27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Değişmeyen lezzetlerin Cemilzade’si

 

 

Çocukluğa bakıldığında görülebilen şeyler vardır, hep düş gibi hatırlanır. Pembenin en pembesidir. Pespembedir belki. Hakikaten hakikat böyledir. Hacı Bekir’in, Baylan’ın, Gençlik Kitabevi’nin sokağıdır, bir de birbirinden güzel saatçi dükkanlarının. Onlar da en az pasta, şeker, lokum ve kitaplar kadar eğlencelidir. Sokak, ki adı Muvakkithane’dir, cadde unvanıyla anılsa da Kadıköy’ün en güzel, en çekici sokaklarındandır. Yanyana dizili, iki katlı, dışı mütevazı, içine girildikçe büyüyen mağazalarla kaplıdır. Yerler; parketaşı. Topukluysa ayakkabılar, yürümesi hafiften zordur. Çocukluğunuzdan, gençliğinizden çıkmış, bugüne kadar gelebilmiştir. Birkaç neslin gencini, çocuğunu ağırlayıp büyütse de giderek gencelmektedir. Üstelik sanki çeşitlenip, çoğalmıştır… Artık biraz fazla müzikli de gelmektedir. Nedeni belki ilerleyen yaşınız, belki de yanyana satış yapma kaygısındaki iki büyük kültürel mağazanın yayınlarıdır. İki farklı müzik birer saniye aralıkla kulakları doldurur. Yaşınıza dayanarak biraz bozulsanız da hatırlayınca keyfini çıkarırsınız. Çünkü çocukluk ve gençlik bir yandan da gürültüyü sevmektir. Hatta bizatihi gürültüdür. Oradan geçmekten hiç bıkmazsınız, aklınızda hep aynı, hep tekrarlayan hayal meyal görüntüler, sesler ve kokular… Görüntüler silikleşir, sesler uzaklaşırken, kokunun hafızalardaki kaydı hep yeni kalır.

 

Cemilzade’nin perisi Fatma Cemiloğlu

 

Sokağın fazlalıklarına karşın eksilenleri de çok ve önemlidir, ama Cemilzade bir Kadıköylü için içlerinde her zaman en çok anılan, hatırlanan ve özlenmiş olanıdır. Küçücük bir dükkandır hatırlanan. Akla genellikle sabahları imalathanede her şeyi kendi elleriyle üreten Mehmet Ali Bey gelir. Sarayın müzik hocalarından Udi Cemil Bey’in pek çok uluslararası yarışmadan altın madalyalı şekerciliğini şevkle sürdüren oğludur. Cemilzade, Udi Cemil Bey’e sarayın baskısının sonucu ortaya çıkan bir isimdir. Cemil Bey, padişahın saray sanatçılarının esnaflık yapmasını istememesi nedeniyle şekercilikten vazgeçmemiş, ve bu baskının da ivmesiyle, aldığı bir davet üzerine ailesiyle o zamanlar Osmanlı toprağı olan Kahire’ye göçmüştür. İstanbul’dan uzakta, hem udiliğini, hem de şekerciliği sürdürerek keyifle yaşar. Ölümünden sonra şekerciliği birlikte yürüttüğü oğulları Mehmet Ali ve Nurettin İstanbul’a dönerler. Yıl 1937’dir ve hayatının hiç değilse bir bölümü Kadıköy’de geçenlerin tadıp da bırakamadığı şekerci Cemilzade’yi, babaları Cemil Bey’in izinden giderek hayata geçirirler. Yalın, sade ve mis gibi şeker kokulu bir dükkandır Cemilzade. Bayramlarda içeriye sığamayanlar dışarıda uzun kuyruklarda sabırla sıralarının gelmesini bekler. Mehmet Ali Bey tıpkı babası gibi ürünlerin yapımını bizzat üstlenir.

 

 

Nurettin Bey’in ölümünden sonraysa hem imalatı, hem de satışı Mehmet Ali Bey yürütür. Yardımcıları artık kendi oğulları Mecvet ile Satvet’tir. 1977’de onun ölümüyle ortaya çıkan büyük boşluğu oğulları doldurur ve 1985 yılına kadar onlar da tıpkı babaları gibi ezmeler, badem şekerleri ve lokumlarla birlikte pişerek dükkanı ayakta tutarlar. Yaşamın getirdikleri nedeniyle Cemilzade, sevenlerinin çok uzun bulduğu bir sessizliğe gömülür. Muvakkithane’deki mekan artık kapanmıştır. 1995 yılına kadar lezzetini unutamayanlarca (ki ünlü Kadıköylü yazar Selim İleri’nin de başı çektiği oldukça kalabalık bir kitledir) en azından her bayramda hatırlanır. Özlenir. Ayrılık Satvet Cemiloğlu’nun eşi Fatma Cemiloğlu’nun desteğiyle dükkanı yeniden açma kararı aldığında sona erer. Ancak eski dükkânın yeri çoktan dolmuştur. Cemilzade’nin verilen aradan sonraki ilk adresi Selamiçeşme olur. Duyanlar mekana adeta akın eder. Fatma Cemiloğlu’nun zarif, şeker gibi yaklaşımı ‘Cemilzade Dostları’nı çoğaltır. Ve genel istek üzerine dükkânların sayısı üçe çıkar. Artık Bağdat Caddesi-Şaşkınbakkal’da ve Etiler’de oturanların da birer Cemilzade’si var.

