27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>

Yemek bienalindeki Türk çorbası

Dijon’da yapılan BIAC – Uluslararası  Mutfak Sanatları Bienali’nde, Türk Mutfağı’ndan bulgur anlatıldı, yoğurt çorbası tanıtıldı. Türkiye’yi, Mutfak Dostları Derneği’nden Sevim Gökyıldız ve Gülhan Kara, yoğurt çorbasıyla temsil etti. Gökyıldız, üç günlük bienali dergimiz için kaleme aldı. 

Altı ay evvel, Dijon Belediyesi’nden resmi daveti aldığımda, tüm dünyadan çağrılı konuşmacılar listesinde adımı görünce nasıl heyecanlanmıştım; tarifi imkansız... Birçok ülke arasında Türkiye vardı ve Türkiye’yi temsil eden konuşmacı da bendim. Konferans konum ‘Türk mutfağında buğday, bulgur ve kırmızı mercimek’ olacaktı. Konferanstan sonra, iki senede bir yapılan kısa adıyla BIAC, açık yazılımı ile Biennale Internationale des Arts Culinaires’in (Uluslararası Mutfak Sanatları Bienali) davetlisi olarak, ‘Uluslararası Çorba Festivali’ ne iki kişi katılacaktık. Ben ve Gülhan Kara… 11-13 Ekim 2007 tarihlerinde, Fransa Dijon şehrinde gerçekleştirilen BIAC etkinlikleri şehrin hemen her köşesine yayılıyor, halka açık yerlerde sürdürülüyordu. Boulogne Prensliği’nin görkemli sarayı, 15 yüzyılda yapılmış tiyatro binası, eski hal, park ve bahçeler forum için ayrılmıştı.

Üç gün boyunca, Fransa’nın çeşitli üniversitelerinden gelmiş akademisyenler, gazeteciler Kore, Kanada, Brezilya, Arjantin, İtalya ve Türkiye’den davet edilmiş yemek yazarları gastronomi, lezzet konularında ilginç konuşmalar yapacaklardı. BIAC boyunca süren konferanslardan, College de France’tan antropolog Pascal Picq’in ‘Lezzetin gelişimi’ adlı, ilkel hayvanlarda tat duygusunu anlatan konuşması, Arjantin’den Oscar Traversa’nın ‘Yağ reklamlarındaki değişim’, Seul’den Kim Sundgo’nun ‘Kore lezzetleri’, Dijon üniversitesinden Pascal Lardellier’nin ‘Açık büfeler‘ konulu konferansları kalabalık bir topluluk tarafından izlendi.

Etkinlikler, kapalı alanlarla sınırlı değildi ve Belediye sarayı bahçesinin bir kısmı da halka açık eğitici etkinliklere ayrılmıştı. Kurulan dört büyük çadırda, ‘Et-Süt ve Ürünleri’, ‘Şarap’, ‘Slow Food’ konuları işlenmişti. Sözlü açıklamalar, görsel malzemelerle tamamlanmış, süt ya da et üzerine öğrenmek istediğiniz her detay açıklanmıştı. Sorduğunuz her soru uygulamalı olarak cevaplanıyordu. Bienal boyunca, sabah 11-12 arası ‘Peynir-şarap’ uyumu, 12-14 arası ‘yemek-şarap’ uyumu 14-15 arası ‘sirkelerin dünyası’, 15-16 arası ‘tatlı şaraplar’ anlatıldı. Tüm bu etkinlikler sürerken, tarihi hal binasında çocuklar ve büyükler kategorisinde sandviç (Tartine) yarışmaları vardı.

