17 Eylül 2014 Çarşamba
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

METAL | KAPLAMA

METALİN AYIŞIĞI GÜMÜŞ

Gümüş yüzyıllardır takı, para, ev eşyası olarak kullanılan değerli bir metal. Sözü gümüş, sükutu altın olarak gören atalarımızın bu yargısı, toplumumuzun gümüşle ilişkisini de belirler. Altın tahttadır elbette ama gümüş de yaveri olarak önemli bir değer taşır. Piyasaya Alman gümüşü adıyla giren özel kaplama, bugün gümüşün piyasadaki varlığını sürdürmesine katkıda bulunuyor.

 

Bizden iki-üç kuşak önceki kadınların çeyizlerinin vazgeçilmez bir parçası gümüş eşyalardı. El işçiliğiyle donatılmış ayna ve taraklar, telkari usulü örülmüş kemerler, alınlıklar, gerdanlıklar ve birbirinden ince işlerle bezeli takılar; hatta bebekler için mama tasları ve kaşıkları… Gümüş, yüzyıllar boyu evlerin, konakların en nadide parçaları arasında sayıldı. Sadece süs eşyalarında değil, mutfak eşyalarında ve salon süslemelerinde de özel bir yeri oldu gümüşün... Gümüş işçilikle yapılmış şık vazolar, şamdanlar, çerçeveler, yemek takımları, güngörmüşlüğün, soyluluğun, aidiyet belirten göstergeleri oldu yıllar boyu. Altına parası yetmeyen için gümüş teselli oldu bazen… Gümüş kullanmak sınıfsal bir atlama taşı sayıldı.

Kız istemeye giderken çikolatalar gümüş gondollara konuldu… Gümüş kutular, içinde hiçbir şey olmasa bile, gösterişiyle salonlarda göz doldurdu.

Ve bir gün, Almanlar ürettiği için Alman Gümüşü diye anılan nikel gümüşü çıktı piyasaya… Nikel gümüşü, nikel, çinko ve bakır alaşımından türetilen bir mucizeydi adeta. Metalin gümüşle kaplanmasıyla üretilen bu tür malzemelerin görünüşleri gümüşten neredeyse farksızdı ve sınıf ayırmadan bütün evlere girecek kadar da uygun fiyatlıydı. Orta sınıf evlere bir Alman gümüşü zenginliği geldi. Yetmedi, İngiliz gümüşü çıktı. Alman gümüşü, kalın ve saf gümüş kaplanarak yapıldığı için, kaliteli bir ürün olarak anılırken, İngiliz gümüşü demir kalayla hafifçe örtülerek, ince gümüş kaplandı ve maliyetleri neredeyse yüzde 50 – 70 aşağı düşürdü.

Bugün, gümüş de Alman gümüşü de eskisinden daha az giriyor modern evlere… Takı alanında severek kullandığımız gümüş, eşyada artık eskisi kadar dikkati çekmiyor. Buna rağmen, hediye alırken, özel günler için özel paketler oluştururken, gümüş yine de hala ağırbaşlı ve gösterişli bir seçenek. 

Gümüşün Tarihi

Gümüş çok eski zamanlardan beri biliniyor olmasına rağmen, yine de altın ve bakırdan sonra kullanılmaya başlanmış bir maden. Altın dünya üzerinde az bulunmasına rağmen, yaygın oluşu nedeniyle dünyanın dört bir yanında geniş kullanım bulurken, gümüşün derin katmanlarda bulunması, onu zor ulaşılır bir metal haline getiriyordu. Gümüşün ilk olarak MÖ 3100 yıllarında Mısırlılar ve MÖ 2500 yıllarında ise Çinliler ve Persler tarafından kullanıldığı biliniyor. MÖ 800 yıllarına doğru ise gümüşün Nil nehri havalisinde de kullanılmaya başlandığı, takı ve diğer alanlarda işlendiği görülüyor. Endüstri gelişip, saf olmayan gümüş filizlerinin işlenmeye başlaması ile birlikte gümüşün kullanımı giderek arttı. Bugün gümüşün önemli bir miktarı bakır, kurşun ve çinko üretilirken, yan ürün olarak elde ediliyor. Elektroliz yöntemi kullanılarak kaplama malzemesi olarak da kullanılan gümüş, sünek bir metal olduğundan, dövülerek ve çekilerek ürün haline getirilebiliyor. Işığı çok iyi yansıtabilmesi nedeniyle dikkati çeken gümüş, aynı zamanda en iyi iletkenlerden biri. Bir gram gümüşten 2 kilometre uzunluğunda ince tel çekilebilmesi ise gümüşün ne kadar sünek bir metal olduğunu gösteren ilginç bir özelliği. Havadaki hidrojen sülfür ve kükürtle temas ettiğinde kararan gümüş, zor paslanan bir metal olarak biliniyor. Saf halinde darbelere dayanıksız olan gümüş, dayanıklı metallerle alaşım halinde kullanılıyor. 

