
Dile gelseler de o derinliği bize de öğretseler...
Bu kış hepinize kardan kapanmış yollar, o yollara çıkıp
beter işlerinize gidememeler ve eve kapanıp tabiat üzerine, hayat üzerine,
velhasıl bizzat kendiniz üzerine derin tefekkürler diliyorum...