1900’lerden Milenyum günlerine... Yılbaşı gecelerinde neler
yaptık?
Cumhuriyet Türkiyesi’nin
eğlence hayatında, kadın-erkek birlikte olabilmek, danslı müzikli yerlere kadın-erkek
birlikte gidebilmek, biraz da yılbaşı geceleri, yılbaşı eğlenceleri sayesinde
yaygınlaşır.

Yılbaşı gecelerine hazırlık: Dans
Cumhuriyet Türkiyesi’nin eğlence hayatında, kadın-erkek birlikte
olabilmek, danslı müzikli yerlere kadın-erkek birlikte gidebilmek, elbette ki yılbaşı
geceleri, yılbaşı baloları sayesinde yaygınlaşmış, hızlanmıştır. Ama ‘dans’,
kadın ile erkeğin birlikteliğinin bir sembolü olarak, genç Cumhuriyet rejimi
tarafından, daha ilk yıllarda teşvik görmüştür. Arap harfleriyle yayımlanmış
‘Aylık Mecmua’nın 1926 yılındaki nüshalarından birinde, ‘Dans profesörlerinden
tavsiyeler’ başlıklı ve fotoğraflı bir yazı yer alıyordu… Yazıda, dans öğreneceklere
tavsiyeler veriliyor ve yazının girişindeki şu satırlar da dikkat çekiyordu:
“Dansın son günlerde memleketimizde gördüğü rağbet ve alakaya, son senelerde
belki de hiçbir memlekette bu derece kuvvetle tesadüf edilmemiştir.”

Dönemin cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, o günlerin deyişiyle ‘Gazi
Hazretleri’, 31 Aralık 1929’da, Ankara’daki Hariciye Köşkü’nde verilen yılbaşı
balosunda.
1925 yılında, Aralık ayının 26’ncı günü
Türkiye, ‘Miladî Takvim’ adı altında, ‘Gregoryen Takvimi’ bir yasayla kabul
ettiğinde, dünyaya ayak uydurmanın peşindeydi… Ama bu arada, yeni takvimle
1926’ya girerken ve o yıl, yılbaşı perşembeyi cumaya bağlayan geceye rast geldiğinden,
cuma günü de o dönemde, pazar günü yerine resmi tatil olduğundan, o gece ilk
kez, bir bayram gibi kutlandı. Dönemin gazete ve dergilerine bakılırsa, “Her
tarafta yapılan yılbaşı eğlenceleri büyük rağbet görmüş…” ve “Herkes sabahlara
kadar eğlenmiş…” İstanbul’un ‘Elektrik İdaresi’ de, o gece, saat 24.00’te
kentin bütün ışıklarını bir dakika boyunca söndürmek geleneğini ilk kez
uygulamaya koymuştu. Fakat 1926’da ve sonraki yıllarda, henüz yılbaşı resmî
tatil değildi. Ancak yılbaşı eğlenceleri, elbette Osmanlı döneminin de yabancısı
sayılmazdı. Tabii seçkin tabakadan söz ediyoruz… Örneğin Saray erkânı, İstanbul’daki
diplomatik çevrelerin yeni yıl balolarına katılırdı. Ayrıca Müslümanlar arasında
yeni yıla girişi kutlama geleneği yoktu; ama Osmanlı’nın devlet erkânı, eski
takvime göre, yeni yıl nedeniyle padişahı ziyaret ederek yeni yılını kutlar,
padişah da ziyaretçilerine ‘Muharremiye’ adı altında ihsanlarda bulunur, para
ve armağanlar verirdi… İkinci Meşrutiyet yıllarında da, Saray erkânının
elçiliklerdeki muhteşem yeni yıl balolarına katılmaları dışında, Osmanlı aydınlarının
yılbaşı eğlencelerine ilgisi, ‘diplomatik mülahazalar’ dışına da taşacaktı…
Cumhuriyet döneminde de bu ilgi sürdü; Ankara’ya sıçradı. Örneğin Yakup Kadri
Karaosmanoğlu’ndan öğreniriz ki, 1929 yılının ‘Noel ve yılbaşı baloları’
Ankara’da, Ankara Palas’ın salonlarında yapılmaktadır. ‘Ankara’ adlı kitabında
Yakup Kadri o günleri şöyle anlatır: “Bu kış, Noel ve yılbaşı balolarına
Ankara’da her seneden daha zevkli bir hazırlanış vardı. Çünkü bu eğlenceler,
henüz açılmış olan Ankara Palas’ın büyük hol ve salonlarında yapılacaktı. Buranın
bin kişiden fazla davetli alabileceği söyleniyordu…”