 

Alman Değil Dalgıç Gümüşü

Ülkemizde, gümüş ürün, gümüş kaplama ürün denildiğinde ilk akla gelen firmalardan biri olan Dalgıç Gümüş, yıllardır piyasanın liderliğini yapıyor. Hasan Dalgıç tarafından 1937 yılında Ankara’da altın ağırlıklı kuyumculuk işiyle piyasaya giren Dalgıç, 1953’te İstanbul’da bijuteri ve sonra da gümüş kaplama işiyle sektörde devamlılığını sürdürüyor. Yeğeni ve bugün şirketin Genel Müdürü olan Mustafa Dalgıç, Hasan Dalgıç’ın, gümüşün giderek daha da pahalı bir metal olacağını düşünerek, kaplama işine girdiğini anlatıyor. Şirketin kurduğu bir vakıf, bir cami, bir de meslek lisesi bulunuyor.

Başlangıçta pirinç ve bakır gibi malzemeler kullanılarak yapılan ürünlerde, bugün DKP yani sac kullanılıyor. Hasan Dalgıç’ın gümüş alamayanlara uygun fiyatlı gümüş eşyalar üretmek amacıyla başladığı bu iş, bugün de benzer çizgisini koruyarak piyasada varlılığını sürdürüyor. Günümüzde gümüşün el sürülmeyecek kadar pahalı bir ürün haline geldiğini söyleyen Mustafa Dalgıç, “Pirinç ya da bakır yerine sac kullanmamızın nedeni, maliyeti düşürmekti. Ancak, bugün orta tabaka kaybolduğu için, halkımız ürettiğimiz bu ürünlere bile ulaşamıyor” diyor. Kaplama olmayan gümüş eşya satın almanın neredeyse imkansız olduğunu anlatan Dalgıç, “Gümüş satın almak isteyen kaplama almaz. Evinde gerçek gümüş alır. Bir gümüş tepsi ise bir buçuk iki kilo gelir ve bugün fiyatı 2 milyardır. Bir de şekerliğini, çay tabaklarını, gondolunu ya da sofra takımlarını aldığınızda, bu fiyat çok artar” diye konuşuyor.

Mustafa Dalgıç, fiyatlarının çok pahalı olmamasına rağmen orta tabakanın ortadan kalkmasıyla bu tür ürünlere ilginin azaldığını anlatıyor.

Tepsi ile Rekabet

Topkapı’da büyük bir fabrikada üretim yapan Dalgıç’ın ürünleri dört aşamadan geçerek paketleme aşamasına geliyor. Sac, istenilen forma ulaşması için kalıplanıyor; ürün polisaja giriyor… Gümüş kaplama yapılarak, laklanıp, kararmasını engelleyici cila uygulanarak son hali veriliyor. Ürünlerin çoğunluğunu davet sofralarında kullanılan malzemeler, tepsiler, çay tabakları, şamdanlar gibi ev ve süs eşyaları oluşturuyor. Kalay, nikel çekilerek gümüşle kaplanan bu ürünler, yıllardır evleri süslüyor. 40 yıldır iç piyasaya hizmet veren Dalgıç’ın, pek çok ülkeye ihracatı da var. Ürünlerinin daha çok Arap ülkelerinde pazar bulduğunu anlatan Mustafa Dalgıç, Libya, Mısır, Lübnan, İran, Irak gibi ülkelere gönderdiklerini söylüyor ve “Dalgıç gümüş olarak Çin’de bile tanınıyoruz” diyor.

Çin konusu açılınca, hemen hemen her alanda karşımıza çıkan Çin ithalatı ile ilgili olarak ilginç bir noktayı da aktarmadan geçmiyor: “Çin, bizimle bir tek şeyde mücadele edemez: tepsiyle! Çin’den bir şeyin ithal edilmesi, ciddi navlun ücretlerine neden oluyor. Çok uzun yol ve tepsi ağır, hacimli bir malzeme. Bu nedenle tepsi konusunda Çin bizimle baş edemiyor. Ufak ürünlerde ise başa başız.” Mustafa Dalgıç, Çin ile ekonomik ilişkilerin değişme sürecine girdiği düşüncesinde. Kısa bir süre öncesine kadar Çin’de devletin üreticiden vergi almadığını, hiçbir sınırlama yapmadan üretim yapılmasına izin verdiğini ancak, artık vergilendirilmenin başladığını söylüyor. Çin’deki üretici ile Türkiye’deki üreticinin durumunu kıyaslayan Dalgıç, “Çin, artık yatırımcısına ‘ben sana 10 sene vergisiz hayat sundum, şimdi bana vergini vereceksin’ diyor. Ama ülkemde devlet belimi büktü ve yatırımımı tamamlayamadım.

Vergiler, yüksek maliyetler, işletmeme yatırım yapmamı engelledi. Onlar ise süreci tamamladı. Benim sermayem azalırken, sıkıntı yaşarken işçimi mi doyurayım, makine parkımı mı yenileyim bilemedim. Türkiye’de üretim yapan bu sorunları yaşadı” diyor. Önümüzdeki ekonomik süreçlerde üretici lehine kararlar alınmasının gerektiğini vurgulayan Dalgıç, “Bundan sonra ekonomi belki biraz toparlanır. Biz de yeni yatırımlar yapmak, otomasyona yönelmek istiyoruz ama hala teknolojimizi dışarıdan alıyoruz. Yerli yatırımlar yok denecek kadar azaldı” diye konuşuyor.

