Tatil köylerini ‘Club’a
dönüştürdü

Magic
Life’ın Genel Müdürü Başak Erel, Türkiye turizmine dünya turizmi üzerinden
bakarak çıkarımlar yapan ve derhal harekete geçen ender yöneticilerden. ‘Her şey
dahil’ kavramının içinin boşaltılması nedeniyle ‘Her şey içinde’ sistemini
devreye sokanlar da Erel ve genç ekibi. ‘Deniz, güneş, kum’ üçlemesinin artık
turizme yetmediğinin yıllardır farkındalar. Turizmde hizmet anlayışının hızla
değişmesi gerektiğinin de. Magic Life’ları hakikaten ‘magic’ kılan anlayışı da böyle
geliştirdiler. Gelen tüm konukları bir kulübün üyeleri kıldılar. Son olarak
tatile ‘sanat’ kattılar...
Bizim hep
tekrarladığımız bir konu var, bütün grubumuzun görüşü bu; ‘Türkiye’nin ucuza
satılmaması gerektiği.’ Şu an Türk misafir portföyü de, yabancı misafir
portföyü de fiyata karşı çok hassas ve bu da küresel ekonomik değişimden
kaynaklanmakta. Ancak Türkiye’deki en büyük tehlike bir takım yüksek mercilerin
de ifade ettiği gibi, artan yatak kapasitesi. Biz eğer o kapasiteleri 12 ay
hayata geçirebiliyorsak, 12 ay bu yatırımlarla istihdam sağlayabiliyorsak
süper. Ama biz bu süreyi üç ayla sınırlıyorsak ve geri kalan dokuz ay
personelin yüzde 60’ının işsiz kalmasına sebep oluyorsak bu çok kötü. Çünkü bu
durum sezonluk göçlere neden oluyor. Sezonluk göçler; hem yerleşim alanlarının
düzenini bozuyor, hem gelişmede bozulmalara sebep oluyor. Ekonomi değişiyor. Diğer
taraftan personel yetiştirmede de bir devamlılık sağlayamıyorsunuz çünkü üç ay
sonra personel sizin sektörde ne kadar iyi olduğunuza bakmayıp 20 milyon gibi
çok ufak fiyatlara yer değiştiriyor. Çaresizce… 7-8 yıl öncesine kadar iyi
kötü, Akdeniz çanağında, Antalya’da, sezon 5.5-6 ayken şimdi üç aya indi.
Haziranda tesisler doluysa daha önce gelenler de şimdi sürekli oda bulunabildiği
için 15 Haziran-15 Temmuz tarihlerinde geliyor. Bu doluluğa rağmen yatak
sürekli var, oda sürekli var… Mesela Ruslar 20 Mayıs civarında geliyordu çünkü
Ortodoksların tatilleri var. Ama şimdi tüm ülkelerde düzen mahvoldu çünkü her
ülke aynı sezona konsantre oldu, 15 Haziran-15 Eylül. Ön ve arka sezon diye bir
şey kalmadı. Şimdi büyük grupların bu sezonda yatırımlarını çıkarması için çok
büyük fiyatlara satış yapması gerekiyor. Türkiye böyle bir ‘PR’ çalışması
içerisinde değil. Fiyatlarımızı yükseltebilmeniz için ya butik otel yapacaksınız
ya da sınırlı kapasitelerle çalışacaksınız. Büyükler çok zorlanıyor. Şu sezon
gittiğiniz zaman Antalya’da her yer dolu. Ama Rus turistle dolu... Avrupalı da
çok büyük bir çekilme var. Devlet bazında araştırma yapılması lazım. Bizim uzun
vadeli bir turizm planı oluşturmamız lazım, böyle bir planımız yok, bir takım
çalışmalar vardı ama seçimler girdi onlar geride kaldı, KDV ile ilgili bir takım
çalışmalar vardı, ne olacak bilemiyorum. Satışta bize indirim uygulanırsa hemen
müşteriye yansır ama bunun bir satın alma aşamasına bakmak lazım, içkiye gelen
KDV’de hiçbir indirim yapılmadı, bizim gibi her şey içinde bir sistemlerle çalışanlar
açısından çok zamlı bir dönem aldı. Oysa son zamanlarda gıda sektörünün,
mobilya sektörünün gelişmesi turizmin gelişmesine bağlı. Bu son 10-15 yıldır
böyle.”