 

Uzun mu uzun hikayenin devamını ve şekerlemelerin bu denli güzel olmasının sırlarını Cemilzade’nin tatlı mı tatlı perisi Fatma Cemiloğlu anlatıyor: “Cemilzade’de üretimleri hep aileden biri yapar. Eşim her zaman imalathanede üretimin başındadır. Ben de tüm dükkanları dolaşarak dostlarımızı ve isteklerini karşılamaya çalışıyorum. Eşimin ortanca abisi uzun yıllar benim şimdi yaptığım görevi yaptı, eşim de hep baba ile birlikte imalatta çalıştı. Lokum pişirmek öyle kolay bir iş değil. Öncelikle gelenek ve göreneklerimizi yaşatan tüm firmalarımızı gönülden desteklediğimi söylemek istiyorum.

Çünkü bunlar bize ait değiller, bu şehre ve bu ülkeye ait değerler. Türkiye’nin değerleri…  Hacı Bekir, Baylan, Vefa Bozacısı, Bebek Bademezmecisi… Lokum; şeker ve nişastadan yapılır ama tabii yaptığınız çeşide göre içine fıstık koyarsanız fıstıklı, fındık koyarsanız fındıklı, meyve özleri koyarsanız meyveli, damla sakızı koyarsanız sakızlı olur...”

 

Şekerin iyi huylusu…

 

İşin sırrının öncelikle sevgi ve özen olduğunu belirtiyor Fatma Hanım,  “Bizim dükkanların kapasitesi bellidir ve her gün taze mal iner. O gün satacakları mal miktarı bilinir ve ona göre mal indirilir. Tazedir her zaman. Raf ömrü çok uzun olmayan ürünler bunlar. Lokumun ömrü altı ay gibidir, ezmeninse bir aydır. Ama bunlar bozulmazlar, içlerindeki su miktarı gittikçe sertleşirler. Lokum pişirmenin çok incelikleri var, önce şekeri düşünmek lazım, her yörenin, her şekerin kendine ait huyu, bir işlemsel durumu vardır, her şekere aynı işlemi yapamazsınız. Genellikle aynı fabrikayı ve aynı ürünü tercih ederiz. Limonu bile kabul etmesi farklıdır. Hepsinin kaynama noktası değişiktir. Hepsiyle önce deneme yapılır ve huyu öğrenilir. Eşim bir kimyager gibi çalışır ve baktığı zaman şekerin huyunu aşağı yukarı tahmin eder. Pilav pişirmeye benzer. Tecrübenin getirdikleri bunlar. Bütün formülleri eşim uygular. ‘İki kilo su, beş kilo da şeker koyun pişirin’ gibi bir formülü yok lokumun. Her kazana konulan ürün özel bir ilgiyle pişiyor ve başında beklenilmesini istiyor.”

 

 

Dinlenme yatakları

 

“Herkes ‘taze mi?’ diye sorar. Ama lokum çok taze kesilmez, lokumun dinlenme yatakları vardır, nişasta ve pudra şekeriyle döşenmiş kare şeklinde yataklara konulur. Önce kesilir, sonra merdaneden geçer ve bunlar makinelerle yapılır, sonrasında ustalarımız devreye girer ve kutulayıp paketlerler. Lokum, pişirilerek yapılır ama badem ve fıstık ezmesi çiğden yapılır. Bademin kabukları tamamen ayıklanır, ki bu üründe bademin kalitesi de çok önemlidir, biz Güneydoğu’dan alırız bademimizi, bugün hiçbir şeyi eskisi gibi bulamadığımız gibi bademi de bulamıyoruz. Belli bir firmayla çalışıyoruz ama onu bile geri yolladığımız zamanlar oluyor. Bademler önce makineden geçirilip soyulur, sonra gözle yoklaması yapılır, kabuk parçası kalmasın diye. Babamızın bulduğu bir makine var, rende gibi bir şey, o makinede bademler dövülerek parçalanır. Sonra da bademler pudra şekeriyle beraber hamur yoğurma makinesi gibi bir makinede yoğrulur sonra açılıp ustalar tarafından kesilip kutulanır.” 

