27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Meze ve balıkla randevu Cibalikapı

Her akşam şehrin iki yakasında müdavimlerini ağırlayan Cibalikapı Balıkçısı, lezzetlerine sonbaharla beraber yenilikler ekledi. 200’e yakın meze çeşidi ve mevsimin en taze balıklarının cazibesi bir yana, Cibalikapı Balıkçısı, geleneksel meyhanelerin sohbetini de vaat ediyor.

Ahşap masa ve sandalyeler; loş ışık, taş plaktan gelen ses, kadehteki rakı, sofrada mezeler ve balık… Burası ne bir Ege kasabası, ne de bir film seti… Cibalikapı Balıkçısı, farklı havası ve ortamıyla İstanbul’un orta yerinde bir lezzet ve muhabbet durağı... İlk olarak adını aldığı semtte, Cibalikapı’da hayatımıza giren ve daha sonra şehrin Anadolu yakasındaki müdavimlerine de ulaşmak için, Moda’ya klonlanan Cibalikapı Balıkçısı, daha kapısında şehrin karmaşasını ve nafile telaşlarını geride bıraktırıyor. Manzarası denizli değil ama kozasında, bir ‘iç manzara’ yaratıyor kendi ahengiyle. Anadolu kokan müzikleri ve mezelerin lezzetiyle farklı bir seyre çıkartıyor insanı… “Garson, masa iyi, manzarayı değiştir” diyen Attila İlhan’ı hatırlatıyor keyfe davetiye çıkaran masalar; dize güzel ama burada masa değişmese de olur…

Cibalikapı Balıkçısı’nı yaratan kişi Behzat Şahin. Kendisini biraz tanımakla mekandaki huzurun kaynağını da anlamak mümkün... Şahin’in ses tonundaki yalın ve içten gülen gözlerindeki sıcaklık hemen hissediliyor. O, ne bir aşçı ne de bir işletmeci. 18 yıl gazetecilik yaptıktan sonra gönüllü olarak işsizliği seçen Behzat Şahin, bu zamanı eşe-dosta yemek yaparak değerlendirmiş. Yer açma fikri de işte bu yemek masalarında doğmuş. Restoran daha açılmadan iki noktaya çoktan karar verilmiş; Mutfak balık üzerine, semt de Haliç olmalı... “Eskiden İstanbul’un ünlü meyhaneleri Haliç’teymiş” diyen Şahin, işe üç katlı binayı alarak adım atmış. Tadilattan sonra 2001 Mart’ında servise başlamış.

Cibali’den rehberlere

‘Emin adımlarla ilerlemek’ felsefesi Şahin’e, yeni bir meslek ve yatırım konularında tedirginlik yaşatmamış. Bu arada binanın tadilatı sırasında ekonomik kriz patlasa da işin altından kalkmayı başarmış. “İşe başlarken her zaman buranın bir marka olacağını biliyordum. Prensiplerim vardı; Kullanılan malzeme birinci sınıf olacaktı ve temiz olacaktı. Yani her şey olması gerektiği gibi… İşini doğru dürüst yapanı da mutlaka gelip bulurlar” diyor Şahin. Haliç’teki mekan açıldığında, kapılarını her gelene açmak yerine, içeri gireni seçerek almışlar. Riskleri bertaraf edip, farklı bir kitle oluşturmuşlar. Böylece damak zevki peşinde olanlar, oturup kalkmasını bilen kadınlı-erkekli gruplar Haliç’teki mekana gelmeye başlamış.

Aradan çok zaman geçmeden Cibalikapı uluslararası guide’larda yer almaya başlamış. Şahin, bir anısını şöyle aktarıyor; “KLM’le Fas’a gidiyordum. Uçaktaki dergiyi elime alıp sayfaları çevirince, İstanbul’la ilgili bir yazı vardı ve gidilmesi gereken yerler arasında Cibalikapı Balıkçısı yer alıyordu. Haberim yoktu ve görünce o kadar heyecanlandım ki, yerimden kalkıp herkese göstermek istedim.” Bunu diğerleri izlemiş: Japonya'da üç ayda bir yayınlanan yemek kültürü dergisi Food Terrace'daki sekiz sayfalık İstanbul haberinde yer alan dört restorandan biri ve İtalyan Meridiani’de yer alan üç yerden biri yine Cibalikapı Balıkçısı olmuş.