Selâhattin Giz’in objektifinden süzülmüş bir fotoğraf: 1930’ların
Maksim Gazinosu’nda yılbaşı gecesi.
Aynı gece yani 31 Aralık 1929 gecesi, Ankara’daki Hariciye Köşkü’nde de
bir yılbaşı balosu verilecek ve bu davete ‘Gazi Hazretleri’ yani dönemin
cumhurbaşkanı Mustafa Kemal de katılacaktı… Kadın-erkek birlikte eğlenmek ve eğlencenin
çeşitlenip kitleselleşmesi, genç Cumhuriyet rejiminin getirdiği çok önemli değişimlerdi.
Her şeye rağmen 1930’ların ortalarına kadar, yeni yıl kutlamaları kalabalık
kentlerin gündelik yaşamında, azınlıkların ve kimi seçkin çevrelerin eğlencesi
olmaktan çıkamadı. Ayrıca 1930’ların bir özelliği de genç Cumhuriyet rejiminin
tasarrufu ve sermaye birikimini desteklemek olduğundan, kimi davranış biçimleri
‘alafranga’ bir müsriflik olarak görülüyordu. Bu anlayış, basına da yansıyacaktı.
2 Ocak 1931 tarihli Son Posta gazetesinde yer alan şu satırlar oldukça dikkat
çekicidir: “… Beş bin kişi dün akşam birbiri üzerine lâakal (en az) onar lira
sarf ettiyse, bir gecede şampanya, viski, şarap ve rakıya lâakal 50 bin, fakat
belki de 100 bin lira verilmiş demektir. (…) Sonra bu memlekette buhran ve
fakirlik var derler.” Tabii bu satırları okurken, o dönemde, 1929’da büyük bir
dünya buhranının yaşanmış olduğunu da unutmamak gerekir! Türkiye’nin, orta
tabakasıyla, yaygın bir biçimde yılbaşı kutlamalarına alışması, 27 Mayıs
1935’te hayatımıza giren bir yenilikle başlayacaktı. Bu yenilik, çıkarılan 2739
sayılı bir yasayla, yılbaşının ‘resmî tatil günü’ ilan edilmesiydi… Böylece yılbaşı
eğlenceleri orta tabakanın da sahip çıktığı bir platforma yükseldi; kitleselleşti.
Basın da bu yaygınlaşmaya yardımcı oldu: Özellikle Yedigün, Büyük Gazete gibi
dergiler, 1935’ten itibaren yılbaşı için özel kapaklar, özel sayılar hazırlamaya
başladılar… İlber Ortaylı’nın da altını çizdiği gibi, “Türk hayatında balo, kadınlı
erkekli yemek, danslı müzikli yerlere gitmek gibi bir yenilik, yılbaşı geceleri
sayesinde hızlandı.”

‘Hayat’ dergisinde yayımlanan bir yılbaşı balosu fotoğrafı: Hilton’da
1958’in 31 Aralık gecesi.
1930’lu yılların gazete ve dergilerinde, yılbaşı ertesi günlerine
rastlayan fotoğraflar yılbaşı eğlencelerine ısınmanın zaman aldığını
gösterecektir. Örneğin 1931’de Cumhuriyet gazetesinde çalışmaya başlamış olan
ünlü foto muhabiri Selâhattin Giz’in objektifinden süzülen yılbaşı geceleri
görüntülerinde, her yaştan insan vardır; ama bunların hemen hepsinin yüzünde, eğlence
gecelerine yeni yeni ayak uyduran bir ‘toyluk’ da göze çarpar. Maksim
Gazinosu’ndaki gençler masası görüntüsünde olduğu kadar, Galatasaray civarındaki
Londra Bar’da ya da Tepebaşı’ndaki Gardenbar’da çekilmiş fotoğraflarda, hep bu
yeni alışma havasını gözlemleyebiliriz.

1967 yılının İstanbul’unda, Beyoğlu’nda cadde ışıklandırmaları…
Ama bu yılbaşı eğlencelerine alışmakta, özellikle genç kuşaklar, bir
olanağa sahiptiler: Cumhuriyet Bayramı kutlamaları çerçevesinde yapılan ‘29
Ekim Baloları’, danslı müzikli, kadınlı erkekli eğlenmenin ilk denemeleri olmuşlardı…
Bu baloları, yılbaşı baloları izledi… Özellikle İstanbul, 1935’ten başlayıp
1960’lara kadar ‘Park Otel günleri’yle, yılbaşı eğlencelerinde başı çekecekti.
Çağdaş Türk resim sanatının başta gelen isimlerinden İbrahim Çallı’nın
(1882-1960) ‘Park Otel’de Yılbaşı Balosu’ adlı tablosu, bu dönemin atmosferini,
o yılların kadınlarını ve yılbaşı kıyafetlerini olağanüstü bir izlenim gücüyle
aktarabilmiş, belgesel niteliği de güçlü bir sanat eseridir. İstanbul’da o
dönemde, ‘eğlencenin merkezi’ sayılan Park Otel’deki yılbaşı baloları, ‘yılın
olayı’ olur; uzun süre konuşulur, dedikodu sütunlarında, balonun en ince ayrıntıları
didik didik edilirdi.Bu alanın en ünlü imzası şüphesiz ki, ‘Fitne Fücur’ takma
adıyla Aydede, Salon, Hafta, 20. Asır ve Tef gibi dergilerde yazan Adalet
Cimcoz’du. Çevirmen, dublaj sanatçısı, Türkiye’deki ilk özel sanat galerisi
Maya’nın kurucusu olarak, tanınmış Cimcoz ailesinin ilginç siması Adalet
Cimcoz, dedikodu yazarlığı konusunun da öncüsü olmuştu…

