27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

“Anything Can Happen Here!”*

Yukarıdaki cümlecik bambaşka bir iş için ‘supperclub’ın sitesine girdiğimde ‘marka’nın mottosu olarak karşıma çıkmıştı. Zaten bir süredir Amsterdam’dan (Özgürlük Şehri) bu isimde ‘ilginç’ bir mekânın İstanbul’da da açılacağı haberleri geliyordu. Sonra kendi geldi ve meğer şöhretini duymuş zaten pek çok insan varmış; derhal ‘in’ oldu. ‘Supper’ İngilizce klasik akşam yemeği saatinden sonra yenen; ‘geç-yemek’ gibi bir anlama geliyor. Zaten daha bu tanımdan gideceğimiz yerin yemekten sonra ‘hortlayacak’ mekanlardan biri olacağı belliydi. Ben gene de kendimi biraz frenleyerek yazıyı ‘Gastronomi’ adabına uygun sınırlarda tutmaya çalışacağım.

(*) “Burada Her şey Olabilir!”

Öncelikle supperclub’ın alamet-i farikası olan ve kendine has tarzını belirleyen dekorasyonunu anlatayım. ‘Latif fotoğrafçı’ Müjde’yle saat 21:00 gibi mekâna gittiğimiz Cuma; yağdı/yağıyor/yağacak havasında olduğu için yaz aylarında kullanılacak ön bahçede bir şey yoktu. İçeri girdik.

Bizi konuştuğumuz gibi supperclub’ın Halkla İlişkiler ve Pazarlama Müdiresi Mehlika Bölükbaş karşıladı. Gecenin asıl ‘performans-sanatçısı’ Müjde olacağından ve ben sadece alık alık sağa sola bakıp ayda yılda bir martini içebilecek (ısmarlıyorlar herhalde) ve gördüklerini yazacak kişi pozisyonunda olduğumdan önce onlar kaynaşıverdiler. Bense arada bir soru soran bazen de fotoğrafçıya akıl verdiğini sanan adam rolüme büründüm.

Devasa bir otobüs hacmi düşünüp anlatacaklarımı öyle dinleyip fotoğraflara öyle bakın. Dibe doğru bir dikdörtgenden bahsediyoruz. Alçak kotta sağ taraf önce bar; sonra DJ kabini. Sol taraf; yerden tavana yükseeek cam ve beyaz tül perdeler sarkıyor. Camın ardında dışarıdan görülmeyi engelleyen bir dizi ağaç. Camın önü ise tek bir sıra beyaz kanape. Önünüzde sehpa yok. Küçük, zekice sehpalar kanapenin üstünde mantıklı ve değiştirilebilir aralıklarla dizili. Sağ taraf bar. Barın üstünde, içinde milyonlarca içki şişesi duran binlerce kutu-raf. Ve ortada tavandan sarkan ters bir kubbeye bağlı kızıl kadife yuvarlak bir oturma grubu.

Sonra karemsi bir orta kot var; solda artık geniş-özgür sofalar, sağda ise açık-mutfak. Üçüncü kotta her yer sofa; mutfak bitti. Sofalara yayılmak için ayakkabılarınızı çıkarıyorsunuz. Yani yemeği yatakta yemek yani içkiyi yatakta yudumlamak gibi. Yani başa dönersek ‘supper’-club… Mutfağa döneceğiz; biraz bilgilenelim.

 

supperclub sadece bir restoran/bar olmama felsefesinde bir marka. Amsterdam’ın kendi deyimleriyle ‘pek de tekin olmayan’ bir noktasında başlayan ‘özgürlük’ temel kavramlı supperclub için İstanbul, Roma ve San Francisco’dan sonra dördüncü tercih. Bütün kulüpler Hollanda merkezli ‘concrete’ tarafından aynı tema çerçevesinde tasarlanıyor. Özgürlüğün yanında rahatlığın ön planda olduğu bütün kulüplerde ‘beyaz’ en önemli ortak tema. Buraya girdiğinizde de bu beyaz gene kendi iddialarına denk düşecek şekilde size ‘dışarıyı geride bıraktırıyor…’ Yeni ve gecenin akışını gecenin belirleyeceği, yani hiçbir gecenin birbirinin aynısı olmayacağı iddiasında supperclub.

Bu arada Müjde mekan çok kalabalıklaşmadan genel fotoğraflarını çekiyor. Onun için rahat çalışmasını sağlayan bu nokta; bunca yıllık gece tecrübelerimden gece yarısı civarı ve hele sonrası, ortalığın ne hale gelebileceğini kestirebildiğimden; beni hayıflandırıyor.

