27 Mayıs 2012 Pazar
Bu sitede şu an itibariyle 53.222 metin bulunmaktadır.

'Her Şey' Hakkında Her Şey


Sonraki Sayfa >>

1900’lerden Milenyum günlerine... Yılbaşı gecelerinde neler yaptık?

Cumhuriyet Türkiyesi’nin eğlence hayatında, kadın-erkek birlikte olabilmek, danslı müzikli yerlere kadın-erkek birlikte gidebilmek, biraz da yılbaşı geceleri, yılbaşı eğlenceleri sayesinde yaygınlaşır.

Yılbaşı gecelerine hazırlık: Dans

Cumhuriyet Türkiyesi’nin eğlence hayatında, kadın-erkek birlikte olabilmek, danslı müzikli yerlere kadın-erkek birlikte gidebilmek, elbette ki yılbaşı geceleri, yılbaşı baloları sayesinde yaygınlaşmış, hızlanmıştır. Ama ‘dans’, kadın ile erkeğin birlikteliğinin bir sembolü olarak, genç Cumhuriyet rejimi tarafından, daha ilk yıllarda teşvik görmüştür. Arap harfleriyle yayımlanmış ‘Aylık Mecmua’nın 1926 yılındaki nüshalarından birinde, ‘Dans profesörlerinden tavsiyeler’ başlıklı ve fotoğraflı bir yazı yer alıyordu… Yazıda, dans öğreneceklere tavsiyeler veriliyor ve yazının girişindeki şu satırlar da dikkat çekiyordu: “Dansın son günlerde memleketimizde gördüğü rağbet ve alakaya, son senelerde belki de hiçbir memlekette bu derece kuvvetle tesadüf edilmemiştir.”

Dönemin cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, o günlerin deyişiyle ‘Gazi Hazretleri’, 31 Aralık 1929’da, Ankara’daki Hariciye Köşkü’nde verilen yılbaşı balosunda.

1925 yılında, Aralık ayının 26’ncı günü Türkiye, ‘Miladî Takvim’ adı altında, ‘Gregoryen Takvimi’ bir yasayla kabul ettiğinde, dünyaya ayak uydurmanın peşindeydi… Ama bu arada, yeni takvimle 1926’ya girerken ve o yıl, yılbaşı perşembeyi cumaya bağlayan geceye rast geldiğinden, cuma günü de o dönemde, pazar günü yerine resmi tatil olduğundan, o gece ilk kez, bir bayram gibi kutlandı. Dönemin gazete ve dergilerine bakılırsa, “Her tarafta yapılan yılbaşı eğlenceleri büyük rağbet görmüş…” ve “Herkes sabahlara kadar eğlenmiş…” İstanbul’un ‘Elektrik İdaresi’ de, o gece, saat 24.00’te kentin bütün ışıklarını bir dakika boyunca söndürmek geleneğini ilk kez uygulamaya koymuştu. Fakat 1926’da ve sonraki yıllarda, henüz yılbaşı resmî tatil değildi. Ancak yılbaşı eğlenceleri, elbette Osmanlı döneminin de yabancısı sayılmazdı. Tabii seçkin tabakadan söz ediyoruz… Örneğin Saray erkânı, İstanbul’daki diplomatik çevrelerin yeni yıl balolarına katılırdı. Ayrıca Müslümanlar arasında yeni yıla girişi kutlama geleneği yoktu; ama Osmanlı’nın devlet erkânı, eski takvime göre, yeni yıl nedeniyle padişahı ziyaret ederek yeni yılını kutlar, padişah da ziyaretçilerine ‘Muharremiye’ adı altında ihsanlarda bulunur, para ve armağanlar verirdi… İkinci Meşrutiyet yıllarında da, Saray erkânının elçiliklerdeki muhteşem yeni yıl balolarına katılmaları dışında, Osmanlı aydınlarının yılbaşı eğlencelerine ilgisi, ‘diplomatik mülahazalar’ dışına da taşacaktı… Cumhuriyet döneminde de bu ilgi sürdü; Ankara’ya sıçradı. Örneğin Yakup Kadri Karaosmanoğlu’ndan öğreniriz ki, 1929 yılının ‘Noel ve yılbaşı baloları’ Ankara’da, Ankara Palas’ın salonlarında yapılmaktadır. ‘Ankara’  adlı kitabında Yakup Kadri o günleri şöyle anlatır: “Bu kış, Noel ve yılbaşı balolarına Ankara’da her seneden daha zevkli bir hazırlanış vardı. Çünkü bu eğlenceler, henüz açılmış olan Ankara Palas’ın büyük hol ve salonlarında yapılacaktı. Buranın bin kişiden fazla davetli alabileceği söyleniyordu…”

