Siec Sonsuzluk ve bir
gün…

Uçsuz
bucaksız bir alanda sonsuzluğu ve özgürlüğü tatmak isteyenler için alternatif
bir mekân Siec. İki farklı türde canlının birarada yaptığı tek spor olan
binicilik üzerine kurulan tesiste hayat dışarıdakinden çok farklı akıyor.
Kapıdan
içeriye adım attığınızda sarıyor sizi sonsuzluk hissi. Bana öyle oldu en azından.
Aklıma ilk gelen Theo Angelopoulos’un o meşhur filmiydi: ‘Sonsuzluk ve Bir
Gün.’ Hiç bilmeyip, hiç denememiş olsam da bir an önce bu dünyaya dâhil olmak,
atlarla bütünleşmek istedim. Ata binmek de şart değil aslında, izlemek bile
yeterince büyülüyor insanı. İşte böyle bir ortamda konuşlanmış Siec lezzet
üssü. Sevil Sabancı’nın sahibi olduğu S Binicilik Merkezi içerisinde ve onu
tamamlayan bir kafe-restoran. En büyük iddiası eşsiz lezzetleri ve de başka bir
yerde birarada görme şansı bulamayacağınız içiçe geçmiş doğa-yaşam konsepti.
Siec’in
doğuşu
S
Binicilik Merkezi’nin açılışından yaklaşık olarak bir yıl kadar sonra 2006 Ağustosu’nda
açılmış Siec Cafe Restaurant. İşletmecisi yıllarını bu işe vermiş, kendi
deyimiyle binicilik camiasının içinde pişmiş özel bir isim: Hasan Akyüz. Uzun yıllar
Atlı Spor Kulübü içerisinde yer alan restoranın da işletmeciliğini yapan Akyüz,
26 yıldır aynı sektörde çalışıyor. Sevil Sabancı ile Maslak Atlı Spor
Kulübü’nden tanışan Hasan Akyüz binicilik merkezi açıldığında ve içerisinde bir
kafe restorana yer verileceğini öğrendiğinde çok heyecanlanmış. Birkaç farklı işletmeyle
birlikte O da kendi teklifini sunmuş. İlk etapta farklı bir grup tarafından işletilen
mekân bir süre sonra Akyüz ve ekibine devredilmiş. Akyüz’ün o dönemdeki heyecanını
kendi sözlerinden dinliyoruz: “Burayı ilk kez inşaatı sırasında gördüm. Yoldan
geçerken gözüme takıldı. Başka bir firma tarafından restoran işletmesinin alındığını
duyduğumda çok üzülmüştüm. Dedim ki, ‘Ben en kısa sürede burayı işleteceğim.’ Kısa
bir süre sonra da Sevil Hanım’la ortak dostlarımızdan biri buradan bahsetti.
Olumlu bakıp bakmayacağımızı sordu. Seve seve kabul ettim.” Yıllardır binicilik
camiasına hizmet veren Akyüz, hiç ata binmemesine rağmen bu sporu yapanların ne
istediğini, nelere ihtiyaç duyduğunu hep gözlemlemiş. S Binicilik Merkezi
içerisinde böyle bir restoran açılınca da “bu işte biz de varız” demek istemiş.

Siec
gerek cafe-restoran gerekse binicilik merkezi olarak halka açık bir mekân.
Neden
Siec?
Siec adını
binicilik merkezinden alıyor: S International Equestrian Centre. Aynı adla
devam ederek konsepti tamamladıklarını söyleyen Akyüz, bu sayede daha bütün,
daha sıcak bir ifade kazandıklarını belirtiyor. Öncelikli hedeflerinin de
biniciliği tanıtmak ve sevdirmek olması mekâna isim verirken aynı adı
seçmelerinde etkili olmuş. Binicilik merkeziyle ortak projeler doğrultusunda
çalışan işletme, merkezin dışında bağımsız bir restoran olarak da oldukça
iddialı.
Kendine
özgü
Siec,
kendi tarzında özgün bir tesis. Bu yüzden de kendisini diğer restoranlarla karşılaştırmıyor.
Yemek kalitesi ve mönü bir yana, Boğaz sırtlarında atların gezintisini
izleyebileceğiniz buradan başka bir tesis de yok şimdilik. İki manej arasında
bu özel spora gönül verenlerin keyifli ve kaliteli bir atmosferde dinleneceği
ve farklı lezzetlerle buluşacağı bir mekan yaratılmış. 7500 m2’lik dev bir
alanda konuşlanan binicilik merkezi içerisinde 250 kişilik kapasiteyle çalışan
Siec, gerek kafe-restoran gerekse binicilik merkezi olarak halka açık, Siec’te
keyif yapmak için herhangi bir üyelik gerekmiyor. Binicilik için gelenlerin dışında
öğlenleri yakın çevreden gelen üst düzey yöneticiler ve çalışanlar sakinliği nedeniyle
burayı tercih ediyor. Mekânın hafta sonu müdavimleri ise çocuklu aileler. Sevil
Sabancı’ya ait bir binicilik merkezi içerisinde böyle bir mekânı işletmekten
çok memnun olduğunu ve bunun avantajlarını vurgulayan Akyüz, burada sadece bir
kafe ve restoran işletmeyi değil, aynı zamanda iki canlının birlikte yaptığı bu
özel sporun tanıtımına katkıda bulunmayı amaçladıklarını söylüyor.