Behzat Şahin

Ege otlarından Girit ezmesine

Geleneksel İstanbul meyhanesi tarzındaki çizgisi ve mevsimine göre balık çeşitleriyle konuklarını lezzet yolculuğuna çıkartan Cibalikapı’nın meze dağarcığında 150-200 çeşit var. Mezeler, dönüşümlü ve mevsimlik olarak 40–50 çeşit yapılırken meze tepsisinde ortalama 25 çeşit bulunuyor. Mezeler genel olarak geleneksel tatlara bağlı. Mesela Ege otları tam olması gerektiği gibi haşlanarak, sızma zeytinyağı ve sirke veya limonla servis ediliyor. Yedi yıldır tepsiden eksik olmayan Cibali usulü Girit Ezmesi ağırlığı olan mezelerden. Benim favorim. Kızarmış ekmeğin üzerine sürülüp damakta süzülürken öyle tatlar bırakıyor ki… Peynirden sonra Antep Fıstığı’nı seçiyorsunuz, sonra kekik ve sarımsak kendini hissettiriyor. Spesiyal mezelerin bir diğeri ise Saraylı... Gerçekten adı gibi nazlı bir çalışma sonucu tarifi elde edilmiş. Şahin,1764 tarihli ilk el yazması yemek kitabı, 1985’te Doç. Dr. Nejat Seferçioğlu tarafından çevrildiğinde tarifi bulmuş. “Burada tarifi buldum ama eksikti daha sonra Osmanlıca bir tarif daha bularak bunu da Sefercioğlu’na tercüme ettirdim. Oradaki ismi balık turşusuydu. Tarif, padişahın baştabibi olan Nuh Efendi’ye aitti. Bal, safran, kakule, dört çeşit mevsimlik yaprak, turunç, defne gibi içinde 16 çeşit baharat var. Tabii biz biraz lezzet dengesi oluşturduk. Yiyip de beğenmeyen olmadı” diye anlatıyor.

Asma yaprağında sardalya

Balığın işlenmemiş hali

Asma yaprağında sardalye yaz sonunun en favori balığı. Sonra sıranın çingene palamuduna geldiğini anlatan Behzat Şahin sözlerine şöyle devam ediyor, “Havaların biraz serinlemesiyle palamut ve derken lüfer arzı endam ediyor. Veletleri sarıkanat ve çinekop peşisıra geliyor. Av yasaklarının eskiye göre daha ciddi uygulanmasıyla balık çeşitliliği de arttı.” Cibalikapı’da balıklar özelliklerine göre ızgara, tava veya buğulama yapılıyor. İstanbul’da balığı lezzetlendirmeye ihtiyaç olmadığını vurgulayan Şahin, “Boğaz’dan geçen balık muhteşem lezzetlere ulaşıyor. Sos yapmak ona yazık etmek olur. En sade haliyle sunulmalı. Yanına roka ve soğanıyla... Hatta limona bile karşıyım. Limon, balığın tadını gölgede bırakıyor” diye anlatıyor.