Uluslararası çorba festivali

Akşamüzeri 17.00 de başlayan ‘Çorba Festivali’, bienal boyunca, yani üç gün sürdü. Belediye sarayının iki taraflı avlusuna kurulmuş stanlarda her gün değişik konulu çorbalar yapıldı ve ziyaretçilere tattırıldı. ,Birinci gün, Dijon ve Cote-d’Or bölgesindeki yaşlılar evlerinde kalanların katıldığı bir yarışma yapıldı. Halk jürisi tadına baktığı çorbayı değerlendirdi, birinci, ikinci, üçüncü ilan edildi. İkinci gün, tema ‘Fransa’nın çorbaları’ idi. Fransa’nın hemen her bölgesinden gelmiş şeflerin hazırladığı, kimi ‘chaudrée’ kimi ‘waterzoi’, kimi ‘Bouillabaisse’ kimi Türkçe adıyla iyi tanıdığımız ‘soğan çorbası’… Hepsi birbirinden lezzetliydi …

Son gün ise uluslararası çorbalara ayrılmıştı. Gülhan Kara ile birlikte hazırladığımız ‘Bulgurlu Yoğurt Çorba’mızı bize ayrılan, Türk bayrakları ile süslediğimiz standımızda ziyaretçilere dağıttık. 100 kişi hesabıyla yaptığımız çorba öylesine ilgi gördü ve kısa zamanda tükendi ki, kuyrukta bekleyenler eli boş döndü. Çorbamızı, bulgurumuzu, Türkiye’den getirdiğimiz mis kokulu nanemizi de anlattık. Fransa’da son yıllarda yükselen yoğurt yeme alışkanlığı sadece şekerli ya da meyveli çeşitlerle sınırlı. Sıcak bir çorbanın ana maddesinin yoğurt olabileceğini düşünemiyorlar ancak tadına bakınca hayret ve beğenilerini gizleyemiyorlar. Fransızlar, çorbamıza bayıldılar; övgüler aldık, sürekli tebrik edildik...Dahası, çorbamızın tarifini onlarca kişiye verdik. Ülkemizden bir tadı, binlerce kilometre öteye, Fransa’nın ortasındaki tarihi Dijon kentine taşımak gurur vericiydi.

Çorbayla da şov yapılır

Çorbalarla ilgili muhteşem bir şovun yer aldığı son gecemizi anlatmadan önce, BIAC’ın  ‘lezzet’ konulu sergilerinden kısaca söz etmek istiyorum. Valilik binasında, Milli Kütüphane’nin katkılarıyla gerçekleştirilen ve yemek kitaplarından faydanılan serginin teması ‘Yiyecekler ve kelimeler… Lezzetin renkleri’ adını taşıyordu ve bir başka salonda ‘En eski mutfak: Çin Mutfağı’ sergisi vardı. Bir diğerinde ambalajları, tabakları sergilenen, filmler ve fotoğraflarla tanıtılan ‘Denizden tabağımıza sardalye balığı’ sergisi vardı ve görülmeye değerdi. Ama en ilginç olanı, şehrin Güzel Sanatlar Müzesi’nde açılan sergiydi: ‘Beş duyumuz ve lezzet.’ Çeşitli ışık, ses, dokunma oyunları ile lezzetin konu olduğu sergi görülmeye değerdi. Tüm bu etkinlikler sürerken, TV ve radyolarda programlar yapılıyordu sürekli... Mesela, ‘Anneannelerinizden Kalan Tarifleri Getirin’ yarışması benim duyabildiklerimden sadece biriydi...

Gelelim asıl anlatmak istediğim ve hayranlıkla yaşadığımız son Dijon gecemize… Ben, eşim ve Gülhan Kara’nın davetli olduğu gecenin adı ‘Soups and show’ idi. Gece, Dijon’un beş asırlık tarihi hal binasında yapılacaktı ve davetiyedeki davet eden bölümünde ‘BIAC Başkanı Jean-Pierre Billoux, Genel Koordinateur: Jean-Jacques Boutaud ve Belediye adına Gilbert Dulac’ın isimleri yazıyordu. 200’ü aşkın davetli hal binasına yerleştirilmiş masalara dağılmıştı. Ortadaki podyumda, şehrin 20 yıllık orkestrası ‘Camerata’ya yer ayrılmıştı. Elimizdeki broşürlerden, 20’yi aşkın müzisyenin yer aldığı orkestranın, baroktan günümüz müziğine kadar geniş bir repertuarı olduğunu okuduk. Programımızda bu gecenin tanıtmı şöyle yapılmıştı: ‘5 Çorba, 5 Michelin Yıldızlı Şef, 5 Devirden Müzik, 5 Lezzet Deneyi…’ Dijon ve çevresinde restoranı olan, Michelin yıldızlı 5 şefin hazırladığı çorbaları, konsepte uygun 5 değişik müzik eşliğinde içecektik.

