Spa'da ‘bir’ gün
Gazeteci
yazar-gezer Fatih Türkmenoğlu, yaşadığı sıkıntılı günlerin pasını üzerinden
Hyatt Regency’nin sağlıklı yaşam merkezi Gaia Fitness Center&Spa’da attı.
Sadece bedenini değil, ruhunu da arındırdı…

Koca bir yaz geldi geçti... Herkes tatil yaparken, deniz kenarında
gazete yapraklarını çevirirken, ben koşturdum. Hem de bir şehirden öbürüne, hiç
durmadan... Yaz bitti; hemen yeni program çekimleri başladı. Bu arada aile içi
sağlık problemleri, bu arada anaokuluna başlayan küçük prensesimiz, bu arada
yazılar, bu arada bayram özel programları... Her şey bu arada oldu, bitti. İki
gün dinleneyim dedim, o iki günde de annem acilen ameliyat oluverdi... Artık
"Yeteeeer" diye bağırmak istiyorum. Hayatı dondurmak istiyorum.
Ödemeler bitsin, sorunlar yok olsun, çevremdeki herkes olduğu gibi bir müddet
dursun istiyorum. Biraz telefon çalmasın, biraz yeni bir görev çıkmasın, araba
n'olur acayip sesler çıkartmasın, şu ülke problemsiz birkaç ay yaşasın
istiyorum... İstiyorum da, nerdee?

Yaşamak eşittir problem çözmek!
Üstelik görünür ve görünmez problemlerle aynı ehemmiyetle ilgilenmek
gerekiyor. Birden yokuşa sürülen işlere, son derece nazik eğilmek gerekiyor. O
mutsuz insanlarla uğraşmak, o ‘olmaz’ları en akıllı yoldan ‘olur’a çevirmek
gerekiyor.
Yoruldum işte. ‘Depresyon’ dedikleri böyle başlamıyor mu? Bir sabah
uyanıyorsun, “Hay Allah kahretsin, bugün de başlamasaydı keşke!” diyorsun.
Perdeleri kapatıp, rüyalara dalmak istiyorsun.
İstiyorsun da…
Hadi oğlum kalk, işler seni bekler! Bak borçlar var, bak küçük kızın
var, bak annen hasta... Çalış, çalış, ÇALIŞ!
Nereye kadar! Yetti be, yetti!

Geleneksel hamam kavramı modern spa ile bütünleşirken beyaz mermer döşemeleri,
yüksek tavanı ve ortada yer alan göbek taşı ile misafirlere geleneksel Türk
banyosu ve kesesini sunuyor. Özel tasarlanmış terapi odalarında, sıcak taş
masajı, yüz ve dekolte masajı, İsveç masajı, derin doku masajı gibi
seçeneklerin yanı sıra antioksidan yüz bakımı, aktif arındırma, derin
nemlendirme anti-aging cilt bakımları seçeneklerden sadece bazıları.
Derken telefon çaldı
Her telefon bir derece sinir artışı artık. Neyse, arayan gerçek dost:
- Biz seninle bir konu yapmak istiyoruz. Bir gün seni Hyatt Regency
Spa'ya davet etsek, sen de o gününü yazsan; ne dersin?
Tansel Tüzel, ne mene bir karmaşanın ortasında beni yakaladığını hiç
bilmedi. Hemen ‘tamam’ dedim. Ajandama kırmızı büyük kalemle ‘SPA’ yazdım.
Sanki bir günlük ışığı sezdim; o andan itibaren, cuma gününü iple çektim...
Sıkışık trafikte, hep ‘ben nasılsa spa'ya gidiyorum’ diye rahatladım.
Ağrıyan sırtıma, ‘son ağrılar, son çırpınışlar’ dedim. Nemrut'a ve Kahta'ya
gidip geldim, bir günlüğüne de Ankara'ya. Ama asıl gideceğim yeri biliyordum.
Cuma günü gidecektim. Kırmızı yazıya dokundum ve hep içimden sinsi sinsi
güldüm...