Fırınlanmış tahin pekmez

Her konuda olduğu gibi kullanılan malzemeler de titizlikle seçiliyor. Her zaman daha iyisinin arayışında olduklarını belirten Şahin, “Mesela sızma zeytinyağımız Ayvalık’tan geliyordu. Sonra analize gönderdik. Sonuç bizi memnun etmeyince hemen değiştirdik. Şimdi Edremit’te aile işletmesi olan bir işletmeden alıyoruz. Çok iyi hatta bazı İtalyan şefler kendi isimlerini verdikleri yağları buradan alıyor. Kaya koruğu Silifke, Tahin Tarsus. Mesela burada, yerli susamdan tahin elde ediliyor. Aslında ithal çok daha ucuz ama tat bakımından yerli daha iyi. Bizim için kazanç önemli değil. Tahin demişken güzel bir yemeğin finali de yine aynı standartta olmalı. Fırınlanmış tahin pekmez insanı başka diyarlara götürüyor. Pekmezde de kuş üzümü veya dut pekmezi tercih ediyoruz. Kilis ve Malatya’dan geliyor. Kırma zeytinyağı ve bazı otlar Ayvalık, Çanakkale ve Beykoz’dan, turşu ise Ankara-Çubuk. Genelde küçük aile üreticileriyle çalışıyoruz. Çünkü ürünlerine saygıları var” diyor.

Girit Ezmesi: Sert, yarım yağlı inek peyniri rendelenir, içine çekilmiş Antep fıstığı, dövülmüş sarımsak, sızma zeytinyağı, baskın olmayacak miktarda kekik ve pul biber eklenir. Tüm malzemeler karıştırılır, macunumsu bir kıvama getirilir. Soğuk olarak servis edilir.

Her gün ilk günmüş gibi

Bütün bu adresler uzun ve meşakkatli bir araştırmanın sonucunda belirlenmiş. Şahin’in Mersin’de geçen çocukluk ve ilk gençlik yılları, ailede oluşan damak kültürü, gazetecilik mesleğiyle Türkiye’yi gezme fırsatı ona bildiklerini damıtma şansı vermiş. Ayrıca 21 yıldır İstanbul’da sürdürdüğü yaşamı, lezzet yolculuğunu daha da çeşitlendirmiş… Bu zenginlik Cibalikapı mönüsüne de yansıyor. Şahin bu noktada şöyle konuşuyor; “Mezelerimiz bu topraklarda yaşayan Ermeni, Rum ve Musevi kültürlerini de yansıtıyor. İnsanda seçici hassasiyet gelişiyor. Nerede, neyin iyisi oluru devamlı araştırıyoruz. Çevremiz de devamlı yol gösteriyor. Malzemenin fiyatı önemli değil.” Cibalikapı’nın özelliklerinden biri de servis elemanlarının sıcaklığı. Öyle ki, birkaç gidişinizden sonra ismiyle hitap ediyorsunuz. Kadronun önemine ve beraber çalıştığı arkadaşlarının özenine dikkat çeken Behzat Şahin, “Burada olmaktan mutlular. Ahlaki bir problem olmadığı sürece kimse işten atılmaz. Bizim için her gün birinci gündür. Bir nevi gazetecilik gibi…” diye anlatıyor.

Behzat Şahin, bu arada yeni mekanını da açtı. Ama bu kez İstanbul mutfağına has yemekler sunuluyor. Beylerbeyi’nde iki katlı bir Rum evini alan Şahin, buraya da İncir Altı adını verdi. “Yerinde saymayan biri iş” diyen Şahin, “İnsan kendini sürekli geliştiriyor. Hobisinden para kazanan ender insanlardanım. Yemek için seyahat ediyorum. Kısıtlamalarım yok. Farklı mutfakları tatmayı seviyorum. Mesela meze tabağımızda kurutulmuş domates içinde levrek var. Bu aslında Roma’da bir pazarda gördüğüm bir şey. İki kavanoz alıp geldim ama biz onu farklılaştırdık ve bizimki daha lezzetli oldu” diyor. Biz bir kenarda sohbetimizi sürdürürken saatler çoktan gece yarısını geçmiş… Yan masalardaki sohbet ahengi aynı şekilde devam ediyor. Arkadaki bir grup hoparlörden çıkan müziğe hafiften eşlik etmeye başlıyor. Derken kadehler iyi dileklerle tokuşturuluyor ve yeni bir sohbet konusu başlıyor. Behzat Şahin, uzun çabaları sonucu oluşturduğu markanın başarısını izlerken haklı bir gurur yaşıyor. Ve gözlerinde yine o içten gülümseme…

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


70014 - unknown - 38.107.179.236