Selâhattin Giz’in objektifinden süzülmüş bir fotoğraf: 1930’ların Maksim Gazinosu’nda yılbaşı gecesi.

Aynı gece yani 31 Aralık 1929 gecesi, Ankara’daki Hariciye Köşkü’nde de bir yılbaşı balosu verilecek ve bu davete ‘Gazi Hazretleri’ yani dönemin cumhurbaşkanı Mustafa Kemal de katılacaktı… Kadın-erkek birlikte eğlenmek ve eğlencenin çeşitlenip kitleselleşmesi, genç Cumhuriyet rejiminin getirdiği çok önemli değişimlerdi. Her şeye rağmen 1930’ların ortalarına kadar, yeni yıl kutlamaları kalabalık kentlerin gündelik yaşamında, azınlıkların ve kimi seçkin çevrelerin eğlencesi olmaktan çıkamadı. Ayrıca 1930’ların bir özelliği de genç Cumhuriyet rejiminin tasarrufu ve sermaye birikimini desteklemek olduğundan, kimi davranış biçimleri ‘alafranga’ bir müsriflik olarak görülüyordu. Bu anlayış, basına da yansıyacaktı. 2 Ocak 1931 tarihli Son Posta gazetesinde yer alan şu satırlar oldukça dikkat çekicidir: “… Beş bin kişi dün akşam birbiri üzerine lâakal (en az) onar lira sarf ettiyse, bir gecede şampanya, viski, şarap ve rakıya lâakal 50 bin, fakat belki de 100 bin lira verilmiş demektir. (…) Sonra bu memlekette buhran ve fakirlik var derler.” Tabii bu satırları okurken, o dönemde, 1929’da büyük bir dünya buhranının yaşanmış olduğunu da unutmamak gerekir! Türkiye’nin, orta tabakasıyla, yaygın bir biçimde yılbaşı kutlamalarına alışması, 27 Mayıs 1935’te hayatımıza giren bir yenilikle başlayacaktı. Bu yenilik, çıkarılan 2739 sayılı bir yasayla, yılbaşının ‘resmî tatil günü’ ilan edilmesiydi… Böylece yılbaşı eğlenceleri orta tabakanın da sahip çıktığı bir platforma yükseldi; kitleselleşti. Basın da bu yaygınlaşmaya yardımcı oldu: Özellikle Yedigün, Büyük Gazete gibi dergiler, 1935’ten itibaren yılbaşı için özel kapaklar, özel sayılar hazırlamaya başladılar… İlber Ortaylı’nın da altını çizdiği gibi, “Türk hayatında balo, kadınlı erkekli yemek, danslı müzikli yerlere gitmek gibi bir yenilik, yılbaşı geceleri sayesinde hızlandı.”

‘Hayat’ dergisinde yayımlanan bir yılbaşı balosu fotoğrafı: Hilton’da 1958’in 31 Aralık gecesi.

1930’lu yılların gazete ve dergilerinde, yılbaşı ertesi günlerine rastlayan fotoğraflar yılbaşı eğlencelerine ısınmanın zaman aldığını gösterecektir. Örneğin 1931’de Cumhuriyet gazetesinde çalışmaya başlamış olan ünlü foto muhabiri Selâhattin Giz’in objektifinden süzülen yılbaşı geceleri görüntülerinde, her yaştan insan vardır; ama bunların hemen hepsinin yüzünde, eğlence gecelerine yeni yeni ayak uyduran bir ‘toyluk’ da göze çarpar. Maksim Gazinosu’ndaki gençler masası görüntüsünde olduğu kadar, Galatasaray civarındaki Londra Bar’da ya da Tepebaşı’ndaki Gardenbar’da çekilmiş fotoğraflarda, hep bu yeni alışma havasını gözlemleyebiliriz.