Erkenden gittim, kitabımı açtım
Fotoğrafçı arkadaşım Müjde geldi, onunla tanıştım. Ne cici, ne güzel
bir kız! Hem de seslendirme sanatçısı, billur gibi bir ses ve şahane bir
Türkçeyle bıcır bıcır konuşuyor karşımda...
-Dilerseniz artık girelim, randevu saati geldi.
İlk anda ‘yarı karanlık, biraz mistik; bolca mum, azıcık su şırıltısı’
olarak tarif edebileceğim mekana girdim. Spa Müdürü Ergül Ünal karşıladı.
"Sizi bekliyorduk, özel program hazırladık" dedi. O programın
detaylarını anlattıkça, ben mekanı katman katman hissetmeye başlamıştım.
Okaliptüslü, hafif sitrus kokulu yağları fark ettim. Havlu kokusu geldi
burnuma; yeni yıkanmış, hışır hışır. Uzaktan bir ney sesi duydum. İyice pastel
renkleri, ‘biraz metal, biraz ahşap, biraz su’ birleşimiyle harmanlanmış dekorasyonu
algılamaya başladım. Yerlerin cilasını, gizlenmiş ışıkları, ayaklarının ucuna
basarak yürüyen çalışanları gördüm.
“Biz ‘masör veya masöz’ kelimelerini kullanmıyoruz. Burada her masaj
uygulayan bir ‘terapist’tir. Önce sizi kese terapisine alacağız...”
Soyundum. Gerçekten burnuma geldiği gibi kokan bornoza sarındım. Yanıma
kese terapistim Bekir Dedeoğlu geldi, "Önce sizi 20 dakika sauna, hemen
ardından da 15 dakikalık buhar banyosuna alacağız" dedi.
Saunada oturdum.
Terledim.
Düşündüm.
Burnum açılmaya başladı, sıcağı daha da çok hisseder oldum. Sanki
duyargalarım pas tutmuştu, buharla hepsini açtım. Bileklerimden ter aktı; sanki
bütün yazın kiri, bütün bir hayatın pasıydı...
"Kal" deseler, bir beş dakika daha kalırdım. Pancar gibi bir
suratla buhar odasına daldım. İçeride bir başka insanın daha olduğunu, neden
sonra fark ettim.
- Hoşgeldiniz, zevkle izliyoruz sizi valla!
İçimden "oha!" dedim, ama beyefendiye belli etmedim.
Şoktayım, tam iliştiğim köşeden püsküren sıcak buhar, bacaklarımı fena yaladı.
Sauna sonrası buhar, beni fena hırpaladı.
- Teşekkür ederim, siz sık geliyorsunuz sanırım...
- Evet, işyeri de yakın. Bakın isterseniz o köşede durmayın, buhar tam
oradan püskürüyor.
Beyefendinin gösterdiği diğer köşeciğe geçtim. Bu bahsettiğim buhar
odası, sanırım üç m2 falan. Yani öyle ‘köşedeeen köşeye’ durumumuz fazla yok.
Beyefendi turizmciymiş, biraz oradan buradan konuştuk. Yani aslında daha çok o
konuştu. Ben tam bir ‘ne olduğunu tarif edemeyeceğim durum’ içerisindeyim.
Kurulup bırakılmış topaç gibi bir ruh hali, ama bir köşeye atılmış boş bir eski
bavul şeklindeyim. Hani kilisede ışığı görüp ağlayanlar var ya, ya da terapi
seanslarının sonunda kendilerini tutamayanlar; işte onların halini anlar
durumdayım. Bekir kapıyı açmasa, "Buyurun sizi hamama alalım" demese,
turizmci beyefendiyle havadan sudan konuşuyor gibi yaparken ağlama krizine
gireceğim...

