27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Fatih AKIN Ezberimizi bozuyor!
      

 

Yazı/Text: OLKAN ÖZYURT

 

Onun sinemasını değerli kılan bizatihi yaşadığı arada kalmışlık. O, ‘ara’dan öyle bir bakıyor ki hem Batı’ya hem Doğu’ya, çoğu zaman işin içinden çıkamadığımız ‘kimlik’ meselesi hakkında önemli şeyler söylüyor bize. Öz olarak ‘önce insan olmak gerek’ diyor Fatih Akın.

Söz konusu Fatih Akın olunca onunla ilgili çok şey söylenebilir. Ama es geçilmemesi gereken en önemli şey ezberimizi bozduğu gerçeği olsa gerek. Böyle diyoruz çünkü onu ne bildik anlamda Türk, ne de Alman olarak kabul ediyoruz. Bizden biri gibi duruyor, Türkçe konuşuyor, filmlerini Türkiye’de çekiyor. Ama aynı zamanda bir ‘yabancı’. Tarihi binaların otopark mafyası tarafından yıkılmasına bir türlü anlam veremeyecek ve şaşkınlık yaşayacak kadar hem de. Hal böyle olunca da işin içinden çıkılamıyor!

Malum, toplum olarak insanların nereli olduklarına çok takıntılıyız. Yeni tanışan iki insan arasında gelişen ‘memleket nere?’ diyaloğunun geçmesi de bunun göstergesi zaten. Fatih Akın’a sorsanız bu sorunun cevabı belli değil. ‘Ne Türküm’ diyor, ne de ‘Almanım.’ “Yaşadığım kimlik krizini film şeklinde ifade edebildiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum" deyip noktayı koyuyor.

Ailesi Karadenizli. Annesi babası ‘Almanya acı vatan’ zamanlarında göç etmiş yaban ellere. Akın da 1973 yılında Hamburg’da dünyaya gelmiş. Evde Türkçe konuşulsa da, Türk gelenek ve görenekler aile yaşantısı içerisinde hüküm sürse de yazları tatil için Türkiye’ye gelirlerken anne babasının ülkesine gittiklerini düşünürmüş. Sonra bu tavrı değişiyor tabii. Ve çelişkiler başlıyor, iki kültür arasında kalakalıyor. Ama iyi ki de kalıyor. Çünkü onun sinemasını değerli kılan da bizatihi yaşadığı bu arada kalmışlık. O, ‘ara’dan öyle bir bakıyor ki hem Batı’ya hem Doğu’ya, çoğu zaman işin içinden çıkamadığımız ‘kimlik’ meselesi hakkında önemli şeyler söylüyor bize.

Öz olarak ‘önce insan olmak gerek’ diyor Fatih Akın. Filmlerinin hemen hemen hepsinde bu hümanist bakış açısı var. Diyalog kurmayı da çok önemsiyor. Kimlikleri, dinleri ne olursa olsun insanların konuşarak birbirlerini anlayacağı, önyargıların yıkılacağı görüşünde. Sanırız bir senarist olarak filmlerinde iyi diyalog yazması da bunun sorucu.

Sinemaya gelince… Çok küçük yaşta tanışıyor beyazperdenin büyülü dünyasıyla. İzlediği filmlerin birileri tarafından çekildiğini fark ettiği zaman, yaşı beş altı. Fakat oyunculuk daha cazip geliyor önce. Almanya’da çekilen bir televizyon dizisinde üç yıl rol alıyor. Sonra karar değiştirip yönetmenliğe soyunuyor. Lakin sinemacı olması ailesi tarafından biraz garip karşılanıyor. Çünkü anne babası onun doktor, mühendis gibi bildik mesleklerden birini icra etmesi istiyor. Ama bir taraftan da pek ses çıkartmıyorlar. Çünkü o dönem Almanya’da yabancılara karşı takınılan ırkçı tavır nedeniyle suça bulaşmak an meselesi.

Genç Akın önce kısa metrajlı filmlerle bir antrenman yapıyor. ‘Du bist es!’ (Sensin) ve ‘Geturk’ filmleriyle sinema camiasından övgüler alıyor. Bu övgüler onu bayağı cesaretlendiriyor ve ilk uzun metrajlı filmi ‘Kısa ve Acısız’ı çekiyor. Yıl 1998. Birçok uluslararası festivalde gösterilen, ödüller alan yapım sayesinde biz de kendisinden haberdar oluyoruz. Almanlar Martin Scorsese’a benzetiyorlar tarzını. Bu bizi iyice heyecanlandırıyor. ‘Kim bu delikanlı’ diyoruz. Antalya Film Festivali’nde gösteriliyor filmi. Hem filmi hem de heyecanlı oluşu ve sempatik tavırlarıyla kendisi ilgimizi çekiyor. ‘Duvara Karşı’ya kadar Fatih Akın Türkiye’de yetenekli genç yönetmen olarak tanınan, popüler olmayan bir figür aslında. Sadece sinema takipçileri onun farkında. Fakat Berlin Film Festivali’nde yönettiği ‘Duvara Karşı’nın Altın Ayı alması, durumu farklılaştırıyor. O hem bizim için hem de dünya da popüler bir yönetmen oluveriyor. O zaman birden sahipleniliyor Türkiye’de. Başarısından pay çıkartılıyor. Fakat Fatih Akın, kendisinden beklenen hamleler yapmıyor. Yine de Türkiye ile daha yakın temasa geçmesine vesile oluyor Altın Ayı başarısı. Burada arkadaşlar ve dostlar ediniyor. ‘Köprüyü geçip’ ‘İstanbul Hatırası’ belgeselini çekiyor. Bir Batılı müzisyenin gözünden yerelliğin – alaturkalığın hayatımızdaki yerini keşfediyor. Aslında, Akın bir ayna tutuyor bize. Türkiye yolculuğu bitmiyor. ‘Köklerini aramak’ için yine yollara düşüyor. “Çok ilginç keşifler yaptım, bu keşiflerin etkisi büyüktür, ‘Yaşamın Kıyısında’nın ortaya çıkmasında” diyor.  Bu keşifler sonucunda dedesinin köyünün çöplüğe dönüştürüldüğünü görüyor. Kayıtsız kalamıyor duruma. Ve çevreci yönünü gösteriyor. Velhasıl Fatih Akın iyi bir yönetmen. Hollywood’dan kimi yapımcılar şimdiden kendisine çengel atmış durumda. Meraklı ve söyleyecek sözleri var. Bunları da filmleriyle söylüyor. Türkiye’yi, bu toprakları anlamaya çalışıyor. Bizim de onu anlamamızı bekliyor. Mesela son filmi ‘Yaşamın Kıyısında’nın ‘bir Türk filmi’ olduğunu ısrarla vurgulamasının altında biraz da bu yatıyor.  Ayrıca Türk sinemasının dehlizlerine dalıp Metin Erksan’a kadar keşifler yapabiliyor. Tunçel Kurtiz gibi çok usta bir aktörün farkına varabiliyor. Ama “meyve veren ağaç taşlanır” atasözünün neden bu topraklarda ortaya çıktığını bir kez daha anlamamızı sağlıyor.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


69162 - unknown - 38.107.179.237