1967 yılının İstanbul’unda, Beyoğlu’nda cadde ışıklandırmaları…

Ama bu yılbaşı eğlencelerine alışmakta, özellikle genç kuşaklar, bir olanağa sahiptiler: Cumhuriyet Bayramı kutlamaları çerçevesinde yapılan ‘29 Ekim Baloları’, danslı müzikli, kadınlı erkekli eğlenmenin ilk denemeleri olmuşlardı… Bu baloları, yılbaşı baloları izledi… Özellikle İstanbul, 1935’ten başlayıp 1960’lara kadar ‘Park Otel günleri’yle, yılbaşı eğlencelerinde başı çekecekti. Çağdaş Türk resim sanatının başta gelen isimlerinden İbrahim Çallı’nın (1882-1960) ‘Park Otel’de Yılbaşı Balosu’ adlı tablosu, bu dönemin atmosferini, o yılların kadınlarını ve yılbaşı kıyafetlerini olağanüstü bir izlenim gücüyle aktarabilmiş, belgesel niteliği de güçlü bir sanat eseridir. İstanbul’da o dönemde, ‘eğlencenin merkezi’ sayılan Park Otel’deki yılbaşı baloları, ‘yılın olayı’ olur; uzun süre konuşulur, dedikodu sütunlarında, balonun en ince ayrıntıları didik didik edilirdi.Bu alanın en ünlü imzası şüphesiz ki, ‘Fitne Fücur’ takma adıyla Aydede, Salon, Hafta, 20. Asır ve Tef gibi dergilerde yazan Adalet Cimcoz’du. Çevirmen, dublaj sanatçısı, Türkiye’deki ilk özel sanat galerisi Maya’nın kurucusu olarak, tanınmış Cimcoz ailesinin ilginç siması Adalet Cimcoz, dedikodu yazarlığı konusunun da öncüsü olmuştu…

Ünlü siyasî mizah dergisi ‘Akbaba’, 1947 tarihli ilk sayısının kapağında yılbaşı balosuyla siyaseti birleştirir.

Ünlü karikatürist Ramiz Gökçe’nin sahibi ve yazı işleri müdürü olduğu ‘Salon’ dergisinin 1 Ocak 1948 tarihli sayısındaki yazısında, bakın Adalet Cimcoz, Park Otel’deki yılbaşı gecesi hanımlarını ve giyimlerini ne kadar hoş bir üslupla anlatıyor: “… Park Otel’de gördüğüm Bayan Muallâ, Robert Pike’nin bir tuvaletini giymişti, fildişi omuzlarını ve sırtını açık bırakan bu gece elbisesi, akşamın en güzel kadınının, güzelliğine bir kat daha yardım etmiş; dirseklerini geçen siyah uzun kolluklar, kibar halini bir kat daha aksantüe etmişti. Park Otel’deki en güzel, en şık ve en zarif kadınlardan biri de, muhakkak ki, payet işlemeli tuvaletiyle, Bayan Fatma Tatari idi…”

1967 baskısı Türkân Şoray’lı bir kartpostal: Evlerde çam ağacı süslemek, 1950’lerden itibaren yaygınlaşan, 60’lı yıllarda iyice popülerleşen bir alışkanlık oldu.