Magic
Life Marmaris
TUI’nin
sahip olduğu Magic Life’ın hem Center Genel Müdürlüğü hem de Satış ve Pazarlama
Müdürlüğü görevlerini büyük bir başarıyla yürüten, devreye soktuğu ‘Çok farklı’
kampanyalarla adından söz ettiren Başak
Erel,
Türkiye turizmine dünya turizmi üzerinden bakarak çıkarsamalarda bulunan ve
derhal harekete geçen ender yöneticilerden. ‘Her şey dahil’ kavramının içinin
boşaltılması ve kalitenin düşmesi nedeniyle ‘Her şey içinde’ sistemini devreye
sokanlar da Erel ve genç ekibi. ‘Deniz, güneş, kum’ üçlemesinin artık turizme
yetmediğinin yıllardır farkındalar. Turizmde hizmet anlayışının hızla değişmesi
gerektiğinin de. Magic Life’ları hakikaten ‘magic’ kılan anlayışı da böyle geliştirdiler.
Gelen tüm konukları bir kulübün üyeleri kıldılar. “Önemli olan gelen misafiri
mutlu etmek,” diyor Başak Erel, “ Türkiye’nin markalaşmasından bahsediyoruz.
Türkiye’ye gelen 10-15 milyon turistin yüzde 90’ının memnuniyetini sağlasak
bizim ayrıca bir ‘PR’ çalışmasına gereksinimiz kalmaz. Ve sadece tesisler değil
tesis alanları dışındaki yerel bölgelerin de gelişmesi lazım. Muhteşem bir
tesise gidiyorsunuz, dışarı çıkıp bir kahve içecek yer bulamıyorsunuz. Mesela
Belek’te birkaç yer ama Mısır’a gidiyorsunuz Sharm el Sheikh’de bir ‘Hard
Rock-Cafe’ var. Ben kendi grubumuzdan örnek vereyim, Magic Life’ın yüzde 10-15
tur satışı vardır, konaklayanlar için. Aşağı yukarı haftanın iki gününü turda
geçiriyor konuklarımız ve bu güzel bir oran. Esnaf her şey dahilden şikayet
eder ama biz zaten teşvik ediyoruz, bunu kösteklemek isteyen hiçbir grup olamaz
zaten. Bize gelen misafire, dışarıda da bir şeyler sunuyor olabilmek lazım. Biz
dünyanın beş ülkesinde tesisleri olan bir grubuz. Şöyle bakıyorum tatile
gitmeden önce evinizin geçimini sağlayacak, çocuğunuzun okul şartlarını hazırlayacak
ondan sonra tatile gitmeyi düşünebileceksiniz. Lüks bir sektör… O yüzden bütün
insan beğenilerini ve hayat tarzlarını yakalamak durumundasınız. Kime ne
sunabilirsiniz, bunun yollarını bulabilmelisiniz. TUI’ye bağlı olduğumuz için
yaklaşık 50 binin üzerinde satış noktası ile çalışıyoruz. Avrupa’daki tüm
ülkelerde TUI’nin kendi tur operatörleri var. Bize 20 farklı ülkeden misafir
geliyor ama ağırlığımız Almanya ve Avusturya. Geriye kalan Belçika, Hollanda,
Slovakya, Slovenya, Macaristan, Rusya, az sayıda İsrailli, İspanyol ve İtalyanlar
var. Ama çok azlar. Eskiden çok daha fazla Anadolu turlarına çıkarlardı.
