27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Hünerli bir aşçı: Keyveni

Toplu yemek sektörünün öncü firmalarından Keyveni, 25 yıllık deneyimini yeni yatırım ve projelerde kullanıyor. Keyveni, yemek ustası, hünerli aşçı anlamında bir kelime ve Keyveni bu ismi gerçekten hak ediyor.

En güzel yemekleri genelde büyük anneler yapar. Tencerede kaynayan ya da fırında pişen yemeğin kokusu evin her köşesini sarar. Bu kokular insana türlü hayaller kurdurur… Keyveni’den içeri adım attığınızda işte böyle mis gibi kokan böreklerin, zeytinyağlı dolmaların izini sürmek istiyorsunuz.

Keyveni’nin temiz, ışıl ışıl mutfağı, hijyen konusunda da anne mutfaklarını aratmıyor ve yemekle ilgili bölümlerde beyaz önlük ve bone takılmadan dolaşılmıyor. 4500 m2’lik alana kurulan tesis o kadar düzenli ve temiz ki, insan parlatılmış eşyaların üzerinde el izi bırakmaya çekiniyor. Sebze ve meyve odalarındaki düzen domateslerin, şeftalilerin bile ruhuna işlemiş... Tek tip sebzeler ordusu, teftiş ve görüşlere hazır bekliyor. Keyveni, titiz, düzenli ve lezzetli yemekler pişiren bir catering firması ve adını da Anadolu’da yemek ustası, hünerli aşçı anlamına gelen keyveni sözünden alıyor. 

Keyveni’nin temellerini 1985 yılında atan Sadık Çelik, bu dev mutfağa hakim olan düzenin de mimarı. Sivas’ta dünyaya gelen ve eğitimini sürdürmek için İstanbul’a gelen Çelik’in emekçiliği de o yıllarda başlamış. Orta halli bir çiftçi ailenin çocuğu olan Çelik, ailesinin gönderdiği para sınırlı olduğu için henüz okurken çalışma hayatıyla tanışmış. “İstanbul’da yaşamanın bedeli yüksekti” diyor o günleri anlatırken… Çelik, haftasonları halden meyve-sebze alıp semt pazarlarında satmaya başlamış. Üniversite öğrencisi bu genç, kısa zamanda çevre edinmiş kendine... 68 kuşağının ortak özelliği olan muhalif kimliğiyle, dürüst tavrıyla ilişkilerini ve işlerini geliştirmiş. Halden yaptığı alışverişin fiyatları etkilediğini düşünerek, hal yerine üreticiden  direkt mal almaya başlamış. Böylece üreticiden tüketiciye doğrudan bir zincir kurmuş. Gıda sektörüne daha o yıllardan aşina olan Sadık Çelik, belki de farkında bile olmadan Keyveni’nin birikimini oluşturmaya başlamış. 

Sol şeritte hız kesmeden devam

Hazır yemek sektöründe ciddi gelişmelerin yaşandığını ve piyasaya yeni oyuncuların da katıldığını anlatan Sadık Çelik, “Sektör, yabancı firmaların gelmesiyle daha da yükseliyor. Önceleri bu duruma kuşkuyla bakıyorduk. Onların ne yapmak istediklerini öğrenmeye çalışırken bir yandan da geçici bir rüzgâr olduğunu düşünüyorduk. Ama zamanla kalıcı olduklarını ve başarılarını yakından gördük. Bu katılımı, sektörü daha ileri noktalara iten bir güç ve iç dinamiklerden biri olarak düşünmeye başladım. Bizi rekabete iterken böylece yerli üreticiyi teşvik de ediyorlardı. Keyveni’nin rakibi artık arka sokaktaki yemekçi değil, Çin’deki veya İngiltere, Fransa, ABD’deki yemek üreticisi…”

Bu şartlar karşısında Keyveni de eksik ve ihtiyaçlarını sektördeki küreselleşme ortamında oluşturuyor. Sol şeritte gitmekten vazgeçmediklerini anlatan Çelik, “Biz biraz fren yaparsak arkamızdan gelenlerin bizi ezip geçeceğini biliyoruz. Buna göre stratejilerimizi 10–20 yıllık yapıyoruz” diyor.

Sadık Çelik

Japonlara suşi

Keyveni’nin  seçici bir yaklaşımı var sektörde: “Gıda sektörüne kendi evimiz gibi bakıyoruz” diyen Çelik, Pepsi Cola, Frito Lay gibi firmaların yanısıra Nurol, Marmaray projesini gerçekleştiren Tai Sei gibi uluslar arası inşaat firmaları, bilişim, reklâm ve bankâcılık sektörlerine hizmet veren firmalara yiyecek sağlıyor. Yemek verdiği firmalara butik hizmet veren Keyveni, istenirse suşi bile üretiyor. Tai Sei ‘de görev yapan Japon mühendisler için özel olarak hazırlanan suşi, onların kendini memleketlerinde hissetmesini sağlıyor. Keyveni’yi diğer şirketlerden ayıran en önemli özellik butik üretim yapması… Firmaya, iş koluna, arzuya göre özel üretim yapan Keyveni, ‘zor’ yemekleri bile mönüsüne alabiliyor.

Keyveni’ye bu elastikiyeti sağlayan, her düzeyde güçlü bir kadroya sahip olması. Sektöre yıllarını vermiş uzmanları, kıdem ve tazminatlarını karşılayarak Keyveni’ye kattıklarını anlatan Çelik, “Mesela, pastane ürünlerinde ilk sırada kim yer alıyorsa onlarla ilişki içindeyiz. Kendimizi yenilemeye ve geliştirmeye çabalıyoruz. ‘Biz tabldotçuyuz’ demiyoruz” diyor. Mutfak ekipmanlarında her zaman teknolojinin nimetlerinden yararlandıklarını anlatan Çelik, işveren olarak işyeri politikalarında da farklı bir anlayışları olduğunu anlatıyor; “Bu sektörde 3-4 yıldır zam verilmiyor. Krizleri, enflasyonu şimdi de kuraklığı bahane ederek emekçilere zam yapılmıyor. İşyerimizde, kuruluşumuzdan beri çalışan personelimiz var. Çünkü mutlular.”