Ünlü siyasî mizah dergisi ‘Akbaba’, 1947 tarihli ilk sayısının kapağında
yılbaşı balosuyla siyaseti birleştirir.
Ünlü karikatürist Ramiz Gökçe’nin sahibi ve yazı işleri müdürü olduğu
‘Salon’ dergisinin 1 Ocak 1948 tarihli sayısındaki yazısında, bakın Adalet
Cimcoz, Park Otel’deki yılbaşı gecesi hanımlarını ve giyimlerini ne kadar hoş
bir üslupla anlatıyor: “… Park Otel’de gördüğüm Bayan Muallâ, Robert Pike’nin
bir tuvaletini giymişti, fildişi omuzlarını ve sırtını açık bırakan bu gece
elbisesi, akşamın en güzel kadınının, güzelliğine bir kat daha yardım etmiş;
dirseklerini geçen siyah uzun kolluklar, kibar halini bir kat daha aksantüe
etmişti. Park Otel’deki en güzel, en şık ve en zarif kadınlardan biri de,
muhakkak ki, payet işlemeli tuvaletiyle, Bayan Fatma Tatari idi…”

1967 baskısı Türkân Şoray’lı bir kartpostal: Evlerde çam ağacı
süslemek, 1950’lerden itibaren yaygınlaşan, 60’lı yıllarda iyice popülerleşen
bir alışkanlık oldu.
Yılbaşı gecelerinin bu şık tuvaletleri, dönemin karikatür ustalarını da
etkiliyordu. Örneğin o yılların önemli haftalık siyasî mizah dergisi ‘Akbaba’
1947 yılının ilk kapaklarından birini, o zamanların Demokrat Parti’sinin lideri
Celâl Bayar ile dans eden oldukça dekolte tuvaletli bir ‘yılbaşı hanımına’ ayırmıştı.
Şık tuvaletli güzel kadın ‘Bayan 1947’ Celâl Bayar’a, “Ben 1946’ya benzemem;
rica ederim yanlış adım atma!..” diyordu. 1950’lerin ikinci yarısında İstanbul’da
Hilton ve 60’ların başında Divan otelleri kurulduğunda, ‘serpantin’ ve
‘konfetiler’ arasında, gazino ve barlardan büyük otellerin balolarına taşınıyordu.
Artık Park Otel’in yılbaşı baloları benzersiz değildi. Yılbaşı geceleri,
elbette ki yalnızca büyük kentlerin büyük otellerindeki balolarda ya da tanınmış
gazino ve barlardaki eğlence geceleriyle kutlanmıyordu. En ‘orta halli’
gazinolar da -ki 1950’lerde ve 60’larda ‘gazino geceleri’ oldukça revaçtaydı-
her keseye göre müşteri buluyordu.

Evlerden sokaklara taşmış dev bir yılbaşı çamı.
Ama 50’li yılların genç kuşakları artık yılbaşında ev partileri de
düzenlemeye başlamışlardı. Zaten yılbaşı, büyük caddelerin üzerinde sıralanan
önemli mağazaların vitrinlerinden sokaklara da taşmış, cadde ışıklandırmaları
1960’ların ikinci yarısında oldukça yaygınlaşmıştı. 1970’li yılların ortalarına
doğru, yılbaşı eğlencelerimize televizyon keyfi de katıldı. ‘Yılbaşı Özel’
programları, bir süre sonra renkli televizyonlarla, daha da renklenecekti!.. 31
Aralık geceleri, TV sayesinde, dansöz patlamaları her evde yaşanır olacaktı!
Televizyon ekranları, belli başlı yılbaşı balolarını, gazino eğlencelerini de
ekrana getiriyor. Geniş kitleler de, ‘oralara gitmiş gibi’ oluyordu... 80’lerde
yeni yıla girişi ‘kış tatili’ ile birleştirip ‘bir yerlere kaçma’ modası yayılacak
ve ‘yılbaşı turizmi’ gelişecekti. Doksanlı yıllarda da Türkiye, tıpkı Avrupa’nın
büyük kentlerindeki gibi, yılbaşını meydanlarda karşılamayı öğrendi. Millenyumla,
2000’li yıllarla belediyelerimiz, büyük meydanlara yine ‘tıpkı Avrupa’daki
gibi’ oldukça iri kıyım çam ağaçları oturtmayı öğrendi… Ama televizyon başında
geçirilen ve artık ‘klasikleşmiş’ yılbaşı gecelerinin tadını, milyonlar,
dünyada olduğu kadar, Türkiye’de de keyifle yaşamayı sürdürüyor.

1935 yılını karşılayan ‘Büyük Gazete’nin yılbaşı kapağı.

Ramiz Gökçe’nin çizgileriyle, Salon dergisinin 1948 yılbaşı kapağı.

Sedat Simavi’nin çıkardığı Yedigün dergisinin 1936 yılbaşı kapağı.