Anadolu turu diye bir tur kalmadı. Türkiye’nin denizi dışında satış yapan
sadece birkaç küçük kuruluş var. Bunların devreye girmesi lazım.”

Magic
Life Bodrum Imperial
Magic
Life’ların her birine ‘her şey içinde’ sistemi adında yeni bir anlayış
getirmelerinin nedenini ise şöyle anlatıyor Erel, “Çünkü standartlaşma yok. Her
şey dahil’in içi o kadar boşaltıldı ki biz bu kavramı kullanmak istemiyoruz.
Çünkü içerikte bir değişiklik yok. Bizdeki doluluk oranlarına bakarsanız
sistemin doğru kurulduğu zaman işlediğini görürsünüz. Bunun standardını
koymazsanız içi böyle boşalır. Yan tarafta ‘her şey dahil’i 30 milyona gün
satan bir kuruluş var ve mesela misafirim bana ‘Aradaki fark nasıl bu kadar
oluyor?’ diyor. O yüzden standart oluşturulması ve o standartlar için gerekli
kadrolar kurulması lazım. Hükümetlere göre çalışma olmaması lazım. Turizmde
standartlaşmanın devlet politikası olması lazım…”

Turizme
farklı yaklaşımlar ve getirdikleri…
Erel,
bugünü canlandırarak geleceğin yapıtaşlarını oluşturmanın çabasında. Magic Life
Nisan’dan bu yana küresel ısınmaya çarşı farklı eylemlerde bulunuyor. Halihazırda
tüm tesislerinde kullanılan suyu arıtarak değerlendiren kuruluş çevreci çalışmalara
konuklarını da katma gayreti içerisinde. Belek’teki Waterworld Imperial
tesislerinin çevresinde bir orman alanı oluşturmak üzere alınan arazide bakım
ve dikim yapıyorlar ve buna katılmaları için çağrıda bulundukları konuklarının
da canla başla bu çalışmaya katıldığını görmüşler. Ancak sıcak havalar
nedeniyle çalışmalar yavaşlatılmış.

Bodrum’da
tatil, tatilde sanat... Magic Life ve Ali Poyrazoğlu turizmde bir ilki gerçekleştirdiler.
Ali
Poyrazoğlu ile çok mutlu konuklar…
Başak Erel
ilk başından itibaren çeşitli kademelerinde görev yaptığı Magic Life’ın sektöre
‘ses getiren’ bir giriş yapmak amacıyla 2001’de ilk kez çok popüler kültürlü
bir açılış yaptıklarını anlatıyor, “Kadroda Hülya Avşar, Sibel Can ve Gülben
Ergen var. Bu da bir riskti. Birbirleriyle ‘Pr’ çalışması olan bir gruptu
onlar. Ve biz sektörde bir anda bir çıkış yapmak istedik ve bu sayede bir
sezonda duyurmuş olduk adımızı. Ama ondan sonraki seneden itibaren çok güzel
çalışmalar yaptık. MFÖ, Beyaz, Sertab Erener vardı, ardından taklit edenler
mutlaka oluyor, herkes yapınca da sizinki sıradanlaşıyor. İki sene bu şenliklere
ara verdik. Her Club’da başka birileri çıkmaya başladı. Canlı müzik, dünyanın
dörtbir yanından gelen gruplar çıkıyor. Biz Ali Poyrazoğlu ile çalışmayı ve
tiyatroyu riskli olduğu için seçtik Bodrum’da. Çok cesur bir grubuz. Üstelik
ki biliyoruz ki, tiyatroların durumu kış sezonunda bile çok zor. Ali Bey’den
çok etkilendik, o kadar kaptırdı ki kendini. Bu sene ağustos sonuna kadar
birlikte çalışıyoruz. Çeşitli oyunlar var; mesela yatmadan hemen önce
sergilenen ‘midnight theatre’ serinleten bir su oyunu. Okuma günleri yapıyor,
kuklalarını da getirdi çocuklar için. Bodrum zaten hep ilgi görürdü ama son beş
senedir Türk misafirin ilgisini de çok çekiyor ve son yıllarda Bodrum’da daimi
bir misafir portföyümüz oluştu. O misafirlere her sene yeni bir şeyler sunmak
lazım. ‘Yaz Festivali’ gibi bir organizasyon yapıyoruz. Türkçe upuzun bir oyun
sunuyorsunuz ama paralelde yabancı misafirlerimize de havuzda başka bir
aktivite sunuyoruz. Ali Bey bizi şöyle yakaladı; ‘Maneviyat için ne yapıyorsunuz?’