 

Babamızın, dedemizin yaptığı gibi yapıyoruz

 

“Ürünlerimizde katkı maddesi elbette yok. Hala biz babamızın, dedemizin pişirdiği tarzda ürün yapıyoruz. ‘Eski tadında mı?’ elbette ki değil. Ama çok yakın. Badem ezmesine acılı tadını ve kokusunu veren acıbademdir. Gelen çuvalların içinde bir miktar da acıbadem bulunur yani biz esans kullanmayız. Hiçbir katkı maddesi kullanmayız. Her partiyle ayrı ayrı ilgilenmeniz lazım. Bu da bizi ‘butik’ yapıyor. Fabrikasyon üretim üç kilo ondan, beş kilo bundan şeklinde yapılıyor. Toplu pişen yemek gibi... O zaman bütün lezzetler birbirine benziyor. İkisinde de aynı malzemeler var ama miktarı ayarlamak çok zor. Üç-beş kişi için yapacağınız pilavın ölçüsü bellidir. Bizim ürünlerimiz hala çok küçük kazanlarda pişiriliyor. 15 kilo filan oluyor bir partide. Ama yüz kilo da pişirebiliriz, hem ürünler, hem teknoloji müsait buna. Babamızın zamanında bir dükkandık ve lokum odun ateşinde pişiyordu, hep aynı ayarda tutmanıza imkan yok, kazanın altına odun atacak sürekli birinin durması gerekiyordu ki, hep aynı güçte ateş olsun. Şimdi doğalgaz var ve büyük kolaylık. Lokum kaynamaya başladıktan sonra devamlı karıştırılması gereken bir şey. Bir usta hep başındadır, hep aynı olması için. Bugün teknoloji var pervaneler dönüyor.”

 

Udi Cemil Bey ve oğlu Mehmet Ali Bey’in fotoğraflarının süslediği Selamiçeşme’deki dükkanın duvarında Cemil Bey’in şekerci diploma ve ödülleri de yer alıyor.

 

Sevginin yansımaları

 

“İyi bir ürünü ortaya çıkarabilmeniz için sadece ürünü bilmeniz yetmez, o ürüne yansıyacak dünya görüşünüz bile çok önemli. Sevginiz yansıyor, işinizi severek yapmanız, bilginiz, birikiminiz hepsi ürüne yansıyor. Ürüne duyduğunuz saygı, ürünü satacağınız dostlara duyduğunuz saygı, bunların hepsinin karışımı o lezzetin içine giriyor.”

 

Cemilzade, çocukları bekledi

 

“Çok saygı duyduğum bir ailenin geliniyim ben ve herkes ‘niye açmıyorsunuz’ diye bana saldırıyordu. Ben ev kadınıydım ve iki tane çocuk büyüttüm. 18 yaşında evlendim ve 19 yaşında çocuğum oldu ama keşke işin içine o zamanlar girseydim diye çok sitem ediliyordu bana. Ben çocukları büyüttüm ve ‘dükkanda durayım’ dedim. Bağdat Caddesi için çok tereddüt ettim, birtakım konularda soru işaretlerim vardı ve burayı; Selamiçeşme’yi açtık. Herkes çok sevindi. İşime aşığım ve hakikaten çok seviyorum. Oğlum benimle 1.5 sene çalıştı, babayla lokum pişirmeyi ve akide kesmeyi öğrendi, kızım da öğrendi aynı şekilde. Sonra şöyle bir karar verdik, aile şirketlerinden önce bir yerlerde çalışsınlar ve pişsinler, biraz iş disiplini ve ast-üst ilişkisini öğrensinler. Kızımız yurtdışında evlendi, gelir mi gelmez mi bilinmez; oğlumuz da endüstri mühendisi olarak çalışıyor. İnşallah günün birinde olur. Daha önce işim olduğunda dükkanda çocuklar durdular ve bir şeyler öğrendiler. Cemilzade dostları tarafından eğitildik hepimiz.”

 

Cemilzade dostları

 

“Paket yapmayı, para almayı, para üstü vermeyi, kurdele yapmayı, tartıyı hiç bilmiyordum, zaman içinde baka baka öğrendim. Cemilzade dostları çok saygı ve sevgi dolu insanlar. Bu işte hala çok amatörüm, öyle çalışıyorum. Başlangıçta gelenler yaş olarak benden büyüktüler ve Cemilzade’yi benden daha iyi tanıyorlardı. Benden daha çok ürünlerin tadını biliyorlardı. Üç mağazayı her gün dolaşıyorum, dükkanda yoksam ‘Neredeydiniz?’ diye soruyorlar. Benim ağzımdan onlar için müşteri kelimesi çok zor çıkar. Çünkü onlar dostlar…”

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


69579 - unknown - 38.107.179.236