Yılbaşı gecelerinin bu şık tuvaletleri, dönemin karikatür ustalarını da etkiliyordu. Örneğin o yılların önemli haftalık siyasî mizah dergisi ‘Akbaba’ 1947 yılının ilk kapaklarından birini, o zamanların Demokrat Parti’sinin lideri Celâl Bayar ile dans eden oldukça dekolte tuvaletli bir ‘yılbaşı hanımına’ ayırmıştı. Şık tuvaletli güzel kadın ‘Bayan 1947’ Celâl Bayar’a, “Ben 1946’ya benzemem; rica ederim yanlış adım atma!..” diyordu. 1950’lerin ikinci yarısında İstanbul’da Hilton ve 60’ların başında Divan otelleri kurulduğunda, ‘serpantin’ ve ‘konfetiler’ arasında, gazino ve barlardan büyük otellerin balolarına taşınıyordu. Artık Park Otel’in yılbaşı baloları benzersiz değildi. Yılbaşı geceleri, elbette ki yalnızca büyük kentlerin büyük otellerindeki balolarda ya da tanınmış gazino ve barlardaki eğlence geceleriyle kutlanmıyordu. En ‘orta halli’ gazinolar da -ki 1950’lerde ve 60’larda ‘gazino geceleri’ oldukça revaçtaydı- her keseye göre müşteri buluyordu.

Evlerden sokaklara taşmış dev bir yılbaşı çamı.

Ama 50’li yılların genç kuşakları artık yılbaşında ev partileri de düzenlemeye başlamışlardı. Zaten yılbaşı, büyük caddelerin üzerinde sıralanan önemli mağazaların vitrinlerinden sokaklara da taşmış, cadde ışıklandırmaları 1960’ların ikinci yarısında oldukça yaygınlaşmıştı. 1970’li yılların ortalarına doğru, yılbaşı eğlencelerimize televizyon keyfi de katıldı. ‘Yılbaşı Özel’ programları, bir süre sonra renkli televizyonlarla, daha da renklenecekti!.. 31 Aralık geceleri, TV sayesinde, dansöz patlamaları her evde yaşanır olacaktı! Televizyon ekranları, belli başlı yılbaşı balolarını, gazino eğlencelerini de ekrana getiriyor. Geniş kitleler de, ‘oralara gitmiş gibi’ oluyordu... 80’lerde yeni yıla girişi ‘kış tatili’ ile birleştirip ‘bir yerlere kaçma’ modası yayılacak ve ‘yılbaşı turizmi’ gelişecekti. Doksanlı yıllarda da Türkiye, tıpkı Avrupa’nın büyük kentlerindeki gibi, yılbaşını meydanlarda karşılamayı öğrendi. Millenyumla, 2000’li yıllarla belediyelerimiz, büyük meydanlara yine ‘tıpkı Avrupa’daki gibi’ oldukça iri kıyım çam ağaçları oturtmayı öğrendi… Ama televizyon başında geçirilen ve artık ‘klasikleşmiş’ yılbaşı gecelerinin tadını, milyonlar, dünyada olduğu kadar, Türkiye’de de keyifle yaşamayı sürdürüyor.

1935 yılını karşılayan ‘Büyük Gazete’nin yılbaşı kapağı.

Ramiz Gökçe’nin çizgileriyle, Salon dergisinin 1948 yılbaşı kapağı.

Sedat Simavi’nin çıkardığı Yedigün dergisinin 1936 yılbaşı kapağı.

Sonraki Sayfa >>


© 1996 - 2012 BOYUT YAYIN GRUBU
Koza Plaza A26 Tekstilkent 34235 Esenler, İstanbul   Telefon: +90 212 413 33 33 (pbx) | Faks: +90 212 413 33 34

info@boyut.com.tr

YASAL UYARI !

Bu sayfada yer alan bütün yazı, fotoğraf, resim, ilüstrasyon ve benzer diğer içerik özgündür ve Boyut Yayıncılık ve Ticaret A.Ş. mülkiyetindedir. Kısmen veya tamamen hiçbir şekilde basılı veya herhangi diğer bir elektronik ortamda (CD, Internet, Intranet, DVD, Video vs) izinsiz kullanılamaz.İktibas edilemez. Tüm içerik, gerçekleşebilecek telif hakkı ihlallerine karşı elektronik sistemlerce sürekli olarak kontrol edilmekte, tespit edilen ihlaller herhangi bir uyarıya gerek duyulmaksızın yasal işleme tabi tutulmaktadır.


70070 - unknown - 38.107.179.238