dedi. Biz ‘yoga, o şu bu,’ deyince ‘yok’ dedi ‘ruhumuzu tazelemek için.’ Ve
projeyi bir günde bitirdik. Ve hemen başladık. İlk oyunda 700’e yakın Türk
misafir vardı ve hepsi seyretmeye geldi, ve oyun çok uzun, buna rağmen çok
güzel geçti. Ali beyin şöyle bir kıvraklığı var, entelektüel için de
Anadolu’dan gelen için de çekici bir ortam yaratıyor. Özellikle Anadolu’dan
gelen misafirlerimizin çoğunluğu bu oyunu ilk kez görüyor, aralarında hiç
tiyatroya gitmemiş olanlar da var. Her kesimden ve her yöreden… Parası olup da
bu etkinliklere katılamayan geniş bir çevre var. Ali Bey öyle güzel bir ilgi
almış ki. Çıkış noktamız bu. Sihirli Dünya’nın içinde sinemalarımız da var, Açıkhava.
11.30’da başlar.”

Başak
Erel
Başak Erel
turizmci olmaya gencecik bir kızken karar vermiş. Bilkent’i bitir bitirmez… Ve
‘Almanca olmadan turizm yapılmaz’ diyerek soluğu amcasının yaşadığı
Avusturya’da almış. Sene 1990… Altı aylık kurs için gittiği Viyana’da 12 yıl
kalmış. Geldiği yer, aldığı yol ona göre ‘Kısmet’ çünkü “Orada da Cem Kınay’la
tanıştım, onlar daha öğrenciydi ama dokuz kişilik ufak bir şirketleri vardı,
mavi yolculuk yapıyorlardı. ‘Bize gel biletlere yardımcı olacak bir arkadaşa
ihtiyacımız var, hem çalışırsın, hem de kursuna devam edersin,” dediklerinde
bana da çok cazip geldi. O iki-üç ay diye başlayan macera 12 sene devam etti.
Öyle bir maceraydı ki, altı ay diye gittiğim yerde bunca zaman geçirebildim.
Çalıştığımız şirketin adı Gulet’ti, sonra Magic Life kuruldu, iki markayı
birlikte yürütmeye çalıştık. Önce Gulet çok büyüdü sonra Magic Life çok büyük
bir patlama yaşadı. Bu ekibin içerisinde ben her kademede çalıştım. Böylelikle
2002’ye geldik ve bende Türkiye’ye müthiş bir hasret birikti. Her sene
‘dönüyorum’ diyorum, dönemiyorum çünkü merkezimiz Viyana idi. 2000 yılında
Gulet yüzde yüz TUI’ye satıldı, satılan ilk şirket o oldu, bütün benim eski
patronlarım Magic Life’a geçtiler, ben de Gulet bünyesinde kaldım. Gelmeye
karar verince Cem Kınay, ‘Gel bak biz Türkiye^’de böyle bir organizasyona
giriyoruz ve satış pazarlamada kuvvetlenmek istiyoruz’ dedi. Ve kalmak üzere
geldim ben de. İlk iki sene çok zorlandığımı söyleyebilirim. İlk geldiğim iki
sene boyunca zorlanmamın nedeni ekibimi profesyonel kılmak ve o ekibi elimde
tutmak oldu. Evli değilim ve çocuğum yok ama 37 yaşında herkesin annesi oldum.”