 

Çorbalar geçidi

İlk çorbamızın adı: Barok Çorba. Şefimiz, aynı adlı restoranın şefi: Stéphane Derbord. Dinleyeceğimiz elbette barok müzik olacak. Bach ve Haendel’den flüt, klavsen…  Bir Fas tarifinden esinlendiğini söyleyen şefin çorbasında, kuzu uykuluk, domates, erişte ve kestane parçacıkları var. İkinci çorbanın adı: Serseri Çorba. Şefimiz, ‘Les Gourmets’ restoranın yıldızlı şefi Romain Detot. Serseri bir çorbaya eşlik edecek şarkılar kimden olabilir? Şüphesiz Fransa’nın Kaldırım Serçesi Edith Piaf’tan elbette… Şarkıları söyleyen Marylène Bullier, mükemmel bir performans gösteriyor ve en az Piaf kadar içtenlikle söylüyor... ‘La vie en Rose ‘u… Çorbamız kremalı ve yoğun. İçinde iri çekilmiş ceviz ve confit de canard (bir cins ördek kavurması) parçacıkları dikkat çekiyor. Sıra geldi üçüncü çorbaya: Klasik Çorba. Şefimiz, BIAC’ın başkanı, aynı zamanda ‘Le Pré aux Clercs’ adlı restoranın meşhur şefi Jean-Pierre Billoux… Eşlik eden müzik, elbette iki klasik besteciden: Mozart ve Bellini…

İçtiğimiz çorba kremalı kestane çorbası. İçinde tavşan etinden köftelerle servis ediliyor. Dördüncü çorbamızda hava değişiyor: Modern Çorba.  Şef, Dijon’un en iyi mutfaklarından biri ‘Le Chapeau Rouge’un şefi William Frachot Bu kez müzik değişiyor. Modern besteciler var sırada… Stravinsky, Piazzola ve Bernstein… Son parça ‘West side story.’ Bu kez çorbalar ufak kadehlerde servis ediliyor. Dibinde kayısı marmeladı, üzerinde bölgeye has bir cins peynirden yapılmış koyu sıvı mus, yanında pancarla hazırlanmış kırmızı minik ekmekler…

Son çorbamızın adı: Füzyon Çorba. Şef, bütün Fransa’da siyah önlüğü ile tanınan ve “yenilikçiler“ akımını başlatan çok genç bir isim David Zuddas… Müzik elbette evrensel. Portekiz’den İspanya’ya uzanan, ritmik Flamenko’larla son bulan bir repertuvar. Gitarıyla İspanyolca şarkılar söyleyen Daniel Fernandez sürekli alkış alıyor. Tüm masalar çoşmuş. Önümüze gelen çorba da coşkumuza eşlik edebilir. Ana maddesi çikolata! Ufacık, şık fincanımızdaki sıcak çikolatayı yudumlarken, porselen minik kaşıkta portakal reçeli ile sunulan bıldırcın yumurtasını tadıyoruz.

Yaşanmayan coşkuları, tadına bakılmayan lezzetleri yazıyla anlatmak olanaksız. Ben sadece isimleri, yerleri ve zamanı betimledim. Gözlerini kapatıp, kulaklarınızda müziği duyduğunuzu, çorbaların tadının damağınızda dolaştığını hayal edin. Bu mükemmel geceyi bizler için unutulmaz kılan bir başka güzellik daha var. Orkestra şefinin bir parçayı benim adıma, bir diğerini Gülhan Kara adına çalmak üzere anons yapması bizleri hem heyecanlandırdı hem de mutlu etti. Böylece, ilk defa Mozart’ı böylesine içten dinledim. Tabii Gülhan’da Edith Piaf’ı ilk defa bu kadar severek dinledi. Dijon’da geçirdiğimiz 3 gün, gastronomi, lezzet ve dostluk açısından fevkalade geçti. Ülkemizi çok iyi temsil ettiğimizi bir sonraki biennal için davet alınca anladık.

<< Önceki Sayfa Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


70020 - unknown - 38.107.179.237