|
Emekten
markaya Kılıçlar
Kılıçlar, çatal, kaşık ve bıçak
üretimi yapan ve son yıllarda markalaşmaya başlayarak ismini duyuran bir firma.
Ev içi kullanımda olduğu kadar, horeca sektöründe gösterdiği etkinlikle de öne
çıkmaya başladı. 1988 yılında üretime başlayan ve bugün 5 bin metrekarelik
binasında üretim yapan Kılıçlar, bir aile şirketi olarak öne çıkıyor. Şirketin
sahibi Hüseyin Kılıç’ın Elazığ, Karakoçan’dan başlayan ve İstanbul’da bir
atölye ile gelişen ticari öyküsü, bugün ihracat yapan, kendi markasını üreten
bir şirkete dönüşmüş durumda. Kapasitesini artırmak için yatırımlarına devam
eden firma, 2 binin üzerinde satış kanalı ile üretimini Türkiye ve dünyaya ulaştırıyor.
Piyasadaki fiyat skalasında ‘uygun’ bir yerde durmayı hedefleyen Kılıçlar,
üretiminde AISI 304 kalite, 18/10 krom, nikel alaşımlı paslanmaz çelik kullanıyor.
Hammadde olarak kullandığı paslanmaz çeliği, 1993 yılından beri Almanya’dan
temin eden firma, zaman zaman Türkiye’den de alım yapabiliyor ve Almanya Hermes
kredisi ile ithalat yapıyor. 2005 yılından beri İSO 2001 ile yoluna devam eden
firma, kendi markası dışında, başka markalar için de üretiyor.

Emek Yoğun Bir Üretim
Çatal, kaşık ve bıçak
üretilen fabrikada üretim, paslanmaz çelik hammaddenin fabrikaya girişiyle başlıyor.
Çelik, üretilmek istenen çeşidin kalıbıyla kesilerek, biçim veriliyor ve ham
mamul ortaya çıkıyor. Ham imalatın ardından, usta ellerin becerisini
göstermesine geliyor sıra… El işçiliğinin uygulandığı bu süreçte, mamul
üzerindeki her türlü pürüz, çapak elde temizleniyor, polisajlanıyor; parlatılıyor.
Ürün, son haline getirildikten sonra paketlenip, ambalajlanıyor ve satışa
sunulmak üzere stokta yerini alıyor.
Bu üretim biçimi, Hüseyin Kılıç’ın üretime ilk başladığı Topkapı’daki küçük
atölyeden beri aşağı yukarı aynı şekilde sürüyor; elbette boyutlarını giderek
büyüterek; teknolojik altyapısını sürekli geliştirerek…
Hüseyin Kılıç, metal ile 1979 yılında mezun olduğu Endüstri Meslek Lisesi’nde
tanışmış... Çalışarak okumak zorunda kalan Kılıç, inşaatlarda demircilik,
kaynakçılık yapmış. Okuldan mezun olup, askerliğini bitirdikten sonra,
sermayesiz iş kurmanın mümkün olmadığını gördüğünden, İran’la savaş halinde
olan Irak’a giderek, orada çok uluslu bir şirkette usta olarak çalışmaya başlamış.
Kısa sürede İngilizcesini geliştiren ve işe hakimiyetini artıran Kılıç, iyi
kazandıran bu işe kardeşini de aldırınca, iki kardeşin gece gündüz demeden çalıştıkları
bir süreç başlamış.
Kılıç o günleri şöyle anlatıyor: “Limon satacak da olsam, ticaret yapmayı aklıma
koymuştum. Vize alarak Irak’a gittim… Savaş ortamıydı ve dil bilmiyordum.
48 saat çeyrek ekmekle geçirdiğim, sokakta yattığım oldu. Bir ay sonra bir
Hollanda şirketinde iş buldum. Kaynakçı ve soğuk demirci olarak çalışmaya başladım.
Bir sözlüğüm vardı ve arka cebimde taşıyordum onu… Neredeyse altı ay sonra,
nakliye yapan Türklere çevirmenlik yapacak düzeye geldim. Çalışan tek Türk
bendim. Azimle mücadele ettim ve her gün 3 – 4 saat mesai yaptım. Param, İstanbul’da
bir bankaya yatıyordu. O günlerde döviz sıkıntısı vardı ve o zamanların Merkez
Bankası Başkanı Osman Şıklar, ülkeye döviz kazandırdığım için birkaç kez teşekkür
mektubu yolladı.”
Irak’ta kaldığı sürede ciddi birikim yapan Kılıç, İran-Irak savaşı kızışıp,
evliliği söz konusu olunca, 1983 yılında Türkiye’ye dönmüş ve evlenmiş. Ne iş
yapacağına karar veremeden seçenekleri gözden geçirirken, Topkapı Maltepe’de
ufak bir atölyenin devredildiği haberi kulağına çalınır. İş metal üzerinedir;
atölye çatal, kaşık ve bıçak üretmektedir.
Birikimini bu küçük atölyeye aktarır ve kendi işinin hem işçisi, hem patronu
olarak işe başlar. Üretimi bilse de pazarlamadan haberi yoktur henüz… Pazarlama
işini bir başkası yapmaktadır; o ise atölyede üretim. O sıralar paslanmaz çelik
henüz piyasaya girmemiştir ve üretim farklı metallerle sürmektedir. Bir süre işler
yolunda gitse de, pazarlama yapan kişinin işten ayrılmasıyla sorunlu günler başlar.