Üretim Desteklenmeli

Türkiye’nin en büyük sorununun ithalata dayalı bir rejim haline gelmesi olduğunu düşünen Mustafa Dalgıç, “Bu ülkenin işe ihtiyacı var ve biz fabrikaları azaltıyoruz ve işsizliği çoğaltıyoruz. Üretici, niçin gidip Romanya’ya Mısır’a yatırım yapıyor? Sigortasından, elektriğinden, vergisinden kaçıyor… Üretimi zorlayan girdiler var, onlardan kaçıyor. Küçük bir tabağı burada 4 liraya mal ediyorsam, Mısır’da 2.5 liraya mal ediyor. Üretici bu hesapları yapmak zorunda kalıyor” diye konuşuyor.

Devletin vergiye dayalı gelirden vazgeçmesi gerektiğini vurgulayan Dalgıç, “Fabrika kurup, sigortanı, vergini veriyorsun… Ama işçime ne kadar para verirsem, Türkiye’ye dönüşü o kadar hızlanacaktır. Tüketim artacaktır ve o zaman toplanan katma değer vergisi de artacaktır” diyor. Gümüş, ÖTV yani, Özel Tüketim Vergisi uygulanan bir ürün olduğu için, bunun fiyata yansıdığını anlatan Dalgıç, şöyle konuşuyor: “Bugün pırlantada sıfır KDV uygulanıyor. Kaplama gümüşe ise ÖTV uygulanıyor… Bunu bana biri açıklasın.”


Gümüş kaplama eşya üretiminde en büyük maliyet kalemlerinden biri de kalıp maliyetleri. En küçük bir kulp kalıbının bile 5 bin YTL, büyük bir tepsi kalıplarının ise 40 – 50 bin YTL gibi yüksek kalıp ücretleri var. Bu malzemeye bir de detay ürünler, yani çay tabağı, kaşığı gibi eşyalar eklenince, maliyet ciddi boyutlara yükseliyor. Bu maliyetlerin üretime yansıdığını anlatan Mustafa Dalgıç, model çeşitlendirmenin, yeni tasarımlar üretmenin giderek zorlaştığını söylüyor.

 

Gümüş Suyu

‘Gümüş Suyu’ antibiyotik etkiye sahip bir terkip. İnsanoğlunun yaklaşık yüz senedir bildiği ve tedavi amaçlı kullandığı gümüş suyu; 1939’lu yıllarda antibiyotik ilaç üreten firmaların baskısıyla yok olma tehlikesiyle karşı-karşıya kaldı; hatta çeşitli ülkelerde yasaklandı.  ‘Gümüş Suyu’ çok özel yöntemler kullanılarak saf gümüşün suyla karıştırılmasından oluşan anti virütik, anti bakteriyel ve anti fungal özellikler taşıyan, bağışıklık sistemini kuvvetlendirdiği düşünülen bir sıvı. ‘Gümüş Suyu’ karışımdaki gümüş yoğunluğuna bağlı olarak (ppm) değişik etkiler gösterir. Farklı hastalıklar ve farklı hastalık şiddetleri göz önüne alınarak özel karışımlar halinde hazırlanır. Kullanım miktarı ve süresi de bu esasa göre belirlenir. ‘Gümüş Suyu’ antibiyotiğe ihtiyaç duyulan ve antibiyotiğin yetersiz kaldığı hemen tüm alanlarda aktif olarak kullanılır. Ancak antibiyotikten farkı; tamamen doğal bir karışım olduğu için yan etkisi olmadığı düşünülüyor. ‘Gümüş Suyu’ oral yolla alındığı zaman; 6 dakika içinde etkisini göstermeye başlar. Açık yara tedavilerinde, sivilce, sorunlu benler, sedef hastalığı, diş eti kanaması, boğaz iltihapları, bağışıklık sorunu yaratan hastalıklarda kullanılıyor.

 

İthalattan vitrine

Hediyelik eşya sektöründe gümüş kaplama ürünlere odaklanan MCA Vizyon, 2001 yılından bu yana piyasaya ürün veriyor. Ürünlerinin önemli bir bölümünü Uzakdoğu ve İtalya’daki üreticilerden alan MCA Vizyon, iç piyasaya, toptancılara ve perakendecilere ürün veriyor. Piyasada Hint mallarının egemen olduğunu söyleyen şirket yöneticisi Ahmet Aydın, gümüşe talebin eskiye oranla daha az olduğu düşüncesinde… Ürünleri satın alırken kararmaz olmasını önemsediklerini söyleyen Aydın, piyasadaki yeni teknolojiyle üretilmiş ürünlerin kararma sorunu olmadığını belirtiyor. MCA’nın getirdiği ürünler arasında kutular, yemek masası aksesuvarları, gümüş süslemeli kadehler ve yüzlerce çeşit eşya yer alıyor.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2014 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


69903 - unknown - 54.90.115.122