27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


Sonraki Sayfa >>

Al Jamal’da sanki Araf’tayım...

 

Ben, işte, hep ılık gül suyu ile ellerimi yıkayayım istiyorum. Bu dünyada ve öbür dünyada; ben hep buradayım. Kavafis'in tam da anlattığı gibiyim. Her yer burada. Ben hep buradayım; bu iki kıta arasındayım, Araf'tayım. Bir yanımla Beyrut Pavyonu, biraz New York gökdeleni; ama bolca Boğaz esintisindeyim. Al Jamal’dayım.” Gazeteci, yazar ve gezer Fatih Türkmenoğlu, eğitim ve meslek hayatı boyunca pek çok ülke dolaştı, birçok dünya ünlüsüyle röportajlar yaptı, 45 ülkeyi dolaşıp deneyimlerini okuyucu ve televizyon seyircisiyle paylaştı.  Sinemadan tarihe, işletmeden edebiyata pek çok konuda aldığı eğitimi çoklu olarak nitelendirilebilecek mesleğine yansıttı. Halen CNN Türk’de ‘Sahil Günlüğü’ ve ‘Afiş’ programlarının yanında Milliyet Gazetesi’nde ‘Gezmek Gerek’ adlı sayfasında her hafta farklı bir gezi noktasını okurlarla paylaşıyor.Bir dünya gezgini, gazeteci ve yazar olarak Fatih Türkmenoğlu deneyim ve izlenimlerini Gastronomi okurlarıyla paylaşacak.  

 

 

 

İstemem ayrılık boynumu büksün,

 İstemem aşkıma leke sürülsün...

 Ben rüyamda bile yalnız seni sevdim,

 İstemem baharda yaprak dökülsün...’

 

Her dilden ortaya karışık, ama şahane bir müziğin içindeyiz. Ortadoğu'nun göbeğinde, sanki Beyrut'un "yansın dünya, bana ne" gecelerinden birindeyiz... Toplamda yedi kişiyiz. Güneş batıyor, köprü yanıyor. Mezeler birbiri ardına masamıza geliyor: Babaganuş, tabule, muhammara, çiğköfte, yalancı dolma, enginarlı şef spesiyal, labne, cibni filfil ve fettuş salata. Küçücük tabaklarda onlarca çeşit… Her birinden birer lokma, işte doyduk bile...Bu tatlar, aslında kesinlikle bizim tatlar. Yerinde baharatı, sarımsağıyla hepimize "Oh be" dedirtiyor. Zeytinyağlı dolmanın şekeri az, limonu fazlaca; ama ‘Kuzey Afrika'dan gelme danışman Taha Ziyad esintisi’ de olacak o kadar işte...Ara sıcaklarla ortalık iyice ısınıyor. ‘Lahme’ denen fındık lahmacun, ‘kıbbe’ denen içli köfte, falafel ve sigara böreği ile eğlence tavan yapıyor. Al Jamal yıkılıyor, İstanbul yıkılıyor, ben yıkılıyorum...İğne atsan yere düşmez bir kalabalık var. Yunanca, Arapça, Türkçe, İtalyanca, Fransızca müziklerle, her yer ‘Eski İstanbul’ kokuyor. Queen'den ‘Living on my own’, hem de oryantal olarak, mekanı dolduruyor. Bazıları lale desenli sandalyelerde, bazıları ayakta; ama herkeste kalçalar bir sağa bir sola özenle kırılıyor. Sanki Beyrut coşuyor, sanki Marakeş'in eliti kendinden geçiyor, sanki her yer İstanbul oluyor...

Bu kadar adam göbek havasına meraklıymış meğer... Yanımda arkadaşlarım var; Metin “Yaz” diyor, “gönül telimizi titrettiler!”

 

 

Karışık barbekü, İsrail usulü kuskus ve buharda pişmiş yaz sebzeleri ile ana yemeklerimiz de tamam. Bir lokma daha yiyecek halim kalmadı. Sadece müzik ve bir Al Jamal gecesindeyim.

Bence Al Jamal, Sortie'de, bütün İstanbul'a damgasını vurur. İçimizdeki şark, Kahpe Bizans'ta hayat bulur. Bir taraftan iki kıtayı hiç de ayıramayan deniz akar; köprü ışıl ışıl, pavyon pavyon yanar; masalardaki mumların ışığı, aheste ve nazenin, bir sağı bir solu yalar...Yan masadan ‘biz bir bütünüz’ diye başlayan bir cümle kulağımı yalar. Aa, ‘Ya sonra’nın İtalyancası çalıyor şimdi de... Mina mı acaba? Botokslu sosyete nasıl da kendinden geçti! Bak bak, oğlu yaşındaki sevgilisine doğum günü kutlayan geçkin, nasıl da içlendi...İstanbul bir rüya gibi... Tam barın üzerinde aklımı alan bir avize asılı. İbrikler, nargileler, çeşit çeşit şamdanlar var her yerde. Fas işi kristaller, uçuşan tüller ve gökyüzünde yıldızlar...Can't take my eyes off you’, ama oryantal; hadi yandan Al Jamal!

 

Aa, ‘Ya sonra’nın İtalyancası çalıyor şimdi de... Mina mı acaba?