Sektörün insan ve kaynak sıkıntıları     

Güney sahillerindeki otellerin kalitesinin her şey dahil sistemiyle birlikte bozulduğunu, aynı sistemin yemek sektörünü de etkilediğini anlatan Çelik, “Bir şeylerden ders almak gerekiyor. Eşek düştüğü yerden bir daha geçmez. Mönüler oluşturulurken bile o kadar bilinçsiz davranılıyor ki; eğitim kurumlarına hizmet veren bir firma karbonhidratlı yemekleri öğrencilerin önlerine koymakta sakınca görmüyor ama öğrenci bu yemeği yiyince uykusu geliyor” diyor.

Bu kadar özenli ve titiz çalışma karşısında günde kaç kişiyi doyurduklarını merak ediyoruz. Ancak Sadık Çelik bu konuda çok hassas; “Günde şu kadar kişiye yemek veriyoruz demek, sektörün kalitesini tarif etmekten uzak… Sorun insan hayatı, sağlık, mutluluk, tatmin… Yaptığın yemek standart dışıysa 100 ya da 200 bin tane yapmanızın önemi yok” diye cevaplıyor sorumuzu… Bu arada ilginç bir bilgi alıyoruz Çelik’ten: Su Böreği için Urfa’dan sadeyağ ve beyaz peynir getiriliyormuş!

Yemek sektörünün dışarıdan bakıldığı zaman görünmeyen sorunlarından birini daha Çelik sayesinde öğreniyoruz: Su. Bir mutfağın olmazsa olmazı olan su, yemek üretenler için başlı başına bir sorun. Hele küresel ısınmayla birlikte tehdit oluşturan susuzluk, yemekle ilgili tüm hizmetlerin kalitesini etkiliyor. İstanbul’da bir süredir tarifesiz su kesintilerinin uygulandığını anlatan Çelik, “Ortalama bir kebapçı, esnaf restoranı ya da tabldotçunun yeterli bir altyapısı; sağlıklı suyu depolayacak ya da depolanmış suyu arıtacak tesisleri yoktur. Ama bu şekilde üretimlerine devam ediyorlar. Ne olduğu belli olmayan kuyu sularını veya başka suları alarak ekmek yapıyorlar, yemek yapıyorlar, bulaşık yıkıyorlar… Tehlike yaşamın her tarafında kol geziyor. Keyveni bu anlamda çok özenli… 100 ton su depolama ve arıtma altyapısına sahip” diyor.

Organik poğaçadan reçele

Keyveni’yi sektörde özel bir yere oturtmak için özen gösteren Sadık Çelik, son günlerde bir hayalini gerçekleştirmenin sevincini yaşıyor. Fabrikanın ön kısmında bir pastane açan Çelik, “Burası bizim showroom’umuz, vitrinimiz” diyor. Tam buğdaylı ekmekten çavdar ve yulaf ekmeğine, baklavadan pastaya, organik poğaçaya her türlü ürün bu vitrini süslüyor. Pastanede üretilenlerin de yemek hizmeti içinde servis edildiğini anlatan Çelik, yeni projesinin reçel yapmak olduğunu söylüyor. Pilot uygulama yapar gibi evde reçel yapmaya başlamış bile ve çok yakında pastanenin raflarında çilek, vişne, erik, kaysı reçelleri yer alacak.

Türkiye’de hangi coğrafyada, hangi iklimde neler yetiştiğini, hangi mevsimde en taze sebze ve meyveyi nerede bulunacağını çok iyi biliyor. Yıllardır Anadolu topraklarını gezen Çelik, günün ilk saatlerinde halde olmaktan büyük keyif alıyor. Ama Nizip’te ilk çıkan firik fıstığını, Ceylan Pınar’daki unu, Datça’nın bademini, Ordu-Fatsa’daki fındığı, Giresun’daki yağlı fındığı, Erzincan’daki fasulyenin eylül ortasına kadarki hasadını, Niğde’deki koçbaşı nohudu, Tosya’daki pirinci ve Gönen’deki baldo pirincini de anlatmadan geçemiyor. Çelik, bir yemeğin kaliteli ve lezzetli olması için doğru malzeme kullanılması gerektiğini vurgularken şöyle konuşuyor, “Baklavalık fıstık, ağustosun başında başlar ondan sonra kuruyemişliğe döner. Baklavalık yağı ise mayısın 10’undan temmuzun başına kadar alabilirsiniz.”

İnsanlara lezzetli ve kaliteli yemekler hazırlayan Sadık Çelik, bir yandan da anılarının yer alacağı bir kitap hazırlığı içinde. Gastronomi tadında bir kitap olacağını anlatan Çelik sözlerini şöyle noktalıyor, “Damak çatlatan lezzetlerin gerçek hikâyeleri olacak… Yolculuk, tohumdan başlıyor. Tohumun toprağa düşmesinden, onun hasada kadar geçen hazin, mutlu, mutsuz, gözyaşı, sevinç dolu hikayesi… Halk oyunları, genç kızların keyifleri, dolu vurmuş ürünün ağıtı, sele gitmiş ürünün yası var bu hikayede... Ve bu yolculuk devam ediyor…”

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


69553 - unknown - 38.107.179.237