Siec’un
tasarımcısı Brigitte Weber sade ve işlevsel mekanlar yaratıyor.
Dekorasyonda
Bauhaus ekolü etkisi
Hem tesis
hem de restoranın tasarımını aynı kişi üstlenmiş: Brigitte Weber. Gerçekleştirdiği
tüm tasarımlarda Bauhaus ekolünden etkilendiğini belirten iç mimar Weber, mekânı
iki ayrı tesis olarak tasarlamış. Hem estetik kaygı, hem de en uygun şekilde bu
konseptten nasıl yararlanılır düşüncesiyle hareket eden tasarımcı, mekânda
sadelik ve işlevselliği ön plana çıkarmış. İşlevsellik yoksa estetik ve
dekorasyonun anlamını yitirdiğine inanan Weber, yalınlıktan ve detaylara takılmamaktan
yana. Mekân, Weber’in bu tercihi nedeniyle gözü ve ruhu yormayan natürel
renkleri, geniş tavanı ve camlarıyla içinde bulunduğu manzaranın önüne geçmeyen
bir dekorasyona sahip.
S
Binicilik Merkezi…
2005’in
Kasım ayında hizmete açılan S Binicilik Merkezi Sevil Sabancı’ya ait. 4.000
m2’si açık, 3.500 m2’si kapalı olmak üzere, toplam 7.500 m2’lik bir alanda
kurulmuş olan merkez 70 x 35m boyutlarında açık manej ve 50 x 25m boyutlarında
kapalı maneje sahip. Toplam 56 ahırın bulunduğu binicilik merkezinde yedi adet
eyer odası, dört adet at yıkama bölümüyle adale yumuşatma, ısıtma ve tedavi
amaçlı kullanılan bir adet solaryum bulunuyor. Veteriner ve nalbanthane
hizmetleri yine bu alan içerisinde gerçekleştiriliyor.15 Haziran 2007’de açılan
ek tesiste ise 4.000m2 açık manej, 60m x 20m yumuşatma sahası, iki adet 25m x
20m
lonj sahası,
700m uzunluğundaegzersiz pisti, ayrıca araba ve van park edebilmek için otopark
bulunuyor.
Karma
mönü anlayışı ve genç bir şef…

Siec’te,
çok farklı tatların birarada sunulduğu bir zengin bir mönü var. Dünya mutfağının
yanısıra yerel tatlar da unutulmamış. Ulusal kültürden asla vazgeçmek
istemediklerini belirten işletmeci
Hasan
Akyüz, mekâna her gün gelen müşterilerin farklı lezzetleri tadabilmeleri için
bu tür bir mönü hazırladıklarını ve geleneksel tatlara da yer verdiklerini
söylüyor. Akyüz, mönüyü Şef Hasan Şahin ile birlikte kurgulamış. Yemeklerine
tam not verdiğimiz genç şef, tesadüfen girdiği mutfak işinde Bodrum Maça Kızı,
The Sofa gibi otellerde deneyim kazanmış ve bir dönem Mike Norman’ın asistanlığını
yapmış.

Yaratıcı şefin
Siec’ten önceki son durağı ise ödüllü restoran Tuus olmuş. Akdeniz mutfağında
iddialı olan Şahin, mekânda tadılması gereken lezzetlerin başında pazı dolması
ve incir tatlısının geldiğini söylüyor.
Mönünün
altın çocuğu olan pazı dolmasının ustası ise Hasan Akyüz’ün yıllarını mutfağa
adamış olan ağabeyi Hüseyin Akyüz.
En
alttan zirveye: Hasan Akyüz
Hasan
Akyüz’ün öyküsü 26 yıl önce Sivas Zara’dan İstanbul’a gelmesiyle başlamış. İş
tercihi pek çok Sivaslı gibi mutfak sektöründe olmuş. Komi olarak başladığı
mutfak macerası zaman içerisinde başarılı bir işletmeciliğe dönüşmüş. Hayatını şekillendiren
dönüm noktasının Atlı Spor Kulübü olduğunu söyleyen Akyüz, kulüpte 13 yıl çalıştıktan
sonra, mekân sahipleri tarafından işletmeciliğe taşınmış. 26 yıldır bu camianın
içinde çalışan genç işletmecinin Siec’e ilişkin düşünceleri oldukça etkileyici:
“Buranın ruhu parayla alınabilecek gibi değil. Şurada bulunmak yerine aşağıda,
deniz kenarında bir mekânda olmayı istemem. Bu camia içerisinde büyüdüm.
Herkesi tanıyorum. Hepsiyle dostluklarım var. Buraya farklı duygularla bağlıyım.
Dolayısıyla, yine bu camia için bir şeyler yapıyor olmaktan çok mutluyum.”