Botokslu sosyete nasıl da kendinden geçti! Bak bak, oğlu yaşındaki

sevgilisine doğum günü kutlayan geçkin, nasıl da içlendi...

İstanbul bir rüya gibi... Tam barın üzerinde aklımı alan bir avize asılı.

İbrikler, nargileler, çeşit çeşit şamdanlar var her yerde.

Fas işi kristaller, uçuşan tüller ve gökyüzünde yıldızlar...

 

 

 

Bizim masanın garsonu Soner diye çok saygılı bir çocuk. Topu topu bir tek ‘okkalı’ rakıyla, iyice bulutların arasına girdiğimi anlıyor mu acep? "Havadandır, havadan!"; masanın yorumu bu.

Soner, bakır ibrik ve leğenle yanımıza yaklaşıyor. "Ilık gül suyu" diyor, "ellerinizi yıkamak ister misiniz?" Ben, işte, hep ılık gül suyu ile ellerimi yıkayayım istiyorum. Boşvereyim ‘Türkiye'de Görülecek 101 Yer’i... Bu dünyada ve öbür dünyada; ben hep buradayım. Kavafis'in tam da anlattığı gibiyim. Her yer burada. Ben hep buradayım; bu iki kıta arasındayım, Araf'tayım. Bir yanımla Beyrut Pavyonu, biraz New York gökdeleni; ama bolca Boğaz esintisindeyim.

 

İşte kavuk içinde damla sakızlı Türk Kahvem geldi. Yıkılıyor be!

Bir nefes daha sigara, bir kadeh daha rakı; yolluk olsun, ince olsun!

Hayat bitti sanki. Yaşadığım bütün ‘ben’ler, bu gece buradaydı. İyiler kötüleri gene yendi. İçim boşaldı, Boğaz'a aktı. Bir sağa, bir sola; salla! Hepsini de salla...

‘I love you baby...’

 

 

Hadi yandan!

 

‘Değirmen’ filmindeki bir depremin içindeyim. Daha çok bir ruh sarsıntısı, bir ‘catharsis’ yaşamaktayım. Arka arkaya damar müzikler durumu daha da kolaylaştırıyor sanki. ‘Arkanı dön ve çık’ İtalyanca; ama oryantal olarak ruhumu dolduruyor. ‘La vie populaire’le Enrico Macias da masamıza konuk oluyor. Ve derken dansözler arz-ı endam ediyor. Masamıza ilk çıkan, mavi pullu elbisesiyle Feyzan Hanım. "Merhaba ben Feyzan, hoş geldiniz" diyor.

- Evli misin Feyzan?

- Bekarım, teşekkür ediyorum!

 

Sarhoş densizliği falan değil, sadece sohbet ediyorum. Masa gülüyor, Feyzan "iyi eğlenceler" dileyip ayrılıyor. Dansöze eşlerinin yanında bakamayan eski İstanbul beyefendileri aklıma geliyor...

En son hatırladığım, uzakta hayal meyal gördüğümüz kırmızılı dansöz. ‘Lady in Red’ adını takıyoruz. Oryantal dans bu kadar mı aristokrat olabilir? Yoksa bize mi öyle geliyor?

Biraz sohbet, son yudumlar, son fıkralarla gecenin sonundayız. ‘Lady in Red’, bizim garson Soner'le kol kola, masamıza geliyor. Neden acaba? Ona baktığımızı anladı mı?

- Sizi uğurlamaya geldim Fatih Bey!

 

Allah'ım, utanılacak bir şey mi yaptım? Kendi kendime "boşver ya" falan diyorum ama, şöyle sırtımdan aşağıya inceden bir ter dalgası yayılıyor. 

- Biz sana ‘Kırmızılı Kadın’ adını taktık!

- Teşekkür ederim.

- İsminiz nedir?

- Yeliz.

- Çok gençsiniz... Öğrenci misiniz?

- Hayır, İTÜ Devlet Konservatuarı, Halk Dansları Bölümü'nden mezun oldum.

 

Tek tük masa kalmıştı. İyice kısılan müzik, aslında bu saatte yetmişti. ‘Fantasy’ çalıyordu, çok iyi hatırlıyorum. Yeliz Hanım ve garsonumuz

Soner eşliğinde, yavaş yavaş kapıya doğru ilerliyorduk grup olarak.

 

 

Şarkı tam da ‘In the land of Fantasy’ derken, ben de öyle bir açıdaymışım ki; mumları, uçuşan tülleri ve Boğaz'ı aynı karede gördüm. Sanki bu bir ‘ilk’ görüştü; ben sanki gene bu şehre ‘ilk kezmiş gibi’ vuruldum. Sanki Ganj'da yıkandım, yedi yıl suskunluktan sonra hidayete erdim, yedi denizde paslarımdan arındım, bütün iyi kalpli melekleri kucakladım...

Ben sanki yeniden doğdum. “Al Jamal'da yeniden doğuluyormuş meğer" diye düşünürseniz, sanırım o da yanlış olur.

"Mekan uygunmuş" derseniz, işte ona söyleyecek lafım olmaz...

 

Sortie AL Jamal

19:00-04:00 arası açık.

 

Muallim Naci Cad.

No: 141-142

Ortaköy İstanbul

Tel: 0212 327 85 85

 

 

Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


69427 - unknown - 38.107.179.238