Ama öte yandan hoşuma giden bir başka şeyi belirterek bir eksikliğin altını çizmeden geçmeyeyim. Biz gençken gittiğimiz o zamanın barlarında hiç olmazsa belli bir saate kadar ‘konuşabilirdik.’ Yani ne bileyim sosyalleşebilir; hatta tanışabilirdik (!) filan. Bir zaman sonra bu değişti. Daha kapıyı açtığı andan itibaren içerde ‘kulak kulağı duymayan’ yeni bir bar anlayışı doğdu. Tanışmanın yolu konuşmak olmaktan çıkıp tepişmek oldu. Oysa burada insanlar en azından bizim orada olduğumuz saatlerde konuşabiliyorlardı ve bu hem hoşuma gitti, hem de iletişimin bildiğimiz en eski halinin geçerli olabildiği bir ortam (da) sağlamak supperclub’ın kendine özgü ‘konsept’ine uygun düşüyor diye düşündüm.

Daha doğrusu düşünüyordum ki; Rodrigo ortaya çıktı. Şimdi “Rodrigo kimdir, nedir?” diye soracaksınız. Efendim Rodrigo biz tam genel çekimleri bitirip yemeklere geçmeye yeltendiğimiz anda sahne alan bir ‘performans sanatçısı’dır, Hollanda’dan gelmiştir; mekândaki diğer performans-sanatçısı Müjde’nin yemek çekimlerine ara vermesine yol açmıştır; show’unu bir süre İstanbul’da sergileyecektir, sonra Rodrigo belki başka bir supperclub’a gidecek; yerine kimbilir yeni kim gelecektir. Sorunun ikinci kısmına; yani ‘nedir’ kısmına geçersek pek sarih bir cevabım yok. Rodrigo 30 dakika sahne alıyor ve o sahne bütün supperclub oluyor. Dans mı desem, pantomim mi, sözsüz tiyatro mu, interaktif (bazı müşterilerle iletişime de girdi) ve doğaçlama ‘bakın bana’ gösterisi mi bilmiyorum. Ama mekândaki herkesin o yarım saat boyu onu izlediği kesin. Baktık yani… Siz de fotoğraflara bakın ve beni anlamaya çalışın; hiç olmadı; bir ara supperclub’a uğrayın.

Sonra Rodrigo gitti ve biz yemek çekimlerine döndük. Daha doğrusu buna yemek çekimi demek haksızlık. supperclub’da mutfak açık. En başta sözünü ettiğim orta kotta. Ve burada yemeklerin hazırlanışı da (fotoğraflardan ‘hissedeceksiniz’) başlı başına başka bir performans-gösterisi… (Biliyorum bu yazıda ‘performans’ sözcüğünü çok kullandım ama ‘supperclub konsepti’ yaratıcılarının bundan şikâyet edeceklerini hiç sanmıyorum.) Hayatında en sevdiği iki şey seyahat ve yemek olduğu için dünyanın dört bir yanında çalışmış ve pek çok değişik mutfağa hakim gezici uluslararası şef David Nicol ile şef Serkan Bozkurt önderliğindeki ekibin tüm müşterilerin isterlerse yakından bile izleyebilecekleri mutfaktaki gösterileri; estetiği, özeni, hızıyla benim / bizim için müthiş heyecan vericiydi. Daha önce restorana gittim, (Müjde de gitmiş), bara gittim (Müjde de gitmiş) ama böyle bir şeye hiç şahit olmamıştım (o da olmamış). Büyüleyiciydi.

Mutfağa girmişken… Her konuda özgürlüğün altını çizen supperclub’da yemek konusunda siz özgür değilsiniz, supperclub özgür… Konseptinin tümünde yaratıcılığı kutsayan supperclub felsefesi mutfakta sazı eline alıyor ve taşıdığı uluslararası iddiayı size her ziyaretinizde ayrı ama o gece sabit bir mönü sunarak ortaya koyuyor. En bildiğinizi sandığınız yemeğe dahi özel bir dokunuş katmaktaki bu iddialarını sayfalarda göreceğiniz yemeklerin isim/içerik’lerinden kestirebilirsiniz

Bu müthiş gösteri ve fotoğraf çekimi bittiğinde başımı bara çevirdim ve… Ne zamandır işe dalmış olduğumdan fark etmemiştim; alt kotun yavaş yavaş bizim “burada her şey olabilir!”cilerle dolmaya başladığını gördüm. Müjde’de bir sürü teknik yük; bende de haftanın yükü olduğu için o gece orada neler oldu göremeden çıktık. Ama son anda yan gözle bara (!) bir daha baktım. “Evet. Burada her şey olabilir ve çok yakın zamanda ben de olacağım” dedim.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


69998 - unknown - 38.107.179.240