Üretmeyi Bilmek Ticareti
Öğrenmek
Bu günleri şöyle anlatıyor Hüseyin Kılıç:
“Atölyede, üretimde çalıştığım için piyasayı bilmiyordum. Pazarlamayı yapan kişinin
ayrılmasıyla kalakaldım. Üretmeyi biliyor, ticareti bilmiyordum. Elimdeki bütün
hammaddeyi kullanarak, üretime devam ettim. Hammadde kalmayınca da durdum.
Ürünüm birikmişti ama pazara götürmeye cesaretim yoktu. Çünkü ürünü verip, parasını
alamamak vardı. Yavaş yavaş kötü günler yolda görünmüştü. Para sıkıntısı
çekiyorduk.”
Birkaç çalışanıyla birlikte, günleri boş geçmeye başlar… Para sıkıntısını aşmak
için, kardeşinden destek alır ve sonuna doğru yaklaşırken bir gün Hızır kapısını
çalar… Hızır’ın dili biraz Karadeniz’e çalıyordur…
“Ha, uşağum burada ne yapaysun da?” Hüseyin Kılıç, yaşlı adamın zaman zaman
yolu oralara düşen, vakit geçirmek için oyalanan biri olduğunu düşünür önce… İçin
için vakit çalan, gereksiz bir oyala olarak görüp kızsa da, Kılıç, bu yaşlı
amcayı içeri buyur eder. Onu boyaları dökülen yazıhanesinde misafir eder. Amca,
uzun uzadıya ne ürettiğini öğrenir, görür, sonra da “Al çeşitlerini, benim işyerime
gidelim” der. Sonrasını şöyle anlatıyor Kılıç: “Yaptığımız ürünleri alıp, dışarı
çıktım. Kapının önünde bir Mercedes duruyordu. Şaşırdım. Arabaya binip, amcanın
işyerine gittik. Meğerse karşıma çıkan Kayalar şirketinin patronu, Mustafa
Kayalar’mış!”
Kayalar, o yıllarda hızlı bir ticari faaliyet içindedir ve pek çok ürün ürettiği
gibi, fason üretime de ihtiyacı vardır. Henüz paslanmaz çelik imalatına geçmemiş
olan Hüseyin Kılıç’a şöyle bir öneri yapılır: Tencerelerden çıkan artıkları al,
çatal, kaşık üret!

“Bende paslanmaz hammaddesi
yoktu; onlarda ise imal edilen tencerelerden artan, tencere köşeleri vardı
paslanmaz. Kılıç gibi, çok ince ve keskin metal artıkları çıkıyordu
tencerelerden… 300 – 500 kilo hurda veriyordu bana. Kendimiz yükleyip, kendimiz
taşıyarak atölyeye götürüp, giyotin makasıyla doğruyorduk bu hurdaları… Tatlı
kaşığı ya da çay kaşığı yapıyorduk. Onları taşıyacağız diye, ellerimiz
kesiliyordu. Ertesi gün 2000 kilo veriyordu Mustafa Bey” diye anlatıyor Kılıç…
Küçük atölye çoktan gerilerde kalmış durumda… İşini büyüten ve 2003 yılından
beri Samandra’daki fabrikada üretim yapan Kılıç, Kılıçlar markasıyla öne çıkıyor.
Hüseyin Kılıç, adım atarken bile iş düşünen bir işadamı ve üretmenin yanısıra
ürünü markalaştırmanın da önemli olduğunu düşünüyor. Bu nedenle ürettiği 20
model ürünün arkasında durarak, kendi markasının etkisini artırma yolunda çalışmalara
hız veriyor. Bu faaliyetlerin arasında yurt içi ve yurt dışı fuarları da saymak
mümkün… Geçtiğimiz yıl 5 fuara katılan Kılıçlar, bu yıl da Rusya, Arabistan,
Tunus, İran gibi ülkelerde düzenlenen fuarlara katılacak. Bugün Kılıçlar
fabrikasında 70 kişi çalışıyor ve ayda 600 bin adet üretim yapılıyor. Bu
ürünlerin arasında tatlı kaşığı, balık bıçağı, kokteyl çatalı, karides kaşığı,
dondurma servis grubu gibi takımı tamamlayan detay parçalara da yer veriliyor.
Hüseyin Kılıç, bugün Horeca sektöründe büyük bir etkinlikleri olduğunu
söyleyerek, “Uzun vadeli amacımız, perakende sektöründeki etkinliğimizi artırarak,
evlerdeki kullanımımızı da genişletmek” diyor.
Kılıçlar’ın ürünleri, Ortadoğu, Balkanlar, Türki Cumhuriyetler, Rusya, Ukrayna,
Yunanistan gibi ülkelerde alıcı buluyor ve Kılıçlar, bu etkinliğini Avrupa’da
da başlatmak ve geliştirmek istiyor.
Hüseyin Kılıç’a son olarak neden sadece çatal, kaşık ve bıçak ile sınırlı bir
üretim alanında durduğunu soruyoruz. Şöyle yanıtlıyor sorumuzu: “Her zaman bir
alanda iyi olmak, o alanda profesyonelleşmek istedim. Horeca sektörü bir
üretici için neredeyse dipsiz kuyudur. Yaptığınız iş yatırım, finansman ve
özveri ister. Bu nedenle gücü dağıtmak istemedim. İşimi seviyorum.”
www.kiliclar.net
|
|