Spa yolculuğu, alternatif bir terapi, dinginlik ve sağlık
sunan, özenle tasarlanmış terapi odasında başlayıp, terapi sonrası Rahatlama
Alanı’nda sona eriyor. Spa’da kullanılan Comfort Zone marka ürünleri geleneksel
doğal içeriklerle zenginleştirilmiş ürünler tamamlıyor.
Türk Hamamı’na bayılırım
Ama bunu daha çok sevdim. Bekir önce en sıcak sularla yıkadı beni.
Sonra taşa boylu boyunca yatırdı. Uzun, çok uzun bir süre ‘kese terapisi’
uyguladı. Bütün eklemlerim boşaldı, bütün ‘kulunçlarım’ açıldı. Döktüğü su
yavaştan serinledi, daha da serinledi, en son buz sürdü her yerime. Yanıma yaseminli
Çin çayı getirdiler, arada bir yudum alıyorum. Biraz kese, biraz köpük, biraz
Çin çayı; hemen ardından tıraş buz. Ohhhh! Başka bir şeyler düşünmeyi
deniyorum, misal ülkemizdeki su sorunlarını, ailemizdeki sağlık sorunlarını
falan aklıma getireyim istiyorum; olamıyor.
Belki bir saat, belki biraz daha fazla sürdü hamam. En son altın vuruş
tadındaki soğuk duşla, ‘dinlenme odası’na alındım. Elime kocaman bir bardak
‘limonlu ve salatalıklı su’ verdiler. Bornozlarla, havlularla iyice sarıp,
yalnız bıraktılar...
Fondaki rahatlatıcı müzik biraz daha çok duyuluyor. Temizlik kokusu her
yanımı kaplamış. Bıraksalar uyuyacak haldeyim. Tavandaki yanıp sönen küçücük
renkli ışıkları fark ediyorum. Kim bilir bu kaçıncı kez spa'ya gidiyorum; ama
servis kalitesinin bu işte en önemli unsur olduğunu anlıyorum. İşte fantezi bir
dünyaya girdim... Hayalle gerçek çoktan karıştı birbirine. Burası neresi?
Singapur mu? Yok yok artık uçaklar böyle mi olacakmış? Yok canım... Neden
olmasın ki!
- Pınar Hanım sizi bekliyor Fatih Bey!
Küçük masaj odamıza geçiyorum. Pınar Hüsne Serçe'nin o yumuşacık
sesiyle tanışıyorum.
- Işık böyle iyi mi? Peki sıcaklığı nasıl arzu edersiniz?
‘Swedish’, ‘lenf drenaj’ ve ‘derin dokunuş’ karışımı masaj seansım
başladı. “Threesome dediğimiz üçlü bir masaj" diye anlattılar. Balans
yapacak, lenf sistemi drenajını sağlayacak; hem de sırt ve boyun ağrılarıyla,
eklem ajitasyonlarından kurtulacağım...
Son fark ettiğim şey, cam kavanoz içinde duran mor renkli tek bir
çiçekti. Masaj yatağının yüz deliğinden görünecek gibi yere konan ‘o’ çiçeği
seyrettim. Sonra uyudum.
Pınar Hanım beni nasıl uyandırdı, şimdi çıkaramıyorum. Ama sonuç olarak
sırtüstü yatmam gerekti. "Ben uyumuşum" dedim, "Biliyorum"
dedi.
Bu kez de gözlerimin üstüne bir lavanta torbası yerleştirdi. Önce
ayaklarımdan başladı, hiç yağlı olmayan bir yağ ile bütün vücudumu ovdu; beni
tabir yerindeyse iyice çitileyip bir kenara fırlattı...
"Bu işlem ne kadar sürdü" derseniz, onu da bilemem. Belki 90
dakika, belki üç saat. Uyanık olduğum 10 dakikayı biliyorum sadece. Her şey
bittiğinde yanan ışığı hatırlıyorum. Yarım yamalak teşekkür edişim gözümün
önüne geliyor...
Gene su içip dinlenme odasında ‘kendime gelemeyişim’ gözümün önünde.
‘Cat in the Hat’ filmindeki gibi, sandık açıldı sanki. Buharlarla beraber çıkan
mor moleküller, beni başka bir dünyaya çekti. O yeni dünyada dert, tasa yoktu.
Saat çalışmaz, takvimler yaprak atmazdı. Kurallar başka, insanlar başkaydı.
Işıklar renkli yanar söner, sular limon ve salatalık kokardı. Kadınlar en
yumuşak sesleriyle, okşar gibi konuşurdu...
Phantom of the Opera’daki (Operadaki Hayalet) gibi, ışık ve su
yollarından süzüldüm. Dış dünyanın kokuları yüzüme vurdu. Trafiği hatırladım.
Sanki hayatta gördüğüm ilk arabayı, ilk binayı, ilk asfalt yolu gördüm. Son
derece yavaş adımlarla, eve kadar yürüdüm.
Yatağa girdiğimde saat 8 bile değildi; ertesi sabah 9'a kadar uyudum.
Kahvaltıda karım, "Senin suratın ne kadar iyi görünüyor, spa'da yüzüne bir
şey mi yaptılar?" dedi. "Bak ben aslında hala oradayım, orası başka
dünya, bana bu dünya problemleri artık uğramaz" falan demedim.
-Yoo, herhalde buhardandır. Bugün hiç evden çıkmasak olur mu?

Çağdaş mimariye uygun olarak tasarlanan özel terapi odalarında tek kişilik
masaj yatağı ve uygulama sonrası için özel duşun yanında, farklı renklerde ışıklandırma
ve özel müzik sistemi var.